renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Hazan Müdafası

ENVER ŞENGÜL /  2005 fotograf.netEşcar-ı bağ hırka-ı tecride girdiler
Bad-ı hazan çemende elaldı çınardan

Sistem ne kadar müşkülât çıkarsa da karşımıza, asrın insanları olarak "Mevsimlerin Farkına Varmak" geleneğini sürdürüyoruz. Sabahın ilk saatlerinde uykulu gözlerle işlerine koşturan insanlar; sürmanşet gazete haberleri, özelleştirmeler, savaş, ihanet neler varsa beynimizi işgal eden gündelikler; hâlâ bir avuç toprak bulup fışkıran salkım söğütlerin, kavakların, çimenlerin yüzlerinden yayılan hüznü okumamızı engelleyemiyor.

Nedense sonbahar (Hazan Farsçası); insan ömrünün sonuna yaklaştığını, vefasız dostları, tenha ve ıslak sokakları ve bunlarla birlikte sonu – ölümü hatırlatır insana...

Fani ömür biter, bir uzun sonbahar olur
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarumar olur.
....
Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere
Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere. (Yahya Kemal)

“Eylül, malum a, hüzün ve matem ayıdır” Mehmet Rauf, Eylül adlı romanına bu cümle ile başlamış. Eylül... yürek sızısı... yorgunluk, bedbahtlık, kahır, son tutunuş, hatta bir çırpınış... Kararan gökler, sert esen rüzgarlar ve yağmurlar... Her damlada bir hatıra, her savrulan yaprakta bir ayrılış ve aynılık... Mısra mısra hasret... Eylül bu; nâm–ı diğer, hüzün...

Ah! Divan Edebiyatı ne hor görmüş ne çok istememiş, hazanı. İlkbahar canlılık, dirilik, gençlik ve yaşama sevincini ifade ederken sonbahar, ihtiyarlık, bitkinlik, yaşlılık ve ölüm timsali gibidir. İskender Pala'ya kulak veriyoruz:

"Edebiyatta baharın zıddı olarak ele alınmış olmasına rağmen kesinlikle baharın geniş kullanımına erişememiştir. Divan Edebiyatında yalnızca bahar mevsimi vardır denilebilir. Çünkü sonbahar ölülük, ihtiyarlık, bitkinlik ve yaşlılık timsalidir. O, saçına kır düşmüş insan gibidir. Gül bahçesini haraba verir. Bu mevsimde goncanın içi karla dolar, rüzgar o tatlı esişini kaybeder, ağaçlarda yapraklarını dökerler. Ancak bu mevsimde yine de bir bolluk (meyvelerin ve ekinlerin toplanması) söz konusudur. Yapraklar altın rengine bürünürler. Bu renk aynı zamanda aşığın hasta yüzünün rengidir. Sonbaharda bezm dağılmış, bir sessizlik ve uyku hali gelmiştir..."

Bir haksızlık yapılıyor sonbahara!

"Bütün kuşlar vefasız, mevsim artık sonbahar."

Dallarında eğreti duran, acımasız rüzgarların oyuncağı sarı yapraklarıyla sonbaharı seviyorum. Ayaklarımın altında kuru yapraklar, vicdan azabı gibi geliyor. Çeketimin yakalarından sızan rüzgar, saçlarımda el ele veren kara bulutlar, öfkemin portresini çizer yüreğime. Ben sonbaharım. Çünkü sonbahar; terk ediliş, yüzüstü bırakılış ve ihanete uğramış hüzün cennetidir. Kim ki nefretle bakar sonbahara, o kişinin vefasından şüphe edilir. Sonbahar, ihtiyarlık değil belki ihtiyattır. Kış, ne ölüm ne intikamdır. Aldanmayın baharın (nevbaharın) cilvesine, nazına. Bakarsın senin koynunda, bakarsın bir başkasının. İlkbahar dilber, sonbahar dildane. Ne oynak ne cıvık ve basit. Olgun, vakur ve malihulyadır sonbahar.

Tenha yollar, tenha yürekler, hayatın sarı rengi ve Hazan... Yaşananlar karşısında derin teessür ve kabulleniş... Anlamak isteyenlere her şeyin boş olduğuna dair imzalanan varak... Ben sonbaharım ardımda boralar, önüm sıra vefalar...

Hazan... Sağ yana yaslanıp tevekkül içerisinde huzur bulmak... Ahmet Haşim’in renkleri ve Dicle’nin sükunu gibi bir serinlik, bir yürek dinginliği... Aniden çöken, çöreklenen buğu ile bir başka boyutuna geçiş dünyanın... Ve elbet Aşk mevsimi... Kim demiş Nisan’dır diye aşkın mevsimi… Ciğer parem hazan, yüreğim hazan, böldüğüm ekmeğim hazan…

Eylül'de eskiyen, çürüyen tabiat ile roman kahramanları arasında kurulan münasebet gibi, bütün bedbin (pöh karamsar!) şairler, sonbaharı vazgeçilmez mevsim olarak ele alırlar yargısına katılmıyorum. Varsın Baki Efendi:

Nam ü nişane kalmadı fasl-ı bahardan
Düştü çemende berk-i dıraht itibardan

diye dursun, bizim vefa anlayışımız buna müsaade etmiyor. Günler kısalıyor diye endişe niye? İşte geceler uzuyor diye sevinebiliyorum. Ki ben, ilkbaharda dahi pek nadir sevinen bir insanım!

Artık, karanlıklar içine gömülmekteyiz
Bulutlar sarartacak alnımızı biraz daha;
Kara sevdalarını türkülüyor uzaklarda
Çıplak kalan ağaçlar, sürüsüz çoban ve deniz.
(A. Muhip Dranas)

Sizin memlekette sonbahar cevelan olup yürümez mi adım adım, sevda mırıldanmaz mı yaprakların son demine? Giden yolcuları terk etmeyip vefanın entarisini uzatmaz mı üzerlerine? Camlarınıza vurup “İşte ben geldim” demez mi? İnadına nevbahara inadına hazan demez mi berrak sular, ışıl ışıl yıldızlar? Ey yüreğim vefa etmez misin hazana? Bak nasıl yüreğini katıyor şair:

nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar (Attila İlhan)

Bu dağın ardı hazansa,
Hazanın alnında mısraım vardır…
Uzat ellerini hazan, tutunayım sana, nevbahara inat…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Yine Hazan mevsimi geldi.

Ne kadar hissedilerek yazılmış,hazan,hüzün,vefa ve Eylül...Nasıl uymuş halet-i ruhiyeme...
Belki bu durumu biraz daha desteklemek adına Rabbim yağmurlarını gönderdi.Anlaşılmaz bir haldir gözlerim de nemlendi.
Yine hazan mevsimi geldi,yine yapraklar rüzgarların peşisıra ....
mırıldanmaları eşliğinde okudum.
Hazan bana tam uydu.
Ahh ben ikindi vaktinde görünen güneş gibiyim.
Belli ki vaktim az veda edeceğim.

Hazanda hüzün zordur, diğer mevsimlere göre..

Hazanda hüzün zordur, diğer mevsimlere göre..
Yaşanan bir ayrılıksa hazanda, daha çok hissettirir hüznünü. Dalından ayrı düşen her yaprakta kendini görür insan. Yağan her yağmur damlası yüreğine düşer sanki. Her saniye tazelenir ayrılık acısı..
İlkbahar yeniden doğuşu simgeler.Yeni başlangıçların müjdecisidir. Bunun için ilkbaharda hüzünler hissettirilmeden yaşanır. Saygıya mukabil, söz tükenir..

Sararmış gönüllerin yalnızlığında, kimsesizlerin tek tesellisi olan Allah'a emanetsiniz. Selam ve dua ile..

Sipîde-dem ki kadem bastı

Sipîde-dem ki kadem bastı bağa bâd-ı hazan
Döşedi atlas-ı zer-befı ayağına bostan

Konuldu san per-i tavus içinde âyine
Çemende berg-i hazân içre havz-ı şadırvan

Nedir bufasl-ı hazân dediğin nazar kıl kim
Dümûy şekli gibi gösterir sana elvan

Döküldü ruhlarım üstüne göz yaşı sanasın
Saçıldı berg-i hazân üzre katre-i baran

Hazân yeli nice bozsun taravetin servin
Nihâl-i haddine oldur misâl çünkü hemân

Ahmed Paşa'dan