renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Gurbette Ramazan

ntvmsnbc.comMubarek ramazan ayı, ülkemizde olduğu gibi dünyanın muhtelif ülkelerinde yaşayan müslümanları uhrevi bir atmosfere sürüklüyor. Müslümanlar bu rahmet ve arınma ayından olabildiğince yararlanmak için dua ve ibadetlere ağırlık verip, salih amellerle yapmaya gayret ediyorlar. Ben acaba gurbette yaşayan cemaat.com üyeleri, ramazan ayını nasıl geçiriyorlar diye merak ettim ve bu dostlarımızla röportaj yapmaya karar verdim.

Fikir orijinal, kalıp farklı olunca röportajlar da bir başka oluyor bu cemaatte. Cevap bekleyen sorularıyla muhataplarını arayan farklı bir röportaj bu. Ben ilk defa deniyorum ve bu röportaj cemaat.com'da bir ilk olma özelliği taşıyor. Ama siz değerli üyelerimizin katkılarıyla başarılı olursa neden başka örnekleri de olmasın.

Bu röportajdaki sorularımıza ülkemiz sınırları dışında yaşayan kardeşlerimizden kısa da olsa cevaplar vermelerini istirham ediyoruz. Daha fazla sözü dolaştırmadan sade gelelim, buyrunuz röportaja geçelim;

1- Adınız - Soyadınız, yaşadığınız ülke adı?
2- Ramazan ayını gurbette geçirmenin en zor yanı nedir?
3- Yaşadığınız ülkede müslümanlar bu ayda ne gibi etkinlikler yapıyor?
4- Yaşadığınız ülkeye özgü ramazan gelenekleri var mı? Ya da sizler örf/gelenek oluşturdunuz mu?
5- Son olarak söylemek istedikleriniz...?

Yüksek katılımlarınızı bekliyorum efendim....

Hayırlı ve bereketli ramazanlar !...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Cevelanım Şadan'ım.

Cevelanım Şadan'ım. Bilirim ki hoş adamsın, Mollana layık bir civanmerdsin. Üç aferin bir tahsin eder derdi eskiler. E.. Biz de pek taze sayımayız hani. Yaptığın işler için sana bir sürü aferin. Allah emeklerini zayi etmesin evladım.

Tuhaf ve dahi acaib bir anket (ne demekse o) yapıvermişsin. Malumundur ki bendeniz Molla Kasımınız yedi düvelde seyran ile meşguldur ve lakin hiç biri ramazana denk gelmemiştir. Bu babdan olmak üzere nasibi bir kenara bırakarak büyük büyük büyük dedelerimizden bir çelebi'nin yad ellerdeki ramazanı ile niyyetinin makbulu için açılışı ben yapayım deyiverdim. Bakalım memnun ve mesrur olacak mısın?

28 Mehmed Çelebi ve beraberindekiler bir iftar sofrasına oturur Paris'te...

Bu gezisini daha sonra bir layiha haline getiren Mehmet Çelebi ve beraberindeki heyet bir Ramazan ayında yapmıştır bu seyahati... Fransızlar, Çelebi ve beraberindekilerin oruçlu olduklarını ve iftar yapacaklarını duyunca pek meraklanırlar doğrusu... Öyle ya bütün gün yemeden içmeden duran Müslümanlar acaba nasıl açacaklardır oruçlarını... Mehmet Çelebi'ye de belki sizler gibi hayret edası içinde 'Fesübhanallah!...' dedirtecek bir şeydir bu... Yemek yemenin seyredilecek neyi olabilir ki?.. Zaten Mehmet Çelebi daha pek çok şeye hayret edecektir bu gezisinde... Mesela soyluların dans etmelerini bir türlü anlayamaz ve bu tür hafiflikleri asillere yakıştıramaz Çelebimiz...

Çelebi ve beraberindekiler iftar sofrasına bu meraklı bakışlar altında oturur ve seyredilmekten dolayı büyük bir sıkıntı duyar, ama nezaket gereği bu seyre mani olamadıkları gibi, ses de çıkaramazlar...
İftar yaklaştıkça merak da artar ve başta Mehmet Çelebi olmak üzere, beraberindeki heyet kendilerine göre bu anlamsız seyir yüzünden terler döker...

Fransız seyirciler Mehmet Çelebi ve beraberindekilerinin bu sıkıntılarına aldırış etmeden, kendi aralarında bir şeyler konuşa konuşa iftar vaktinde ne olacağını beklemektedir...

28 Mehmet Çelebi iftar sofrasında seyrediliyor olmaktan dolayı epey utandıklarını belirterek, Fransızları ayıplar... Bu seyir yüzünden doğru dürüst iftar edemediklerini de hayıflanarak anlatır... Üstelik seyreden kişiler avamdan birileri de değildir...

İftar sofrasında utana sıkıla taam ettiklerini ve ecnebilerin nazarlarının bir hayli rahatsız ettiklerini zikrederek bu münasebetsizliğe anlam veremediğini ifade eder Çelebimiz...

Fakat her şeye rağmen iftar edilir ve namaza durulur... Aynı gece Teravih namazı da yine meraklılarınca seyredilecektir ve Mehmet Çelebi bu durumdan da ziyadesiyle huzursuz olacaktır...

gavurlar şimdi de öyle yapıyor mu onu bilemem. bakalım cevelanlarım neler yazacak buraya. Acaip merakla beklemekteyimdir yani der selam ider ve hepinizi gözlerinizden öperim sevgili vatandaşlarım.

Merak ettiğim için laf atıyorum..

Geçen hafta kısa bir süre Taksim'de bulundum. Gördüm ki, gurbette Ramazan pek bir gariptir.

Anlatayım lakin, on sekiz aylık ya da kısa dönemlilerden utanmadan askerlik anılarını çoğaltıp duran bedellilere benzer halim.

Haydi, şöylece açayım sözü; tıpkı adı gibi gurbette garip geçer Ramazan'lar. Kalabalıkların içinde yalnızlaşırsınız önce.. ama sonra..

mubarek dostumuz ramazan.....

En son turkiyede yasadigim ramazan ilk bahar mesvimi idi. Universite imtihanlarina hazirlaniyorduk. Buraya geldik, bize dostlugunu belli edip, bizim ile beraber buraya geldi. Mubarek ramazan cokca vefali bir dost. benim icin en zor tarafi ve bir cogununda oyle oldugun dusunuyorum, minarelerde ezani duymamak. tv lerde radyolarda istedigimiz anda ezani duyabiliyoruz elbette ama o minarelerdeki okunus o topraklarin mi buyusu bilmiyorum ama cok farkli...

Ramazanda bir gun once coskuyu ve sevinci cocuklara hissettirmek icin bizim yoreye ait tatilar yapip, komsulara dagittim, daha eve girmeden bir baktim ki, tepsilerle evde yemekler dolmus. komsularda geri kalmamis. Fasli, Afganli, Pakistanli, Surinam, Faslilarin kuskusu, pakistanlilarin ismini bilmedigim yesil sebzede yemekleri. MasaAllaha oyle bereketli geldi ki mubrarek ramazan. bitisimde iki tane kucuk arap kizlari var, ellerine tabaklarla geldiklerinde onlara soruyorum ben size ne ikram edebilirim, biz seker isteriz diyorlar:)

Tum ramazan geleneklerimiz birbirine karisti aslinda, tam bir sentez. Arap arkadaslarimiz iftarlari bizimki kadar cabuk olmuyor, onlarinki tam sunnete uygun, azar azar ve namazlardan sonraya birakiyorlar.
Anadolunun her sehrinde arkadaslarla bir araya geldigimzde cok hos manzaralar cikar, cogumuzun ailesi burada olmayinca arkadasliklar, dostluklar burada dahada anlamli olur, arkadaslar bazen ailenin yerinide alabiliyor.

Ulkemizi ozlemekle birlikte ramazan coskusuna golge dusurmemeye calisiyoruz. Hepimzinde en cok arzu ettiklerimizde biride hayatimizda bir defa Istanbul da ramazani yasamak...
Teraviler mukabeleler aynen turkiyedeki gibi devam ediyor. normalinde hic bir firin altidan sonra acik olmamasina ragmen ramazanda musade edilyor. Turk pidesi, turk cayi bulabiliyoruz, hatta osmanli kahvesi bile:)

Her milletin kendi dernekleri var, biz oraya cami diyoruz. ulkemizdeki tum cami isimlerini burada duymak mumkun. Iste gittigimz her yere aslinda hayat goturuyoruz, canlilik veriyoruz. umarim kiymetimizi bilirler:)

bir yahudi asilli musluman arkadasim var, islamda ilk uyguladigi amel oruç olmus, henuz musluman olmadan once aynen bizim ramazanimizi tutmus, fikihcilar ne der bilmem ama bizim cok hosumuza gitti.

sayin ercan in umarim sorularina karisik da olsa cevap vermis oldum.
Ve molla kasim'a bir gondermede bulunayim;"atalarimiz bosuna Paris'ten geri donmediler"
birde sayin sevkiogluna biz taksimdekiler kadar "gurbette" degiliz.sizinki daha zor,Allaha yar ve yardimciniz olsun.
Lale ulkesinde selam ederim ama laleler de kirgin, soykirimi kabul etmedikleri icin boyunlarini incittiler.
selam ve dua ile.....

Amsterdam'da Ramazan...

Selamunaleykum,

Medine gibi bende laleler ülkesi Hollanda'da yasiyorum. Ama ben burda dogdum ve burda büyüdüm. O yüzden kendimi pek gurbette hissetmiyorum.Yalniz ilk okulu Türkiye'de okudugum için Türkiye'de ki Ramazanlari az buçuk hatirlarim.

"Gurbette" oruç tutmanin er zor tarafi ezani duyamamak veya top atilmamasi. Bu beraberinde bir belirsizlik getiriyor hem imsak hem iftar vakitleri için.(Bir kaç tane imsakiyeyi yanyana koyup en geç imsak hangisinde oluyor, en erken iftar hangisinde oluyor diye bakip oruç tutanlar var). Zaten bu belirsizlik Ramazan'in basinda basliyor. Her kesimden müslümanlar bir tereddüt içinde oluyor: Ramazan hangi gün baslayacak? Bu sene Türklerin takvimine mi uyacagiz yada Suudi Arabistan'dan mi haber bekleyecegiz? Ve Bayram hangi gün olacak? En zor olani bu.

Birde burda Ramazan'la birlikte gelen canlilik Türkiye'deki gibi degil. Ama bir canlanma mutlaka var. Birde Hollanda deniz seviyesi altinda olan bir ülke, baskin bir havasi var, hem fiziki hemde manevi anlamda... Bu yüzden Ramazanlar bana hep suyun yüzüne çikip "derin bir nefes almak" gibi gelir.

Hollanda'da Ramazan'da faaliyetler bol olur. Gerek ögrenci dernekleri, gerek diger farkli kuruluslar mutlaka iftarlar düzenlerler. Iki senedir Amsterdam belediyesi 'Ramazan Festivali' düzenliyor. Bu festivalde yok yok. Hersey var. Ramazanla ilgili toplantilar, güncel konularla ilgili tartisma ortamlari, müzik, stand-up, tiyatro vesaire... Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar arasindaki diyalogu gelistirmek (yoksa var etmek) gibi bir amaçlari var. Ayrica bu sene 11. ayda Hollanda'da seçimler oldugu için maalesef bu tür etkinlikler ve iftarlar "yabanci" seçmenleri etkilemek içinde düzenleniyor. Son bir kaç yildir Amsterdam'in çesitli meydanlarina iftar çadirlari kuruluyor ve herkes davet ediliyor. Bu bir gelenek olmaya basladi diyebiliriz. Bir de son yillar müslümanlar evsiz barksiz insanlara Ramazan ayinda yardimda bulunuyorlar. Mesela bir as evinde veya evsiz-barksizlar yurdunda iftar yemekleri veriyorlar. Bu bir gelenek olmaya basladi. Hollanda inanilmaz derecede bireyi önemseyen bir toplum yapisina sahip oldugu için kimse kimseden pek haberdar degil, fakirler kimdir pek bilinmez, bu yüzden böyle kuruluslara yardim yapilir.

Sanirim daha çok sey söylenebilir, mesela Ramazan ayinin içinin bosaltimasi hakkinda... Ama güzel düsünüp güzel söyleyelim.

Son olara sunu söylemek isterim. Çogu insanda söyle bir kani var; Müslüman ülkelerde Ramazan daha iyi, daha güzel geçiyor, ama gurbette öyle degil. (Yani Ramazan'in anlamina dair daha iyi ve daha güzel). Ama ben ayni fikirde degilim. Mesela suan Ankara'da Türkiye'ye dönüs yapmis bir arkadasim var. Kendisi özel bir lisede Ingilizce ögretmeni ve burdaki yani Hollanda'daki Ramazanlari özledigini yazmis. Kendisinden baska oruç tutan yokmus. Ve burda yasadigi Ramazani orda yasiyamiyormus. Arkadaslari olarak biz buna çok sasirdik. Neyse lafi fazla uzattim... Diyecegim sudur... Her nekadar burda bir belirsizlik içinde olsakta, Ramazan ayinin anlamini yasatmak ve yasamak için büyük bir çaba sarfetmek gerekiyor. Bu çaba sarfedildigi müddetçe ister Müslüman bir ülkede isterse "gurbette" olalim Ramazan'i geregi gibi yasariz.

Not: Hatirlanmak güzel!

'Artık susmak ve yaşamak dostum ne dersin?'

Gurbette Ramazan

Selamlar ve hosbuldum öncelikle..

Hayirli, Bereketli bir Ramazan ayi olmasi duasi ile..

Gurbette Ramazan da Bayramlar da buruk geciyor.
Buruk cünkü; cocukken Balkon da sabirsizlikla bekledigim o ezan sesi sadece televizyondan geliyor..Buruk cünkü Camileri süsleyen o renkli isiklar yok..Buruk cünkü Iftara az kala, cevrede gözlenen o tatli telasa rastlamak pek mümkün degil.

Nankör olmak istemem..bir cok sehire nazaran Berlin de Türk cok, diger sehirlere nazaran belkide gurbet duygusunun en minimum yasandigi ülke..yok yok, Türk marketlerinden tutun da Simit Cafelerine kadar.. ama yine de o Ezan sesi yok iste...

3. ve 4. sorulara gelince, bu konuda sansliyim. Iftar günleri, sohbetler düzenleyen hatta almanlar icin dahi iftar programi düzenleyen bir "cemaat" ile tanistim.
Ramazanin son aylarinda iftar cadiri kuracak kadar verimli calismalari oluyor.

Son olarak.. Gecen sene Ramazan ayin da Istanbul da bir kac gün bulundum.. Ramazan i yasayan bir ülke..nasil bir naiflik ise herkesin oruclu oldugunu düsündüm sanirim ki, öglen vakitlerinde carsiya ciktigimda cevredeki lokanta ve simit cafelerin insanlarla dolu olmasi hayal kirikligina ugratti..kirik bir ani olarak kaldi bende.
Orda yasamanin kiymetini bilin derim..

Dilerim özü ile dolu dolu yasanir bu günler..

Gurbet ve Ramazan / Rasim Özdenören

"Bazı şeyleri, insanın binlerce, onbinlerce yıl önceki atalarının da aynıyla yapmış olduğunu bilmek insanın üzerinde tuhaf titreşimler bırakıyor, insanı tuhaf duygulara sevk ediyor. Düşünün ki, bizim, binlerce yıl önceki atalarımız da, bu gün bizim yaptığımız gibi, Allah’ın emrine uyarak oruç tutmuştu! Ama bu duygu, nadir bir şeydir, az bulunur bir şeydir, dahası ona belki antika demek bile yakışık alır. Çünkü bu duygu her yerde, olur olmaz karşınıza çıkacak türden bir şey gibi görünmüyor. Ben bu duyguyu, yıllar önce, bir Ramazan başlangıcında, bir gurbette duyumsadım.

Doğrusu ya, o Ramazan’ın nasıl geçeceğini bilmiyordum. Herhangi bir hazırlığım yoktu. Doğrusu herhangi bir hazırlık ihtiyacını duyumsadığım da söylenemezdi. O bilmediğim koca kentte, bir başınaydım. Akşam olmuş, yürüyerek, kaldığım pansiyona gidiyordum. Ertesi gün Ramazan’ın ilk günü olacaktı. Dolayısıyla o gece sahura kalkmalıydım. Daha ilginci, hemen o yatsı sonunda da teravih namazını eda etmemiz gerekiyordu. Biz, şimdiye değin, teravih namazlarını cemaatle kılma alışkanlığındaydık. Belki ilk kez, o yıl, o gurbet Ramazan’ında, münferiden teravih namazı kılacaktım. Hayır, teravih namazı zaten münferittir deme bilgiçliği taslamanın sırası değil, elbette öyle, ama bizim hem kişisel, hem toplumsal geleneğimizde teravih namazını biz şimdiye değin cemaatle kılma alışkanlığı edinmiştik ve bu alışkanlık ilk kez orada ihlâl edilecekti; bu duygunun anlaşılmasını istiyorum. Ben, işte orada, iç içe geçmiş bu yenilikleri birden ve bir arada yaşayacaktım. Ramazan, her zaman olduğu gibi, bu sefer de bütün rutinleri, hiç beklenmedik bir yerlerinden parçalayacaktı! Böyle bir şeyin hazırlığı olamazdı ve zaten hazırlığı yapılmış olan şeyin ihlâle uğramasında şaşırtıcı bir yan kalmazdı: hazırlığı yapılmış olan şey, hazırlıksız yakalanmaya teşne olmayı da içerirdi, hiç olmazsa içermesi gerekirdi. Oysa benim durumum, bütünüyle bir beklentisizliğe açık duruyordu.

İşte o akşam vakti, Ramazan’ın bizzat bir gurbet yaşantısı olduğunu düşündüm. Gündelik hayatınız ortadan çekiliyor ve oruçlu insan, kendi gündeliğinin içindeyken onun dışına düşmüş bulunuyor. Bu, söylemesi kolay, fakat anlaşılması zor bir duygu olmalı.

Tek başına, akşamın karanlığına doğru yürüyorum ve şöyle şeyler düşünüyorum: binlerce yıl önce de atalarımız oruç tutmuştu, Asr-ı Saadet’te de Allah’ın Resulü ve onun ashabı oruç tutmuşlardı. Şimdi, burada, dünyanın şu anda ayak bastığım bu noktasında, insan olarak onların neslinden gelen birisi, bir oruç arifesinde bulunuyor ve atalarının tuttuğu yolu ihyaya çalışıyor. Bu iş, burada, bir başına yapılıyor ve bunun kul olarak yeryüzünde hiçbir şahidi bulunmuyor. Ama sen, bir tek sen bunun biliyor ve bu işin bilincine varıyorsun. Ve böylece birdenbire, asırlar öncesinden Hz. İbrahim’le, Hz. Musa ile.. Son Peygamber ve onun ashabı ve bilhassa Hz. Ebubekir ile Hz. Ebu Zer Gıffari ile bir iletişim içinde bulunduğunu tahayyül ediyorsun. Bu duygunun bütün bir ömre bedel olduğunu fark ediyor ve bir cezbe titremesiyle mest oluyorsun.. bir yolculuk içinde bulunduğunu ve faniliğini, elle tutulurcasına idrak ediyorsun!"

NOT:
Gurbet ve Ramazan aslında bereketli ve bize bir çok şeyi hatırlatan bir konu. Neredeyse hepimizin bu konuyla ilgili söyleyeceği/yazacağı bir şeyler var ama doğrusu bir söz ustasının, Rasim Özdenören’in elimde çok güzel bir yazısı var, onu paylaşmayı daha uygun gördüm. Daha önce bir yerde yayınlandı mı bu yazı, bilmiyorum (Gerçi geçen yıl ben yayınladım Milli Gazete’de ama yeteri kadar dikkat çekmediğini düşünüyorum.)
Bu vesileyle Rasim ağabeye sağlık ve afiyet diliyorum.

Saadettin Acar

Almanya'da Ramazan...

Selamun Aleykum...

Geçen sene Ramazanı ilk defa İstanbul'da geçirdim. Ondan önce -ve şimdi yine- Ramazanı Almanya'da geçiriyor(d)um.

Ramazanı Almanya'da geçirmenin en zor yanı, diğer cevaplarda da belirtildiği gibi ezanı duyamamak. Teravihde camiye gidiyoruz diye, minaresi olmayan, sarı bir binanın en alt katında toplanıp teravih namazını eda etmek. (Bu cami(!)ler çoğunlukla cemaatlerin veya derneklerin.)

Ama o kadar da kötü ve zor değil tabi, Teravihler burada yaşayan müslümanlar için çok büyük bir önem taşıyor. Kardeşlik hissinin pekişmesiyle birlikte, bir sene boyunca karşılaştığınız dert ve sorunlarla, o yalnızlıkla aslında yalnız olmadığınızı görüyorsunuz, birçok kişinin de (aynı) dertlerden muzdarip olduğunu görüyorsunuz, belki bazen birlikte çözümler bile üretebiliyorsunuz.

Küçüklüğümden beri aynı camiye gidiyoruz. Aynı insanlarla birlikte büyümek, hayatının her aşamasını o güzel insanlarla paylaşmak, gidip, dönüp-dolaşıp, o insanlarin yüreklerine ait olduğunu hissetmek anlatılmaz.

Şimdi bunun Ramazan'la ne ilgisi var? Biz bu arkadaşlarla bir Ramazan'da bir yola çıkmıştık. Birlikte otururken, küçükken yaşadığımız Bayramların güzelliğinden bahsediyorduk, ve bugün, okul, iş, vs.'den dolayı o eski tadı bulamadığımızdan... "Çocuklar," dedik, "onlar da bizim onlar yaşındayken yaşadığımız bayramı yaşıyor mu acaba?" Çok güzel bir Bayram geçirsinler bu sene istedik, ve o bayram şölenini hazırlarken, o sene Ramazan da, o Bayram da bir başkaydı, bir başka güzeldi.

Bugün her sene aynı insanlarla İftar Programları, Sahur Programları, Bayram Şölenleri hazırlıyoruz. Çocuklar için ve büyümüş çocuklar için.

Bu sene mesela yaptığımız farklı bir çalışma var: Lübnan'a Temmuz ayında başlayan saldırı, Filistin vs. hakkında konuşurken, "Biz ne yapabiliriz?"i düşünürken, ortaya atılan bir fikre bağlandık ve gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Mazlum kardeşlerimiz için 100.000 Fetih Sûresi okuyoruz. Bunu "mütevazi" bir iftar yemeği ve bir Dua ile Kadir Gecesinde sonuçlandırmak istiyoruz. Bugün 60.000'e ulaştık.

Bu gibi şeyler yapılırken, koşuşturma bitmiyor tabi. Fakat bu telaş avantaja dönüşebiliyor. Koşuşturmakdan, sürekli bir şeyler hazırlamaktan, birlikte herkes için, başta Allah rızası için, birşeyler, güzel şeyler ortaya koymak çabasından, Ramazan'da olduğumuzu değil de, yine bir Ramazan'ı gurbette geçirdiğimizi unutuyoruz...

Benim penceremden acizane birşeyler aktarmaya çalıştım...

Ramazanınız mubarek olsun...

Selam ile...

Ne kadar gurbet sayilir

Ne kadar gurbet sayilir bilmiyorum ama evinden uzakta biri olarak yazayim istedim.

Burada ikindi vakti kapanir dukkanlar.
Sinirleri alinmis, herseyi oluruna birakan Araplar pur telas kosusturmakta.
İftar vakti geldiginde sokaklar bosalir ve in cin cift kale mac yapmaya baslar.
Ezan okunduktan sonra bazi Müslümanlar (Araplar demiyorum, Müslümanlar diyorum cunku benim gorduklerimin cogu Afrikali Müslümanlar idi) oruclarini acmadan once camiye gider ve namazdan sonra donerler.
Kimiside donmez. Camii cikisinda bir dostu koluna girer ve eve iftara goturur.
İftara misafir goturmek icin camii cikisi bekleyen Müslümanlarda var.
Davet ederler. Tanis olmaniza gerek yok. Siz onun kardesisinizdir zaten.
Ve buyuk bir cogunluk yemekler yapip ogrenci evlerine ve ihtiyac sahibi ailelere iftarda yemekler dagitmakta.
Ayrica Şam'da her seyden cok ezan sesi var.
Minareler hic susmuyor, camiiler hic bosalmiyor.
Zaten Araplarında pek uyudugu soylenemez.
Sehir uyanik, insanlar uyanik. isil isil caddeler ve sokaklar.
Ara sokaklar ana caddelerden daha aydinlik. Neden mi balkonlarda aksam yakilan ve gece boyunca fisleri cekilmeyen isiklar asili durmakta.
Hilaller, yildizlar, Allah ve Muhammed yazilarida isiklarin arasinda parlamakta.

Ve tum bu guzelliklerin yaninda fiyatlarda indirim yapilmakta.
Cok az kisi yabanci oldugumuz icin bizi kaziklamaya calismakta.
Taksiciler taksimetreyi kendiliginden acip fazla para talep etmemekte.

Turkler ve diger yabancilar genelde bir arada yasadiklari icin birbirine benzemekte.
Afrikalilar, Balkan ulkelerinden gelenler, Avrupalilar, Britanyalılar ve Amerikalılar.
Afrika ve Asyalilar ise sanirim en buyuk cogunlugu olusturmakta.
Herkes kendi ulkesine ait yemekler, mezeler, tatlilar yapmakta.
Yemek sonrasinda dil farkliliklari karsilastirilip gulunmekte.
Bizim evde Alman ve Hollandali arkadaslarimizin kelime telaffuzleri cay faslinda geyik olarak cerez edilmekte.
Guney Afrikali arkadasimiz ise ogrendigi Turkce kelimeleri saymakta.
Biz Turkiyeliler ise Arapcalari…

Welhasili kelam burada her sey guzel yasanmakta.
Barekallah.
Selam ile
Yildiz
Şam – ı Şerif / Suriye

uzun bir zamandir ögrenci

Esselam,

uzun bir zamandir ögrenci olarak avusturya'nin viyana sehrindeyim.

Ramazan ayini -ruhun acligiyla sanirim- kalp kipir kipir bir sevincle bekliyor. Lakin sevincini paylasabilecegin insanlar yok burdaki sokaklarda.

Sokaklarda olan gündelik bir telasi yüzlerine asmis, bezmis ve stres yansitan insanlar.... bu sehirde ramazan annesinin ellerini kaybetmis bir cocuk gibi. Gözlerindeki isik kirik.

Okulda dersdesinizdir arkadaslardan biri ‘vakit tamam, iftar olmus’ der siz de son kontrolleri yapar cantanizdan hurmanizi, sekerinizi artik iftarlik ne almissaniz yaniniza cikarir yavasca ulasabildiginiz arkadaslariniza uzattiktan sonra besmelenizi ceker nihayet orucunuzu acarsiniz. Ama ezansiz, heyecani tutulmus olarak... Bunlar olurken –her ramazan böyle olur- hoca dersi anlatmaktadir diger ögrenciler de kafalarina göre takiliyordur. Garip.. Gariplik kardesi hassasiyetle agir bir yük oluyor. en cok ramazan ayinda ve bayramlarda hissedilen… Cünkü insan sevincini paylasan insanlar ister yaninda. herkesin ayri ayri ama ayni heyecan icinde parladigini görmek ister. islami, heyecanimizi, ramazani bilmeyenlere de duyurabilmek icin bir ramazanda viyana universitesi önünde iftar saatinde iftar yemegi olarak gelen gecen herkese döner dagitilmisti ögrenciler tarafindan. Sevgiyle sunulan bu ikram karsisinda büyük bir memnuniyet olustu.
Burda bulundugum süre icinde tanik oldugum en büyük etkinlik buydu. Disarda kendiliginden ilgi duymayanlarin da ilgilendirildigi bir zamandi cünkü..

Camilerde -ki isimleri istanbuldaki camileri yasatiyor burda- bir seyler yapilmaya calisiliyorsada bu ayda iftarlarda görüsmelerden, okunan mukabelelerden öteye gidilmiyor. bunlar bayramlarda da oldugu gibi kapali kalan hareketler... sevk artirici olarak ise herkesin dilinde, elinde bireysel bir güzellik cabasi…

lakin koca bir sehir, onu dolduran insanlar, sehri kaplayan kasvet zirhi...
demekligim topyekun bir hareket yok. Bu hareket baslayana kadar, bu zirh delinene kadar gurbette ramazan gurbette kalacak.

sahibine en yakin dualar ayriyken büyüyor,
ramazan ayinin hayrina ve rizasina erebilmek duasiyla...

sevgiler

**göz gerekmez görmeye,
yürek gerek maşuk'a vecde!**

Halftime-Ramazan

Bu konuda fazla birsey demektense, dostum Kadir Kon'un Kültür dergisinin Ramazan sayisinda ki yazisina isaret edeyim (Beraber 5-6 Ramazan gecirdik Almanya da). Tesbiti güzel idi, gurbette Ramazan halftime'lik birseydir.

Türkiyeden yazilanlara da bakilinca pek farki yok diyesi geliyor insanin, sadece bir fark ile minareli camiler ve ezanlar yok. Ezan hasretini de ezan saatleriyle gidermeye calisiyor millet. Dogrusu bu yine türkiye'nin bazi mekanlarinda da ezanlarin kaset kayidiyla okuduldugunu duymustum, bunu hatirlatti simdi bana.

Geriye minare kaldi.

mi? Bence degil. Siz gurbette Ramazan'i türkiyede ki atmosfer ile karistiramazsiniz. Degerini bilin. Karalamaktansa, eski ramazanlar demektense az cok tutucu olun!

selam ile...

Umutsuzluga kapilanlar, lügatte IBLIS kelimesine baksinlar!