Kendimden habersiz susuşumun üstünde ne çok zaman geçmiş…
Ne bakışlarım, ne uykusuz gecelerim, ne de kendimi rüzgara salıp üşümelerim kalmış. Mavi Yıldız'ım ben görmeden kaymış gökyüzünden; dileklerimi hep başkası tutmuş. Umutla gülümseyişlerimi toy kahkahalara, derin hüzünlerimi dipsiz kuyulara salmışım. Bardağımda çay, kalemimde mürekkep, gözümde nem bitmiş.
Kuşların ve rüzgarın hatta delice çarpan kalbimin dilini ne zaman unuttum? İlkbahar bir yana, gönül mevsimim sonbaharı kim çaldı gözlerimden? Ağaç gölgelerim, sararmış yapraklarım, inadına yağmurda ıslanmalarım vardı benim…
Geceyle söyleşmelerim terk etmiş beni ilkin, yenik düşmüşüm gündüze, gün ışığına aldanmışım. Demlikteki çayımla beraber, kimsesiz gecelerde demlediğim efkarı kilitli sandıklara kapatmışım. Geceye yaktığım türküler birer birer düşüvermiş dudaklarımdan yerlere. Çok sevdiğim rüzgar giderken onları da götürmüş sırtında. Hiç unutmadığım nakaratları bile hatırlamıyorum artık. Hüznün ayrı, neşenin ayrı bir rengi vardı yüzümde; şimdi aynalarda bomboş bakışlar lanet okuyor zamana ve bu ölü kente..
Geceleri hiç susmayan odamın duvarları! Neden sustunuz şimdi? Geceleri uyutmazdınız beni, yılların öyküleri dökülürdü üzerinizden; beni anlatan sihirli aynalarımdınız, sesime bir yankı bile yok mu… Oysa konuşmayı size ben öğretmiştim…
Ne çok özlemişim üşüyerek beklediğim gün doğumlarını; yorgun bakışlarla gözlerim ufuk çizgisine çakılı bekleyişimi; perde perde aralanan gökyüzünü ilk defa görüyormuş gibi çocuksu bakışlarımı ve milyarlarca insanın birbirinden habersiz yaşadıklarına merakımı ne çok özlemişim…
Önce geceyi yakmışım demek, ardından sehere kapanmış gözlerim. Kuşların sabahı müjdeleyen sesleri ne güzeldi oysa, dünyanın bu en içten ve sıcacık şarkısını duymaz olmuşum sonra. Rüzgar değse düşecek narin bedenleriyle ağaçlara konan serçeler, seherin soğuğunda bile ne kadar da hayat doluydu oysa… Şimdi en son ne zaman bir serçeye üşüyerek göz kırptığımı bile hatırlamıyorum… Güneş doğar, serçelerden aldığım türküleri söyleyerek güne başlardım. Güneş dünyaya değil, gönlümün tepelerine doğardı sanki. Gözlerimden ruhumun derinliklerine yayılan huzurlu sabahlarım vardı...
Bedenimi üşütüp ruhumu ısıtan seher yelinin yerini ılık yatak çukurları aldı. Güneşin ilk bakışlarıyla ışıldayan gözlerim, uykunun girdabında kapandı. Sabah güneşinin yerini aynadan yansıyan asık bir surat aldı...
“Mükemmellik ayrıntılarda gizlidir” derler; mutluluk da öyleymiş. Yaşanmaya mecbur onca şeyin arasında saklanan ayrıntılarda gizliymiş huzur.
Çocukluğumda pencerenin önüne koyduğum ekmek kırıntılarını yiyen kuşları izlerdim. Ürkmesinler diye perdenin arkasına gizlenir ve sonra dünyanın en önemli işini yapmış gibi sevinçle dolardım. Ne zamandır bakmıyorum pencerelere, acaba kuşlar orda mıdır hala, ya perde ardında başka çocuklar?
Suskun ve vakur dostum kalemim! Bir sen bırakmamışsın beni, bıraktığım yerde beklemişsin hep. Parmaklarıma sıkıca sarıl, sen de gidersen… Gitme… Bu ayrılıklara seninle bir son vermek istiyorum, kavuşmalarıma senden başlamak istiyorum. Aylardan Eylül, bir sonbahar yazısı dökebilir misin kağıda benim için? En sevdiğim mevsimi, sarı sonbaharı anlat bana önce. Mevsimleri de yitirmişim, geç fark ettim. Dökülen yapraklarım, kuruyan dallarım, bulutları yaramayan güneşlerimle sonbahar benim şimdi. Sonbahar benim içimde.
Beni yaz!…
Uzun bir sessizlik kaplıyor her yanımı, kalem suskun, duvarlar suskun, gece suskun..
Aniden bir sesle irkiliyorum. Bu sesler… Balkona koşuyorum hemen. Küçücük gözleriyle bana bakıyorlar ve olanca sesleriyle, hep bir ağızdan, “her güzün bir baharı vardır” diyorlar …
Saat sabahın dördünü çeyrek geçiyor. Uyumuyorum… dilime nerden geldiğini bilmediğim bir nakarat dolanmış;
“Elbette bazen çiçek açıp bazen solacağım /
Elbette daldan dala konup sonra uçacağım”
Üşüdüğümü hissediyorum sonra kulağıma düşen rüzgar uğultusu ve hışırdayan ağaçların manalı sesleri. Derken uzak ışıklar sönmeye başlıyor bir bir . Sönen her ışık, içimde yanmaya başlayan aleve odun taşıyor ve ışığı gözlerimden taşıyor. Buzlarım çözülüyor bir bir..
Birazdan gün doğacak ve dünya herkes için yeniden kurulacak..
Enes Yıldız
16 Eylül 2004/04:00 /İzmir
Yorumlar
Paz, 02/10/2005 - 22:29 — Emre Uğur