Hayatta Rol Yapan Biri Değilim !..

Klasik bir soruyla başlayalım ; Tiyatroya ilkokul ikinci sınıfta başlamışsınız, bu kadar erken bir yaşta sizi tiyatroya kim itti?
Kimin iteklediğini bilmiyorum ama Muammer Karaca benim dayım. Öğretmenim bunu biliyor olmalı ki genlerimde tiyatro yeteneği olduğu düşüncesiyle bizi Bilgehan diye bir arkadaşla kardeşlik, arkadaşlık üzerine iki kişilik bir oyunda oynattı.Şişli’de 19 Mayıs ilkokulunda okudum. Hatta okulda tiyatro sahnesi yoktu. Yemek masalarının üzerine halılar koyup öyle sahne hazırlamışlardı... Böyle başladı diyebilirim.
Tiyatrocu olmayan Ulvi kimdir?
Bazen sahnede 37 yaşındayım diye espri yapıyorum. İnsanlar inanıyor tabi. Oysa ben 37 yıldır sahnedeyim demek istiyorum. Bu yüzden tiyatro dışında bir hayatı düşünemiyorum.. Tabii bu dışarıda da rol yapıyorum demek değil. Ben dışarıda rol yapanlardan hem çok korkar hem de nefret ederim. Korkulmalı da zaten. Onlar dışarıda dürüst rolü yaparlar, namuslu bürokrat rolu yaparlar, lider rolü yaparlar. Ben tiyatro dışında okurum, fotoğraf çekerim, internette huysuzluk yaparım.. Fikirlerimi ve onaylamadıklarımı korkmadan yazarım. Çünkü edilmeyen laftan daha çok korkarım. Beni okuyan ya da izleyenlerin gözünde nasıl göründüğüm beni ilgilendirir ama, çok da kaptırmam kendimi bu duruma. Çünkü bu ülkede yaşıyorsanız, benim yaşıma geldiğiniz de görüceksiniz ki millet ne der diye hareket ederseniz, çok sıradan, yararsız ve tatsız,tuzsuz bir adam oluverirsiniz.
37 yıldır yüzlerce oyun oynamışsınızdır. Bunların içinde sizi en çok heyecanlandıran oyun hangisi?
“Başkasının Ölümü” oyunu, beni en çok etkileyen oyundur. İlk kez 1989 yılında, ikinci kez de 1997 yılında oynadık. Önümüzdeki sene tekrar sahnelemeyi istiyoruz. Ölüm üzerine bir oyun. İran’lı meşhur bir yönetmenin yazdığı, sonra bizim İbrahim Sadri'nin kötü yola düşmeden önce üzerinde çalıştığı bir oyun. Önce Hasan Avcı oynamıştı, sonrasında İbrahim Sadri ve en son da Akın Güneş oynadı. Ben bu oyunda bir komutanı oynuyordum.
Peki insanlar sizi en çok hangi rolünüzle tanıdı? Gerçek hayatla, oyuncuyu birbirinden ayıramayan bir toplum muyuz sizce?
Evet maalesef bizim seyircimiz ayıramıyor. Bu aslında medyanın böyle pompalıyor oluşundan da kaynaklanıyor.
“Cumhur Hoca” bu anlamda en çok tanındığım rol. İşler o kadar vahim durumda ki, öğlen beni gören insanlar, -Hocam okul yok mu? ne iş? diye soruyorlar. Bunların çok önemi yok ama en önemli yanlış insanların kalemi, besteleri, sesi güzel insanları da gerçekte iyi insanlarmış gibi görüyor olması. Oysa benim iyi aile rolünü oynayan ama özel hayatında çok ahlaksız tanıdıklarım var. İnsanlar oyunculuğu iş gibi kabul etmiyorlar. Oysa mühendislik, avukatlık gibi bu da bir iş. Yani benim mesleğim oyunculuk, hayatta da oynayan biri değilim.
Sizi eleştiren insanların eleştirilerine nasıl cevap verirsiniz?
Birileri benim hakkımda kötü düşünüyor ve söylüyorsa, bu benim işime gelir. Gıybete girer bu çünkü. Yoksa benim kendi amellerimle cennete girmem zor. İte kaka cennete sokacaklar beni. Yalnız önemli olan şu, onlar kabul etse de etmese de, ben bu dairenin içindeyim. Ben dışarıdan onlara laf atmıyorum, içerden onlara feryat ediyorum. 1991-92 yılları arasında hep karşı tarafa saldıran oyunlar oynardım. Sonra düşünüp kendimize dönmemiz gerektiğine karar verdim. İşte o zaman tatsızlıklar çıkmaya başladı. Ama bana bir cemaate bağlı olmadığım için bir şey diyemiyorlar. Geçenler de cemaat.com’da bir yazımdan sonra sen git eski arkadaşlarına dön dediler bana. Bu ne demek sen tekrar eski cahiliye dönemine dön demek. Bunu söylemek günahtır ve kimsenin böyle bir şey söylemeye hakkı yok, ne bana ne de bir başkasına. Ben haksızlığa tahammül edemiyorum. Yalnızca bana yapılan haksızlıklara değil, kime yapılırsa yapılsın itiraz ediyorum. Mazlum-Der’i kurarken de bu prensiple yola çıktık. Zulme rıza gösteren zalimin ta kendisidir
37 yıldır tiyatro yapıyorsunuz ama son 20 yılında hayat görüşünüzü değiştirdiniz. Bu süreçte tiyatro ile uğraşma konusunda tereddütleriniz oldu mu?
1984 yılında Ferhan Şensoyla "Şahları da Vururlar"ı oynuyorduk. Belki bu oyununda etkisi olmuştur, İran devrim marşları çalardı oyunda. O dönem ilk iş olarak tiyatroyu bıraktım. Bir yandan namaz kılmak , oruç tutmak, müslüman gibi yaşamak , bir yandan sahneye çıkmak doğru gelmedi bana. İlk konuştuğum müslüman İsmet Özel'dir. Çok çekingen biri olmama rağmen iki kitabını imzalatmak bahanesiyle yanına gittim. Ona İslami tiyatro olur mu ? diye sordum. O da İslami tiyatro olmaz! Ama müslümanların yaptığı tiyatro olur, diye çok hoş bir yanıt verdi bana . Sonrasında Kıbrıslı doktor bir arkadaşım ve İbrahim Sabri Eren bana tiyatro yapmayı teklif ettiler. Benim şüphelerim var bu konuda deyip hocam olan rahmetli Ahmet Sarıoğlu'na gittim. O hem ilahiyat hem de hukuk mezunuydu. Çok kültürlü biriydi,sordum. O da tiyatroyu sevmesine rağmen olaya hiç böyle bakmadığını buna cevap vermek için kitapları karıştırması gerektiğini söyledi. Bana cevap vermeye ömrü vefa etmedi ama o dönem beni götürdüğü tefsir ve hadis dersleri, istikamet çizmem konusunda bana çok yardımcı oldu.
Tiyatro oyuncusu özgür müdür, ya da özgürlüğün sınırı nedir?
Benim sınırım belli, bildiğim kadarıyla islamın sınırları. Ben müslüman olduğum için müslüman sanatçıya ekstra bir özgürlük olması gerektiği kanısında değilim. Sanatçı, özgür olacaksa bu kendinden olmalı. Ama toplumun sanatçıyı göz önüne koyduğu duruma bakarsak, bu sanatçı sanatını yapsın da; ahlaksızlık da yapabilir, uyuşturucu da kullanabilir, bunlar normaldir anlamına gelmiyor. Ben böyle olmaması gerektiğini düşünüyorum.
Sahne de özgür müdür?
Her oyuncunun öncelikle kendine karşı dürüst olması gerekir! Oyuncu kendini bilmeli; eksikleri, güçlü tarafları, artıları nelerdir. Ancak o zaman özgür olabilir. Kendini tanıyacaksın, yeni bir insan giydiriyorsun üzerine çünkü. Alçak bir insanı oynayacaksan, içindeki alçağı bulacak, büyütecek bir biçime sokacaksınız. Hırsız rolü için de bu böyle. Ama eğer siz sadece bir oyuncuysanız ve para için oynuyorsanız, işte o zaman sizin için meslek hastalıkları başlıyor demektir. Yani kendinizi bir şey sanmaya başlarsınız, sanat azdıran bir şeydir. Sanat doğayı bozmaktır, resim yaparken bile ağacı başka bir şekle sokmaktır. Tiyatro ve sinema yaparken de zamanı daraltıp, yeni insanlar ortaya çıkartıp, onları çarpıştırmak bir anlamda bozmaktır. Kötü anlamda değil bu ama doğal insan davranışları dışında olduğu için hastalanmaya yakın bir şeydir. Seyirci alkışlar, azdırır. Sanatçı, özgür olmak istiyorsa seyirciye kulak verecek ama kulak asmayacak! Ancak böyle yaparsa özgür olabilir. Yapamazsa biz ona esnaf diyoruz. Çünkü seyirci ne istiyorsa sahneye onu koyar. Üç beş sene sahneye çıkmış biri seyirci neye güler, neye hüzünlenir, neye ağlar, çok iyi bilir. Bileceksin ama yapmayacaksın, yoksa seyirci seni alkışlarıyla kandırır.
Bir yanda; Ömer Bali, Aliye Uzunatağan, Ali Poyrazoğlu gibi usta tiyatrocular 3 haftalık eğitimlerle Türkiye’ye yıldız kazandırmak adına medyada görev yapıyor. Diğer yanda Müjdat Gezen, Savaş Dinçel, Mustafa ve Mehmet Ali Alabora, Anadolu yollarına çıkıp genç yetenekleri arıyorlar. Bu faaliyetler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu söylediğiniz şeyler popüler şeyler, yazık çocuklara hiçbir şey olamayacaklar. Sanatçıların bu yaptıkları da ayıp. Aralarında arkadaşlarım da var aslında ama bunun yanında Savaş Dinçel ve Müjdat Gezen'nin yaptıkları güzel şeyler. Müjdat Gezen Sanat Merkezi, benim konservatuardan daha çok tavsiye edeceğim bir yer. Müjdat Gezen her şeyi kendi çabalarıyla yaptı. Bizim tiyatrocularımız geleneksel ve yerli olan şeylerden nefret ederler. Bunların başında da Yıldız Kenter gelir. Ama bizim belediyelerimiz Yıldız Kenter'i şenliklere davet ederler, beni davet etmezler.
Ütopik bir islami hayatta sinemanın da tiyatronun da olmamasını tercih ettiğinizi, eğer illa olacaksa İran sinemasının örnek alınabileceğini ifade etmişsiniz. Bunu biraz açar mısınız? Niçin Amerikan, İspanyon ve İngiliz sineması değil de İran sineması?
Çünkü dünya, Hollywood'a karşı filmlerini bile Hollywood biçiminden bağımsız yapamıyor. Bunu tek başaransa, İran Sineması'dır. İran'lı sinema sanatçıları, sanatı yapılması gerektiği gibi ve muhalif olarak yapıyorlar. Bizimkiler İran sinemasının örneklerini görseler hayret ederler, yönetenler sinir krizi geçirirler. Arada tek tük yasaklananlar oluyorsa da öyle bir sinema dili bulmuşlar ki, incitmeden her şeyi söylüyorlar.
Bizde sinema ve tiyatronun gelişmemiş oluşunu neye bağlıyorsunuz? Muhafazakar olan halkımızda böyle bir tiyatro geleneği var mı?
Başta öyleymiş, özellikle tiyatro konusunda. Ama halkın bu konudaki sağduyusuna katılıyorum. Cumhuriyet döneminde balolar ve tiyatro, şehirli halka ait bir şey olarak tanınmış. Hatta o dönem de Reşat Nuri İslam’a saldıran iki oyun yazdığı için Paris büyük elçisi yapılmış. Normaldir yani halkın uzak kalması.
Sosyal içerikli ve mesajlı oyunların seyircisi azaldı mı? Bir dönem Levent Kırca, Nejat Uygur tarzı güldürürken mesaj veren oyunlar revaçta idi. Şimdi Cem Yılmaz, Şahan gibi salt güldürmeyi amaçlayan kişiler izleniyor.
Onlar oyun değil, bir nevi meddahlık ama daha çok stand-up. Stand-up'ın da en iyisi bence Cem Yılmaz. Ben dahil hepimiz meddahlık yapıyoruz ama mecburen stand-up deniyor, talep görsün diye. Meddahlık deseler kimse gelmeyecek çünkü. Ben tek kişilik oyunları sevmiyorum, imkansızlıktan ve seyirci ile iletişimimi koparmamak için oynuyorum ama tek kişilik oyunların oyun olanları da var önümüzdeki yıl oynamayı planladığım böyle bir oyun. "Bir Deli'nin Hatıra Defteri". Bir konusu ve başı sonu olan bir oyun. Belki Türkiye'nin tek ilk kişilik oyunu değil ama en meşhur oyunu. Stand-up, Amerika'da içki içilen yerlerde saat 12'den sonra insanların 15 dakika yaptığı gevezeliğin adı. Yani Türkiye'de yapılanlar gibi değil. Biz de bu işi en iyi yapan Cem Yılmaz. Çünkü kendine has yapıyor. Evet gevezelik yapıyor ama herkesin hergün gördüğü ama üzerinde durmadığı şeyleri abartarak keyifle anlatıyor. Umarım o da sağlığına dikkat eder, çünkü son zamanlarda körelmeye başladı gibi geliyor bana.
Tiyatro dışında (Tv, Kitap, Radyo) gibi bir çok alan da faaliyetleriniz var. Bunlar “Ulvi Alacakaptan” adını farklı alanlarda da duyurmak adına yaptığınız şeyler mi? Yoksa tiyatro için finans stratejileri mi?
Yazmak benim için yan ürün olarak ortaya çıktı. Çok öfkeleniyor, çok doluyorum. Hiç olmazsa kağıda döküyorum, o zaman başkaları üzülsün. Yiğit halkımızın batırıldığı veya dürtüldüğü zaman harekete geçeceği kanısındayım. Bazıları böyle okşaya okşaya yazsınlar, onun faydalı olacağını sanmıyorum ben biraz batırmaktan yanayım, sivri ucum ondan yani özellikle yapıyorum , yoksa harekete geçmezler. Bir de şu, ben yazdım mı kardeşim yazdım, ister kabul et ister etme, ben işimi yapmışım demektir. Ondan sonrası beni ilgilendirmez, çok hoş bir şey değil ama Türkiye'de gündelik yazı yazmak, gündemi yazmak çok acıklı bir şey. Hiç bir tecrübe olmuyor, hiç bir şeyini görmüyoruz.
Bir röportajında Haluk Bilginer, "Tiyatrocu kendini teşhir etmekten hoşlanır. Teşhircilik bir hastalık tabii; Ama bunu tiyatro'da yaptığın zaman doğru bir şekilde kanalize etmiş oluyorsun duygunu. Sahneye çıkan her insanda teşhircilik vardır" demişti, siz buna katılıyor musunuz?
Yüzde yüz doğru söylüyor, zaten en beğendiğim oyuncudur. Ben Dostlar Tiyatrosun'da senelerce çalıştım, biz 10 saat tiyatro yapıyorsak, 60 saat toplantı yapıyorduk. Eleştiri toplantıları, özeleştiri toplantıları yapardık. Bir gün nedir oyunculuk, niye biz sahneye çıktık diye sorduk. Genco Erkal, Mehmet Akan, Şevket Altuğ filan. Ve samimi olarak konuştuğumuz zaman şu çıktı ortaya. Biz sevgi ihtiyacı olan insanlarız, sevilmek, beğenilmek istiyoruz o yüzden sahneye çıkıyoruz. Ancak biz bu isteğimizi bu eksikliğimizi, sevgi ihtiyacımızı şimdi halkımıza doğru, iyi, güzel bildiğimiz şeyleri öğretmek için kullanacağız. Ama bilelim ki esas iten şey budur. Bunu itiraf ettiğiniz zaman, kendinizi tanıdığınız zaman, o zaman dürüst olabilirsiniz. Sonra biz tiyatro'ya sınavla öğrenci aldığımız zaman hep bu soruyu sorduk niye tiyatro yapmak istiyorsun? Halkıma gerçekleri anlatmak için diyen insanı kesinlikle almadım, yalan çünkü doğru değil. Dur bakalım sen daha nesin, yani kime ne anlatıyorsun. Ne yani biz sahneden ders mi vereceğiz insanlara, buna karşıyım. Biz sadece onların biraz düşünmelerini sağlamak için yapıyoruz bu işi.
Sanatçının bu dünya ile bir hesabı olmalıdır. Asi ve Yalnız tarafları vardır. Görünen gerçeği değiştirmeye uğraşmaya çalışır değil mi? Siz ne kadar yalnızsınız?
Aykırı olması gereklilik gibi duruyor. Aslında sokaktaki bir sürü insanla aynı yere bakıyor, aynı mekanlar da yaşıyor, aynı eğitimi alıyor olsanız da sanatçılar farklı bakıyor her şeye; Aykırılık bu nokta da gerekli. Yalnız kalabilirsin ama buna katlanman gerekiyor!
Televizyonun tiyatroya olan ilgisine nasıl bakıyorsunuz?
Televizyonun tiyatroya etkisi çok az. Bence tiyatroya talebin azalmasının en önemli ve ilk nedeni Amerikan sineması. Seyirci 10 milyon verip sinemeya gidiyor bu şekilde kendini global dünyanın bir parçasıymış gibi düşünüyor. İkinci neden; aslında Türk tiyatrosunu besleyen kaynaklar olan ortaöğretimlerin oks, lgs gibi sınav sistemi kurbanı olması. üçüncüsü; Televizyon. Ve Dördüncüsü de; tiyatroların özgün bir şeyler yapamıyor olması. Bu sebeplerin hepsi birleşince Türk Tiyatrosu seyircisi
azaldı.
Biz bir kaç oyun duyduk ama bir de sizin ağzınızdan duysak , yeni projeler nelerdir?
"Dazlak İstanbul'da" diye tek kişilik bir oyun projemiz var. Bir Türk mahallesini kundaklamaya çalışan Alman'ın, Alman mahkemesi tarafından dört hafta İstanbul'da mecburi ikamete mahkum edilmesini konu alan, 68 kuşağından bir solcunun ve çevirmen olan Ali'nin de katıldığı, 3 kişinin arsında geçen tek kişilik bir oyun. Töre üzerine Mehmet Emin Kazcı'nın bir oyunu ve bir de başkasının ölümü ile ilgili projelerimiz var. İnşallah hepsini oynamayı istiyoruz ama en az iki oyunu oynamayı planlıyoruz. Yalnız "Dazlak İstanbul'da" oyununu mutlaka yapmak isterim.
Ne zaman sergilenebilecek bu oyun?
Yılbaşında düşünüyoruz.
Peki şuanda Birlik sahnesinde izleyebileceğimiz bir oyun var mı?
Şu sıralar "Ulvimtrak" isminde tek kişilik gösterimi seyredebilirsiniz. İsminden çocuk oyunuymuş gibi anlaşılsa da, çocuklar için değil.
Katkılarından dolayı başta Yusuf Armağan olmak üzere Melike Işıklar ve Muhammet Bozkurt’a teşekkür ediyorum.
- farukyucel yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- gönder





tşk.
güzel bir söyleşiydi, bilgilendim.
yalnız, şair gözüyle okuduğumda "islami tiyatro olmaz..." lafzı dikkatimi çekti. ben de karşıyım ; ne ki, şair olarak "islami şair" olarak nitelendiğimiz de bu ülkede bir gerçek..."müslüman şair" diyenler "müslüman olmayan şair" söylemini de beraberinde getirdiğini biliyor mu acaba ?
diğer yandan,
bilginer'in tesbiti de ilginçti. ve mantıklı. zira oyuncunun toplum / cemiyet önünde zahiren bulunması ve sanatını öyle icrası söz konusu. hâliyle bu arzu olacaktır. bu sanatın diğer dalları için geçerli değil mesela. en azından şair için. ne kadar tecrit o kadar sanat...
emeği geçenlere teşekkürler...
Biraz özen İslam kelımesını kullanırken
İslami sıfat olarak konmamalı yapılıyor 'Gerçek'olması Hakıkat kılmıyor bu durumu
Müslüman Şair denebilir diyenler bilincinde mi ben bilemem
Oyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com
"Başkasının Ölümü"
İlk tiyatro ile tanışmamız video kasetten "insanlar ve soytarılar" seyretmekle başladı.Çocuklar halen ezbere biliyorlar."yoldaş general"falan...Anadoluda tiyatronun pek de sıklıkla seyredilmediği bir zamanda Başkasının ölümünü seyretmiştim.Her ne kadar İslami tiyatro yoktur deniliyorsa da "bizden"birşeyler bulunan her çalışmaya bu isim takılıyordu.Ve bu oyunculara büyük bir hayranlık duyuluyor,çok değer veriliyordu.Ben de tiyatroya giderken yanıma belki bizim söylemlerimizden etkilenir de aniden hidayete erer diye arkadaş da götürmüştüm.Ben proğrama bayıldım ve gözümü kırpmadan izledim.Bizimkiler ne güzel şeyler yapıyorlar diye çok sevindim.Fakat yanımdaki belki de oyuncuların mimli oluşuna takılıp kalmıştı ve maalesef hidayete eremedi.Bizlerde bu aniden hidayete erdirme çalışmamızdan o an vazgeçtik,bir daha da ham hayal kurmadık.Başkasının ölümünü tavsiye ederim.Şahsen ben tekrar anadoluya gelirse bir daha seyredebilirim.Çünkü yalnız başıma gidip başka kaygılar taşımadan seyretmek istiyorum.
Hidayet garantisi yok
Aman kardeşim bir oyunla Hidayet nasip olmaz sen görevini yap Hidayet i verecek Allah(C.C.)tır
Oyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com
ulvi bey sanatçı mı?
insan varoluş sürecinde edindiği "anlam"ı ifade yolları dediğimiz "söz", "çizgi", "davranış", "inşa(eşyayı şekillendirme)tercihleri ile anlamlandırır: yani kompoze eder.
İnsanların anlamı söze, çizgiye, davranışa, inşaya taşımasını bilmesi, öğrenmesi en az insdan olmak kadar özdeş bir konudur/sorundur.
Çocuklarımızın ve her yaş grubunda insanımızın sözü, çizgiyi,davranışı, inşayı öğrenmesi o toplumun anlamı ifade yoluyla varlıklara hissetirmesi katsayısını ifade etmektedir.Dolayıısyla sözü, çizgiyi, davranışı,inşayı kullanma katsayısı aslında bir anlamlandırma sürecidir. Ve toplumun "sanat" düzeyini gösterir!
dolayıısyla sanat: anlamın ifade yollarıyla varlıklara hissettirilmesidir...Her insanın edinmek durumunda olduğu bir aşamdır..
Peki içimizden bazı insanların sözü daha etkileyici kullanmaları ve bu bağlamda "şair" olmaları; veya çizgiyi iyi kullanıp "yazar" veya "ressam" olmaları, davranışı daha iyi betimleyip "tiyatrocu" olmaları ve inşayı daha iyi kompoze edip mimar olmları...onların "sanatçı" olarak tanımlanmasını neden gerektirsin?
Oysa bu fark bir "tarz", bir yeteneğe dayalı zenaat ve kamusal alana hizmet ettiği orandada "mesleki" bir başarıdır.
Tarz, yetenek ve meslek o kişinin "sanatçı" olarak tanımlanması için yeterli değildir.
Tiyatroya uygulayalım bu bağlamı.
İnsanın davranış ifade yolunu önceleyen ve bunu betimleyen; bunu söz ve çizgi, inşa ile desteklese de sonuçta beden dili merkezli davranışı anlamlandırma merkezi yaparak bunu sahneye taşıyan ve sahnede de taşıya bilen insan, bir mesleği icra ediyorken biz neden onu "santçı" diye kodlarız, o kişi de kendini "sanatçı" diye vehmeder?
Aslında insanoğlunun sanat tanımı ve arayışı bu algılayış ve vehimden çok uzaktır.
Tiyatro çalışmalarında yetenekli arkadaşları alıp, eğitmek ve sahne de icraat yapmak bir meslek sahnelemesidir.İşçiliği de zenaatkarlık formatındadır.Sahnede yapılan "icra"nın yüzünün topluma dönük mesajlar içermei ( sanat toplum için mi sanat sanat için mi bağlamında)veya mesleğin kurallarını yerine getirmesi o kişiyi/kişileri "sanatçı" yapmaz.Hele bir de şöhreti kast ederek: toplumun önündeyiz...dikkatli davranmak lazım...kabilinden davranış örnekleri arzu endamından dem vurmak,sanatçılıkla hiç ilişkilendirtelecek bir "ahlak" değildir.
Tiyatro bağlamında, davaranış merkezli olarak: ..Fakat eğer yetenekli biri kendi tercih ettiği ifade yolunu ( örneğin davranışı)özel yaşamında anlamlandırabiliyorsa; dahası ve daha önemlisi insanın kendini davranışlarla ifade etmesini tanımlayabiliyor, yorumlayabiliyor, teknik yollar vererek topluma katkıda bulunabiliyorsa; kısacası insan olma sürecinde davranışı kullanma katsayısının artması için öncülük ve örneklik gösteriyorsa eğer;ve buna birde davranış yolunu betimlemeyi yetenekli kişilere ağırlık vererek meslek, meşrep ve zenaat işçiliği ile de taçlandırıyorsa; işte o "adam"a "sanatçı" denir.
Aksi halde resimde başlayıp resimde biten, şiirde başlayıp şiirde biten, sahnede başlayıp sahnede biten bütün anlamlandırmalar birer meslek ve zenaat işidir. snatçı deyip, sanat deyip "anlamsız"laştırmanın gereği yok.
Ulvi ağabeye gelince...onu izlediğim ve takip ettiğim kadarıyla; sancısı ve yoluna bakınca; karşımızda bir meslek ve zenaatkar değil; adam gibi bir "sanatçı"nın durduğunu unutmayalım ve kıymet bilelim...Sanat ancak sanatçı doğru tanımlanırsa yaşar!..bunu böyle bilelim.
Benim üslubum ortada beğenen buyursun
Güzel olan yumuşak rehavete götürücü bir hıkdeyicilik değildir.Ben AH ı bol bir mizAH kullanıyorum Sizin lezzet anlayışınızı ben belirleyemem Ancak negatif tanımlaması ironi eleştiri ve uyarı harmanlamama yakışmayacak bir tanımlama.
Gerçeği haykırırken sesimiz çatallaşyor ve itici oluyorsa bu Sanat'tan uzaklaştığımız anlamına mı gelir?
Güzel kardeşim bir daha düşünün ve imlanıza da uslubunuza da biraz daha özen gosterin.
Oyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com
CEVAP TUBAKY a değil kamu yararınadır
Yöntem başka uslup başkadır.
sanatcı şikayetini sanatıyla yapmalı... sizin sözleriniz !Burada ima değil düpedüz yargı var.
İmla konusunda neye dikkat edeceğinizi bilseydiniz zaten daha düzgün yazardınız.
Eleştiri yapmaya herkesin hakkı yoktur.Siz sanat konusunda öneri yapacak tavsiyelerde bulunacak birikimde bulunmuyorsunuz.Eleştiren o konu hakkında bilgi deneyim ve yolgöstericilik konusunda eleştirilenden üst konumda olmalı.O zaman değeri vardır.
Yoksa sıradan seyirci ,okuyucu,dinleyicinin sizin gibi negatif yargıları olsa olsa yergidir.
Adınızı bilmiyorum ancak tek bir konu açıp yazmamışsınız buraya.Anlaşılan kendinizce yazılanlara yorumlar getirmeyi seçmişsiniz.
Her fikir saygıya layık değildir.Vesselam!
Oyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com
Hocam oyundasınız.
"Her fikir saygıya layık değildir"sözüne katılıyorum elbet.Fakat bu takmaya başladığınız konu inanın fikirle ve saygıyla pek de ilintili değil.
Yazan kişinin genç olma ihtimali çok yüksek.Ne çabuk unuttunuz bizde böyle keskin takılır taş gibi indirir,kendi dediğimizin dışındakileri dinlemeye bile değer bulmazdık.
Bakınız ben sizin telkininizden son derece istifade ettim."oyuna gelmemeliyim "diye tekrarlaya tekrarlaya epeyce yol katettim.Ucuna birde size uymayacağım çünkü ben oruçluyum ekledim.Fakat sizin oyundan gelmemeniz beni çok şaşırttı.Hocam mübarek günde bari oyundan gelin...
Bence tenkitleri ikiye ayırmak icap eder.Birincisi düzelten tenkit.Başüstüne deyip gereken yapılır.İkincisi ise haksız tenkit.Onu fark ettiğiniz zaman karşıda bir kıskançlık uyandırdınız manasına gelir.Üstünde durmaya değmez.Arkadaşı tenzih ederim ama bazıları bir itiraz hastasıdır.Hiç bir işe de yaramazlar.
not:Hocam kızmasın diye imla ile uğraştım.Fakat akşam misafir geldi ve elektrikler kesiliverdi.Gene de ben eskiden sözlüye çalışmıştım.İsterseniz bu kağıdıma not vermeyin.
Bir Bloğum Bile Yok ! Anlıyor musun!
Muhabbet güzel şey; ne kadar çok tavır barındırır içinde ve ne kadar çok tad barındırır! çeşitliliktir muhabbet, çok sesliliktir. Sevgi tadı, şiir tadı, yazı tadı, yorum tadı, eleştiri tadı, eleştiriyi hazmedememe görüntülü tadlar ve daha birçok ana muhabbetin türevleri minik minik muhabbetler.
Eee ustası var mı bu tatların? bu tadı en iyi ben bilirim diyen biri mi var? kim varım diyorsa atıyor. Neye göre kıyas yapacak ta , en iyi olduğunu iddia edecek, birileri gibi görünmek başka şeydir, o birileri olmak başka şeydir. abartmayalım durumu, kendimizi de fazla kaptırmayalım.
Emre:- ya öteki kardeş! dur bi dakka, acele etme, bağlayacam konuyu bir yere, farkındayım "ne diyon diyen halinin".
...........................................
Bir abimiz var memlekette, mobilyacılık yapar,"sancak mobilya". Ve birde ortağı var bu abimizin kendinden yaş olarak epeyce büyük bir ortak. Murat abi ve Kerim amca iki ortak yani. Kerim amca, Murat abinin karşısında çok dikkatlidir.
Bir gün tesadüf ettik, konuşuyoruz Kerim amcayla;
Emre:- Kerim amca, elimde değil dikkatimi çekiyor, sanki Murat abiye karşı farklı bir yaklaşımın var, halbuki murat abi senden ne kadar küçük, bu saygının derecesini abartmıyor musun? kusura bakma da !
Kerim Amca:- Evet! Murat benim oğlum yaşında, Lakin babamdan fazla saygı duyarım Murat'a. Muhabbetin yaşla alakası olmaz. Eğer yaşından dolayı hürmet bekleyen varsa şayet, onları da üzmeden idare etmek gerek.
..........................................
Şimdi Hocam; Bırakalım evvela şu enaniyetli tavırları, tepki her zaman tepkiyi doğurur. Öyle, enginden ifadeler kurup, tepeden tavırlarla iletişim kurulmaz, kurulmuş iletişimde yürümez. şunun anlamını iyi kavramak gerek; "sen, ben olduğum sürece mi varsın? Yoksa bana rağmen de var mısın?" Bu durum belki, bazı yaklaşım ve tavırların yönünü değiştirebilir. Agresiflik kimin hakkı imiş belirginleştirebilir. Bilensen, Bilenim diyorsan;"Toprak gibi olacaksın, üstüne basıp geçecekler, sesin çıkmayacak" Eğer bu durum ağır geliyor ve kaldıramıyorsan, bırakacaksın, diretmeyeceksin fazla. Kimliğe itibar dönemi aşıldı şükür, "kim" e itibar dönemindeyiz vesselam. Kimsin? Ve ben sıradanım, ki benim sıradanlığım ölçüsünde sen "birşey" olmaktasın. Seni ayakta tutanlar aslında sıradan olanlar! Sıra dışı olsam, farketmem seni. Seçici davranırım zira. Ben sıradanım ve basitim ! Dolayısıyla ermez karmaşalara aklım.
Öteki:- ya Emre kardeşim, senin yazın yok, bloğun yok! kaale mi alınacağını sanıyorsun! boşa yazıyon boşa!
Emre:- Valla "cemaat yasalarında", "bloğu(yazısı) olmayan, yorum yapamaz, diye bir madde yada kısıtlama yok" İş bu sebepten , ben hakkımı alırım. Gerektiği yerde tavrımı da.
Öteki:- Haklısın valla Emre kardeşim! bu ne ya! "incitmeyecem diye, saygıda kusur etmeyeyim diye,yaşımız küçük diye, nerdeyse tevazuda gizli kibre girecem canım. Ama karşındaki kişinin bunu düşündüğü yok. haklısın kardeş! ne bu ya! "ondan kork, bundan kork, izinden kork" alla alla.
Emre:- :)
muhabbetle
Fazla blog'u olan var mı?
Arkadaşlar neden yarama tuz basıp duruyorsunuz.Bu blog meselesini neden gözüme sokuyorsunuz.Her şeyin bir fakiri vardır.Hemen küpe girmeden sirke olunmaz.Benim de bloğum olmayınca fazla olanlardan alsak diyorum.Yazının da zekatı olurmu demeyin.Ne yapalım hor görülmemek adına fazla yazısı olan varsa kabul edilir.Ben de size yorum gönderirim.Mübarek gün sevap olur.Hem verdikçe çoğalır sakın endişelenmeyin.
Tubakby'yi ve yorumcuları
Tubakby'yi ve yorumcuları tebrik ederim.Çünkü bu arada sanatçı tanımımız karambole geldi!...Birde imlalarla imaları karıştırmadan yorum yapsak!...Çünkü ulvi beyin röportajı da karambole geldi...Anlaşılan "tatlı" bir "oyun" başladı...
söyleşiyi uzatalım.
sanırım yazılara veremediğimiz duygularımızdan dolayı aslında çok basit olan meseleler büyüyor. şu ana kadar bu blog altında yapılan yorumların bir çoğu önemsiz ve konunun çok dışında yorumlardı. gittikçede kişiselleşmeye ve tuba hanım ile ulvi bey'in düellosuna doğru gidiyor. bu konuda hem itirazım hemde önerim var.
itirazım şu ki; cemaat.com bloglarının altında kişisel hesaplar güdülerek yorum yapılması tercih ve müsemaha gören bir şey değil. daha evvel çok defa benim yorumlarım silindi ordan biliyorum :)
önerim de şu ki; ulvi abi cidden uzun uzun konuşması gereken abilerimizden bir tanesi. bu benim şahsi fikrim. roportaja girmeyen, sohbetlerimizdeki tesbitleri ve önerileri cidden sosyal hayatımızda bize yol gösterecek kdar önemli. sayın ve sevgili emre uğur -yorumlarına bayılıyorum- yaşından dolayı saygı beklemeyi çokta hoş karşılamadığını belli eden şeyler yazmış. şunu ifade etmeliyim ki; 37 yıldır sahnede olan ve değil türkiye yurtdışında da sayısız oyunlar sahnelemiş yazmış yönetmiş, devamlı halkla içiçe olmuş birisinin hiç bir şeyi olmasa tecrübesi benim gibi 10 kişiden kıymetlidir. bu vesile ile bence hazır yeri gelmişken ve tabi ulvi abi müsade ederse söyleşiyi biraz daha uzatalım. benim sormadığım, sizin merak ettiğiniz bir şeyler varsa soralım ulvi abide cevap versin. bence herkes için daha faydalı olur bu..
selam sevgi ve hürmetlerimle...
çok güzel yauu
Ulvi abiye teşekkür ediyorum.Yazıda kalan değil yaşayan bir söyleşi olmuş.Ki kendisinin ne yazdıklarını okudum ne de oynadıklarını izledim(dizi hariç) Benim için Ulvimtrak şeyler için erken.Ama beğenmiyorda değilim hani.Bakalım ilerde görüşürüz.
farkı farket!!!
Elele verelim karıştıralım anarşı yok amma
Arkadaşlar gençler kardeşler
Blogu olmamak ne kusur ne de suç Sadece ortaya bir fikir sav düşünce koymaktansa varolanı didiklemek görüntüsü veriyor.
T a k m a k esrar ot hap ve diğer melanetlerin tutkunlarının Argosu dur Benimle ilgili yazılarınızda lütfen kullanmayın accayiiip takıyorum yoksaaaaa :)
Eleştiri konusunda detaylı bir yazı gerekıyor Asil Türk Milleti nin en kafasını karıştıran konudur çünkü.
İmla konusunda bir büyüğünüz olarak tek ricam şu dahi anlamında de yı da yı ayrı yazmanız Allah Aşkına.
Bir de konu benimle ilgili söyleşiyken Kişilik Gadiyatörlerinin Arenası'na dönmüş ne oluyor ya hu?
Bir yardımım olacaksa çekinmeyin
İsterseniz kaşındıran bir iki laf atayım ortaya.Karışıklık iyidir Durgunluk Status Qua nın ,Sistem'in yararınadır
Herkese Selam,Ulvi
Seyirci Kalmayın Seyirci Olun
ulvi@ulvialacakaptan.com
Oyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com
Ulvi Abi
Ulvi abi kral bir abimizdir..
Gerçek Hayat'tan ve rol aldığı filmlerden tanırız kendisini..
Gerçi şöyle bir oyununu seyretme veya dizdize sohbet etme
imkanımız şu an itibariyle olmadı fakat o da bir gün olur inşallah..
İsmi gibi mertebesi de Ulvi olur inşallah abimizin..
..Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...