renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Hiç

Ne akıllıyım ne deli. Ne deliyim ne veli. Ne iyiyim ne kötü. Boşluktayım. Araftayım. Çok akıllıydım! Bütün dünyayı ben kurtaracaktım. Sanki dünyanın bütün derdi, sıkıntısı benim omuzlarımdaydı. Öyle canla başla çalışıyordum ki, sanki bütün dünya beni bekliyordu. Kendimi hiç düşünmüyordum. Dünyayı kurtaracak insan kendini düşünür mü hiç! Yıllarca vazgeçmedim ideallerimden. Onca derde, sıkıntıya rağmen. Ben inat ettikçe vücudum, bünyem karşı koyuyordu bana. Ama kitaplar öyle demiyordu. Her şeyi kitaba uydurmayı o kadar çok seviyordum ki. Ve kitaplar benim gözümde öyle inanılmazdı ki. Asla hata yapamazlardı. Kutsallardı. Hep kutsala karşı zaafım vardı ya da inancım. Her ne derseniz artık.

Gün geldi ve her şey ama her şey yıkıldı. Bütün inancım, bütün değer atfettiklerim, bütün kutsallarım... Sudan çıkmış balığa döndüm. Nefes alamıyordun. Dinlemediğim vücudum isyan bayrağını çekmişti artık. Karşı gelemiyordum. Takatim kalmamıştı. Ona rağmen hâlâ direniyordum. Ama sonu belli bir dirençti. Yenilecektim. Hayatımda ilk defa yenilecektim. Hazmedemiyordum. Onca şeye rağmen yenilemezdim. Yenilmemeliydim. Ama ne acı ki tatmam gerekiyormuş yenilgiyi. Hem de en acı ve en acıtan haliyle. Bünyem iflas etmişti. Her şey bu kadardı diyordu. Bütün kutsallarım iflas etmişti. Tanrılarım iflas etmişti. Onların da gücü yoktu. Onlar da kurtaramazdı beni. Belki de her şeyi onlar benim başıma örmüştü.

Ve gün geldi bütün bir örgü; sahte, yapay, suni bir örgü tersine çözülmeye başlamıştı. Hastalanmıştım. Yataklara düşmüştüm. Yıllarımı yemeye başlamıştı hastalık. Her gün ölüyordum her gün. Hastane hastane, doktor doktor dolaşıyordum ama ne çare! Çözülme devam ediyordu. Bütün onca birikim kendini inkar ediyordu. Her gün bir düğüm çözülüyor ve her gün bir kutsal yıkılıyordu. Her gün bir tanrımı daha gömüyordum. İnandığım, güvendiğim ve hiçbir yardımı dokunmayan, dokunamayan tanrımı, tanrılarımı. Her gün yıkmama rağmen bitmiyordu. Ve her gün eriyordu içim. İçim eridikçe vücudum da aksine şişiyordu. Vücudumu taşıyamayacak duruma gelmiştim.

Ey tanrılar! Oysa ne inanmıştım sizlere.

Hastalık her geçen gün şiddetini arttıyordu. Deliye dönmüştüm. Ve gerçek deli olmayı öyle çok istiyordum ki. Tüm duam bu idi. Çünkü taşıyamamıştım aklımı. Ağır gelmişti ve çatlamıştı. Artık akıllı da olamazdım. Ben de deli olmaya karar verdim. Deli olup her şeyi yakmak istiyordum. Bilinmezlere ufuk açmak istemiştim. Hep her şeyi ama her şeyi bırakıp izimi kaybetmek istedim. Nerede akşam orada sabahı yapmak istedim. Hoş yapmamış da değildim. Ama bu sefer her şeyi arkada bırakacaktım. Sokaktakilerle, o hep kıskandığım sokaktakilerle arkadaş olacaktım, dost olacaktım. Kimse kızmasın ama bana onlardan daha samimi gelen kimse yok. Her şeyleriyle işte buyum diyen. Kaprisleri olmayan, içleri dışları bir insanlar. Kimseye muhtaç değiller. Kimseden bir şey beklemiyorlar. Karın mı! Elbette doyar be! Kim açlıktan ölmüş ki bu dünyada.

Ama bunu da yapamadım. Yapamadım işte. Bilinmezlere ufuk açamadım. Kaybolamadım. Aslında tutan hiçbir şey yoktu. Ama ne bileyim gidemedim. Yemedi belki de. Sıcak yatağım tatlı geldi. Gerçi bu dünyada yalnızken sıcak yatağın tadı da olmuyor. Ama bilmediğim bir şey tuttu beni. Kahretsin! Gidemedim.

Her şeyden kopmuştum. Hayatta tutunduğun tek bir dalım bile yoktu. Her gün kafamı duvarlara vuruyordum. Ölmek istiyordum. Hem de çok. Ama ne yapsam ölemiyordum. Hep birileri kurtarıyordu. İlaçlarla yaşıyordum ve ilaçlarla ölüyordum. Ama ağır ağır. Cesaretimi toplayıp bir anda çekemedim fişimi. Kahretsin! Ölemedim. Ölmeyi de beceremedim.

Bakırköy’e (Akıl hastanesi.) gittim sık sık. Orada yaşamak istedim. Madem ölemiyorum, madem akıllı da olamıyorum bari deli olayım dedim. Ama ne mümkün! Deli olmak için de fazla akıllıydım. Ama ne yalan söyleyeyim huzurlu olduğum nadir yerlerden birisi orası idi. O delilerle sigara içmek gibisi yoktu. Bana en iyi arkadaş onlardı. Senden sigaradan başka hiçbir şey istemiyorlar. O kadar saf, o kadar temizler. Çocuk gibi. Kirletilmemiş. Kirliliğe bulaşmamış. Aklına ne gelirse o an söyleyen. Başını sonunu düşünmeyen. Kendini çevresine göre ayarlamayan. Yani anlayacağınız harbi adamlar.

Ahh ahh... Dedim ya bu dünyada ne akıllı olmayı becerebildim ne deli. Araftayım. Her şeyin ortasında. Ne ondan ne bundan. Zevk almıyorum hiçbir şeyden. Ne yaşamayı becerebildim ne ölmeyi. Ne akıllı olabildim ne deli. Ne çekip gidebildim ne kalmayı becerebildim. Ne kendimle olabildim ne bensiz. Yalnızım. Her şeyin ortasında, herkesin arasında. Bir şair der ki: Milyonların içinde yalnızım be arkadaş. Seni soruyorum karanlıklara, nerelerdesin? Hakikaten öyleyim. Yaşıyorum haybeye.

Ne mi olacak? Hakikaten bilmiyorum.

Ne mi istiyorum? Hiç. Sadece ve sadece hiç.

Akıllı ve deli olamayan, yaşamayı ve hatta ölmeyi beceremeyen ne isteyebilir ki bu hayattan?

Hiç. Sadece ve sadece hiç.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Hiç Fıkrası...

Yıllar önce ilk okuduğumda tebessüm ettiğim "hiç fıkrasını" cemaat'in sevgili üyeleri ile paylaşmayı istedim. İnşallah kabalık etmemişimdir. Kabul buyrun inşallah...

"""Adam günün yorgunluğu üzerinde, perişan bir vaziyette İETT durağında otobüs beklemektedir. Nihayet uzun bir zaman sonra beklediği güzergahın aracı gelir ve biletini attıktan sonra arka taraflara doğru ilerlemeye başlar.

Bir-iki adım ilerisindeki çift kişilik koltuğun boş olanına doğru ilerler; tam oturacağı sırada engelleyici bir ses tonu onu durdurur:

- Buraya oturamazsın! Ben kimim biliyor musun?
- Kim olduğunuzu bilmeli miyim?
- Ben Yrd. Doç. falan kişiyim.
- Evet?
- Benim gibi kıdemli birinin yanına oturamazsın!

- Size bir soru sormak istiyorum. Siz Yrd. Doçentlik ünvanınızdan sonra ne olacaksınız?
- Doçent.
- Peki sonra?
- Şayet başımıza bir şey gelmezse Profesör.
- Daha sonra?
- Belki zor ama, Ordünaryus Profesör.
- Evet... Peki bu dereceden sonra?
- Hiiç...
- Ben şimdiden hiç'im; lütfen müsade edin yanınıza oturayım...
- !!?"

"Ya bir yol bulacağız, ya da bir yol açacağız." Anibal

Biz bir Hiç 'iz. Allahumme

Biz bir Hiç 'iz.

Allahumme halakteni meccanen
Allahumme razakteni meccanen
Allahumme mağfirli meccanen

Allah cc 'dan acil şifalar dilerim.

Allah Razı Olsun...

Eyvallah Suphi bey kardeşim.

Mevlam herkese hem cinsinden olmasa da lütfu ilahisinden Şafi ismi yüzusuyu hurmetine tüm kardeşlerimizin bedenlerine ve canlarına sağlıklar, şifalar versin. Bizim hastalığımız mini bir ameliyat. İnşallahu rahman günahlarımıza daha çok istigfar etmiş oluruz...

Buradaki meselenin özü insanın Sıfır olmasıdır. O sıfırın içinde ne vardır bilinmez elbette? İnsanın içinde Bir’den sonra ne varsa sıfır olmalıdır. Nefislerini her yerde tamamen öldürmüş yiğit oğlu yiğitler vardır! İşte bu zaviyeden yazarımızın dediği gibi hiçleşmek lazım gelir hakkın huzurunda tıpkı said nursi gibi, fatih gibi, süleyman gibi...

Deriz ki okuyucu kardeşlerimize nefis taşıyorsan gel sen de sıfırlan, resetle, hiçleştir nefsini...Geliniz hep birlikte çıkartıp atalım şu sayıları! Sadece Bir olan Rahman ve Rahim olan Allah(c.c)'nin önünde sıfırlanalım. Her dost dostunun tepesine çıkıp içindeki bütün sayıları dökene kadar çiğnesin onu...Hep birlikte hestileri arkaya atmanın vaktidir. Terk-i hest-i değil! Terk-i terk etme vaktidir yani! Hem her can kûn sofrasında söz vermiştir hakkın huzurunda. Allah’a(c.c) bu yolda yürüyeceğine dair söz veren biz yerlilerin gerçek sıfırlanma hiçlenme vaktidir şimdi... Ne diyelim ki sadece selam olsun nefislerini sıfırlayanlayan kardeşlerimize, bacılarımıza, analarımıza, babalarımıza vedahi atalarımıza...

"Ya bir yol bulacağız, ya da bir yol açacağız." Anibal

Sitem dolu bir anlatım

Sitem dolu bir anlatım olmuş... Bana Farid Farjad'ın Hiçlik adlı parçasını hatırlattı.

'Bilgi bitmez..'

Hiç değilsin, Uyan! İblisten Allah'a sığın!

...geldin bugüne..ve durdun...kendinde birşeyler değiştirmek istiyorsun...nerden başlayacağını bilmediğin için her başladığın yer, yanlış yer olduğunu seni yeni karmaşalara sürükleyerek kanıtlıyor...ve sıra sıra kısır çekişliliklerle dolanıp duruyorsun kendi ekseninde...beğenmediklerin sırtının içinde ve üstündeyken ne ileri gidebiliyorsun...ne de geri...ileriye bakıyor ve görüyorsun kendince kendi geleceğini;beğenmiyorsun...durup sendeki seni değiştirmek istiyorsun,tüm kusurlarından arındırarak...asılıyorsun yıllardır heryerine yapışan beğenmediğin şeylere...ama kök saldıkları, sarıp sarmaladıkları yerleri tek tek koparamadığın için sık sık başarısız oluyorsun ...canın sıkkın yeterince...bıkıp bırakmak emrini veriyor aklın;mantığın ayak sürüyor...ama vicdanın elvermiyor sürünmene orta yerde;durduğun yerde...
...akıl,kılavuz ister...kılavuzu seçmekte erbab olandan ders alınmalı saymalı...kitaplardan seslerden ve daha nice bir sürü sözcükten...
...dur orda...tam daima durduğun orda;dur!...sendeki bazı şeyler değişmez; bunu bil...sen değişmezlerle meşgul olup boşuna ağlıyorsun kendinle kalakaldığın her demde...sen sende değişebilecek olanları bul...ruhunun bileşenleri ve onların özellikleri değişmez mesela...aklın,nefsin,zekan iraden,hafızan...daha bir çok şey değişmez;bedeninden değiştirdiklerin olsa bile sen değişmiş yeni bedenine asla kendin diyemezsin...değişebilenler neler mesela?...inadın, sabrın, sevgin, kıskançlığın, cehâletin, düşüncelerin, inançların, gördüklerin, duydukların, öfken...
...seni sen yapan herşeyin içinde seni asıl senden alıp götüren bir çok şey var...işte onları seç ve değiştir...onları en iyi bilen insan sensin...çok konuşmaksa seni yıpratan sus...susmaksa,konuş...varoluşunla ilgili hiçbir genetik özelliğini ve bağlılığını değiştiremeyeceğine göre değiştirmen gerekenler onlar değildir;onlarla olan ilişkindir...
...en doğru olanla meşgul ol;kendine ve içine fazla bakma...ne olursa olsun sen en şerefli yaratılmışken en aşağılık varlık da olabiliyorsun...bunu hep hatrında tut;iblisten Allah'a sığın ve Allah'tan yardım iste...işte o zaman huzur nedir görürsün ve durduğun yerde ayakların sana takılıp düşürmezler seni...

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

teşekkürler... lakin...

merhaba arkadaşlar

öncelikle lutfedip okumuşsunuz yazımı ve yine lutfedip yorum dahi yazmışsınız... teşekkür ediyorum hepinize...

lakin anlatmak istediğimi ya ben anlatamamışım ya da sizler anlamamışsınız... çünkü yorumlarınızla benim anlatmak istediklerim çok farklı...

haddim olmayarak bir kez daha okumanızı istiyorum... ve gerçekten neler anlatmak istediklerimi anlamanızı temenni ediyorum... ve tekrar değerli yorumlarınızı bekliyorum...

hiç

Lâkin'e tebessümle

Muhammed Bey, bir daha okumamızı tavsiye etmenize gülümsedim. Gücenmedim emin olun;bazen yazdıklarınızın neyi yansıttığını farkedemeyebilirsiniz, sizi mâzur görebiliriz. Tavsiye ederken, acaba ben ne yapıyorum diye de düşünmeniz, düşünmemenizden iyidir. Ama isterseniz, siz yazınızı bir daha okuyunuz. Ben şöyle aktarayım,anladıklarımı,sizin cümleleirnizi kullanarak...

"Gün geldi ve her şey ama her şey yıkıldı. Bütün inancım, bütün değer atfettiklerim, bütün kutsallarım... Sudan çıkmış balığa döndüm. Nefes alamıyordun. Dinlemediğim vücudum isyan bayrağını çekmişti artık. Karşı gelemiyordum. Takatim kalmamıştı. Ona rağmen hâlâ direniyordum. Ama sonu belli bir dirençti. Yenilecektim. Hayatımda ilk defa yenilecektim. Hazmedemiyordum. Onca şeye rağmen yenilemezdim. Yenilmemeliydim"
...
"İnandığım, güvendiğim ve hiçbir yardımı dokunmayan, dokunamayan tanrımı, tanrılarımı. Her gün yıkmama rağmen bitmiyordu. Ve her gün eriyordu içim."
...
"Her şeyden kopmuştum. Hayatta tutunduğun tek bir dalım bile yoktu. Her gün kafamı duvarlara vuruyordum. Ölmek istiyordum. Hem de çok. Ama ne yapsam ölemiyordum"
...
"Bakırköy’e (Akıl hastanesi.) gittim sık sık. Orada yaşamak istedim. Madem ölemiyorum, madem akıllı da olamıyorum bari deli olayım dedim. Ama ne mümkün! Deli olmak için de fazla akıllıydım. Ama ne yalan söyleyeyim huzurlu olduğum nadir yerlerden birisi orası idi"
...
"Ahh ahh... Dedim ya bu dünyada ne akıllı olmayı becerebildim ne deli. Araftayım. Her şeyin ortasında. Ne ondan ne bundan. Zevk almıyorum hiçbir şeyden. Ne yaşamayı becerebildim ne ölmeyi. Ne akıllı olabildim ne deli. Ne çekip gidebildim ne kalmayı becerebildim. Ne kendimle olabildim ne bensiz. Yalnızım"
...
"Yaşıyorum haybeye."
...
"Ne mi istiyorum? Hiç. Sadece ve sadece hiç. Akıllı ve deli olamayan, yaşamayı ve hatta ölmeyi beceremeyen ne isteyebilir ki bu hayattan?Hiç. Sadece ve sadece hiç."

Kıymetli kardeşim. Yazdıklarınız bunlar. Anladıklarımız de bu.Sizin hiç bir şey istemediğiniz apaçık. Şahsım adına, yazıdaki görüntüden aldığım aynen yansıttığınızdır. Ve yorumum bana yansıttığınızla ilgili. Siz hiç olduğunuzu iddia etmiyorsunuz. Bir kez daha okumamızı önermenizdeki,sebebi anladınız mı siz? Bu arada, hiç'e dair algısal yansımayı da diğer yorumcu arkadaşlar için başlıkta kullandım. Bir insanın hiç olduğunu iddia etmesi,bana göre kendisini Yaratan'a karşı bir saygısızlık ifadesidir. Nihilizmin ve nihilizmden beslenen dahili harici düşüncelerin şizofrenik bir tepkisidir.

Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz

hala boşluk var...

merhaba seçkin bey

maşallah iyi tahlil etmişsiniz ama yorumlarınızı okuduğumda hala bir boşluk var... evet işte bu diyebileceğim türden değil...

bir hiç olduğumu iddia etmiyorum... (keşke olabilsem o ayrı)... tam olarak nihilist de değilim... belki yakın taraflarım olabilir... ama hafif şizofrenlik var...

her ne ise anlatmak istediklerim farklı şeyler... çok az kişide yankısını buldum... o zaman hakikaten anlatamamışım... ama gerçekten oturtmak istediğim sağlam bir zemin de yok... yani hakikaten boşluktayım... ve bu boşluğun ifadesi...

yorumlarınız için tekrar teşekkür ederim...

hiç

anladığım...

Anlatmak istediklerimizin yansımasını tam anlamıyla anlayabilecek birilerini bulmak zordur..Ama en yakın dost olan Yaratıcı kalbimizdeki en ufak bir kıpırdanmadan haberdardır, bizi bizden iyi bilir..Bu açıdan anlaşılmadıgınızı düşünmeyin:)
Gelelim benim anladığıma. Belki sizin anlatmak istediklerinizden fersah fersah uzaktır, olsun..
Değer verdiğiniz, uğruna bir yaşam feda etmeye hazır oldugunuz şeylerin gün gelip iflas etmesi. Bunun sonucunda oluşan bir anlamsızlık hissi,hiçlik hissi. Bence bu hiçlik falan değil,anlam arayışı,doğruyu arayış..Aslında en önemli nokta bu yenilgiyi kabul etmektir..Sonrası kolay, arayan bulur vesselam..

eyvallah...

eyvallah... hakikaten güzel dediniz... hiç de öyle uzak bir tahmin değil... hatta çok yakın... isyan gibi duran yazıda aslında sahte tanrılardan kurtulup hakiki Allah'ı bulma çabası...

tekrar teşekkür ederim...

mutlu son:)

aslında bu kadar sıkıntı ve sorgulamanın ardından ulaşılan merci doğru ise, herşeye değer..zira bu süreç insanın tefekkür tılsımını keşfetmesini sağlar. İnsanı hiç olmadığı kadar olgunlaştırır. Ne demişler: "En karanlık zaman şafağa en yakın olan zamandır."

işte arzulanan mutlu son:)
selametle kalınız..