renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Halk Kesesinden Sendikacılık

Memur sendikaları ile hükümet arasındaki görüşmeler dünyadaki sendikal mücadeleler tarihi açısından kötü bir örneklikle sona erdi. Bir mutabakat metni yayımlayarak masadan kalkan taraflar, neyin karara bağlandığının tam olarak belli olmadığı müzakereler sonucunda son derece mutlu bir görüntü sundular.

Türkiye’de sendikacılığın genel gidişi tam bir sefalet tablosu sunuyor. Sendikalar üye aidatlarını devlete, dolayısıyla halkın sırtına yükleyerek izahı mümkün olmayan bir gasp örneği sergiliyorlar, büyük bir ahlaki zaafiyet çukuruna yuvarlanıyorlar.

Sözde toplumsal adaleti zorlayacak olan sendikalar üye aidatlarını devlete ödeterek kendi ekonomi ve geleceklerini garanti altına almanın hesabı içindeler. Bir sivil mücadele alanı olarak üyelerinin maddi ve manevi fedakârlıklarıyla var olması gereken sendikaların devlete-hükümete bağlı bir ekonomik ilişkiyle bağımsız kalabilmeleri mümkün müdür? Böyle bir sivil mücadele anlayışı nerede görülmüş? Devlet gücünden bile kuvvetli olabilecekken ekonomik çıkarlar için bu gücü devlete satan sendikalar bireylerin, farklı görüşlerin haklarını nasıl savunabilecekler?

Hükümeti belki bu alicengiz oyununda tebrik etmek gerekiyor. Muhalefet potansiyeli taşıyabilecek sendikaları aidat ödemeleri ve seyyanen zamlarla ekarte edip kendine bende kılmıştır. Sivil toplum denen kerameti kendinden menkul anlayış da böylece devlet-hükümet sisteminin bir parçası olmuştur.

Mutabakat metninin çoğu geleceğe dönük birtakım belirsiz taleplerle dolu. Asıl önemli olanları ise ücretlerle ilgili. Elbette ücret meselesi önemli ancak üyelerinin ve en nihayetinde geniş toplum kesimlerinin hak ve taleplerini savunacak ve onları devlete karşı bir nevi koruyacak sendikal örgütlenmeler bu meyanda mutabakat metnine herhangi bir madde dâhil ettirememişlerdir. Sadece maaş artışına yoğunlaşan ve bunda da hükümetin gerisine düşen bir sendika anlayışı… Üye aidat primlerini artırmaktan öte bir mücadele vermeden masadan gözü açık tüccar mantığıyla kalkan bir sendika anlayışı… Tam bir sefalet tablosuyla karşı karşıyayız! Mutabakat metninde yıllardır dayatılan başörtüsü yasağına ilişkin bir madde yok! İnanç tercihlerine saygı talebi yok! Eğitimden, farklı birçok alana kadar özgürlükçü açılımlara dönük sorgulayıcı ve sorgulatıcı bir adım yok!

Halkın kesesinden kesesine para aktarma hedefinin sığlığında can çekişen, hükümeti savunma ve kadro kapma telaşından başka bir amacı olmayan sendikaların üyelerine ve topluma verebilecekleri bir şey yoktur. Kimse kendini kandırmasın. Bu gidişle şişe şişe büyüyüp hantal bir para öğütme ve kadro kapma mekanizmasından başka bir şey olamayacaklardır. Halkın ve üyelerinin özgürlükçü taleplerine bırakın kulak vermeyi statükoyu “bizim adamlarımız” mantığıyla içselleştirecekler ve oluşabilecek farklı muhalefet hareketlerini de sistemin sivil ayağı olarak küçümseyip mahkûm edeceklerdir.

Demokrasinin kelle hesabına dayalı sözde niteliğini bayraklaştıran, nitelik bağlamında bahsettiklerimizin yanında türlü zaaflarla malul sendikacılık anlayışı artık kökten sorgulanmalıdır. İyi niyet ve arzularla sendikal süreçlerde yer alanlar cesur bir şekilde mevcut konumlarını gözden geçirmelidirler.

Toplumsal problemlerin temelinde yatan ideolojik dayatmalarla, resmi yasaklarla kıyasıya ve sarsıcı bir şekilde yüzleşilmedikçe bir tiyatrodan ileri gitmeyecek sendikacılık oyununun hakiki yüzü görülemeyecektir.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

yandaş medya, yandaş sendika, eğitim-bir-sen vs...

ak parti döneminde sermayede, bürokraside ve medyada oluşan yandaşçılığın sendikalarda karşılığını bulmaması düşünülemezdi, nitekim buradaki pastadan nasiplenmek de memur-sen'e düştü. kurucu misyonuna zıt olduğunu düşündüğüm bu yandaş sendikacılık anlayışı, memur-sen'in ak parti döneminde hızla şişmanlaması sonucunu üretmiştir.

eğitim-bir-sen'n genel başkanı ahmet gündoğdu'ya, yerel bir toplantıda mealen şu uyarılarda bulunmuştuk. "her büyüme gelişme sayılmaz. beş yaşındaki çocuğun 100 kilo olmasını sağlıklı bir büyüme/gelişme sayabilir misiniz? eğitim-bir-sen'in üye sayısı ak parti hükümeti boyunca çok hızlı artmıştır lakin bu sağlıklı bir büyüme olmamıştır. birçok üye atama, tayin ve torpil için hızla eğitim-bir-sen'e geçmiştir. bu tür niyetlerle artan üye sayısı üzerinden doğru bir sonuca varılamaz. üyelerin aidiyeti menfaat üzerine kurulursa bunun bedeli ileride ağır olur."

tabi bu eleştiriler kulak ardı edildi. gündoğdu eleştirilere yanıt vermek yerine yine "daha çok üye" hedefiyle toplantıyı kapattı.

bugün görüyoruz ki hükümet ile sendika arasında doğru bir ilişki tesis edilememiştir. iddialar ve talepler hükümet politikalarına endekslenmektir ki bu hiç de doğru değildir. eğitim-bir-sen, üye sayısı üzerinden elde ettiği "sivil" gücü hükümetin hizmetine sunmaktadır.

sendikaya samimi bir niyetle yaklaşan, üye olan ve onu bir mücadele aracı görüp sendika için emek harcayan yüzlerce insanın emeği zayi edilmiştir/edilmektedir. yozlaşma tüm bünyeye doğru hızla yayılmaktadır. belirli ilçelerde ve illerde teşkilatı doğru bir perspektifle ayakta tutmaya çalışan insanlar dar alanda sıkışmış kalmıştır. mevcut haliyle memur-sen'e bağlı sendikaların alternatif üretme, sivil bir alanı doldurma gibi bir şansı kitlesel olarak yoktur, tekil örnekler ise zaten giderek zayıflamaktadır.

eğitim-bir-sen'e, sendikayı sistem içi bir araç kabul ettiğim için üye olmuştum. gelinen noktada ise bu aracın sisteme gönüllü kulluk konumuna alçaldığını gördüğüm için istifa ediyorum.

Nasıl yani!

Sendikalar tesettür konusunu gündeme almamakla suçlanıyor.Tesettür konusundaki anayasa değişikliği konusundan dolayı iktidar partisinin kapatılmasına ramak kaldığı ne çabuk unutuldu.Sanki bu hadise hiç yaşanmamış gibi alınan tavrı çok partizan buluyorum.
Sanırım, Eğitimbirsen'in daha önce birlikte hareket ettiği partinin propagandalarından kaynaklanan bir sorun var.
Bu arada sendika aidatlarının hükümet tarafından ödenmesinin sendikal mücadeleye nasıl zarar vereceğini anlamış değilim.Hükümet zararın doğmasını "Aidatları ödemekten vazgeçerim,üyeleriniz istifa eder,aidat geliriniz düşer" diyerek mi sağlayacak?Ne bu hükümetin ne bundan sonraki hükümetlerin bunu göze alabileceklerine inanmıyorum.Dolayısıyla aidatların devletçe ödenmesini sendikalaşmayı arttıracağı için yararlı buluyorum.Zaten aidatlar kaldırılırsa, buna ilk önce bu uygulamaya itiraz eden KESK itiraz edecektir.O yüzden kimse KESK'in ipi ile kuyuya inmeye kalkmasın.Bir daha çıkamaz!
Eğer kişisel menfaat için sendikaya üye olanlar varsa bu sendikanın sorunu değil,Türkiye'nin sorunudur.Yoksa siz PKK sempatizanı Eğitimsen'i terketmeyen kemalistlerin orada kalmasını açıklayamazsınız!Tabii serzenişlerimizin arkasında "çıkar için girenler yüzünden benim ve benim gibi düşünenlerin kişisel çıkarları zedelendi" anlayışı varsa hiç konuşmayalım.Çünkü sendikacılık yandaşları müdür yardımcısı vesaire yapmak için yürütülen bir mücadele olamaz ki,temel mesele "gerçek yandaşları" tespit olsun.Asıl mesele emaneti ehline teslim etme meselesidir.Ehil olmakta hiç bir siyasi görüşün tekelinde değil.

http://www.karakalem.net

başörtüsü, partizanlık, aidat ve çıkar meseleleri

Başörtüsü Meselesi

Şayet partilerimizi koruma adına ilkelerimizden, iddialarımızdan ve taleplerimizden vazgeçeceksek, niye siyaset yapıyoruz? Kendi kimliğimizle ve politikalarımızla şayet var olamıyorsak, bu durumda partiler Meclis’te ne yapıyor? Başörtüsü meselesi, sadece başörtüsü meselesi midir? Sanmıyorum. Yasak, Türkiye’deki tevhid ve şirk mücadelesinin ya da başka bir ifadeyle, Kemalist kimlik ile İslami kimlik arasındaki mücadelenin somutlaşan alanıdır. Dolayısıyla başörtüsü yasağı üzerinden sembolleşen iktidar mücadelesinde kimin hangi iddia ile var olduğu önemlidir.

Partizanlık Meselesi

AK Parti ve sendikaya yönelik eleştiriler “partizanlıkla” etiketlendirilerek değersizleştirilmek istenmiş. İlk olarak ifade edeyim ki, ne yazarın ne de benim herhangi bir parti ile hiçbir ilişkim var. İkinci olarak eleştiri ve itiraz hakkımızı kullandığımızda bu neden bir partiye mal edilmek zorunda olsun? Nasıl bir yaklaşım bu? Siz bu savunmacılığı partizanlık olsun diye mi yapıyorsunuz? O zaman biz de şöyle mi demeliyiz: “Sanırım, Eğitim-bir-sen'in şimdi birlikte hareket ettiği partinin propagandalarından kaynaklanan bir sorun var.” Mesele bu kadar basite indirgenerek tartışılabilir mi? Sivil ve muhalif bir zeminden hareketle, kendi düşüncelerimizle konuşma imkânımız yok mu?

Aidat Meselesi

Aidatların devlet tarafından ödenmesi bir hareket için utanç vesilesi olmalıdır. Ahmet Gündoğdu’ya şunu sormuştum: “Şayet sendikaya üye olan bir öğretmen, bütçesinden bir 5 ytl bağışlayamıyorsa böyle bir üyeliğin ne anlamı olabilir? İnsan üye olduğu bir yapıyı yaşatmak için bu kadar az bir fedakarlığı dahi yapamıyorsa ileride başka bir fedakarlığı nasıl yapabilir?” Mesele budur. Deniyor ki, “siz üye olun, nasılsa parası sizden kesilmeyecek.” Devlete bu kadar bağımlı hale getirilen sendikalar, eğitim emekçilerinin ve öğrencilerinin hakkını devlete karşı ne kadar savunabilir? Evet, hükümetler “aidatları ödemem” diyemez belki bu saatten sonra ama meselenin özü bu değil ki! Mesele, sivil kalabilmekte! Belki bu örnek bile tek başına sendikaların neden sivilleşemediğini göstermesi açısından önemli. Bu yüzden Memur-Sen’in meydanlara çıkıp “sivil anayasa” demesi sahici gelmiyor. Sivil talepler ancak sivil bir hareket yada da örgüt/organizasyon tarafından özgürce savunulabilir.

Şayet bir üye, bağlı olduğu sendikaya 5 lira 10 lira parayı gönüllü bağışlayamayacak kadar sendikaya sahiplenmemişse, benim için böylesine ucuz bir üyeliğin hiçbir değeri yoktur.

“KESK ya da Eğitim-Sen de böyle diyor” şeklindeki savunmanın anlamı nedir? Sırf onlar da bu görüşü savundu diye, doğru olduğuna inandığımız şeyi söylemekten vaz mı geçelim? Kendi görüşümüzü söylemek, neden KESK’in ipiyle kuyuya inmek olsun? Nedir bu 80 dönemi klasik sağ-sol yaklaşımı? Tesettür meselesinde de benzer bir yaklaşım vardı. Ne yani, arkadaşımız bağımsız düşünebiliyor mu? Siz her sözünüzü birilerine angaje olarak mı söylüyorsunuz? Sağlam dediğiniz ipe sarılacak kadar güveniniz yok mu? Size hangi ipe sarılacağınızı hep başkalarımı söylüyor?

Çıkar Meselesi

“Tabii serzenişlerimizin arkasında "çıkar için girenler yüzünden benim ve benim gibi düşünenlerin kişisel çıkarları zedelendi" anlayışı varsa hiç konuşmayalım.”

Bu tür bir yaklaşımın iftiradan ne farkı var? Tanımadığınız, bilmediğiniz bir kişi hakkında böyle bir hükmü hangi delile dayanarak veriyorsunuz? Yoksa siz zanna mı uyuyorsunuz? Öyleyse bilin ki bu hiç adil bir yaklaşım değil. Bu utanç verici yaklaşım konusunda şunu söyleyip bitireyim: Kişi kendisi nasılsa, başkasını da öyle görürmüş, ama doğru ama yanlış…

Pes artık!

AKPARTİ'nin aldığı "hazine yardımının kesilmesi cezası"na ve hatta bu uygulamadan önce gerçekleştirilen hukuksuz anayasa değişikliği iptaline rağmen sendikaların hükümetten tesettür yasağının kaldırılmasını taleb etmelerinin hiç bir anlamı yoktur.Hükümetten yapamayacağı kesinlikle ispatlanmış olan bir şeyi istememek muhali taleptir.Siz sendikanın olarak tevhid inancının gereği olarak şeriat yönetimine geçişi de talep etmesini de isteyebilirsiniz.Ne de olsa istemenin sınırı yok!
Ancak sendika bu talepleri hükümeye değil de TSK'ya ve Yüksek yargı'ya sunsun.Ancak orada da küçük bir problem(!) var.Sendikalar görüşmeleri hükümetle sürdürebiliyorlar.
KESK'in hiçte mantıklı bulmadığım bir görüşünü dile getirmenizi eleştirmemden rahatsız olmanızı anlayamadım.KESK'de sizin gibi muhal şeyleri talep ediyor.O yüzden de her seferinde görüşmeden masadan kalkıyor.Halbuki hak denilen şey görüşülerek aşama aşama elde edilir."Ya hep ya hiç" diyenler hiç bir şey elde edemezler.
"Ya hep,ya hiç" mantığı ile görüşmeye yanaşmayanların üyelerinin "falanca sendikalar sayesinde şu hakkı elde ettik." dediklerini gördük.
Sonuç olarak "Ya hep ya hiç" diyenler,görüşmelerde elde edilen azı protesto ederek onu almamazlık etmiyorlar.Bu onlara çelişki olarak yeter.Çünkü aksini yapsalar daha çok ses getirirlerdi.Gerçek köktencilikle,köktencilik gösterisi buralarda birbirinden ayrılıyor,olsa gerek!

http://www.karakalem.net