renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Haklı Olmak mı İstersiniz, Kral Olmak mı?

( I )
Bağdat'ın kenar semtlerinde birinde, evin genç kızı Fatıma sofanın ortasına yerleştirdiği yuvarlak sofraya yemek taşımakta. Ülke işgal edilmesine rağmen yemek yenecek. Tüm acıların üzerine kurulan sofradan alınan lokmalar boğazlarda düğümlenecek yeniden. Babanın aile ve ülkesi için taşıdığı endişeye, Fatıma'nın rafa kaldırdığı gelecek hayallerine rağmen kurulacak sofra. Sureyya hanım bir ay içinde kaybettiği akrabaları için akıttığı gözyaşlarını, doğradığı soğana mal etmekle meşgulken, evin küçük kızı Ayşe'nin, bebeğiyle oynarken sedirin örtüsünü bozuyor olması görmezlikten gelinecek. On beşlik Hasan, ülkesini işgal edenlere karşı nasıl direneceğinin hayaliyle dalmışken olacak her şey.

Tekmelenerek açılan kapı yüzünden bir gürültü kopuyor aniden. Elleri silahlı askerler ayakkabılarıyla hücum ediyorlar içeri. Annenin soğan doğramak için bıçak tutan eli, bir kuştan ödünç aldığı yüreğiyle birlikte titriyor sanki. Örtüsünü almadan erkek karşısına çıkmayan Fatıma ne yapacağını şaşırıyor o an. Canhıraş bağırışlarla sindirildikten sonra, itilip kalıyor ailenin fertleri. Önce Hasan çıkarılıyor dışarıya.. ardından babası. Elleri bağlandıktan sonra kafalarına çuval geçirmeye geliyor sıra. Bir küçük çocuk ne yaparsa onu yapıyor Ayşe.. ne düşünürse onu düşünüyor sadece. Askerlerden biri Fatıma'nın yanında. Aklına kötü şeyler geliyor olmasına rağmen fırsat bulamıyor bu sefer. Evin iki yiğidini alıp gidiyorlar Ebu Gureyb'e. İşkence edildiği duyuluyor aylar sonra. Televizyon bültenlerine haber oluyorlar. Gazetelere manşet oluyor işkenceci askerler. Mahkemeye çıkarılıyorlar. Ve hakim sorduğunda neden diye.. "Biz askeriz, sadece emredileni yaptık diyorlar"

( II )
Günlerden Pazar. Banyodan yeni çıkmışsınız, bornozunuz üzerinizde kurumayı bekliyorsunuz. Kapının zili çalıyor münasebetsizce. Kim o dediğinizde, yumuşak bir ses tüm kibarlığını kuşanarak, bir firmanın reklam maksadıyla promosyon dağıttığını söyledikten sonra kapıyı açmanızı rica ediyor. Hiçbir şey istemiyor olmanıza rağmen, medenilik adına kapıyı aralıyor ve kibarca teşekkür edip müsait olmadığınızı ifade ediyorsunuz. Pazarlamacı, laf cambazlığı ile ne yapıp edip -üzerinizdeki bornoza aldırmadan- kendisini dinletmeye mecbur etmeye çabalıyor sizi. Canınız sıkılmasına rağmen sabrediyorsunuz. Pek çok ara gazın ardından nihayet varmak istediği yere geliyor pazarlamacı. Şayet, elindeki çok kıymetli ürünü! tanıtım maksadı ile olduğu için indirimli fiyatı ile alırsanız, hediye kazanacağınızı söylüyor. Ali Cengiz oyununun içine çekiliyor olmanızla birlikte bornozla kapıda tutsak edilmenize sitem etme vakti gelip çatıyor tabi. Kardeşim, bir şey istemediğimi söyledim. Kibarlık adına kapıyı açtım ama sizin şu yaptığınıza bakın dediğinizde karşılık geliyor. "Ben bir pazarlamacıyım, işimi yapıyorum sadece"

( III )

Son derece özel mevzuları çirkefçe kurcalayan ya da çarpıttığı bir haber sonrasında kendisini sigaya çeken muhatabına benzeri bir cevap veriyor telefonda muhabir. "Ben bir gazeteciyim.. sadece işimi yapıyorum"

Eminönü'nde ya da tevafuk eden başka bir yerde aracınızı sıradan bir sokağa par etmek istediğinizde de aynı şeyle karşılaşıyorsunuz. Ücret talep eden görevliyle girdiğiniz diyalogun ardından "ben sadece görevliyim" diyor yakasına alelade bir kimlik iliştirilmiş adam.

Okullarının bahçe girişlerine yerleştiren görevliler de böyle söylüyor, başı kapalı olduğu için içeriye almadığı mütesettir kızlara.

Yüzünden melanet akan hastahane personeli, haklı sıtayişlerinizden sıvışmak gerektiğinde.. zorluk çıkaran herhangi bir memura sitem ettiğinizde. Ve kimi zaman, elindeki içi saçma sapan şeylerle doldurulmuş hutbeyi okuyan imam. Adaleti hiçbir surette yerine getirmeyen hükmü veren hakim de aynı şeyi söylüyor. Öğretim görevlileri, polis memurları ve benzeri pek çokları, ne akla ne adalete sığacak işleri bu cümlenin ardına sığınarak yapıyorlar. "Ben bir devlet memuruyum.. görevimi yapıyorum" diyorlar

( IV )

Başrolünü oynadığı bir filmde Denzel Washington, küçük bir kızın ölümüne sebep olan bir caniyi sıkıştırdığında, küçük kız için üzgün olduğunu ifade eden katil de benzeri kelimelerin ardına sığınıyor ve "Ben bir profesyonelim.. işimi yapıyorum bayım" diyor.

Hiç kimse yaptığını içine sindiremiyor aslında. Hatta yürekleri sızlayarak yapıyorlar vazifelerini! Ama ne yapsınlar. Onlar sadece bir .......!

"Ben bir..." diye başlayan cümleler, tüm suçları izale etmeye yetiyor!

Joker cümle bu. Ben bir işkenceciyim ama bu benim görevim. Öldürdüğüm küçük kızınız için üzgünüm ama ben bir profesyonelim. Faili meçhulleri ben işledim ancak ben bir vatanperverim. Bu akla sığmayacak işi yapıyorum ama ben de bir emir kuluyum. Kimyasal silah kullanarak katliam yaptığım için üzgünüm ama ben emir alan bir askerim bayım.

İstisnaların kaideleri bozmayacağı teamülüne dayanarak herkesin söylediği aynı kapıya varıyor aslında. Profesyonel takılıyor hepsi ve emredileni, kendinden istenileni yapıyor sadece. "Ben kendimi kiraladım" diyorlar özetle. Farklı bir mülahaza ile; kimi bebedini, kimi ruhunu kiraya vermiş olmanın vicdan azabından böylece kurtuluveriyor, yaptıkları şeyin niteliğini sorgulama gereği duymadan. Ben bir alçağım demeye cesaret edemiyor hiç biri. Ben bir hiçim. Sadece, parayı verenin düdüğünü çalan biri. Bir ruhum yok benim, rengim, inancım, kişiliğim.

Biraz abarttığımı düşünüyorsunuz sanırım. Abartmadan, gereği gibi anlaşılmayacağı düşünüyor olmam nedeniyledir bu. İstediğiniz kadar yumun gözlerinizi. Pek çok suç bu şekilde işleniyor işte.. ve haksızlıkların bir kısmı bizlerin eliyle yayılmaya devam ediyor böylece. Belki bu güne değin farkına varamadınız ama; bu satırları okuduktan kısa bir süre sonra varacağınıza eminim. Yaşadığınız ilk tecrübede hafızanız iş başına geçecek ve sizi bu satırlara alıp getirecek.

Niteliğinden dolayı hikayelerimin ve verdiğim örneklerin pek çoğu ile aidiyet bağı kuramamış olabilirsiniz. Kiralık katil ya da işkenceci olma ihtimaliniz pek zayıf tabi. Bu gün için belki bir öğrenciyiz ya da bir yerde işçi; memur ya da görevli. Ve belki yüksek bir mevki. Ne iş yaparsak yapalım, anlattıklarımla uzaktan da olsa aidiyet kuracak bir yan bulmanın mümkün olduğunu düşünüyorum. Birilerine "ben bir .... bayım, görevimi/bana biçilen konumun gereğini yapıyorum" derken dikkatli olmanızı tavsiye ederim. Çünkü siz, yalnızca yaptığınız görevin faili olmaktan çok daha başka bir şeysiniz. Siz düşündüğü ve aklettiği için her söyleneni ve emredileni yapmayacak erdem ve iradeye sahip olmalısınız. Karakterinizi ve onurunuzu yaptığınız işin gerekleri belirlememeli. Az bir paha karşılığında asli değerlerini satacak tiyniyette olmamalısınız.

Siz! Görevi gereği birilerinin ilencine değil; göreviyle çeliştiği pek çok halde değerlerinin gereğini yerine getirdiği için onurlu kalmayı tercih etmiş biri olarak anılmalısınız.

Adil olduğunuz için dokuz köyden kovsunlar sizi. Varıp kolay bir yere asın ceketinizi.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Feveran

Pis bir doğulu kisvesiyle, pis batılı mütefekkirlerin nev-i şahıslarına münhasır çilelerini çekiyoruz dostum. Hepimize bir şeyleri sirayet ediyor işte.

Yazdığınız hiç bir şey için benden bağışlanma dilenmenize gerek yok. Şu an ki yorumunuzu tafsilatlandırma açısından abartılı bulmama rağmen, birikmiş sıkıntılarınızın feveranı olarak kabul ediyor ve pek çok hususta kral değil de haklı addettiğim için alıp başımın üzerine koyuyorum.

Saygılarımla..