renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Güzele Bakmak Sevap mı? “Elbette!”

Boşvermiş gençlerin haramları basite, hatta alaya alan Bektaşî mantığıyla söylediği bu sözü duymayanınız yoktur herhalde: “Güzele bakmak sevap!” Tabii, onların güzelde neyi anladığını sorup bunu enine boyuna tartışmak gerekir. Aklı, fikri, anlayışı yukarılarda (hayır, beyninden yaklaşık bir metre aşağılarda) olanların “güzel” denince anladıkları, bir hanımın fizikî güzelliğinden başka şey olmayabilir. İnsanın fizikî güzelliği ise güzellikten sadece bir parçadır a dostlar. Hem de geçici, göreceli, aldatıcı, yalancı bir parça. Şâirin biri, sadece dış güzellikten hoşlananlara, hoşlanılanın dilinden şöyle der:

“El oğlu benim etimi budumu beğenmiş, neylersin?
Ulan sen et değil, kemik istersin!”

Nasıl bir beğenmedir bu sizce? Bizce en hayvani cinsinden... Güzelliğin o kadarını hayvanlar bile fark eder. İnsanî güzellik daha içten, daha kalbi, daha kalıcı ve tatlıdır. “Güzele bakmak sevaptır” sözünün kullanılış amacı yanlıştır. Ama bu söz, anlam bakımından tümüyle doğrudur. Güzellik de, bakılandan ziyade bakana, görene, duyana ait bir özelliktir. Güzelliği gören göz, güzelden zevk alan ruh olmasaydı güzellik neye yarardı sizce? O yüzden güzele, güzel bir niyetle ve güzel bir şekilde bakmak ibâdettir, sevaptır. Yalnız, unutulmaması da gerekir ki, güzelin tanımında güzel yoldan sapmamak, sınırı (hudûdullah) aşmamak esas nas’tır. Yine bilmeli ki, daha güzeli elde etmek için az güzeli terk etmek veya onu tahdit etmek, sınırlandırmak gerekir. Zevk aldığımız, güzel gördüğümüz dünyevî şeylerden sınırsız bir şekilde yararlanılmasının çok çeşitli dünyevî ve uhrevî zararlara sebep olacağını, bunların imtihan vesilesi olduğunu herkes bilir/bilmelidir. (Biliyorsa uygulamayanın bilmiyorsa öğrenmemesinin sebebini de sorgulamak gerekir…)

Ölüm olmasaydı, ölümden sonraki hesaba çekilmekle başlayan hayat olmasaydı... O zaman her şey anlamsız ve boş olurdu; güzeller ve güzellikler bile. Evet, ölüm olmasaydı o zaman nefse hoş gelen, sınırlarını hevânın veya çevrenin çizdiği güzellerin (!) ve güzelliklerin (!) belki bir değeri olurdu. O zaman dünya sadece eğlenmek ve zevk almaktan ibâret olabilirdi. Ama ölüm var, hem de evet, güzel olan ölüm ve ölüm ötesi güzellikler. O halde tüm yapay ve sanal güzellikleri, bütün sahte ve fâni güzellikleri o gerçek güzellik uğrunda fedâ etmeye değmez mi?

Güzellik; zevkle, haz duymakla, hoşlanmakla, beğenmekle ilgilidir. Kur’an bu konuda insanın hevâsının/arzusunun doğru bir ölçü olmadığını belirtir: “Hoşunuza gitmediği halde savaş size yazıldı/farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, halbuki siz bilmezsiniz.” (2/Bakara, 216).

Kur’an, hoşlanmanın, bir konunun güzelliği açısından yanlış yargıya götürebileceğini açıkladığı halde, halk arasında yaygın, atasözü halini almış ate sözlerinden biri şöyledir: “Zevkler ve renkler tartışılmaz!” İnsanın arzusu ilâh kabul edilirse tabii ki tartışılmaz. Hangi şeyden zevk alıyorsa saygı duyarsın, karışamazsın. “Ben zevkime karıştırmam. Özgürlük var. Zevk değil mi, herkesinki farklı olabilir; kimse kimsenin zevkine karışamaz.” Bütün bu anlayışlar hümanizm denilen insana tapma dininin iman esaslarından. Bu hümanizm dinine göre zevklere sınır da konulamaz, güzel yönler/hedefler de gösterilemez. Zevkleri kim tahdit edecek, onlara kim hedef gösterecek? -Hâşâ- insandan büyük başka ilâh mı var?

Bu tür vecize(!)lerle insanların zevkleri de yozlaştırılıp emperyalist oyunlara âlet edilmekte. Müslümanlar için insanın zevki de, renkleri seçmede de, her şeyi İlâhî ölçülere uymak zorundadır.

“Su sesi, kadın sesi, para sesi.” En güzel ses örnekleri için halkın kesin yargılarıdır bunlar. Tabiat güzelliği ile cinsellik ve kapitalizmin sentezidir bunlar. Ve bunların içine Kur’an sesi girmez, Hakk’a dâvet girmez...

Kâinattaki varlıkların rengi, şekli, tadı ne güzel... Hele sesleri ne güzel bir armoni, ne güzel bir mûsikî, ne güzel uyumlu orkestradır. Bülbülün şakıması, horozun ötüşü, kuşların cıvıltısı, suyun şırıltısı... anlayana sivrisineğin vızıltısı bile saz gibi âhenkli bir müziktir. Kâinat hep tesbih etmektedir, zikretmektedir. Bitkilerin ve hayvanların şekilleri, yapıları, renkleri, tatları hep farklı, hep ayrı güzel. Ve seslerindeki farklılıklar, güzellikler... Bir de çağdaş aygıtlara bakın: Fabrikalardaki sese, makine gürültülerine, araba motorlarına, evlerdeki küçüklü büyüklü âlet ve gereçlerden uçakların seslerine kadar... Ne çirkin bir gürültü; tabiatla ne uyumsuz şeyler ya Rabbi!

Yine, eyyamcı fâsıkların kulak ve göz gibi nimetleri verene nankörlük yaparak onu haramlarda kullanırken ifade ettikleri bir deyim vardır: “Kulakların pasını gidermek, göze bayram ettirmek!” Neyle? Haramlarla mı?

Bakmak ibâdettir, göze bayram ettirmedir. Doğru. Güzele bakmak da sevaptır. Kâbe’ye bakmak, aynen nâfile namaz kılmak gibi ibâdettir. Kur’an’a bakmak, göze nur ve cilâdır; bayramdır göz için. Büyük kitaba (kâinata) bakmak; emr-i İlâhîye uymak ve sevaba girmektir. Hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. Gözler bakmak içindir. Ama “göz oldur ki Hakkı göre, kulak oldur ki Hakkı duya!” Görmek, görebilmek bir ibâdet olduğu gibi, duymak, dinlemek de ibâdettir. Emîri dinlemek, ezanı dinlemek, Kur’an’ı dinlemek, kendini dinlemek, Hakka çağıranı dinlemek; kulakların pasını gideren birer kulluktur. Allah için yapılan her şey, atılan her adım, hikmet ve ibretle bakılan, dolayısıyla O’nun adıyla okunan her şey ibâdet; her ibâdet de güzel, güzeller güzeli…

Kaynak
Ahmed Kalkan

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Hmm..

Salik, zikrullah ile meşgul ola ola kalp aynası temizlenir ve kalpten Allah'a bir manevi bir seyir başlar.. Güzele bakış bu olsa gerek diye düşünmekteyim.. "Güzele bakmak sevaptır" deyimide bu hallere ait olmalı!

tefekkürsüz bir bakma eylemi

Helal dairenin yetmemesi sonucunda “güzel” anlayışının haram olanı içermesi ve bakma eyleminin tefekkür boyutundan uzaklaşarak salt masum(!) hareket haline dönüşmesi.
İnsanlar haramlardan sonuna kadar kaçınmadığını gibi helaller konusunda da tüm haklarını kullanmadığı için belki bu tür durumlarla karşılaşıyoruz. Hazı ve mutluluğu yasaklarda aramak; Kuran,sünnet ile donanmamış kalplerin meylidir.Tabii burada güzele bakanlar kadar güzelliğin(canlı, cansız) sunumu da önemli.Günümüzde o kadar şiddetli ve tahrik edici bir şekilde sunumlarla karşılaşıyoruz ki haramdan sakınmak, imkansız gibi geliyor.Veyahut işte Müslümanların derecelerini böyle durumlarda ortaya çıkarıyor, tabii Hak katında!Ahir zamanda imanın ateşten kor olması da belki bu durumlar içindir…
Reklama dayalı bir güzellik kavramının oluşması ve kitlelerin bu doğrultuda kendilerini yenilemeleri(!) kapitalist sistemin Müslüman dünyaya verdiği en büyük zararlardan.Her ne kadar bu tip saldırılara karşı kalkanlarımız bulunsa da, dayatmalar o kadar güçlü geliyor ki, müslümanımız o kalkanı kullanacak gücü kendinde bulamıyor.Burada ortaya çıkan şeyde “aciz Müslüman” tipi.Sonra biz bu Müslümanlardan! Ümmet kardeşleri için bir şeyler yapmasını temenni ediyoruz, ama bilmiyoruz ki karşımızda kendi acizliğini kabullenmiş bir Müslüman.Allah bizleri küfr karşısında aciz eylemesin…
Allah; gören gözümüz, işiten kulağımız,yürüyen ayaklarımız olsun…

Elfü Elfü AMİN...!

Allah gençlere sabır versin. Bakmak bir eylemdir, daha kötü bakmak bir tecavüzdür. Günahın büyüğü ve küçüğü olmayacağı gibi harama bakmanın da iyi niyetlisi kötü niyetlisi olamaz. Allah merhamet etsin bize...

Dediğiniz gibi...

"Gözün zinası bakmaktır" buyuruyor Efendimiz (s.a.v)...
Sabır zor ama neticesi güzel bir meyve...
Zaten insan "her an gözetiliyorum,Rabbimin yasakladığı bir şeyi yine O'nun için yapmayacağım" derse , Allah da o zata bu sabrında bir kolaylık ihsan eder...

Herşeyin başı sabırla başlar...

Merhaba kıymetli zeynep hanım, "sabır zor ama neticesi güzel meyve" cümleniz çerçevellendirilip evin duvarına asılacak bir cümle zira her işin başı sabırdır. Sabredemeyen biri ilim öğrenemez, sabredemeyen biri günahlardan kaçamaz, sabredemeyen biri ihtirası ve hırsı ile başbaşa kalır, sabır, güzel şey, sonu selamet... Allah mümin kullarının sabrını zorlayarak imtihan etmesin aşku şevklerini kırmasın inşallah ondan dilediğimiz kolaylıkları nasip eylesin yaşantımıza uygulama adına..

bir dize

"hangi güzel yüzdür ki toprak olmadı
hangi güzel gözdür ki yere akmadı "

diyenini hatırlayamasam da denileni hatırlamış ve hatırlatmış olmakla iktifa edeyim.
bağımızı ve sırtımızı yasladığımız duvarı hiçe mi sayalım bakmak-görmek-görünmek üçgeninde? saymayalım..