Derinlemesine değil, şöyle yüzeysel olarak bile bakmak; gittiğimiz yolun sonunun bir uçurum olduğunu görmeye kâfi gelecektir. Şahit olduklarımızdan tutun da duyduklarımıza, öğrendiklerimize kadar her şey, gidişimizin hayra alamet olmadığını gösteriyor. Umut vadeden küçük bir hareket, insanın içini açan yeni bir haber almayalı uzun zaman oldu. Ortadoğu kan gölü ve bu kan gölünün ortasında kan emici gibi bekleyen sözde “çağdaşlaşmış” ülkeler kendi paylarına düşecek olanın hevesiyle her türlü “uzlaştırma” yolunu denemekteler. İleride ne olacağı açıkça görülebiliyor çünkü Irak’tan her gün gelen ve yalnızca bizim öğrenebildiğimiz patlama ve ölü sayıları azalmadan devam ediyor. Bu sebepten Lübnan’da neler olabileceğini tahmin etmek o kadar da zor olmasa gerek.
Ülkemiz adına düşünecek olursak; öncelikli problemlerden hangisi adına umutlu olabiliriz ki? Eğitim, trafik, terör, işsizlik, enflasyon… Hepsi birbirinden karmaşık bu kadar sorunun hangisi için umutlu olunabilir acaba? Her yıl değiştirilen eğitim politikaları, trafik kazalarında verilen günlük kayıp, her gün artan işsizlik ya da yeni yeni ortaya çıkan sorunların hangisinde parlak bir gelecek görülüyor?
Televizyonlarda her gün damla damla evlerimize enjekte edilen ahlaksızlıklar sokaklarımıza kadar ulaştı. Şehrin kalabalık caddelerinde gençlerin giyim kuşam, hal ve tavırları onların olmasa bile ahlaklı olmayı kendine düstur edinmiş kişilerin yüzlerini kızartmakta. Bu çöküşün suçunu televizyonlara mı, hızla ilerleyen teknolojiye mi yoksa bu gençleri o şekilde sokaklara salan büyüklere mi kesmeli; düşünmek gerek.
Yaşam dediğimiz pamuk ipliğine bağlı can damarımız artık iyice hassas bir noktada duruyor. Ölümle burun buruna yaşıyoruz. Ölüm artık Kaf Dağı’nın arkasında değil. Hemen yanıbaşımızda, şehrin ortasında, mahallemizde, sokağın başında ve evimizin başköşesinde kurulu olarak bekliyor. Çıkılan bir yolculuktan sağ salim dönmek, büyük şükür etmeye vesile oluyor. Öylesine havadan sudan sebeplerden cinayetler işleniyor ki gülsek mi ağlasak mı diye bir süre düşünüyoruz.
Adını bile telaffuz edemediğimiz hastalıklara her gün yeni kayıplar verir olduk. Yediğimiz içtiğimiz her türlü nimetin altında başka bir hastalığın sebebi yatıyor. Biri için “Hastalanmış.” sözünden sonra umutla beklemek günümüz şartlarında zor gerçekleşen bir beklenti haline geldi.
Okullarımızdan okuma yazma öğrenemeden diploma alan “zorunlu mezunlar” her yıl artarak devam ediyor. Bir süreliğine de olsa inzivaya çektirilen öğrenciler lise sona gelene kadar da olsa işsizlikten kurtarılarak bir nebze olsun ülke kalkınmasında pay sahibi olmaktalar! Ondan sonrası askerlik, iş arama serüveni derken zaman geçmekte ve umudunu yitirmişler ordusunun bir neferi olarak, “ben okuyamadım, bari çocuklarım okusun.”gibi bir avuntuyla umudunu gelecekte arayanlardan biri daha aramıza katılmaktadır.
Meslek liseleri gibi genellemeyle asıl amaçlarına ulaşmak isteyenler, öğrenci bulmakta zorluk çeken İmam Hatipleri gördükçe kendileri adına asıl amaçlarına ulaştıkları için umutlu olabilir ama ya o kadar öğrencinin vebalini kaldırabilecekler mi?
Artık iyice politika malzemesi edilen, her seçimde partilerin kurtarıcısı haline gelen “türban sorunu” bırakıldığı yerde duruyor. Özgür bir şekilde okuma hakkını bile elde edemeyen, dilediği kıyafetle işine gidemeyen bu kadar insan için uzun vadeli bile olsa umutlu konuşmak zor görünüyor. Sıradan kişilerin bile inanmakta zorluk çektiği bu kılık kıyafet keşmekeşi bir köşede bekletilip, günü gelince hatırlanan ama bir çözüme kavuşturulamayan kara bir leke olarak öylece bırakıldığı yerde durmakta. Akıllar bu keşmekeşi anlamakta zorlanıyor çünkü her türlü açıklık, insanın yüzünü kızartan kıyafete bütün kapılar açılırken, imanın bir işareti olan kıyafete kapıların kapatılması umutlu düşünmek isteyenlerin önüne kara bir bulut gibi çıkıyor. Böyle bir ortamda umuttan söz etmek de ancak hayalden ibaret olarak kalacaktır.
Sıralanacak, söylenecek o kadar umutsuzluk var ki; “ Dilimiz yangın olsa yetişmez.” Her gün yeni bir kalesini yitirdiğimiz değerlerimiz adına, çözüme ulaşması beklenen sorunların arapsaçına dönmesi adına ve adım adım çizgiden çıkışımız adına; bütün umutları başka bahara ertelememiz gerekiyor. Çünkü Kuran çizgisinden uzaklaşan her türlü hareketten umut beklemek nafile bir beklenti olacaktır.
Yorumlar
Umutsuzluğun Böylesi
Çar, 28/02/2007 - 11:07 — Fatih M. TiyanşanSoru: Hep Böyle mi Olacak?
Bu soruyu sormak, umutsuzluğun kapısını aralamaktan başka bir şey değil. İçimizde her daim olması gereken bir şeyi, esasen bir değer ifade eden umudu böylesi bir soruyla harcamaya çalışmak, açmaya çalıştığımız kapıları kapatmaktan başka, aydınlık özlemini karanlığın pençesine teslim etmekten başka ve kendi kendimizi yılgınlığın tam ortasına atmaktan başka nedir ki?..
Tüm bu cümleleri kurmak, bunları dillendirmek, tekrar üstüne tekrar etmek asla bir çözüm yolu olamaz. Çaresizliğin dile getirilişi yalnızca onun şiddetini artırmaya yarar. Bu demek değildir ki, içinde bulunduğumuz halin farkında olmayalım. Aksine, farkındalığımızı yüksek seviyeye çıkarmak için daha fazla umuda, daha fazla bizi güçlendirecek kelimelere ihtiyacımız var aslında. Bu kelimeler bize bir ütopya kurdurmamalı asla, hayat denen o muamma dolu mücadelenin içinde yerimizi belirleme ve ona göre davranma, öz ifadesiyle kendimizi bularak yaşamak adına bu cümleleri artık bırakmamız gerektiğine inanıyorum.
İnanıyorum...
Hep böyle olmayacak...
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...