renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Haber 7'de "Meksika Sınırı!"

Haber7

Sitemiz yazarlarından Tarık Tufan, İsmail Kılıçarslan ve Selahattin Yusuf'un yapacakları "Meksika Sınırı" adlı program bu cuma başlıyor.

"Herkesin bir Meksika sınırı olmalı!" sloganıyla her cuma 22:30-00:30 arasında Haber 7 ekranında olacak program, zengin içeriği ile göz dolduracak.

Ağırlıklı olarak sanat, edebiyat, popüler kültür, sinema, sosyoloji ve sporun konuşulacağı Meksika Sınırı, özgür bir tartışma platformu olarak kurgulandı.

Niçin Meksika Sınırı?

Mehmet Efe'nin "herkesin bir Meksika sınırı olmalı" dizesinden ilhamla dibine kadar özgür ve özgün bir tartışma programının imkanlarını zorlamayı hedefleyen Tufan, Kılıçarslan ve Yusuf; programın her hafta tekrarlanacak küçük köşeleriyle de ilgi çekeceğini ifade ediyorlar.

Not: Haber 7'yi; Digiturk, D-Smart, Kablo TV ve uydu yayınından takip edebilirsiniz.

www.haber7tv.com

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

meksika sınırı

inşallah hayırlara vesile olur.... iyi bir program olacağından eminim.

ayrıca haftanın karikatüründe yerlerini almışlar. lakapları "three amigos" kalmaz inşallah:))

"eddai"

meksika sınırı

http://www.youtube.com/watch?v=A_FZ23JGn04

feysbukta da arayınız (Meksika sınırına yakın bir yerdeler: )

Öğrenmenin Sınırı olmayan Meksika Sınırında buluşalım...

Benim bildiğim ya da izlediğim kadarıyla TV kanallarında böyle bir program daha yok. Kendine has çizgisi ve uslubuyla farkını fark ettiren bir program Meksika Sınırı. Bizlerle bilgilerini, ilgilerini ve sınırlarını paylaşan Tarık Tufan'ı, İsmail Kılıçarslan'ı ve Selahattin Yusuf'u tebrik ediyor Meksika Sınırı'na emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Allah yolunuzu açık etsin... (sizler gibi güzel insanların seslerini daha çok duymak dileğiyle.)
Haber7 TV
Cuma
22.30

Meksika Sınırı mı? Meksika Siniri mi?

Bilmiyorum niye geldim buraya ancak bir mümin olarak bazı şeyleri sineye çekemiyorum artık! Bugün pazar ve ben bu gün ilk defa TV seyrediyorum...Değmez olaydı elim gitti meksa siniri diye bir programa denk geldi! Abi Allah için ya! Muhammet Mustafa aşkına! Şu programı biriniz durdurun! Tarık bey kardeşim, İsmail bey kardeşim, Selahattin bey kardeşim sizlere sesleniyorum! Gardaşlarım gözünüzün yağını yiyeyim bu programı kaldırın kaldırtın yayından! Bu kadar acemice bu kadar amatörce bir program 3. cü dünya ülkesinin sitkomunda dahi çekilmedi abi ya! Ya iki laf söylüyorsunuz arka tarafta matkap sesleri hilti sesleri! Size verilen kıymet bu kadar mı? Ve dahi seçilen konuların ve konuşalan şeylerin içeriği o kadar sıradan ki yemin ediyorum kendimi birden ökkeş abinin kahvehanesinde duman altı olmuş kültablası kılıklı insanlar güruhundan sandım! Uzun lafın kısası bu program sınırlarda değil sinirlerimizde... Bir kişi el atsın artık şu programın içeriğine ve ve ve O, hilticiyi, matkapçıyı biri susdursun!...

Dostlarda pazarda SATILIR oldu...

Matkap sesi

Meksika Sınırı desek daha iyiolur ne dersiniz? Programın müdavimiyim. Matkap, programın kalitesini sesi dışında nasıl etkiler? Olmuştur, bir kere olmuştur.
Ben cümle cemaate hararetle tavsiye ediyorum kardeşim.

Adı üzerinde 'Meksika Sınırı'

Bir mümin için hazırlanmış bir program değil ki Meksika Sınırı.. nmüminlere de hitap edebilecek bir program. Meksika Sınırı işte. Sıra dışı adamlar, oturup sıra dışı bir program yapmışlar ve 'Meksika Sınırı' metaforuna uygun konuları işliyorlar. Zaten kendileri de biraz Meksikalı. azıcık serseri, azıcık asi adamlar. Arkadaşlar oturup her zamanki gibi aralarında konuşuyorlar.. ve bence iyi konulara değiniyorlar ve bu tarzlarıyla bir farklılık da oluşturuyorlar. Her programın hitap ettiği bir kesim ve tarzı vardır. Bu programın kendi kesimine iyi hitap ettiğini düşünüyorum açıkçası. Yalnızca sizin ya da benim için program yapmıyorlar ya..! Akıllara seza mevzuların nasıl tiye alınabileceğini ve onlarla biraz da bu şekilde mücadele edilebileceğini öğreten yanı dahi yetiyor bazen seyir için.

Elbette beğenmemek gibi bir hakka sahipsiniz ve eleştirilerinizi sunacaksınız. Ancak dediğim gibi, büyük ihtimalle ya bu programın konuları ve tarzı size hitap etmiyor ya da dostları seyreder gibi izliyorsunuz programı. Size tavsiyem sadece bir program olarak izlemeniz ya da kendinize hitap edecek farklı programlara yönelmenizdir.

Fondaki gürültü bahsine gelecek olursak. Eğer uydudan değil de stüdyonun bulunduğu binanın tadılatı gibi bir nedenden kaynaklanıyorsa bu ciddi bir saygısızlıktır, hem programcılar hem de biz izleyiciler için.

..meyve veren ağaç taşlanır..taşlama da tadıyla olursa...

...izliyoruz;kısmetse izlemeye devam edeceğiz. elbette eksikler olacaktır;kendisinden sonraya bir ilk olma özelliği taşıdığını düşünürseniz. kuşkusuz, bu tarz bir programın formatının oturması kolay değil. öncelikle, alışılagelmiş bir yapılanmanın ve hedef kitlesinin dışına çıkan bir program bu bence... şahsen eleştirebileceğim yönleri çok;ama ilk'in de eleştirilebilmesi için iyice oturması gerekiyor. Oturana kadar eleştiri faydalıdır,katkıda bulunmak gerek derseniz;acaba bizden katkı isterler mi diye sormak lazım. sormuş olsalardı; biraz "mektepli-uslu zorlama" var derdim aşama katkısı için. Selahattin Yusuf ve İsmail Kılıçaslan, kendilerini biraz kasıyorlar gibi görünüyor. ayrıca program akışında tutukluk var;korsan cd lerdeki gibi.İçerik,bazen meksika sınırının ötesindeymiş gibi görünmüyor;yeterince "special" değil.oysa meksika sınırı'nın ötesi "very special" şeyler içerir bence. hem formal bir yapı olacaksınız,hem de meksika sınırının ötesine çıkacaksınız;bu mümkün değil. formal kaygıyı aza indirmek gerekir. ayrıca meksika sınırı çok iddialı bir isim. bu iddia'nın içeriğinin daha özenli seçilmesini öneriyorum. Hani özelse bu program ve ilkse, adına yakışır incelikte ve "rahatlıkta" olmalı. RTÜK kaygısı daha az hissettirilebilir. Kişilerden söz edilirken, daha hassas olunabilir; insanları incitmekten uzak durulabilir. paytak adımlı magazinel adımlar atmak, programı sınırın ötesine değil, berisine taşıyor. başarılar diliyorum;durduğumuz yerden işlerine burnumuzu uzattığımızı düşünürlerse,buradan da beyan etmelerini bekliyorum:)
selam ve sevgiyle

Seçkin Deniz

Mahallenin Siniri Alınmış Programcılara İhtiyacı Var!

Selamünaleyküm Selim Bey kardeşim. Öncelikle bir konuyu açıklığa kavuşturalım. Bu programı müminlerinde seyredebileceği bir program olarak gösteriyor ve oradaki arkadaşları sıradışı insanlar olarak tanımlıyorsanız. Bende size bu kardeşlerimize niye bizim mahallenin çocuğu diyorsunuz derim! Çünkü bizler millet olarak sıra dışı olayları hep göz ardı ederiz. Sıradışılık bir “yaratıcılık” demektir. Kreatifliği gerektirir. Sıradışı olmak SÜRÜDEN ayrılmak demektir. Öyleyse iki lafın ikisini de siz söylemeyin! Ya sıra dışı adamlar olsunlar ya da bizim mahallenin veyahut bizim yörenin dilini kullansınlar “kendi kusmuğu içerisinde genç yaşta esrar komasından ölmüş” bir gitaristin, şarkıcının bana hayat hikâyesi bir şey katmaz ki! Burucelle’nin genç yaşta ölmesi, misyon olarak doğuya daha yakın olması, Ceki Çenin Holuvuda daha yakın olması, can kloyt van damenin döner tekmesinin hızı bana ne katabilir ki? Diyorsunuz ki bizim sizin için program yapacak değiller ya! Hem vallahi hem billahi vedahi tillahi temas kurduğum sizin mahallenin adamları bu programı yaşlısı ile genci ile kızı ile erkeğiyle seyretmiyor! Çünkü bir nane anlaşılmıyor! Ağabeylerin düşünce platformlarında bir hedef yok! Dostlarımız kitleye neyi vereceklerini bilmiyorlar! Biliyormuş gibi yapıyorlar! Böyle olunca da ortaya tek yağlı soğansız bir ciğer dürümü çıkıyor ki hafizan Allah yiyince kan kokusu alıyorsunuz… Diye bilirsiniz ki seyretme kardeşim senin gibi seyirci düşman başına! O zaman bende seyretmem! Ancak seni tiye almam! Mahallemin çocuğunun anlı yarılmış kanı akıyor! Bir bandajla sarıp yaranın kanını durdurmak bana da vazifeyken sen bana kalk yapma de! Ben sinirli, asabi, birazda agresif bir mahalle sakininin değil kendine, tavuğuna dahi kıştt demem!

Ben beğenmiyorum bu programı arkadaş! Mahallemin adamlarına içi boş sözler ile batılı tasvirini yakıştıramıyorum! Böyle program yapacaklarsa gitsinler başka mahalleye… Bizde kültürden, edebiyattan, sinirden ve sınırdan anlayan adamları oraya koyalım!

Bir diğer konu ise fondaki hilti ve matkap sesleri... Bir canlı yayının stüdyosunun kenarında yada yanında gürültü yapan ve yaptıran ve bundan rahatsızlığını dile getiren program sunucularını hiç kale almayan o insanları orada zor durumda bırakan mahalle muhtarının haline sadece acıyorum!...Bir işi de hakkıyla yapın kardeşim!...

Dostlarda pazarda SATILIR oldu...

Ben programı izlemeye yeni

Ben programı izlemeye yeni başladım.Sözün doğrusu benim ruh halime arkadaş çevreme uygun ve hitap ediyor bu yüzdendir ki kafamın uyduğu arkadaşlara da tavsiye ediyorum.Yüşa beyin böyle program yapıcaklarsa başka mahalleye gitsinler çığırtkanlığını edepsizlik olarak düşünüyorum.Kimsenin -aksi olmadığı taktirde- mahallenin muhtarlığına soyunmaya yetkisi yoktur.Herkes haddini bilsin seyirciliğini bilsin eleştirmeyi öğrensin.Siniri alınmışlıktan söz ediyorsunuz yorumunuzun sinir katsayısı olağan çiğ köftelik et dozajını aşmış durumda diye düşünüyorum.
Yaşınızın bu yazıyı kaleme alırken büyük önemi olduğuna inanıyorum.Bu bağlamda niyetin samimiyeti, estetiği(kötü olduğu anlamı çıkmasın) kurtarmaya yetebilir.Ben genç bir izleyiciyim ve sunucuların, konulardan tutun da programdaki videolar klipler dahil seçimlerini yerinde buluyorum.Yaptıkları işlerden dolayı tebrik ediyorum.Benim ufkumu açıcı çok güzel konuşmalar yapıyorlar,sohbetler ediyorlar.Etrafımda olan biteni farklı bi bakış açısıyla sunuyorlar."Bu nasıl ciddiyetsizliktir bu nasıl garipliktir" deyip de allah korusun es kaza yüşa beyi dinler de - :) - programı kaldırırlarsa benzer uygulamayı eski zamanın yeşil çam filmleri ya da şu zamanın yeni Türk filmleri için de geçerli kılabiliriz ki bunun da gelişime nasıl köstek olacağı açıktır.Bırakınız yapsınlar bırakınız düşünsünler.Bu süreçte eleştiri de olsa programı ayağa kaldırmak için acemiliği amatörlüğü ortadan kaldırmak için dozajı düşük tutmalıyız.Makul ve yapıcı eleştirilerde bulunmalıyız.İnternet bize özgür bir ortam sağlıyor diye insanları kırma gibi bir özgürlüğümüz olmadığını artık iyicene anlamalıyız.
Umarım bu yorumların meksika sınırı gibi sıradışı ve beyne hoş,beyine hitap eden, bir programın yapımcıları ve sunucuları tarafından gelişimleri için olumlu katkıları olur...

Meksikanın Üç Atlısı

Merhaba

Tarık Tufan'ı dinlemek her zaman keyifli olmuştur. Seneler önce bir süre dershanede felsefe hocamızdı ve neşeli muhabbetler yapıyordu. İsmail Kılıçarslan ve Tarık Tufan muhabbetini dinlemek de kısmet olmuştu Marmara FM'de ve müthiş keyif almıştım bundan. Dinlemekten. Maksika Sınırını baştan sonra hep izlemek istedim bunun için fakat tv'den uzak olup, çok kötü bir internet bağlantısına sahip olduğum için programa erişemiyorum, ya da youtube formatından gerçek anlamda doğru düzgün izlemek mümkün olmuyor benim için.

Tarık Tufan ve İsmail Kılıçarslan güzel Türkçe konuşan insanlar, konuşurken cümlelerin içini doldurarak konuştukları için dinlemek daha da güzelleşiyor. Bundan mahrum olmak istemezdim ama kader bu emir. Gibi biraz da.

Yani biliyorum ekranları başında mutlaka bu programı keyifle izleyen, programın başlamasını iple çeken insanlar vardır.

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Muhabbet Adaleti N'apar?

Evimden Tv'yi atmadığım günlerde çok sık, şimdilerde daha az sık izlediğim güzel bir çözümleme programı. O Ülke'nin sınırlarının onlardan sorulduğu üç arkadaşı da Allah için seviyorum. Tek tek yazmaya lüzum görmüyorum üçü de güzel insanlar. Kısacası güzel yönleri çok fazla..

Ben uzun zamanlardan beridir yazmayı düşündüğüm bir meseleyi bugünkü tekrar Meksika Sınırı'nı izledikten sonra erteleMEme kararı aldım; neredeyse beni ağlatacak olan minik kuzucuklar şarkısının ardından kendimden ve tembellikten nefret ettim. (hâla öğleyi kılmış değilim saat 15:50 -ne de olsa 1 saatten fazla var canım-) Gördüğünüz gibi nefret etmek bir işe yaramıyor. Klasik pasif iyi tavrı.

Ben yine de Hakan Albayrak'ın "Ülke tv'de neden başörtülü yok?" yazısının tamamını aşağıya koymayı düşünüyorum. Yorum olduğu için link vermeden koyarsam yayımlanır diye düşünüyorum. Çünkü açılan yeni pencereye bakmak zor iştir! Bir yandan da okumak, burayı unutmadan. Bir sürü iş. "Tarık'cım lafını unutma"'dan sonra gelen uzun cümlelerin paralelindeki "acaba nasıl toparlayacak ve nereye bağlayacak" bakışlarıyla beraber gözüme Tarık Tufan'ın yeşil adidas tişört'ü takılıverdi. Sonra Selahattin Yusuf'a baktım, sanırım lakos idi. İsmail Kılınçaslan'ınki de Polo olsa gerek.

Ben biraz huylandım. Sloganik sözde radikal olduğumdan mıdır nedir "oğlum, onların okuduklarının zekatını okumamışsın; sakallarına, tişörtlerine takıyorsun, yuh!" iç uyarılarıma da aldırmadığımı böylelikle görüyorsunuz. Hepsi pırıl pırıl maşaAllah! Yani zaten bir tek başörtülü yok, bıyıklı da yok. Bana diyeceksiniz ki yani "sembollerle nereye kadar, sen niteliğe bak" Yavu kardeşlerim -bu yavu da taraf'ın tv yazarından bulaştı- : niteliğe bakmasam bunları yazıyor olur muyum?..

Saklı gizli birşey yok. Sakal bıyık başörtü de yok. Takvalı olduklarına gerçekten de inandığım bu arkadaşların sınırlarını çizdiği Ülke'de, az biraz da semboller olsa keşke.. Diyor ve Hakan Albayrak'ın yazısını aşağıya yapıştırıyorum -sanırım aynı konuyu GerçekHayat'ta da işlemişti-.

Az kalsın unutuyordum. Son zamanlarımın gündem ayetlerinden birisi de "bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin" mealindeki vurguyu şöyle de anlamak: "bir kavme/kişiye olan muhabbetiniz sizi adaletten ayırmasın" gibi.. Aklımızda kalan ayetleri cümleler içinde kullanarak ne kadar da islamic olunduğunu gösterme hastalığım nüksediyor. Bu teşhisi de dün gece Yusuf Armağan'dan okudum. Tıpkı beni anlatmış. (ikindi gelecek ve ben hâla yazıyorum)

Neyse efendim. yazı aşağıda:
Hakan Albayrak,
10 haziran 2008, salı, YeniŞafak

Ülke TV ekranında niye hiç başörtülü yok?

Kanal 7'nin yan kuruluşu olan Ülke TV'nin gazetelerde yayınlanan reklamını görünce beynimden vurulmuşa döndüm.
Reklamda arz-ı endam eden sekiz hanım sunucu/moderatör arasında bir tane bile başörtülü yer almıyor!

Zaten Kanal 7'de de başörtülü bir sunucu/moderatör yok artık.Halbuki bu kanal, 14 sene evvel, başörtülü bir haber sunucusuyla yayın hayatına atılarak devrim yapmıştı. Revizyonizmin bu kadarına pes doğrusu!

Sözüm sadece Kanal 7 ve Ülke TV yöneticilerine değil.'Muhafazakâr Demokratlar'ın kontrolündeki (?) başka televizyon kanallarında da başörtülülere ekran görevi vermekten imtina ediliyor. Sorsanız, başörtülülere ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmasına isyan ettiklerini söyleyeceklerdir…

'Ayrımcılığa son!' diyeceklerdir… Türkiye'nin laikçi asabiyeti aşıp normalleşmesini savunduklarını iddia edeceklerdir… Ama başörtülülerin ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü mevcut anormal durumun 'gereğini' yapmaktan da geri durmuyorlar işte.

'Marjinal' damgasını yememek, 'herkese' hitap etmek, 'genel kabul' görmek için başörtülüleri ekrandan uzak tutuyorlar.Başörtüsünün 'marjinal', 'genel kabule mugayir', 'acayip', 'irite edici', hatta 'ürkütücü' bir şey olduğunu vazeden laikçi zihniyete boyun eğiyorlar.

Aşırı laikçilerin “kamusal alan” hassasiyeti gibi bir şeyle karşı karşıyayız. Başörtülüler belki yönetmen veya yapımcı olabilirler, ama “kamusal alan”a -ekrana- çıkamazlar! (Çıkarlarsa kanalın fiyakası bozulur, modern imajı sarsılır!)

Yok yok, günahlarını almayalım; program konukları ve seyircileri arasında başörtülülere de rastlanıyor… Başörtülüler sadece sunucu/moderatör konumunda bulunamıyor…Demek ki ılımlı laikçilerin yaptığı “kamusal alanda hizmet alan/hizmet veren” ayrımı gibi bir şey söz konusu!

Yazıklar olsun diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Şimdilik!

...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...

Televizyonu Dönüştürmek ve Dil Kurmak / Yusuf Kaplan

Batı'da televizyonlar, özelde ait oldukları ülkenin, genelde ise uygarlığın normlarını yeniden üretirler. Meselâ bir İngiliz televizyonundan, bir Fransız televizyonundan, bir İspanyol televizyonundan ve bütün bu farklı ülkelerin televizyonlarının aynı ortak medeniyet normlarını farklı şekillerde yeniden üreten formlarından sözedebiliyoruz. Meselâ İngiliz televizyonu, stylish / stilize bir dil kurmuştur. Fransız televizyonu ise, factual / somut gerçeklere dayanan bir dil geliştirmiştir.

...

Yazının tamamına ulaşmak için;

Televizyonu dönüştürmek ve dil kurmak

mucize

Yer Meksika Sınırı...geçmiş zaman...selahattin yusuf buğulu bakışlarla:
"Üçümüzün burada, olması bir mucize...evet bir mucize!"
diyor. İsmail ve Tarık sessiz;anlam veremiyorlar bir süre bu çıkışa...şaşkın şaşkın Selahattin'e bakıyorlarlar.

Kim anlam verebilir acaba?Bunu, İlkokul talebelerinin heyecanıyla yapageldikleri hatalardan mı sayalım? Yoksa,az biraz mürekkep yalamışların kronik narsizmine mi?Ya yoksa illâki sürüklenegittikleri yerin neresi olduğunu mu soracağız?Israrla kaçmak istedikleri İslamî terimler ve düşünceler'i bu programda nereye koyacağız? Yahut nerdeler bu üç dostumuz? Meksika sınırı dedikleri İslamî geçmişlerinden kaçma isteklerine alet oluyor mudur ki?Günahlarını almayalım belki. Arınma telaşlarını siz anlıyor musunuz?Ben anlıyorum ve üzülüyorum. Özgünlük adına temeller -duruşma yapılmadan- yavaş yavaş çöpe atılıyor. Program,amatörce bir konseptte işliyor. Teknik işçilik belki daha fazla profesyonel. Program,Tüm zorlamalara rağmen fazla gidecek gibi görünmmüyor.

Alper SELÇUK

Meksika Sınırı

meksika siniri cok kisa zamanda cok farkli kesimlerden izleyici kitlesi olusturmus ve türkiye televizyonlarinda benzeri olmayan bir program.hepsini tebrik ediyor cok uzun süre devam etmesini umud ediyorum.

zeynep reyyan

Televizyon Felsefesi: Meksika Sınırı / Yusuf Kaplan

Televizyon, yeniden sözlü kültüre geçişin habercisi olan bir "mecra"dır. Ancak burada sözlü kültüre geçiş, reel düzlemde gerçekleşmez, sanal düzlemde gerçekleşir. Çünkü televizyonla izleyici arasındaki ilişki, özne-nesne ilişkisidir hâlâ: Televizyon "mecra"sı, aygıtı özneleştirir; camın araya girmesi, izleyiciyi nesneleştirir.

İşte Meksika Sınırı programında yapılan şey, televizyonun izleyiciyi nesneleştiren, aygıtı özneleştiren şiddet üreten bu ontolojik mekânının kırılmasıdır: Meksika Sınırı'nda özellikle İsmail Kılıçarslan'ın camı kıracak, perdeyi yıkacak ve izleyiciyi metne / doğrudan mü/dâhil edecek bir ruh üretmesi, televizyona üçüncü ve dördüncü boyutları da katan yeni bir dil üretilmesine imkân tanıyor.

...

Yazının tamamına ulaşmak için;

Televizyon Felsefesi: Meksika Sınırı

Çok farklı bir program!

Bir televizyoncu değilim,iletişim bilimci hiç değilim.Ancak "Meksika sınırı"nın çok farklı bir program olduğunu anlamak için televizyoncu olmaya da,iletişimci olmaya da gerek yok.
Yusuf Kaplan'ın dikkati çektiği üzere bu üçlü insana programda özne olduğu hissini veriyor.Bu mesaj ya da mail atabilmemizden falan da kaynaklanmıyor.Çünkü o programa hiç mail atmadım.
Kim ne derse desin,izleyemediğim halde izlemeyi özlediğim tek programın adı: "Meksika sınırı"
http://www.karakalem.net