haber-aktüel

Bir 'Öteki' Prodüksiyonu; Uğur Dündar -İşte Hayatım-

“İlkelerin olacak, seni satın alamayacaklar.” Uğur Dündar, İşte Hayatım

Nedim Şener, 67 yaşındaki araştırmacı-televizyoncu Uğur Dündar’ın özenle seçilmiş hatıralarını ‘İşte Hayatım’ adıyla kitaplaştırıp, Uğur Dündar’ın sevgili çocukları Bora, Bartu ve Damla’ya ithaf etmiş. Üç çocuk için örnek bir insan, övünülecek bir baba; insanî kaygılar dolayısıyla saygı duyulacak bir yapım.

Ötekilerin yılmaz savunucusu, ajitasyon uzmanı Yılmaz Özdil’in, “Korktuğumuz için mi kaçarız? Kaçtığımız için mi korkarız? Bu sorulara kafa patlatmaktansa, yüzleşmemek en iyisi sanırım…”Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”ı atasözü kabul eden topraklarda, ben mi kurtaracağım ülkeyi kardeşim? Ve haliyle… Bizim yerimize düşünecek, bizim yerimize elini taşın altına koyacak, bizim yerimize “korkmayacak” birini ararız. Çırpınacak…

Kategori:

Saadet İslam'dadır, Peki İslam Saadet'te mi?

Başlığı böyle atmamın elbette bir sebebi var. Yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için evvela şunu ifade etmeliyim: Kastım, İslam düşüncesinin SP'den tamamen uzaklaştığı değildir, fakat son gelişmelere bakınca bu konudaki hassasiyetlerin kaçıncı sıraya düştüğü de kimsenin dikkatinden kaçmış değildir.

Evet, SP'nin İstanbul'da tertiplediği iftarlı program hiç arzulanmayan, istenmeyen görüntülere sahne oldu. Aslında bu tür taşkınlıklar bir bakıma geliyorum diyordu. Zaman makinesini geriye sarmak gerek.

Referandum çalışmaları ve tartışmaları başladığından bu yana, her parti kendince bir strateji belirleyerek meydanlara, parti merkezlerine, tabanlarına izahatlar vermeye başladı. Bunda hangi partinin ne yaptığına girecek değiliz, SP hariç.

Kategori:

Cumhuriyet’in Geleceği: Kopma ve Süreklilik

Bireysel ve ilkesel düzeyde reddedilmenin, bizi daha iyi yerlere taşıyan bir imkân olarak da görülebileceğinden bahsettiğim bir önceki yazıma ilişkin ilginç tepkiler aldım. Kimileri, siyasi gündemle ilgili nasıl bir ironi yaptığımı sorgularken kimileri de asıl dikkat çekmeye çalıştığım özü kavramışa benziyordu: Hayat fırsatlarla doludur, yeter ki onu görebilecek göze sahip olalım!

12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak halk oylamasının ne hakkında olduğunu biliyor musunuz? Ya “Evet” diyeceğiz ya da “Hayır”, bu kadar basit öyle mi? Peki, gerçekten neyi onaylıyor ya da reddediyoruz?

Kategori:

Evet mi Hayır mı?

Anayasa Referandumu etrafında süren tartışmalardan siz de benim kadar sıkıldınız mı?

Sıkılmayanlar için okuyacak/izleyecek/dinleyecek haddinden fazla malzeme var. Ben bu yazıda, sürüp gelen curcunadan sıkılanları “reddetmenin ve reddedilmenin” anlamı üzerinde düşünmeye davet ediyorum. Böylece sistemin kendini yenilemesi için bir fırsat olarak karşımızda duran referandumla -ki özü itibariyle önceki düzenin reddi ile ilişkilidir oylama- birey olarak kendimizi yenilememiz için bir fırsat olarak gördüğüm reddedilme arasında bir bağ kurmaktır niyetim.

Dileyen siyasi ironi yazısı olarak görsün, dileyen karakter gelişimi yazısı olarak okusun...

Kategori:

“Ne Sağcıyız Ne Solcu, Futbolcuyuz, Futbolcu”

Kasketliler...

Siyaset denildiğinde aklımıza siyasal iktidar, partiler, hükümet, meclis ve benzer konular gelir. Oysa siyaset kavramı, yaşadığımız "toplumun nasıl yönetildiği" ile doğrudan ilgilidir. Daha geniş anlamıyla toplumu yönetme gücü, yani iktidara kimin sahip olduğu ve gücü nasıl kullandığı ile doğrudan ilişkilidir.

Zaman zaman küçümseyerek kullandığımız bir kavram olan siyaset, her birey için hayatının her alanında çok önemli sonuçlar doğurabilir.

Kategori:

Dünyanın Yırtılmış Gömleği

Filistin’de duvara asılmış paslı bir anahtar duruyor

Güvenlik önlemleri insan hayatının önüne geçerken, hava karartmaları uygulanırken, İsrail asıllı olmayan herkes burada ölüm listesine adını bir bir yazdırırken… Gazze, yeryüzünün son musalla taşına dönerken, ambargolar aralıksız devam ederken… Yüzüne bakanların, kalbinden utandığı o şehirde… Savaşın, ambargonun, açlığın, ağlayan çocukların, her sabah ülkesini kurtarmaya yemin eden kızların… Ezan sesinde her gün yeniden yola düşen, yeniden taş atan, yeniden yorulan, yeniden kırılan ama hiç vazgeçmeyen insanların yanında… Avrupa’nın bölgeye ilgisizliğinden, Birleşmiş Milletlerin insanı teğet geçen politikalarından, anlaşmamak üzere anlaşmış Arap ülkelerinden, önü kesilen yardımlardan konuşurken, gözüm ansızın o anahtara takılıyor. Zamanın içimde donduğu günler…

Kategori:

Terör Tehlikesinin Bitirilmesi İçin Ne Yapılmalı?

Kategori:

Milli Görüş v.s Hizmet Planı mı?

Dış mihrakların, ülkemizde her dönem oyunlar çevirmeye çalışanların böyle bir planı var mı bilemiyorum ama şöyle bir meselenin ileriki günlerde fazlasıyla körükleneceği gözüküyor. 28 Şubat sürecinde Hocaefendi’nin başörtüsüne dair “füruat” beyanıyla, Milli Görüş ve Nur Cemaati arasında beliren soğukluk ve zaman zaman da cahil! müntesiplerin kine varan karşı(t) ve karşılıklı söylemleri sıklıkla duyulur olmuştu. Ve o soğukluk günümüze kadar tam anlamıyla izale edilemedi.

Burada, hata kimdeydi, şöyle yapılsa iyi olurdu şeklinde yargılamanın kapısını açabilecek bir şeyler söylemek en azından şu an için çok da anlamlı değil, ayrışmayı derinleştirir.

Kategori:

Aymazlığa Son Çare: Kötek

Türkiye uzun yıllardır karşılaşmadığı bir durumla karşı karşıya. Yıllardır İsrail’in yürüttüğü devlet terörü sonunda Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı da gerçekleştirilmiş oldu. Bazı “aklı selim” ve “sağduyulu” aydınlarımız diyorlar ki, o gemilerde sadece Türk vatandaşı yoktu. Başka ülkelerinde vatandaşı vardı. O zaman bu yükü tek başımıza biz almayalım. O ülkelerde gerekli tepkiyi göstersinler.

Mutlaka böyle bir durumda ilk yapılması gerekli olan tavır, uluslar arası kuruluşları harekete geçirmek olmalı. Ama uluslar arası kuruluşlardan somut adımlar beklemek dünya gerçeğini bilmediğinin ispatıdır.

Kategori:

Bu Tokat Hepimize

İsrail normal bir devlet değil ve hukuku önemsemiyor. İsrail'in en çok başvurduğu şey şiddet. Ve bunda pervasız.

İnsanları öldürmekten, işkence etmekten ve suikastler düzenlemekten çekinmeyen bir devlet İsrail.

İsrail'e karşı bir adım atılacaksa, onun bu özelliği göz önünde bulundurulmalı.

Kategori: