Bakara 124: “Hani Rabbi, İbrahim’i bir takım emirler ile denemiş, o da onları yerine getirmişti. Bunun üzerine Allah: “Seni insanlara önder yapacağım” demişti. İbrahim: “Soyumdan da” deyince, Allah: “Zalimler bu taahhüdümün kapsamına asla giremezler” buyurdu.
Herkes gibi o da bu cihana imtihan ve kulluk için gönderilmişti. Rabbisinden gelen bütün emirleri eksiksiz yerine getirmiş, O’nun hoşnutluğunu kazanarak henüz bu dünyada iken övgüye, nimete kavuşmuştu.
Hz.İbrahim’i duymayan yoktur. Hani oğlunu Allah’ın emri neticesinde kurban edecekken gökten koç indiren Rahman’ın övülmüş kullarından, hani Nemrut denilen zalimin ateşe attırdığı lakin ateşin onu yakmadığı teslimiyet ve samimiyet boyalı insan.
Hz.İbrahim, Hz.Peygamberimiz(sav)in dedesi. Beş vakitte tahiyyata, dilimizde, duamızda, hayatımızın içinde. İsmi, zikri var, peki ya önderliği, eksiksiz kulluk yapma gayreti ile ne derece düşüncelerimizde, hatıralarımızda, en azından hayallerimizde?
“Kema barakte ala İbrahim’e ve ala ali İbrahim” derken biz müslümanlar onun ruhundan ne derece feyiz, cesaret, teslimiyet, hilm soluklayabilmekte......
Boşvermişlik dünyası, umursama bunları, kapat gözlerini, kulaklarını.Nereye kadar......
Mezara kadar tabii ki.
Asıl şimdi dört açmak gerek gözleri, çalıştırmak önce aklı. İbrahim(as) gibi olabilmek için onun gibi tefekkür etmek, yukarılara, ötelere, hep ileri bakmak, hedefi en yükseğe almak gerek.
İbrahim(as), yıldızlara, ay ve güneşe bakardı.Bütün bunlar parlaktı, en tepedeydi. Tıpkı kendi gibi ışık saçıyordu yolda kalmışa, nur veriyordu karanlıklarda. Lakin o kendi nefsine kapılmadı, biliyordu, muhakemesini yapıyordu. Bir gün oda yıldız gibi, güneş gibi batıp kaybolacaktı.
Benliğini eritmiş, nefsini Rahman’ın rızası doğrultusunda hareket ettirmiş, hem hayatının hem de insanların önderi olmuştu. Ne dersiniz yy lardır müminlerin dilinde, namazlarda son oturuşlarda zikrettiğimiz Hz. İbrahim(as), karlı, emsalsiz bir hayat yaşamış değil mi?
O’nun gibi olamayız lakin, herkes kendi istidadıyla, gücüyle hayatının İbrahim’i olabilir.Rahman’da bunu istiyor bizden. Bizi ateşe atarak yada sevdiklerimizi kurban etmemizi isteyerek imtihan etmeyecek.
Belki validemize, babamıza hizmette, hürmette gizlidir hoşnutluğu...
Eşimize, çocuğumuza harcadığımız emekte, sevgide.......
Komşumuza ikram ettiğimiz sıcak bir çorbadadır rızası....
Allah yolunda tozlanan ayakta.....
Hiç aramayan, sormayan akrabanın hatırını sormakla alınacaktır sıratta mesafe....
Yada müslim kardeşimizin bir ihtiyacını gidermekle elde edeceğiz ihlası.......
Zerre miktarı iyiliği dahi küçümsemeden, kaçırmamaya çalışarak kazanılacaktır muhabbetullah....
Netice de hep aramak, uyanık ve diri kalmak, hayatımızı her türlü zulümden uzak yaşamak.
Biz kendi hayatımızın imamı olalım, Rahman dilerse önder kılar diğer insanlara, dilerse bekçi yapar.
Mühim olan Hz. İbrahim gibi “özümü ve yüzümü sırf sana teslim ettim” duasıyla, niyetiyle yaşayabilmektir.
Yorumlar
teslimiyet
Pzt, 14/08/2006 - 20:46 — Ayşenur BulutYazınızın başlığını gördüğüm an "imam" kelimesine dair bildiklerim geldi aklıma.Kök itibariyle anneliğe dayanan bu hassas kelime hakkında bil(me)diklerimizi sınamamız lazım!
Tam da şu günlerde ne kadar muhtacız İbrahim'i anlamaya. Okumak, kalbe nakşetmek gerek -ki teslimiyetin idrakine varalım : Müslüman olalım !
Çehremizin Korku Saçması Gururumuz
Pzt, 14/08/2006 - 22:11 — Metin TEKİNEvet, mutlaka kendi hayatımızın imamı olmamız; Peygamber efendimizin ahlakına uygun olarak hayatımızı güzelleştirmemiz, İslamın insana verdiği huzuru, mutluluğu sonuna kadar hissetmemiz ve hissettirmemiz gerekir. Komşularımız, akrabalarımız, arkadaşlarımız bizimle neşe, bizimle huzur bulmalıdırlar. Cennete gireceğimize şüphesiz inanmalı, aldığımız kokusunun sevinci, neşesi yüzümüzden asla eksik olmamalı. İnsanlar bizi görünce sevinmeyi, neşelenmeyi, doğruluğu, dürüstlüğü ve nihayet Allah'ın varlığını, birliğini, ahlakımızın yansımasında yüce peygamberimizi hatırlamalı. Gerekirse nefsimizi basıp ezmeli, dünyalık değerlerimizden sonuna kadar fedakarlıkta bulunmalı ama İslam'dan, özellikle de insan ilişkileri konusunda getirdiği güzel ilkelerinden asla taviz vermemeliyiz. Nefsini böylece alt edebilen insan öyle inanıyorum ki, İbrahim as yanında ateşe atılsaydı yanmazdı. Musa as ile suya girseydi boğulmazdı.
Peygamber Efendimizin duasıyla orada yerini almasının ötesinde ona günde beş kere miraç vardır. Ve Rabbim hepimizi o miraç ehlinden eylesin.
Ahlakı böyle olmayanların miracı ise dünyaya dayatılmış merdiveni tırmanmak gibi oluyor ve çevresindeki insanları da sadece dünyaya tırmandırıyor.
Nasıl müslüman olmamız gerektiğini özlü bir şekilde hatırlatan güzel biri yazı okudum. Rabbim cümlemizi razı olduğu güzelliklerle süslesin. Nurlu boyasına bandırsın, ömrümüzün her zerresini...
güvenmek
Salı, 15/08/2006 - 15:18 — musab süleymaniyelibismillahu allahu ekber
esselamu aleykum evvela
mumine kardeşim feride hanım;
İbrahim A.selamı Halil yapan ve yukarıda izahına yeltendiğiniz gibi bir hayat yaşatan Rabbine olan sonsuz güveniydi- ki hiç kimsenin yaşamadığı ve yaşayamayacağı bir çöle Yıllarca bekleyerek kavuştuğu evladını ve onu ona vereni terkedip giderken peygamberliğine rağmen şöyle bir geri dönüp bakışında ve yangınında yüreğinin bunu görebiliyoruz. şeksiz şürhesiz mesajın Allahtan olduğunu bilmesi onu bu ve benzer amellere itiyordu. onun gibi yaşamayı hedefleyenlerin sanıyorum ilk yapması gereken mesajın Allah'tan olduğunu unutmamak. Allah azzenin Kur'an'da bildirdiği yol bulma ve bulunan yolda yürüme ışıklarına şüphe etmeden bakmak gerekli. tanımadığı ilacı gerçekten kendi hastalığına deva olacağından emin olmadığı ilacı yutamıyor insan. wesselam.....süleymaniyeli...