Almanya merkezli olarak Batı’ya göç eden gurbetçilerimiz 40 yılı aşkın bir süredir oradalar.
Fakat bu süreç içerisinde maalesef esaslı bir dil oluşturamadılar. Gurbetçi futbolculardan ve gurbetçi mankenlerden söz edebiliyoruz fakat gurbetçi şair, gurbetçi yazar ve gurbetçi düşünür gibi tanımlamaların çok uzağındayız.
Şimdilerde 60.00’i bulduğu söylenen ve yarım milyon insana iş imkanı sağlayan Türk şirketlerinden ve ekonomik alandaki başarılardan bahsetmiyorum elbette. Sonuçta anayurttan gelen, eli çantalı/başı takkeli zevat eli ile tüm kazanımları har vurup harman savrulabilir ve derdimizde o değil zaten.
Biz kültürün en önemli taşıyıcısı olan dilden bahsediyoruz. Maalesef 40 yıldır Avrupa’da olan 4 milyonu aşkın insanımız esaslı bir dil oluşturamadılar. Oluşturamadıkları gibi kompleksleri tavana vurmuş ve Alman ödüllü üç beş şahsın dışında ortalıkta pek isim de görünmüyor. Meydan Zehra ÇIRAK ve Aysel ÖZKAN’lara kalmış yani…
40 yıldır hala Sonderschule mekteplerinde sürünüyor gurbetteki Türk dili. Bastırılmış duyguları, oryantalist bakışları, ispiyoncu duruşları ve boylarından çok daha büyük kompleksleri ile meydana çıkanlarda doğal olarak koca bir yenilginin, ezikliğin ve bastırılmışlığın izlerinden başka bir şey sunamıyorlar.
İlk neslin cahilliğine, kırlardan Avrupa’nın göbeğine yerleşmenin şaşkınlığına, dil bilememenin verdiği daralmışlığa, bir makine gibi çalışmaya mecbur bırakılmaya ve bir tarla/daire parası kazanıp geri dönme planlarına bağlayamayız artık bu vahim durumu.
Belki 2. nesil için bu tür bahaneler geçerli olabilirdi fakat 40 yıldan bahsediyoruz burada.
Üstelik ne Türk kültürü ne de Alman kültürü alanında dişe dokunur ürünler veremeyen 4 milyonu aşkın insanımız bunu dert etmiyor hala.
Aynı süreç içerisinde Türkiye’de az çok bir gelenek oluşurken ve onlarca isim sayılabilirken Avrupa’da sadece 12 Eylül kaçkını solcuların getirdiği bir hareketlilikten söz etmemiz ne kadar acıdır… Neden Türkiye’den giden imamlarımız namaz kıldırıp/tuvalet temizleyip para kazanmanın peşindeler daha çok? Bir dil oluşturma çabasına girmeleri için vatandan kovulmaları mı gerekmektedir?
Çif dilli, çift kanatlı, çift pasaportlu gurbetçilerimiz neden çift taraflı bir çeviri hamlesini başlatamıyorlar mesela? Veya var ve biz mi göremiyoruz?
Freud ve Kafka gibi göçmenler/gurbetçiler Alman edebiyatına, sanatına ve kültürüne yön verirken bizim Feridun ZAİMOĞLU’na çizilen rol komik kalıyor gerçekten de.
Zaaflarından ziyade Türkiye’li kardeşlerine nazaran birçok avantaja sahip gurbetçi gençlerden istikbal vaad eden 3-5 isim gösterebiliyor muyuz?
…
Umudu kesmiş değiliz elbette.
Biliyoruz ki gençler diskolardan, biraz büyükçe olanları ise biraz daha kazanıp yazın bir ayını memleketlerinde günlerini gün edip geçirme ve eşe dosta hava atmanın telaşından az kurtulsalar bu iş olack.
Büyük bir imkan var aslında elimizde. Tüm İslam tarihi boyunca hiçbir zaman Müslümanlar bu kadar yüksek oranda azınlık olmadılar gayri müslim topraklarda. Bunun bize birçok getirisi olabilir. Bu büyük tecrübedir.
Bu fırsat çocukların Sonderschule’lerde, gençlerin disko barlar’da ve amcamların sırtlarına 40 yıllık yüklerini alıp bir çay içmek için gittikleri camilerin kafelerinde heba edilmemelidir.
Bu fırsat değerlendirilmeli muhakakk.
İthal damatlarla/gelinlerle veya 11 ay çile çekip 1 ay hava atmakla hiçbir şeyi çözemeyiz.
Milli Görüşlüler, Süleymancılar, Diyanet ve Nurcular, teşkilatlanmaya değil teşkilatların/ camilerin içlerini doldurmaya çalışmalılar.
Velhasıl, 4 milyon insanımız Avrupa’ya köklerini bir güzel salıverseler, gözü kapıda/eli tetikte hallerinden kurtulsalar ve dil/kültür/sanat alanında esaslı adımlar atmaya niyet etseler çok kısa bir süre içerisinde gurbetçi futbolcu ve gurbetçi manken gibi gurbetçi şair/yazar/edebiyatçı/düşünür tiplerine de aşina olacağız.
Vesselam
Yorumlar
Takkemiz ne oldu?
Çar, 18/10/2006 - 14:07 — Habibe BaltaciSelamun Aleykum...
Bu konu önemli, en azından Almanya'da bulunan biz için.
Bir dil oluşturamadığımız gibi, kendi dilimize/kültürümüze de sahip çıkamadık. Bugün elimiz boş, ortalarda durmamızın en büyük sebeplerinden biri de bu.
Kendi dilini/kültürünü bilmeyen birinden, içinde bulunduğu dili/kültürü anlamasını bekleyemeyiz. Kendini bilmeyen/anlamayan, başkasını nasıl bilsin/anlasın.
Diyeceğim şu ki, haklısınız.
Neden mesela başka alanlarda önde gelenlerimiz var da ben okul serüvenim boyunca Almanya'da yetişmiş bir türk öğretmeni göremedim?
Ki bu öğretmen bizleri en iyi anlayabilecek kişi olacaktır.
Veya türk kütüphanelerimiz var mı?
Dil okuyarak korunur. Burda cami dediğimiz vakıf/dernek (Milli Görüş, Diyanet, Nurcular vs.) evlerindeki birkaç raf kitaptan bahsetmiyorum. Oradaki kitaplarla belirli (çok az) bir yere gelirsiniz sonrası yoktur. Hani mesela tarih, düşünce, şiir vs.
Peki neden?
Çünkü buraya eli (boş) çantalı/başı takkeli geldik, umduğumuz yine eli (dolu) çantalı geri dönmekti.
Başımızı boş verdik. Birde baktık kı, takkemiz uçmuş, başımız üşüyor...
Bundan sonra ya eski takkemizi aramaya çıkabiliriz, veya yeni bir takke örmeye başlayabiliriz...
Rabbim yardımcımız olsun...
Selam ile...
Dil yarasi.....
Per, 19/10/2006 - 01:27 — medine doganBizim derdimiz ile dertlendiginiz icin tesekkur ediyorum.Dil konusunda konusacak ilk kimselerden biri elbette degilim.Kaygisini tesidigim dertlendigim bir konudur.Buradaki insanlar o kadar turkiyedeki problemlerle ilgileniyorlarki, istanbul'un su sorunu kendi anadillerinden daha onemli oluyor,bu daha cok ilk nesil icin.ikinci nesil yani bizler biraz daha farkli baktik ama yinede cocuklar yetisirken dili sadece aile ile konusmuyorlar,dil toplumun ortak aracidir.mesela buraya gelen bir turkce ogretmeni sozde cocuklarin dilini duzltecek ama sonunda onlar bile cocuklarin diline teslim oluyor,
adam yetismiyor meselesine katilmiyorum. cunku elhamdulillah o kadar cok okuyan genclerimiz var ki, basari olarakta hic de bulundugumuz ulkenin genclerinden dusuk degil.mesala yabanci cocuklarin bulundugu ortamdaki cocuklar yil sonu imtihanlarda bulundugumuz ulkeni n cocuklarinin ortalamalarinda daha iyi durumda bu ozellikle matematikte oluyor.Evet kitab okusalar bile turkceyi tercih etmiyorlar.aslinda buda insani daha cok korkutuyor,cunku;insan ister istemez kullandigi dilin kavramlari ile bakar hayata.
Hersey dil ile baslar dilini kaybeden herseyini kaybeder.Su anda anadil dersleri kaldirildi buda ayri bir yara.
Yapilan bir arastirmada yabancilar icinde en zor bu topluma uyum sagliyanlar turklermis.Aslinda bu beni cok sevindirdi.:)
Siir ve edebiyat konusuna gelince bence siir ve edebiyatta once ruh olmali. o ruhta bu toplumda yok.Gunesin dogusun u batisi, kuslari daglari, yagmurdan sonra topragin kokusunu alamayanlar nasil siir yazabilir ki?
Tum bunlari yazmakla kendimi cok mu astim acaba?bunlar sadece yasadigim bir toplumda bulanan bir birey olarak benim dusuncelerim.
tekrar dertlerimiz ile dertlendiginiz icin tesekkur ediyoruz.
selam ve dua ile......