renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Hazreti Ali Atatürk Olarak Dönmüş(!)

Alt Kültürün Tevil Götürmez Zırvaları!

Beşerin türlü dalaleti var/putunu kendi yapar kendi tapar, diyen şaire ne kadar gıpta etsek azdır! İşte yeni bir dalalet örneği ile karşı karşıyayız. Başlıktaki tüyler ürpertici anlayışın üzerinde durmak gerekiyor. Bu anlayış felsefi, insani, akli hiçbir gerekçeyle izah edilmeyecek alt kültürün bakışıdır ve bu bakış Türkiye’de laik faşizanların dayandığı toplumsal zemini göstermektedir.

İbni Haldun’dan bu güne bilinen bir gerçek şudur: İslamın medeni vasfı ehlisünnet anlayışını doğurmuş, bedevi vasfı ise Şii anlayışı doğurmuştur.

Türkiye’deki Alevi anlayış elbette Şii anlayış kadar kitabi ve felsefi derinlik taşımıyor ama çerçeve olarak Ömer bugzunun Ali sevgisi olarak anlaşıldığı Şii anlayışın da ehlisünnet karşısında inkâr edilemez bir bedevilikle malul olduğunu söyleyebiliriz. Bedevi anlayış Baba İshak’ın öncülük ettiği isyandan bu yana hakikati olmayan hurafelerle beslenerek günümüze kadar gelmiştir. Kitabi olmayan her anlayış hurafelere zemin hazırlayan bir anlayıştır. İnsanın yaratılışında olan kutsala bağlanma ihtiyacı eğer akli ve felsefi bir zeminden mahrumsa aklı zorlayan noktalara varabiliyor.

Alevilik İslam Dışı Tesire Açık

Hıristiyanlığın çarpıtılmış “Mesih” anlayışı ile Şia’nın döneceği beklenen imam anlayışına her iki kültürün etkisine oldukça açık olan ehlibeytsiz alevi anlayışı son noktayı koymuş oldu böylece.
Atatürk olarak dönen bir Hazreti Ali kendi kaynağından uzaklaşmış Aleviliğin ne durumda olduğunu gösteriyor. Cem evi, diyanetten kadro gibi siyasi ve lüzumsuz tartışmalar yerine Aleviliğin inanç zeminini, mantıklı ve kendileriyle hesaplaşarak, kaynaklarını sahih İslam anlayışı çerçevesinde belirleyerek hurafelerden arındırılacağı bir alana taşımak gerekmektedir. "Alisiz Alevilikten" sonra Kemalist Alevilik tevil götürmeyen bir zırva olsa da beslendiği zemin ciddiye alınmalı! Bu zemini sağlıklı ve mantıklıklı bir yapıya kavuşturacak olan İslam anlayışının sahihliğini, insanı kuşatan yanını yirmi dört saatinde yaşayabilen marka Müslümanlığından kurtulmuş, beşeri sapmaların kökenine inebilecek sabrı ve çabayı gösteren, esenlik vadeden gönül erleri olacaktır ki onların parolası şudur: başkalarının cenneti için bin cehenneme toslasam ne gam!

Kekeme Diyanet Niçin Susar?

İş bu noktada devreye diyanetin girmesi ve Hazreti Ali Efendimize yapılan bu iftiraya, itikat bozukluğuna cevap vermesi gerekmez mi? Diyanetin –var mı bilmem- tebliğ alanına Aleviler girmiyor mu? “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” emrini diyanet nasıl anlıyor acaba? Bilenin aynı zamanda bildiğince sorumlu olduğunu ve haksızlık karşısında susulmayacağını büyük hocalara biz mi söyleyelim? Çevre, eğitim öğretim haftası, sevgililer günü, anneler babalar günü gibi her lüzumsuz şeyde hutbe hazırlayan diyanet bu anlayış bozukluğu karşısında susuyor. Cevabı mı yok cesareti mi yok diye düşününce risk taşıyan alanlardan kaçtığını kendine biçilen namaz kıldırma memurluğuna razı olduğunu görmekteyim. Tersi bir durum olsaydı mesela İzzettin Doğan susar mıydı? Peki, insanımızın bu tarz sapık düşüncelere yönelmesinin önünü kim alacak? Diyanet Alevilikle ilgili bir açılıma öncülük edemez mi?

Kemalist Jakobenler Dini Altyapıyı Kullana gelmişlerdir!

Durdu Mehmet Doğan Kemalist zihniyetin Muhammedi şemaya uygun bir Atatürk portresi çizildiğini yazmış ve şu çarpıcı benzerliklerin altını çizmişti: peygamberimiz Medine’ye, Atatürk Samsun’a “hicret” etti. Peygamberimizin "ey insanlar" diye başlayan veda hutbesi, Atatürk’ün “ey Türk gençliği” diye başlayan hitabesi, peygamberimizin hayatın her alanına dair bir uygulaması, Atatürk’ün hayatın her alanına dair sözleri; Peygamberimizin bayramları, Atatürk’ün bayramları(30 Ağustos/29 Ekim), peygamberimizin mezarı ziyaret edilir, Atatürk’ün kabri(*) bunları sıralayan D.Mehmet Doğan şu sonuca ulaşıyordu: Kemalistler Muhammedi şemayı kullanarak bir Atatürk portresi oluşturmuşlardır!

Öyle veya böyle her cumhuriyet çocuğunun zihninde böyle bir inanç kültü yatmakta olduğunu anlamaktayız. Bu sebeple kendi şahsiyetinden yalıtılmış, kutsala büründürülmüş bir Atatürk anlayışı hâkim kılınmıştır. Temel kaynaklara uzak, dış tesirlere oldukça açık olan Alevilik bu tesiri Hazreti Ali ile devam eden Atatürk anlayışına ulaşmıştır. Kemalist jakobenler aynı tuzağı bize şimdilerde tersinden kuruyorlar. Amelsiz, ibadetsiz inançlarındaki bağnazlığın, kurnazlığın üstünü “irtica” tartışmalarıyla örtüyorlar. Benim çocuğum, eşim, kardeşim için kurguladığım, özlediğim dünyayı itham edip kendi ilkel ve hurafe dolu dünyalarını çağdaşlık olarak sunuyorlar!

Demek ki Türkiye’de Atatürk’ü İmam Ali efendimiz olarak dini hüviyetle anlayan bir zümre var. Atatürk’ü bir tarihi kişilik olarak değil bir dini kişilik olarak algılamak felsefi, kitabi anlayıştan uzaklaşmanın nelere yol açabileceğinin bir göstergesi. Allah’ın ve Peygamberin bile tartışıldığı bir devirde tarihçilerin kendi metodolojisine göre bile tartışmasına izin verilmeyen tarih dışına itilmiş bir Atatürk’le karşı karşıyayız. Çağdaş bir kutsal oluşturulmuş! Hangi iyi niyet ve anlama çabası ile Müslüman kimliğiyle Atatürk’e dair bir görüş sarf etsek karşımızda bu totemist zümreyi bulacağız. Kendilerini sol ideolojilerin ve faşizan laiklerin zemini olarak tutan Aleviler, Ehlibeyt’in İslami anlayışı yerine bu tür hurafelerle beslenirse millet olarak çok sıkıntı yaşayacağız demektir.

Totemist Hurafecilerden Hazreti Ali de Sevenleri de Berîdir!

Müslümanların insani taleplerinde “kahrolsun şeriat” , “yobazlar İran’a” gibi tepkiler aslında hiçbir insani, akli, mantıki gerekçeden kaynaklanmıyor. Kendilerini kimsesiz bilen alt kültür gurubunun hurafelerinin beslediği bir bedevi tavrıdır şahit olduğumuz. İmam Ali Efendimizin anlayışına vakıf olan her Alevi de bu anlayıştan uzaktır mutlaka. Bana ürkütücü gelen, beni geleceğe dair kaygılandıran ise bu anlayışı taşıyan kimselerin siyasette, ticarette, basın yayın dünyasında ve askeriyede bulunma ihtimalidir! Hacettepe Üniversitesinden bir grup profesör
Anıtkabiri ziyaret etmiş özel deftere de irticacı kimselerin olduğunu bunlara fırsat vermeyeceklerini yazmışlardı. Bir Müslüman türbe ziyaretinde bulunsa irticacı oluyor da kelli felli ve üniversiteli hocaların anıtkabir ziyaretindeki hurafe, totemist bakış görülmüyor. Biz bize benzeriz olur böyle şeyler mi diyeceğiz yoksa “nesin sen hakikat olsan da çekil/yetiş körlük yetiş takma gözde cam” diye mümin olmanın yüceliğiyle Hindistanlıları bile gıpta ettirecek hurafelerle malul laik zümrenin ıslahına dua mı edeceğiz? Ben kendi payıma her şeyimi kaybetsem, onulmaz dertlere duçar olsam da salt bu zümreden olmamayı Allah’ın bana bir lütfü bilerek bir ömür secde etsem ödeyemeyeceğim bir nimet olarak görmekteyim.

-------
(*)D.Mehmet Doğan, Kemalizm

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bilmemek gafletinde devekuşu profili

Evvelen daim kaşınan bir yaraya neşter atmış olmanın manevi ferahlığını zatınızda yaşadığınıza yazının sonuna doğru zaten salık vermişsiniz. Hurafelerin kaynağının bilmemek veya bilmek istememek olduğunu da saniyen belirtmek isterim. Bu yanlış amel üzere olan muharrif güruha biraz da hak vermek lazım diye düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın batılı tervic ettiğim fikrine zehab edilmesin. Eğer hak olanı batıldan tefrik etseydiler o zaman onlar da mükellef olacaktılar. Ne var ki bu tarz bir devekuşu profilinden bakılırsa kendilerince haklı oluyorlar. Çünkü doğruyu ve hak olanı zaten semtlerine yanaştırmıyorlar. Bu sayede kendilerini muhafaza etmiş oluyorlar. Şairin "Ağların hatıra geldikçe gülüştüklerimiz" kıstası bunlarda nasıl neşvünema bulacak diye soruyorum? Cevabı da ifadenin mefhum-u muhalifi olarak tezahür ediyor: Ağlarım hatıra geldikçe inanmamak adına inkar ettiklerim"

Ve kıs aleyhilbevaki.

Şair demiş:

Ben ne kasdettim sen ne anladın garip efsanedir
Cenab-ı Vahibül-idrak müzdad eylesin iz'anını

Üstad Bediüzzaman'ı okusalar bunlar diyeceğim ama bu nimetten de nasipsiz olduktan sonra...