renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Hicret

Hicret

Her medeniyet hicretle başlar. Var olanın ötesindeki bir zamanı ve anlamları üretmek için olanın karşısında olması gerekene inanarak, hayır der. Herkese ve her şeye…Hicrete inanan ve onun yolculuğundaki adımların zorluklarına göğüs geren, mazlumların seslerinin çağırdığı adaletle yol alan insan, zamanın bütün evetlerini hayıra çevirmek için kutsal yolculuğuna çıkar. Çölün ortasından bütün zamanlara meydan okur. İnancının ne getireceğini düşünmeden, inandığı doğruyu varlığının yasası yaparak...

İslam Peygamberi bütün mahlukata seslenir, insanlara, cinlere… Köle Bilal’dan zengin Mugire’ye, Ebul Hikem’den Ebu Talib’e, Mekke’ye, Taif’e, Medine’ye, Şam’a, İran’a, Roma’ya... Putlarının yıkılacağını, düzenlerinin sona ereceğini dilinden dökülen vahiylerle haber verir; Allah’ın iktidarının Musa’nın eliyle nasıl kurulduysa, Nemrut’un İbrahim’in eliyle nasıl yıkıldıysa... Görünen tanrıların içindeki hilelerini bozacağını, tek Allah olan, yerin ve göğün sahibinin iktidarının artık gelmekte olduğunu, dünyanın yalancı tanrılara tahammül edecek kadar gücünün kalmadığını söyler: La ilahe illallah.

İnsan hicret eder: Taşların soğukluğundan, Lat, Menat ve Uzza’nın çekiçlenmiş bakışlarından, Hubel’in duyarsızlığından… Can canına dönmek ister. Tek Allah’a… Taşlaşmayan, duaları karşılıksız bırakmayan, yaşatan, düşündüren ve öldüren Allah’a yolculuğa çıkar. Kafasındaki bütün korkulardan kurtularak arkasını döner. Bütün iktidarlara, mallara, putların varlığıyla güzelleşen kadınlara ve şaraplara hayır diyerek, düşünemediği, ipinin sağlam olduğuna inandığı bir varlığa koşar…Allahümme Lebbeyk…

O, Ahad’dır… Şekillenmez, şekillendirir. Yaratılmaz, yaratır. Yemez, yedirir. Yarattığına görününce paramparça olur ve O’nu görmek isteyen baygın düşer, secdeye varır. Yarattıklarının hiç birine benzemez. Ve insan, hicret eder. Yaratılmış tanrıların düzeninden yaratan Tanrı’ya…

Köle Bilal, kervanın başına geçer. Allah’u ekber. Koyun çobanı Mesut, putların aydını, o düzenin hocası Ebul Hikem’e, Cehil diye bağırır… Putların cahilisin sen. Allah eşsizdir. Koyun çobanı Mesut Allah’ın intikamını alır. Yasir, annesini babasını kaybedecek kadar inanır. La Menat, la Uzza, la Lat , la Cehil… Katillerden korkmadan yüzünü Allah’a çevirir.

Bir kargaşa, bir meydan okuyuş, bir devrim dirilmeye başlar. Dünyadaki bütün dünyalara bir sesleniş, bir çığlık yükselir. Görünene inananlardan görünmeyene inanan bir hicret başlar. Kendi çağlarından kopanlar başka bir çağın gerçeğine yol alırlar. Yeni bir ses, yeni bir başlangıç ve yeni insanlar… İran, Yunan, Hint yönünü çöle çevirir. Putların üstünden konuşan ve onların sahteliğini vurgulayan deliller insanların kalplerine iner. Oku! Yaratan Rabbi’nin adıyla!...

İbrahim’in, Musa’nın, İsa’nın takipçisi Muhammedi Zişan bütün putları kırmaya başlar. Kendisine inanan köleler, yetimler, kadınlar, yaşlılar, mallarının iktidarında gözü olmayan inananlarla; tanrılarla anlaşmadan, onların düzenine girmeden, onların yanında olmadan, karşılarında tamda karşılarında durarak özgürleşir, özgürleştirir insanları… Bütün yasalardan ve yasa koyuculardan korkmadan, onlara inanmadan inancına hicret ederek…

Skolastik ve Karanlıklar çağı… Putların gölgelediği bir çağ… Kilise ve tanrının oğulda biçimlenmesi... Aklın ve insanın yalanladığı, putlarla birlikte ölümlülerin resmedilmediği ve günahın cezasını her an çektiren bir bilinç… Dinin adamları ve din adamlarının zulmüyle inleyen bir halk… Adalet: Özgürlük, akıl, paylaşım… Karınları aç insanların, dünyaya meydan okuması… Ayağındaki zincirlerin bilinciyle, tanrının adamlarına, tanrının adıyla ve aç karınlarının doyması adına meydan okurlar. Yasaklanan zevklerin zevkine inanarak, inkar ettikleri tanrıların yerine kendilerini koyarak...

Galilei dünyayı döndürür. Kopernik evrenin merkezindeki tanrıyı güneşle kovar. Aydınlık, karanlık kiliseye meydan okur. Para, oğul edinen tanrının elinden, oğul yapan tanrıya geçer. Engizisyon, günahın cazibesine günahkarların karşı koyuşu… Putlar, kullarının istekleriyle dikilmekten vazgeçmek istemez…

Aklın soğuk ışığı, kilise ve maskesini parçalar. Ayrıcalık ve Tanrının Krallığı’nı ve onunla meşrulaşan yasakların perdesini düşürür. Doğa kendiliğinden dönen ve Tanrı’nın varlığının tam karşısında yer alan bir gerçekliğe dönüşür. Aydınlanan insan inanır, canı pahasına… Yaşamının daha da kötüye gidebileceğini düşünmeden, hicret eder.

Modern insan, Tanrı’nın ve adamlarının olmadığı zamanları düşler. Dekart, inanan insana şüphe ettirir. Newton, dünyayı tanrısız döndürür. Bacon, tanrıya metafizik yanılgıyla bakar. Hume, Habeşlilerin tanrısıyla Yunanlıların tanrılarını kilisenin İsa’sıyla eşitler. Akıl ve bilim Freudcu bilinçaltıyla bütün zamanlara kilise üzerinden meydan okur. Hapishanelerdeki açların, hayvanlarla parçalanan insanların sesi olur. Soğuk dünyanın insanları, kilisenin tanrılarına hayır der. İnançlarını giyotinlerdeki düşen başlarıyla gösterirler bütün dünyaya, bütün zamanlara…

Ve insan kilisenin dünyasından, ressamların çizdiği çıplak dünyaya, günahın dünyasına yolculuğa çıkar. Hayır! der… Tanrıların yeri mabetlerdir. Mabetler aklın karanlığıdır. Kilisenin ve tanrısının tam karşısına geçer. Hicretin şenliği, günleri, ayları, yılları değiştirir. Parayı tanrının kesesinden çalar ve çarşılarda dolaşıma sokar. İnsan tanrı olur.

İşçiler ve eşitlik… Manifesto… Bütün dünyanın işçileri birleşin. Çocuklar, kadınlar, işsizler, emeklerini kaptıran köleler... Kendilerini kandıran dine, dindarlara, paranın ve tanrının adıyla güne başlayan kentlilere meydan okur. Hicret etmek istemez. Anlamlar yaratmak istemez. Küçük dünyalarında patronlarının ateşiyle ısınmak, varolmak yeter. Maddenin gücüne daha bir tapar işçiler. Bilime daha bir inanırlar. Hicret eden ve kiliseden kaçan insanın kervanına yamalanırlar. Aç ve açıkta olmanın sefilliğiyle, tenlerinin hazzına inanarak, bütün dünyaya seslenirler: Eşitlik! Özgürlük!... Ayaklarındaki zincirlerin maddesine taparak onu parayla değiştirirler. Deha Marks’ı ve hayal ettiği güzel geleceği, toplu görüşmelerde satarlar.

Savaşlar… Dinlilerin dinsizlerle, dinsizlerin dinsizlerle çatışması… Paranın parayla dansı… Maddenin, tanrı içkinliğiyle bütün yaşamı şekillendirmesi… Musevi’nin, İsevi’nin ve Muhammed’in dininin modern tasavvurlarla tanımlanırken, insanın insanla savaşında görülmedik putperestliklerin yeni yüzleriyle insanların maskelerini oluşturması… İşte bu çağ… Anlamların yitirildiği, maddenin ruhtan, ruhun maddeden farklılaşmadığı, haç yolculuklarının, hicretlerin maddenin dolaşımına kurban edildiği bir zaman.

“Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında bilirsiniz” ( En’am 67)

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

olmak

selam ve dua ile;
"amenü-hacerü-cehedü"
imanettiler, hicret ettiler, cihad ettiler..
c.ç

hicret

yazınızı okuyunca sanki zamanda bir yolculuğa çıkmış gibi oldum... her bir cümlesi vurucu can alıcı.... bir kere daha okumak lazım, bu bilgi bütününden ve ustaca harmanlanışından istifade etmek lazım...

dostum şulenin bir yazısı vardı "mağarasızlık sendromu" diye bir yazıydı sanırım. aklıma o geldi ve "hicretsizlik sendromu"....

selam ile.

"eddai"

Hicret; 'insanlık tarihinin, en büyük özgürlük hareketi'

İslam, beşeriyeti bütün olarak görür. Fertler bütünün farklı ama eşit(aynı değil) parçalarıdır. Farklılık (ayrılık/nifak değil) zenginliktir. “Biz sizi aynı anadan-babadan farklı renklerde, farklı dillerde, farklı kabilelerde yarattık ki tanışıp kaynaşasınız."

"Üstünlük sadece takva iledir." Tarih boyunca bütün emperyal düşüncelerin, bütün sömürgeci, baskıcı anlayışların temel stratejisi, Allah’a kul olmaktaki eşitliği bozmak üzerinedir. Bu eşitliği bozmadan tezgahlarını kuramazlardı. Büyük çoğunluğu, (Allah'tan başkasına!)kendilerinden daha üstün, daha güçlü olanlara muhtaç olduklarına ikna etmek zorundaydılar. Bunun sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik altyapısını, gerekli dini motiflerle de donatarak hazırladılar. Artık istedikleri yönden ve istedikleri kadar sömürebilecekleri kitleler hazırdı.

İnsanlar arasındaki eşitlik iddiasının biricik, yegane meşruiyet kaynağı vardır: Allah’a kul olmak.

Allah’a kul olmayı bütün beşeri sıfatların üstünde tutamazsanız eşitlik iddianız mesnetsiz kalır. Kadın-erkek, zengin-fakir, siyah-beyaz, uzun-kısa, güçlü-zayıf, yöneten-yönetilen, amir-memur hangi statüde eşitlik iddiasında bulunacaksınız? Boyun eğmeye de başladınız mı bir kere, sizden güçlüye sığınmaya kalktınız mı “kurtarıcı”lar amacına ulaşmıştır. Herkes daha güçlü olana itaat edecek, daha güçlü olana yaltaklanacak; güce tapınmayı, gücü kutsamayı esas alan bir düzen.... İtaat kültürüne boyun eğmenizdir istenen...

Bütün peygamberler bu oyunu bozmak için gönderildi. Hayatın sahibi olan Allah’ın (c.c.) hayat nizamı olarak gönderdiği Din’in bütün ilkeleri bu oyunu bozmak içindir.

Resulullah’ın (s.a.v.) Mekkeli müşriklerle kavgası neydi? Onlar Hz. Peygamber’e “gel başımıza geç, bize reis ol” demediler mi? Yeter ki dediler, biz üstün insanları bu kölelerle, kadınlarla, gücü-statüsü olmayanlarla bir tutma. “Şimdi biz parayla satın aldığımız Habeşli Bilal’la eşit mi olacağız? Bunu bizden isteme de gel bizim
hükümdarımız ol.” demediler mi?

Peygamber (s.a.v.), riyaseti kabul ederek türlü işkencelere, baskıya, zulmün her çeşidine maruz kalan insanları kurtarmayı düşünemez miydi? Ama hayır dedi Hz. Peygamber, “kurtuluş ancak insanların Allah’a kul olmak payesinde eşit olmalarıyla mümkündür.”

Hatırlayın Veda Hutbesini.

Dolayısıyla, Hicret göç değildir! Zulümden kurtulmak için "kaçış" değildir! Medine sığınılacak bir "yurt" değildir! Hicret etmek için
mekana ihtiyaç yok! Aksi halde, Kabeyi mesken tutsanız bile tutsaklıktan kurtulamazsınız.

Hicret; insanlık tarihinin en büyük özgürlük hareketidir. Özgürlük müslümanın karekteridir.

Hz. Bilali Habeşi

Konu hicretse Hz. Bilali Habeşi hicret edenlerin ilkidir. O'nun yolu Habeşistan'dan Mekke'ye düşmüştür de bir köle olarak hiç bitmemiştir yolculuğu.
Adı konuşmalarda, sosyolojik cümlelerde, hikayelerde geçtiğinde hala köleliğinin bedelini öder o. Ne de olsa eski bir köledir ve insanlar onun isminin önüne hazreti ibaresini çok görürler. O Köle Bilal'dir ya da Bilal-i Habeşidir. Ondan Hazreti Bilali Habeşi diye bahsetmeme bir 6. sınıf öğrencisinin "ama onun adı Bilali Habeşi değil mi!" diye karşılık vermesi dikkat çekicidir.
Bana kalırsa O; küfrün, zulmün, acımasızlığın, eşitsizliğin önünde eğilmemesiyle dik duruşuyla hele hele okuduğu ilk ezanla Hazreti sıfatını çoktan hak etti.
Hazreti Bilali Habeşiye derin saygı ve hürmetlerimle. Allah ondan razı olsun.

Hicret'e vurgu

Evet, yine hicret'e vurgu. Gönlü, materyalist iklimin sıcağında bunalanlara bir ebr-i nisandır hicret. Dış'ta kendine yer arayanların iç'lerine yaptıkları en güzel miraçlardan biridir hicret. Muhammedîlerin aslına dönerken açtıkları bir menfezdir hicret. Nokta-ı nazarın için tebrikler...

Adaletin Devrimi

Devrimler, hakim baskın güce karşı, hakim olmayan güç tarafından gerçekleştirilir.Bu bir kader midir bilinmez, iktidarı ele geçiren yeni güç de artık diğeri için ezicidir.Var olan düzeni kendi lehinde yıkıp, yeni kurum ve kuralları oluştururken, enerjilerini de, döktükleri kanlardan alırlar.Burjuva devrimi ile Feodalitenin, Bolşevik devrimi ile Çarlık Rusyasının yıkılması gibi.Hiç bir devrim günahsız değildir.Kan dökmekten,hemde bazen eski yasalara,sadık kalmaktan başka suçu olmayan,tamamıyla masum kişilerin kanını dökmekten çekinmezler.Kanlar pahasına yeni düzen kurulur.
Devrimin ilkeleri de gizli birer silah gibidir.
Özgürlük. Kardeşlik. Eşitlik.

ÖZGÜRLÜK: Sahip olma bilincinden yoksun,aç toprak kölelerinin özgürlüğü!Ne de komiktir.Böyle bir şey yoktur da.Topraklar üzerin de özgür bırakılmış bireyler kaçınılmaz olarak şehirde ki fabrikatörün,baca temizleyicisi olmuştur.Özgürlük;Burjuvazinin "bırakınız yapsınlar"ıdır.

EŞİTLİK: Köksüz ve soysuz burjuvazinin kralla eşitlik talebi.

KARDEŞLİK: Sömürünün sevimli sözcüğü.

AYDINLANMA: Karanlığında ki acılı insan manzaraları

SOSYALİZM: Eşitliğin fiyaskosu

Her devrim,var olma ilkelerini belirlerken,bu ilkelerin, devrimcilerin menfaatını sağlayacak şekilde düşünülmesi kaçınılmazdır.Bu nedenledir ki,hiç bir devrimin"Adalet"ilkesi yoktur.Çünkü adil olarak menfaat sağlayamazsınız.Çünkü adalet tümü kucaklar,baskın güç oluşturmayı engeller.Bu nedenle ideal toplum düzenini sadece İslam Peygamberi gerçekleştirmiştir. Müşrikler için bile,adaletle anlaşma yoluna gidilmiş,İlahi emir"onlar anlaşmaya sadık kaldıkça,siz de sadık kalın "demiştir.

Adalet;her yer de,herkes içindir.Yoksul için de,zengin için de,adalet esastır.Alemlerin Rabbi,99 koyunu olan adamı dinlemediği için de,Hz Davud'u adaletli olmaya çağırır.

Hicret madem

Karalamıştım ya ben de bir zamanlar bir şey...Eskileri çok anar olduk. Yeni üretemediğimizden belki...

http://www.cemaat.com/node/1751

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Özgürlük Eylemi

Bir özgürlük eyleminden sözederken 'Miraç' tan da sözetmek gerekiyor.
Miraç, bir özgürlük eylemi... Hicretten öncede muhammed ibn abdullah böyle bir eyleme daha girişmişti. İnsanın kuşatmayı yarma eylemi diyede adlandırılabilir. Tarih boyunca insanı, doğayı,ve Tanrı'yı tanımayanların, en kestirme ifadesiyle nereli olurlarsa olsunlar ZALİMLERin kuşatmasını yaran bir eylem. Miraç determinizme ve onun devamında totalitarizme meydan okuyan daha doğrusu bunları yerle bir eden bir eylemdir. İnsanlığın rutin hayatlarını altüst eden tüm bildiklerini tüm kartlarını işe yaramaz hale getirir... Çünkü bu eylemi insanların sahip olduklarıyla açıklayabilme gibi bir yeteneği yoktur.
Miraç denilince akla gelen ikinci nokta ise Kudüs' tür. Hani sevdiğiniz bir gömlek vardır. Sabahki randevunuzda illede o gömleği giymek istersiniz. Oysa gömleğiniz kirlidir. Kudüs kirli bir mavi gömlek gibi görünüyor gözüme. Tekrar tekrar yıkamaya çalışmak lazım bu gömleği.
Muhammed ibn Abdullah ın miracı, noktayı koyan bir eylem.Noktadan daha öte belki... Sanki Hz. Peygamber varlığıyla bir noktanın üzerinde duruyor. Tarih boyunca insanlar tarafından özgürlük kapıları kapatılmış. İnsanlar sömürülmüş ve köleleştirilmiş... Ve peygamberler bu kapıları açmak tıkanan damarları yeniden ve yeniden açmak için, silinen cümleleri tahrif edilen cümleleri yeniden yazmak için canla başla işe koyulmuşlar ve çoğuda katledilmiştir.
Miraç ta bu noktada son çıkış kapısı...
Şeytan kelimesi arapça 'şatane' fiilinden türemiştir. (Muhammed Esed in meal tefsiri.) ve bu kelimede 'uzak düşüren' 'uzaklaştıran anlamına gelmektedir. Çok bildik bir cümleyle söylemek gerekirse Hz. Peygamberin çağdaşı olan toplumlarda şeytana uymuştur. Yani hayata uzaklaşmış hayata uzak düşmüştür. Kontrol çok fazlaydı. Sınırlar ve zulüm çok netti. Özgürlüğün tanımı sorumsuzluktu. ve işte bu monotonluğun ve bu monoton düşmüş insanların dünyasına, o unutulmuş yolu açmak için çok cesur bir eylem miraç tı.
Okuduğum bir kitapta Hz peygamberi kitabın sonundaki imzaya benzetiyordu Kitap bitti... İki nokta üst üste konuldu ve her şey açıklandı artık. Kitap tamamlandı... Onca tahrife rağmen tashih edildi ve tamamlandı. Yarıda kalan cümleler vardı. Mürekkebi Hz. İsa'nın kanı olan... Cümlesi yarıda kalmıştı Hz İsa nın... Mürekkep bitmişti... Muhammed İbn Abdullah ın arkadaşlarının kanı mürekkep oldu ve cümle tamamlandı.
KUDÜS.... NİYE KUDÜS...
Nuri Pakdil KUDÜS ü iki noktaya benzetiyor. Her şeyi açıklayan yerdir... Kudüs, iki nokta üst üstüstedir.
' Şimdilerde İstanbul nokta Paris virgül yazılarımda... Çoğunluk 've' kullanmadığımdan anmıyorum Romayı... Kudüs se iki noktadır iki nokta üst üste'
Kudüs sevilmeden insanlığa girilemez. Bizim için daha da özel bir konumu vardır. Kudüs ü savunmak gerçek bağımsızlığı savunmaktır. Çünkü gerçek bağımsızlık yüzyıllar boyunca damıtılarak oluştulan bir birikimdir. Pütçuluğun kesinlikle iptalidir bayım. (NURİ PAKDİL)

hicret

asıl hicret düşündüğünüz gibi miracla başlar. insanın yüklenilen dünyasından inandığı dünyaya yolculuğu... takvim başlangıcı olarak hicret bu miracın olgusal karşılığıdır. yani insanlar yaşamlarına yeniden yön vermek istiyorlarsa mutlaka yer değiştirmek zorundadırlar.

ölüler ve deliler yer değiştirmezmiş. akleden heran bir yolculuğun içerisinde olmalıdır.

bir de hz bilali habeşi ile ilgili hassasiyetinden dolayı f.m.emre kardeşime eyvallah diyorum. bir oğlum daha olursa adı bilal olacak inş.

yorum gönderen arkadaşlara teşekkür ederim.

selamlar

Hicret

hicret, yola sadâkat
hicret, yoldaşa refâkat

hicret, Mekke'de çile
hicret, Medine'ye müjde

hicret, yerde Ahmed
hicret, gökte melek

hicret, ümmete sûrur
hicret, kibirsiz gurur

hicret, Rabbe teslîmiyet
hicret, Rabbe hicret!