1925 yılında Nebraska eyaletinin Omaha şehrinde, tarihin her döneminde karşımıza çıkan kirlenmiş beyazın tepesine çullanırcasına doğan bir adamdan söz etmek istiyorum.
Harlem'de kategorize edilmiş roller içerisinde kendisine en uygun rolü oynamakla hüküm giydirilmiş, potansiyel suçlu olarak yaşamaktansa suçlunun kendisi olmanın bilinçaltından salıklandığı bir adamdan söz etmek istiyorum.
Başkalaşması dikte edilen, ama başkalaştıkça asla kendisi olamayacak olan, kazanımı elinde olmayan derisiyle ve saç yapısıyla asla kölelikten kurtulamayacağı yüzüne her fırsatta vurulan bir adamdan söz etmek istiyorum.
Ku Klux Klan zihniyetiyle karşı karşıya bırakılıp, kavmiyetçilik dışında kendilerine bir şans tanınmayan, kavmiyetçilik ettikçe körleşecek, körleştikçe uysallaşacak, uysallaştıkça kirli beyaz dünyaya hizmet edecek olan köleler topluluğuna ait görülen bir adamdan söz etmek istiyorum.
Zencilerin tarladaki ve hizmetkar adıyla iki kategoriye ayrıldığı bir dönemde, tarlada olup acının alasını yaşamak istemeyenlerin önüne cicisiyle bicisiyle evdeki hizmetkar zencinin bir idol olarak çıkartıldığı bir dönemde, patronuyla birlikte yaşama, güzel giyinme, sahibinden arta kalanlar beslenme lüksüne sahip, patronu hasta olduğunda "patron ne oldu da hasta olduk?" diye soran, kendisine "haydi kaçalım, gidelim, kopalım, ayrılalım" diyen birisine "hey adamım, sen çılgınsın. Ayrılmak da ne demek? Bundan daha iyi ev nerede? Daha iyi giysileri nerede giyerim? Nerede bundan daha iyi yiyecekler? Bunları bırakıp terketmekle eline ne geçecek he söylesene" diye cevap veren ve şişindikçe şişinen bir zenci olmaktansa başka bir kimliğinin olması gerektiğini düşünen bir adamdan söz etmek istiyorum.
Alçak bir polis tarafından sokak aralarında kovalanacak, siyah derisinin ensesinde sürekli bir beyaz soluğu hissedecek, kaçtıkça kovalanacak, kovalandıkça tezgaha sürüklenecek, tezgaha girdikçe tuzağa düşecek bir adamdan söz etmek istiyorum.
Bilinçli bir şekilde tarihleri, dilleri, kültürleri ve kökleri unutturulmuş ve bu köklerine dönüşlerinin önüne her türlü meşgale, kirlenmişlik döşenen bir topluluğa mensup bir adamdan söz etmek istiyorum.
En özeline dahi devamlı müdahale edilecek bir adamdan söz etmek istiyorum.
Kendisi için öngörülmüş bir haltı yediği için düştüğü ve bu haltı yese de yemese de önünde sonunda kendisini zaten kapısında bulacağı herhangi bir hapishaneden içeriye adım atarken aslında bambaşka bir dünyaya dair ilk mesafeleri kat eden bir adamdan söz etmek istiyorum.
Yıl 1952'yi gösterdiğinde kirli beyazın politikacılarınca kendilerine biçilmiş roller içerisinden seçmek zorunda oldukları kavmiyetçilik rolü ile farklı bir algılayışa sahne olan Black Muslims hareketine katılan bir adamdan söz etmek istiyorum.
Bir kez kavmiyetçilik tezgahına düşüldüğü için Beyaz Amerikalılara düşmanlığın kurgulandığı, reaksiyoner reflekslerle siyah olanın alabildiğine yüceltildiği bu cemaat içerisinde hareketli mizacını sergileme imkanı bulan ve cemaatin organizasyon, toplantı, yayın ve propaganda faaliyetlerini tereddütsüz üstlenen bir adamdan söz etmek istiyorum.
Bunca telaşenin, yoğunluğun, hareketin içerisinde zihnini ve gönlünü cemaat lideri Elijah Muhammed'in askısına asmayan gerektiğinde onun karşısında adamca duran, bir adamı değil o adamın ötesinde bir davayı omuzlamayı başarabilen, o kişiyle bir problem yaşadığında yüklendiği davayı değil o kişiyi sorgulayabilen bir adamdan söz etmek istiyorum.
Kendisi olabilmenin ve aynı zamanda bir cemaate de mensup olabilmenin zorluğunu bir arada göğüsleyebilen, yaşantısıyla, söyledikleriyle, yaptıklarıyla, eylemleriyle bir tutarlılık sembolü haline gelen, bu şekilde yol aldıkça kirli beyaz fahişenin nefretini kazandığı gibi bakire olduğu varsayılan bir yığının da lanetini üzerinde taşımak zorunda kalan bir adamdan söz etmek istiyorum. (*)
Bir parmak ucu hareketiyle ne demek istediğini etrafında gözünün içine bakan insanların anlayabildiği bir adamdan söz etmek istiyorum.
1964 yılında neye hizmet ettiğini yavaş yavaş farkına vardığı bir hareketin liderinin kendisine eteklerinin dibinde durması telkinlerine aldırış etmeksizin, yanlışların içerinde kalıp bir kısır döngüyle devinip duran ekibin üzerine gözlük çerçeveleri kalınlığında kendisini tanımlamak için seçtiği X çizgisini çizebilen ve terk etmenin aslında kendisine dönüş olduğu bilincinden hareketle tüm yapıp ettiklerinin karşılığının hesabını Allah'tan bekleyen bir adamdan söz etmek istiyorum.
Aynı yıl Afrika-Amerikan birliğini kurarak İslam'ın evrenselliğine doğru ilk yelkeni açan, Afrika'ya, Ortadoğu'ya düzenlediği gezilerle kendi inisiyatifi dışında etrafına örülmüş kabuğu kıran, zihinlere döşenmiş coğrafi sınırları parçalayan, kardeşlik müessesinin içeriğine dair farklı bir bakış açısı yakalayan ve böylece evrenselliğe ilk yelkeni açan bir adamdan söz etmek istiyorum.
Ve Hacc... Her Müslüman gönlün eteğinde bir ve beraber olduğu Kabe'nin etrafında kendinin farkına varan bir adamdan, hiçbir ayrımın, hiçbir kategorizasyonun yapılmadığı ortamda göz yaşlarını siyah dersinin üzerine giydiği bembeyaz ihramının göğsüne düşüren bir adamdan, hiçbir statünün, hiçbir baskı grubunun egemenliğinin olmadığı topraklarda hayatının en özgür anlarını yaşayan bir adamdan söz etmek istiyorum.
Ve Hacc dönüşü mücadelesini artık sınır tanımayan bir evrensellikte sürdürmeye başlayan bir adamdan söz etmek istiyorum.
Kirlendikçe beyaz olduğunu iddia eden, insan olma kaygısını taşıyanları Allah'ın çizgisi dışında bir çizgide sabitlemek isteyen, kendi çerçeveleri dışındaki her türlü kabulü ve her türlü itirazı aşağılayan, zannı bilmenin ötesinde konumlandıran, adaletsizliği baş tacı eden, hiçbir hesabın içerisinde olmaksızın iki gözün birbirine kenetlenmesini anlamsız bulan, dünyanın bir diğer ucunda kendisi ile aynı ritmi bulmuş bir kalbin atışından haberdar olmak isteyenlerin önüne setler çekerek coğrafi sınırlar oluşturan, asıl önemlisi zaman geçtikçe bu sınırları insanların zihinlerine yerleştirmeye çalışan bir dünyanın karşısına tüm hesapları alt üst edercesine çıkıp dimdik bir duruş sergileyen bir adamdan söz etmek istiyorum.
21 Şubat 1965 tarihinde faili meşhur bir suikastle şehitler kervanına katılan bir adamdan söz etmek istiyorum.
21 Şubat 2005..tam kırk yıl öncesinden...
Bir adamdan bahsediyorum.
Bir şehidden bahsediyorum.
Bir savaşçıdan bahsediyorum.
Bir özgünlük ve özgürlük düşkününden bahsediyorum.
Sınırları aşmayı başarmış bir yoldaştan bahsediyorum.
Kafasını ve gönlünü başka kafalara ve gönüllere emanet etmeksizin O'nun yolunda olmayı başarmış bir insandan bahsediyorum.
Yüzünün rengiyle durmayı beyaz bir maske takmaya tercih eden dik duruşun adından bahsediyorum.
Çocuklarımıza sunacağımız bir kahramandan bahsediyorum.
Malcolm X' den, Malik el-Şahbaz' dan bahsediyorum.
Haydi kendinize bir iyilik yapın bugün..bir dostunuza, bir arkadaşınıza, çocuğunuza, annenize, babanıza, yoldan geçen herhangi bir Müslüman'a Malcolm X'den bahsedin. Ve aynanın karşısına geçip kendinize hey Malcolm! diye seslenin bakalım. Bakalım ne cevap alacaksınız.
Vesselam..
(*) İsmet Özel'in "Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar" adlı şiirinde geçen ifadelerin yorumlanması ile oluşmuştur.
Yorumlar
Malcolm X
Cum, 18/02/2005 - 19:39 — Emine BirrBir taş at.
Bir taş daha at.
Bir şiir ateşle. Bir yumruk yükselt.
Sesini yükselt.
Bir çocuk yetiştir.
Bir maske tak.
Duvara bir slogan yaz.
Şehitleri an.
Bir hayal kur.
Bir barikat kur.
Tarihine sahip çık.
Sokaklara sahip çık.
Bir slogan at.
Bir kurşun at.
Bir tohum ek.
Bir ateş yak.
Bir cam kır.
Terle.
Sahte belge düzenle.
Bir bildiri bastır.
Bir kanun kaçağını barındır.
Bir yara sar.
Bir dosta sevgi göster.
Silahını temizle.
Hakikati söyle.
Bir miting düzenle.
Arkanı kolla.
Gökyüzüne bak.
İz bırakma.
İşçilerden öğren.
Bir yoldaşa öğret.
Bir hücreyi ziyaret et.
Bir savaş esirini kurtar.
FBI'ın gizli dosyalarını çal.
Kendi kalbini çal.
Parolayı aklında tut.
Bir aynasızı silahsızlandır.
Bir füzeyi çalışmaz hale getir.
Bir fıkra anlat.
Bir plan yap.
Bir ümit ışığı gör.
İsmini değiştir.
Bir teoriyi test et.
Bir dogmaya meydan oku.
Korkunu kullan.
Bir damla gözyaşı akıt.
Haritayı incele.
Hainlerle hesaplaş.
Ağırlığını hakkıyla taşı.
Biraz daha ağırlık kazan.
Sevmek için mücadele et.
Sevdiğini bir daha söyle.
Sınırı aş.
Malcolm X
Malik el Şahbaz ve Çağrışımları....
Cts, 19/02/2005 - 14:12 — Huseyin Cahid DoganSpike Le-Malcolm X-Black Muslims and Black Power-Mossad-Martin Luther King-JFK-Vietnam-Domuzlar Körfezi Çıkarması-"Ayağa kal ve söyle! Siyahım! Onurluyum!"-Negro&Nigger...
"Durun kardeşlerim, yapmayın, sakin olun..." [Son sözü]
Ebuzer'de Malcolm X
Cts, 19/02/2005 - 16:10 — Kâni ÇınarMalcolm X'in vurulduğu yere gittik tabii. Bazen dans partileri, bazen konferanslar için kullanılan bir salondu burası. Neredeyse ıssızdı. Issızlığı bozan yaralı bir adam vardı sadece. Salonda mecnûn gibi dolaşıyor ve kafasını iki elinin arasına alıp "Malcolm, Malcolm" diye inliyordu.
"Sen Hakim Cemal mısın?" diye sordu Ebuzer.
"Evet" dedi Hakim Cemal, "Malcolm X'in hayranıydım ben. Önce Kızıl Malcolm'ın hayranıydım. Boston'daki serserilik günlerinden tanırım onu. Sokakların kralıydı. En sıkı dümenler, en güzel kızlar, en kıyak tabancalar onundu. Yerinde olmak için neler vermezdim. Fakat Malcolm yerini yadırgadı. Elijah Muhammed denilen üçkâğıtçının örgütüne katıldı. Ben de peşinden gittim. Malcolm ne diyorsa o dedim. Sonra Malcolm'ı örgütten şutladılar. Örgüt umurumda değildi, ben Malcolm'ın adamıydım. Neyse... Malcolm Mekke'ye gitti. Dönüşünde onu havaalanında karşıladım. Bana coşkuyla sarıldı. Sana söylediğim her şeyi unut dedi. İslam'a dair bildiğim ve öğrettiğim her şey yanlışmış. Hakikat'i yeni öğrendim. Her şeye sil baştan başlıyoruz. Sonra cebinden bir zarf çıkardı. Bu zarfın içinde beş davetiye var. Beş kardeşimiz Prens Faysal'ın misafiri olarak Suudi Arabistan'a gidecek. Orada hakiki islam'ı öğrenecekler dedi. Prens Faysal dediği adam bizi önemsiyormuş. Bize yardım etmek istiyormuş. Tamam Malcolm dedim, sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Yeni bir hikâyeye hazırdım. Fakat yeni hikâye başlamadan vurdular onu. Burada, bu salonda, Esselâmu Aleykum dedikten hemen sonra kurşuna dizdiler. Yarım yamalak kalakaldım. O gün bugündür burada hikâyenin devamını arıyorum."
Ebuzer, Hakim Cemal'e sıkıca sarıldı. "Romanını okudum" dedi. "Derdini biliyorum. Ve sana Malcolm X'in gönül verdiği kitabı takdim ediyorum."
Cebinden bir mushaf çıkarıp Hakim Cemal'e uzattı.
"Şimdi Varisuddin Muhammed'e git. O, Elijah'ın oğlu olduğu halde, sonuna kadar Malcolm X'in tarafını tutmuştu. Malcolm X'ten öğrendiği hakiki islam uğruna babasının öğretisine isyan etti. Yıllardır American Müslim Mission diye bir örgütün başında bulunuyor. Ona git. Sana hikâyenin devamını anlatsın."
Hakim Cemal gitti. Ebuzer, tam Malcolm X'in vurulduğu noktada ellerini göğe kaldırıp şöyle dua etti:
"Ey Rabbimiz! Burada, bu ıssız yerde andığımız o güzel adama rahmet et. Mazlum ve yoksul sokakların intikamı, kibirli bulvarların korkulu rüyasıydı o. Duruşu adam gibiydi, yıkılışı da adam gibi oldu. Cennetinden bir bahçe ver Malcolm'a. En leziz şaraba dönüşsün bu salonda akan kanı. O şarabı afiyetle içip hurilerle gönül eğlendirsin. Amin."
Ebuzer - Hakan Albayrak
Malcolm X
Pzt, 21/02/2005 - 18:28 — E.Fatih Bilge..."Malcolm X'in bütün yaşamının Amerika'daki Afro-Amerikan cemaatleri arasında, o henüz hayatta iken bile, çok ilgi çekici bir konu olduğunu bilmek yeterli olacaktır. Onun hapishanede ihtida ederek İslam ümmetine katılması ve daha sonra Sünni İslam'ı kabul etmesi efsane haline geldi. Onun yalnızca hapishane endüstriyel kompleksine değil, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri'nin dış politikasına da yönelik sert eleştirilerinin, ABD emperyalizmine maruz kalan Müslümanlara bu ülkede gerçek müttefiklerinin kim olduğunu göstereceğini umuyorum..."
Nihat Nasır, Gerçek Hayat Dergisi, 2-8 Ocak 2004
Adamım
Salı, 22/02/2005 - 10:35 — Mesut ErkanHani derler ya "adamım" diye. İşte Malcolm-X de böyledir benim için. Delikanlıların kralıdır. Cesaret ve samimiyet. Bir liderde olması gereken herşey vardı O'nda. Büyük adamdı, dünyada az bulunan cinsten.
Ruhu şad olsun.
Madem Ölüm Tek Bir Defa Gelecek / O da Neden Allah İçin Olma
Salı, 22/02/2005 - 11:55 — Jerfi QAZAQ...En son ve en mükemmel din olan İslamiyet ancak bu toplumun her iki dünyada saadetini sağlayabilirdi. Malcolm X bu gerçekleri anlatabilmek için çalıştı. Gece yarısı evine molotof kokteyli atıp evini ateşe vermişlerdi ama o saat 4 uçağıyla Chicago'ya gidip Detroit'teki konferansa yetişmişti.
21 Şubat 1965 Pazar günü bir eğlence salonunda bir konferans vardı,400 sandalye kurulmuş, salon hazır hale getirilmiş, herkes yerini almıştı. Malcolm X'in eşi de dört çocuğuyla birlikte en önde yerini almıştı.
Malcolm X takdim edildikten sonra kürsüye doğru yürüdü ve 'Esselamu aleyküm' dedi; salondakiler hep birlikte: 've aleyküm selam' dedikten sonra salonun bir yerinde bir karışıklık çıktı. Herkes dikkatini tam oraya çevirmişken birkaç kişi Malcolm'a ateş açtılar. Herkes dışarı kaçmaya çalıştı. Kendisine isabet eden on altı kurşundan ilkini yer yemez Malcolm X'in dinleyicileri sakinleştirmek için kalkmış olan sağ eli derhal göğsüne düştü, öteki eli havaya kaktı orta parmağını bir kurşun uçurup gitti, sakalının arasından kanlar sızıyordu, ve vücudu arkaya iki sandalyeyi devirerek düştü. Tetikçiler yere düşmüş vücudunu iyice kurşunladıktan sonra kaçtılar. Dört çocuğunun üzerine kapanan eşi ve dinleyicilerden bazıları hemen sahneye koştular; ancak kurşunlar tam can alıcı noktalara isabet etmişti, yakındaki bir hastaneye götürülürken yolda vefat etti. Hayatını adamış olduğu bu toplum için konferans verirken...
Malcolm'un naaşı cenaze evinde yirmi iki bin kişi ziyaret ettikten sonra, Amerika'da yaşayan bir Müslüman Arap tarafından İslami şartlarda toprağa verildi.
MALCOLM METELİKSİZ ÖLDÜ! Başlığını atıyordu gazeteler.
12 yıl boyunca sadece karın tokluğuna, hiçbir maaş talep etmeden durmak bilmeyen bir enerjiyle çalıştı Malcolm.
Yukarıda yer alan ifadeler Alex Halley'in İnsan Yayınları arasında çıkan Malcolm X adlı kitabında geçiyor. Ben derim ki haydi gelin şu kitabı okuyalım. Okuduysak eğer haydi bir kez daha okuyalım. Kitabın son yaprağını kapatırken derin bir nefes alıp sessizce Hey Malcolm! dediğinizi farkedeceksiniz.
bir teşekkür ve bir açıklama
Çar, 23/02/2005 - 13:30 — Yusuf ArmağanYaklaşık 3 yıl sonrasından gelen edit: Eski yazıma gelen bir yorumu onay bekleyenler arasında görünce oturup önce eski yazımı okudum. Yorumları da... Hoş tabi... Öncelikle 3 yıl evvelki yazımı yazısına konu eden Fatih Mutlu kardeşime teşekkür ediyorum.
Bu vesileyle uluorta yerde kelaynak gibi duran bu yorumumu izah etme fırsatım oldu. Bu yorumum, bir cemaat.com mensubunun (sanırım Gülcan Sargın Hanım'dı) yazımı, yazımdaki Hey! sesleniş biçimini Amerikan aksanlı bulmasından ötürü eleştirmesi sebebiyle yazılmıştı.
Ama görüyorum ki; kendisinin üyeliğinin bir şekilde silinmesinden dolayı yorumum başka bir yorumun altında yer almış. Bu hatırlatmayı yaparak yorumumun alakasızlığının anlaşılabilir hale gelmesini ümitleniyorum.
Saygılarımla...
29.11.2007
okur sıfatıyla yazımın üslubuna yönelik getirmiş olduğunuz eleştiriler için teşekkür ederim. Eleştiri tarzınız cemaat sayfalarında alışkın olmadığımız bir tarzı içeriyor. Bu tarzın önemli olduğunu düşünüyorum.
Yazılarımda genel itibariyle konuşma tarzımın hakim olduğunu ifade etmeliyim. Bir başkası ile konuşuyormuş gibi yazmayı doğrusu önemsiyorum. Çünkü hitab benim hayatımda oldukça farklı bir yere sahiptir. Bu Kur'an'ın üslubundan esinlenilmiş bir durumdur.
Hey! ünleminden yola çıkılarak yazının kendi içerisinde bir bütünlükten uzak olarak ortaya konulmasından söz etmişsiniz. "Hey" in bir Amerikan dilinin ya da aksanının ortaya çıkardığı bir sesleniş tarzı olduğunu dile getirerek görüşünüze desteklemeye çalıştığınızı görüyorum. Oysa ki hey benim bildiğim kadarıyla bizim dilimizin, sesleniş biçimimizin önemli parçalarından biridir. Nitekim Türk Dil Kurumu'nun resmi internet sitesinde hey sözcüğü ;
1. Seslenmek veya ilgi ve dikkat çekmek için söylenen bir söz.
2. Sitem, yakınma, azar, beğenme gibi çeşitli duyguları anlatan bir söz.
olarak açıklanmıştır. hey gidi.. gibi bir söz dizimi de bizim edebiyatımızda ve günlük kullanımımızda sıklıkla kullanılmaktadır. Necip Fazıl Kısakürek üstadın Kafiye adlı şiirinde yer alan;
ne diye
bu şuna
şu buna
kafiye?
başa taş
aşa yaş
Hey'e ney
tuhaf şey
dizeleri de bir örneklik olarak karşımızda durmaktadır. Yazıdaki hey in kullanılışı bu sesleniş tarzını yansıtmak içindir.
Ayrıca dile getirmem gereken bir başka hususta bütünselliği yakalama arzusunun hayatımı anlamlı kılabilme adına çok önenmli bir noktada olduğudur.
Göstermiş olduğunuz ilgiye tekrar teşekkür ederim.
Vesselam...
İhtilaller Kan İle Beslenir...
Salı, 22/02/2005 - 20:50 — Huseyin Cahid DoganBütün bir teknolojinin, gelişimin, uygarlığın, özgürlüğün, ilh. mahreci addedilen Yunan Medeniyeti gibi, mumaileyh erdemleri bünyesinde barındıran Amerikan Medeniyeti de (böyle bir medeniyet vardır) mezkur kinesisi kölecilik temeline oturtmuştur. Bu daha çok kurt-çoban-kuzu ilişkisinin farklı bir jargondaki tezahürüdür. Ve fakat Yunan Medeniyetinden farklı olarak, bu sisteme isyan edenler Spartacus yahut Pzistrat'ın yöntemlerini değil de daha sofistike yöntemleri kullanmışlardır. Bu protest yaklaşımın en başat unsuru müziktir. Amerika'da polisin ırkçı tutumuna karşı Ice Cube'ün (bkz: Three Kings) seslendirdiği Soul R&B öğelerle bezeli "Polis'i öldürün" şarkısı, L.A gettolarını ayaklandırmış ve günlerce süren zenciler ve polisler çatışmasında onlarca insan ölmüştür.
Müzikten maada kullanılan başka bir eylem türü de yasakların üzerine yürümektir. Beat and Silent Generation olarak adlandırılan kuşağın hemen arkasından gelen neslin (68 Kuşağı) zenciler (artık ABD'de bir siyah tenliye zenci demek manevi tazminatı gerektiriyor, bunun ikamesi Afro (Afrika asıllı Amerikan vatandaşı) oluyor artık) ayağı üç farklı protest yaklaşım sergiledi:
a. go-in: Zencilerin kullanmasının yasak olduğu (bir takım toplu taşıma araçları mesela) organonları işgal etmek.
b. sit-in: Ha keza zencilerin girmesinin yasak olduğu (bir takım restaurantlar mesela) mahallere topluca girip saatlerce oturmak.
c. teach-in: Dersleri kaynatmak yahut topluca firar etmek.
Bunların dışında, zenci nüfusun yine zenci entelektüellerce bilinçlendirilmesi. İş bu aydınlatma eylemi, zencilerin boş bırakmadığı hapishanelerde, işlerlik ve uygulanabilirlik bakımlarından rahatlık sağladığı için sıklıkla kullanıldı. Bu durumun Amerika'daki zenci katmana sağladığı en dominant hediye Malcolm X'ti. Bu trend beraberinde Black Power, Black Tigers, Black Muslims gibi örgütleri getirdi. Yöntemleri iyi ayarlayan bu gruplar, beyaz nüfus içinde (özellikle üniversite öğrencileri) azımsanamayacak taraftarlar (ve sempatizanlar da) kazandı. Öyle ki Orson Welles'in kült filmi Citizen Kane'ye konu olan medya patronu Hearts'in kızını kaçıran illegal grubun tek bir zenci üyesi vardı, o da örgütün hiyerarşik olarak en üst noktasını işgal ediyordu (Kane'nin kızı daha sonra dünyanın şaşkın bakışları arasında, Bob Dylan'dan esinlenen mezkur Weatherman örgütüne katıldı).
68 olaylarının Amerika'da dünyadan oldukça farklı bir halde seyretmesi neticesinde siyah halk birçok istediğini elde etti. Ancak "ihtilal kanla beslenir" darb-ı meselini teyid eden olaylarla beraber. Bu siyahi kalkışmanın en önemli fedalarından biri Malcolm X'tir. Ve Martin Luther King ve Rubin 'The Hurricane' Carter ve adını anımsayamadığım bir üniversite öğrencisi.
***
Yazıya şerh: Malcolm X'in şehit olarak zikredilmesine oldukça şaşırdım. Ama evet, bunu hak edenler içinde olmalı. "Şüphesiz Allah en doğrusunu bilendir."
Hamiş: Yorum'da bazı isimler ve terimler yanlış yazılmış olabilir. Bellek sorunsalından mustaribim.
Neden acaba ?
Çar, 23/02/2005 - 10:41 — Eslem MünekkidMolcolm X genel itibariyle şehit olarak zikredilmesine karşın kendisi hakkında fazla bir malumata sahip değilim. Bilgilenmek maksadıyla, Malcolm X'in şehit olarak zikredilmesine şaşırmış olma nedeninizden bahsetmenizi isteyebilir miyim.
Saygılar
Malcolm'u Seviyorum..
Cum, 25/02/2005 - 04:52 — BunyaminOmer ArmaganBu çağdaki egemen güçlerin "gel benim kulum/kölem ol" çağrısına insan fıtratının (kendisi olabilmek) vermesi gereken en güzel cevabı yaşantısıyla veren; bir mükemmel yaşayıştı benim için Malcolm X.Kırk yıl öncesine ait bu güzel yaşantının sahibini her birimizin her zaman hatırlamak ve bir gün onun yaşayışı gibi yaşayarak birer Malcolm olarak o egemen güçlerin dayatmalarına karşı dimdik durabilmek (yani adam gibi) zorunluluğumuz vardır.Ölümü yaşamına şahitlik eden bu güzel insanı rahmetle anıyorum(ölüme gülen,iyi insandır/M.İkbal).Malcolm'u seviyorum.O'nu sevmek yetmiyor ama.
Selam ile..
Hey! Malcolm!
Çar, 01/03/2006 - 12:34 — Jerfi QAZAQsen hala gençsin..
ölmedin..
seni şehadetinin 41. yılında da anıyoruz.
şehadet parmağını havadayken anımsıyoruz seni. gözlerimiz bir işarete hasret.
mağribli çocukların eksiği sensin.
sen oyunbozansın malcolm, sen amerikan rüyası değil amerikan kabusu görüyorum derken bugün çatırdayan bir mitin dibine dinamit soktun.
ölüme gülümseyen insan! sen ne güzelsin!
X 'ler
Pzt, 10/07/2006 - 18:54 — Ayşenur BulutHayatımın med-cezirli anlarının en yoğun olduğu dönemlerde tanıdım onu.İnaçları uğruna mücadele ve daha sonraki -hac sonrası-dönemlerdeki mücahedesi diğer özgürlük savaşçıları gibi beni etkileyen isimlerden biri oldu. Malcom X bir siyahi idi , ezilmiş, hor görülmüş idi.Ama değil mi inananlar üstündür o da biiznillah beyaz tenlerin kararmış vicdanlarına üstün geldi.Allah mekanını cennet eylesin...
Malcom X
Malcom biri
Ene Malcom
İstisnai.net de görünce "Hey Malcolm!" diye arattım!
Per, 29/11/2007 - 10:04 — Yahya Asyalıİstisnai.net; şaşırtıcı dergi. Malcolm'u severim. Malcolm yazısı ve Malcolm X ile ilgili olarak Yusuf Armağan'a atıflar bulunduğunu görünce "Hey Malcolm!" yazısı geldi aklıma arattım google'dan burada buldum. Epey eskiden okuduğum bu yazıyı yeniden hatırlamak güzel oldu. Bu sebeble İstisnai Net'e ve Fatih Mutlu 'ya teşekkür ediyorum.
işte o güzel yazı
ıskalayanlar için..
Per, 29/11/2007 - 13:34 — Hakkı Frkoistisnai.net 2007 Şubat ayında Malkım için muzları kastetmemiş ve nefis bir sayı hazırlamıştı.
http://www.istisnai.net/029/malcolm.asp