renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Hiçbir Özrün Temizleyemeyeceği Bir Günah İşledik

Hiçbir özrün temizleyemeyeceği bir günah işledik.
Peki, neydi günahı kadınların ve çocukların?
Onları, yaptıkları Rahmanı bile kızdıran
Azgın Frenklerin insafına terk ettik!

Usame b. Munkız 1140 yılında bu dizeleri yazarken Frenkler İslam topraklarını, haçlı seferleri adı altında işgal ediyorlardı. İslam beldeleri, bu işgal karşısında birlik olmak yerine, taht kavgalarıyla meşguldü. Aralarında Frenklerle işbirliği yapanlar bile vakiiydi. Müslümanlar Frenklerin katliamları karşısında sessiz kalmıştı, insan eti yemeye varırcasına İslam âlemi üzerinde yapılan katliamlar, İmameddin Zengi’nin gelişine kadar görmezden gelinmişti.

Aslında 1096 yılında başlayan ve hala devam eden haçlı seferlerinin amacı, o zaman Papa Urban’ın verdiği vaaza paralel olarak belirlenmişti. Papa Urban, haçlı seferlerini başlatmak için vaaz ettiği Frenkleri şu cümlelerle ateşliyordu:

Sizler burada zavallı yoksullarsınız, orada mutlu zenginler olacaksınız. Üzerinize zenginlik yağacak. Bu çağrıya uyunuz. Rehberiniz Tanrı olacaktır.

11 Eylül saldırılarından sonra Bush, bu saldırıları “Amerikan tarzı yaşama bir saldırı” olarak görüyordu. Bu saldırı ancak ve ancak, “haçlı seferleri” başlatılarak bertaraf edilebilirdi. Afganistan’ın işgali ve ardından gelen Irak’ın işgali, Frenklerin 1000 yıl önce gerçekleştirdikleri katliamları aratmayacak seviyede katliamlara sahne oluyordu.

Bugün Irak’ın haçlılar tarafından işgalinin 4. yıldönümü. BM raporlarına göre, Irak’ta savaş yüzünden 1 milyon kişi öldü. Devşirme Amerikan ordusu, ırak’ta 1 milyon kişinin ölümüne sebep oldu. Milyonlarca insan evinden, yurdundan oldu. Milyonlarca insan 4 yıl boyunca, her sabah uyandığında ölüm kokusu soludu, milyonlarca insan 4 yıl boyunca, onurlarını ayakları altında çiğneyen, onları çırılçıplak soyup üzerine hortumla su fışkırtan, evlerine girip kutsallarını ayaklar altına alan, yüzyıllarca barış içinde yaşadığı komşularını düşman belleten, kendilerine bahşedilen zenginlikleri talan eden, devşirme ordusunu sokaklarında yaşatmanın hüznünü yaşadı. Bu insanlar bize ırak değildi, fakat biz olanları ıraktan seyrettik. Televizyonun karşısında yahut bilgisayar başında bu insanların çektiği acılara küfrederek, fakat yalnızca küfrederek seyrettik.

Dün ;” minareler süngü kubbeler miğfer/ camiler kışlamız müminler asker” dizelerini okuyanlar, bugün,onların bombalanmasına hava sahamızı açarak destek oluyorlardı. Ve biz kardeşlerimizi, komşularımızı, dindaşlarımızı, Azgın Frenklerin insafına terk ettik!

ABD’nin gerçekleştirdiği katliamlar, artık nevi şahsına münhasır bir vakıa olmaktan çıkmış, tüm Avrupa’nın onayladığı, kutsal bir sefere bürünmüştür. Ve biz konjonktür gereği bu katliamlara ses çıkaramadık. Biz borsa düşer, dolar fırlar, yabancı yatırımcı kaçar korkusuyla, ırak’ta ölen 1 milyon insanın sorumluluğunu aldık. Biz yalnızca kendi çıkarlarımıza paralel kararlar almayı uygun gördük. Amerika’nın ırak’ı işgalinin meşru olmayan tek tarafı, ne orada ölen 1 milyon kardeşimiz, ne de ırzına geçilen bacılarımızdı. Irak’ta kurulacak bir Kürt devleti, milli birliğimiz adına tehlike arz ederdi. Hava sahamızı açardık, öldürülen 1 milyon insanın lafını etmezdik, ama orada bir Kürt devleti kurulmasına tahammülümüz yoktu. Bizim için önemli olan katledilen, ırzına geçilen, onuru kırılan ırak halkı değil, milli birliğimizin ve toprak bütünlüğümüzün bozulmamasıydı. Varsın milyonlarca insan mağdur olsundu, varsın ıraklıların zenginlikleri yağmalansındı. Hiçbiri toprak bütünlüğümüzden evla değildi.

Irak savaşıyla ilgili aldığımız kararlarda, daha önceki kararlarımızda olduğu gibi, yalnızca kendi çıkarlarımıza uygun düşen kararlar aldık. Irak tamamıyla işgal edildikten sonra, leşçi akbabalar gibi işgalcilerin arta kalan leşlerine üşüştük. Orada onlardan arta kalan ihalelerin peşine düştük. “keşke tezkere kabul edilseydi” dedik.

İşgale karşı gelen onurlu insanlara terörist bile dedik.

Haçlı seferlerinde Frenklerle işbirliği yapanların torunları da değildik aslında. Bilakis haçlı seferlerine karşı ilk direnişin doğduğu topraklarda yaşıyorduk. Biz İmameddin Zengi’nin, Nureddin Zengi’nin, Salahaddin’in torunlarıydık, biz seküler bir yönetim anlayışını kabul edemeyecek kadar onurlu insanlardık.” Fedakârlık” kavramı bu topraklarda doğmuşken, nasıl da kendi çıkarlarını gerçekleştirmek adına her yola başvuran bir güruha dönüşmüştük.

Irak’ta ölen 1 milyon insan bizim için satır aralarında gösterilecek bir haberden öteye geçmezken, Filistin’de 60 yıldır işgal devam ederken, orada ölenler bizim çocuklarımız, katledilenler bizim insanımız değilmişçesine adice bir tavır takınıp, düzenin çarklarına alet olup, emperyalizmi köküne kadar yaşayıp ve yaşatıp, münafıkları aratmayacak derecede olan ikiyüzlülüğümüzle gittiğimiz yol, muasır medeniyet seviyesine ulaşmak için mi?

Kutsallarımız bu kadar ayaklar altına alınmışken, hala neyin hesabını yapıyoruz? Sömürgecilerin üzerimizde oynadığı oyunlara ne zaman “dur” demeyi düşünüyoruz? Onların icraatlarına karşı gelmek şöyle dursun, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmek ve büyük İsrail devletinin kurulmasına destek olmak amacıyla başlatılan BOP’un savunucusu olmak bize ne kazandırıyor? Onların dediklerini yapınca bize sıra gelmeyecek mi zannediyoruz? Saddam da bir zamanlar onların piyonuyken, gözümüzün önünde, asılmadı mı? Irakta fiili olarak gerçekleştirilen işgalin topraklarımızda medya yoluyla gerçekleştirilen işgalden ne farkı var? Ülkemizde gerçekleştirilen emperyalist yayılımların, Bağdat’ta patlayan bombalardan farkı ne?

Ne yazık ki biz, farkında olarak ya da farkında olmadan hiçbir özrün temizleyemeyeceği bir günah işledik. Irak’ta katledilen kardeşlerimizi hiçe sayarak hesap kitap işlerine daldık. Leş kargaları gibi Irak’ta emperyalistlerin artıklarına tenezzül ettik. 4 yıl içinde Irak’ta ölen bir milyon insanın sorumluluğunu üzerimizde taşıyoruz. Bu vebali üzerimizden atmanın tek yolu Haçlı Ordularına karşı, İmameddin’in, Nureddin’in, Salahaddin’in yaptığını yapıp, düşmanı topraklarımızdan atmaktır.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

haklısın emre kardeşim! ne yazık ki haklısın

geçen yıldı yanılmıyorsam erkan mumcu, 'abbas güçlü ile genç bakış' programına katılmış, üniversiteli gençlerin sorularını yanıtlıyordu. orada konu 1 mart tezkeresine gelince erkan mumcu tezkerenin geçmesi gerektiğini savunmuş ve bu fikrini "büyük devlet olmasorumluluğu bunu gerektirir. zira orada (ırakta) savaş bitip haritalar yeniden şekillendirilmeye başlandığında masada söz sahibi olmak için öncesinde de orada olmak gerekiyor, aksi taktirde bölgedeki gücümüz hafifler ve etki alanımız daralır" sözleriyle savunmuştu. 'bu ülke -ki cihana nizamat verdiği yüzyıllar boyunca utanılacak bir tek fiile imza atmamış- ne zamandan beri haksız yere yapılacak bir işgali durdurmayı değil de işgale ortak olup -pasta-dan pay kapmayı büyüklük sayar oldu' diye düşünüp kederlenmekten kendimi alamamıştım. Ve işin ilginci salonu dolduran onca üniversite öğrencisi de bu savunmayı tutarlı bulmuş olacak ki hiç kimse kalkıp; bu "bu işgali önlemek için yapılacakların hepsi bitti mi ki kanlı ve haksız bir işgale ortak olup olmamayı tartışıyoruz?" diye sormadı.
Garip olan, acı olan, ve fakat ne yazık ki gerçek olan şu:Bu ülke -ve bu ülkeyi yöneten insanlar- bizzat Allah'ın bizleri (müslümanları) tek bir millet kıldığını bildiğimiz halde (bilmeme ihtimalini düşünmek istemiyorum) yanıbaşımızda her gün onlarca insanın ölümünü görmezden geliyor, üstelik aynı Allah'a inandığımız insanların yok oluşundan sonra boşalacak kanlı topraklardan pay alabilmek için cinayetlere ortak olma gereğini tartışabiliyor. Ve bunu belki de senin de dillendirdiğin gibi 'muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak' adına ya da 'profesyonel siyeset' gereği yapıyor.
Üzüyor... sızlatıyor... acıtıyor... acımıyor...
Yüreğine sağlık kardeş

...

ben bu yazdığınıza yorum yapıp da... ne kadar
unutkan bir insan olduğumu
hatırlayacak imana sahip
değilim...

yaşamış gibi

yaşanan olaylara şaşırmaya bile takatimiz kalmadı. alıştık belki de ya da alıştırdılar. sanki bu olayları bir zamanlar yaşamışız gibi geliyor bana. çünkü gizli saklı değil her şey alanen gerçekleşiyor. sırada kim var demeye gerek yok. çark dönmeye devam ediyor ve nefesimiz yavaş yavaş kesilmeye başladı bile.

Sıradanlaşmak...

Siyonist düzenin istediği de bu değil miydi zaten; bizleri bu tür olaylar karşısında sıradanlaştırarak bir kaç beddua ile geçiştirmek. Üzgünüm ama amaçlarına ulaşıyorlar...