
Polisiye roman okuyucuları, istihbarat mensupları ve gazetecilik mesleği ile iştigal edenler her cinayet sonrası şu soruyu mutlaka sorarlar:
“Bu cinayetten en fazla kim istifade eder?”
Malum ve meşhur birçok romanda ise katil en yakınlarda olan(lar)dır. Bu tür tahminler ve sonuçları da tesadüf değildir, zira olaylar birer zincirdir, halkalarsa onun parçası…
Hrant Dink’in mücadelesi bellidir. Kendi ifadesi ile “Ermeniler” ve “Türkler” arasında barış içinde yaşamanın vazgeçilmez şartlarını oluşturmak… Bu ise dünyada en fazla Türk milletinin istediği bir neticedir. Münakaşası yapılacak yönleri de olabilir, ama niyet olarak son derece uygun, gayret olarak da tasvip edilen yönleri takdire şayan…
Tarihe bakacak olursak, Romen Diyojen’e karşı olan Ermeniler, Alparslan ile beraber çarpışmışlar ve zalim Roma’yı beraberce yenmişlerdir. Bu şekilde kurulan yakınlıklar 1000 yıl devam etmiş ve Osmanlı, Ermeniler’e “Teb’a-yı Sâdıka” demiş; paşalık, nâzırlık, büyükelçilik görevleri vermiştir. İşte bu on asır içinde son yüzyılda yaşanan üzücü olayların tahlilinde ve teşhisinde farklı düşünceler taşıyabiliriz. Ama bizi ezeli düşman ilan edenlerin Ermeniler üzerinde oynadıkları oyunları Dink daha güzel anlatıyordu.
Bir TV programında aynen şöyle diyordu:
“Diyarbakır’a gittiğimde Kürt kardeşlerime dedim ki; Bakın arkadaşlar, biz Türkler’le asırlar boyu kardeşçe yaşadık, lakin Batı bizi öyle bir kullandı ki, bize öyle vaatlerde bulundu ki, öyle “Büyük Ermenistan” hayalleri kurdurdu ki, bakın şimdi halimize, darmadağın olduk, bizden ibret alın, Batı’nın yalan yüzüne sakın aldanmayın, bugün size yardım eder görünenler bir anda öyle yok oluverir ki, sizi dünyada yapayalnız bırakırlar.”
Evet, bu çok doğru idi. Bir zamanlar Batı bize karşı Ermeniler’e İngiliz ve Fransız üniformaları giydirmişler, Hınçak ve Taşnak militanlarına, Ermeni büyüklerini bile öldürterek, “Büyük Ermenistan” hayaliyle avutmuşlardı. Şimdi ise yarı fakir Ermenistan’ın aç kalan Ermeniler’i Türkiye’de kaçak işçi olarak çalışmaya gelmektedir. Eee, dünya böyle işte, “akıl veren çok olur, ama ekmek veren olmaz” atasözümüz böyle olaylar için söylenmiş olsa gerek.
Dink, bu tarihi gerçeklerin farkında idi. Çünkü o bir gazeteci olmakla birlikte, aynı zamanda bir felsefeci ve tarihçiydi. Bu olaylar ışığında yaptığı tahliller AB’de yaptığı konuşmalar, yazdığı yazılar, “Diaspora”daki Hınçak ve Taşnak kafalı Ermeniler’in ciddi şekilde canını sıkıyordu. Dink, “Soykırım” sözünün dahi kullanılmamasını istiyor ve her fırsatta “Ben Türküm” demekten sakınmıyordu.
Bu hatırlatmalar ışığında dünya Ermeniler’ini genel olarak ABD’de, Avrupa’da, Ermenistan’da ve Türkiye’de yaşayanlar olarak görebiliriz. Bu gruplar içinde Ermenistan’da yaşayan Ermeniler’in dışında kalanlar hemen hepsi tuzu kuru sınıfındandır. Güya mücadelesini verdikleri Ermenistan’a faydaları hiç denecek kadar azdır. Ki bu grup içinde küçücük bir Ermenistan’ı 10’a katlayacak servet sahipleri vardır. Hiçbir tuzu kuru Ermeni de AB ve Türkiye’deki lüks hayatlarını bırakıp Ermenistan’a gitmemekte, yarı aç yaşayan yurttaşlarına da hiçbir ciddi yardım yapmamaktadır. Dink bu samimiyetsizliğin de farkında idi. Bilhassa “Diaspora Ermenileri” yaşadıkları ülkeden daha çok pay alabilmek için çırpınmakta ve kadim maşalık görevlerini devam ettirerek diktikleri Ermeni kin anıtlarıyla avunmaktadırlar.
Dink son yazısında; “Asla Türkiye’yi terketmeyeceğim!” demekte ve bir “güvercin ürkekliği” ile asil milletimizin şefkatine sığınmaktaydı. Türk milleti bu coğrafyada yaşayan herkese karşı merhamet doludur. Eğer bu millet Batı kafasıyla, sömürgeci ve yokedici zihniyetle hareket etseydi, şu an dünyada yaşayan birçok ırk yalnız tarih sayfalarında kalır, esameleri bile okunmazdı.
Gelelim Dink cinayetinin failine… Gerçek şu ki bu cinayetten en büyük zararı Türk milleti görecektir.
O halde bu cinayet Türkiye ile hiç de iyi geçinmeyen, kendini mazlum gösterirken bir taraftan milyonlarca Karabağ’lıyı gözler önünde inleten için bir koz olmaktadır.
Yalnız Irak’ta 650 bin insanın kanını içen ABD, bu vampirliğini hesaba katmadan bir “Ermeni” kanından kıyametler kopararak isteyip de bir türlü çıkaramadığı yasaları daha çabuk çıkaracaktır.
Politikalarını “siyasi münafıklık” ile izah edebileceğimiz AB ülkeleri ise daha fazla cür’et kazanacak ve Türk milletini daha rahat vurma yolunu deneyecektir.
Ve böylece… Tuzukuru Ermeniler’e, Ermeni kanı istismarı ile geçinenlere ve kuzu postunda kurdu oynayanlara karşı tavır alan Hrant Dink öldürülmüştür. Sorumuzu tekrar soralım o halde;
“Bu cinayetten en fazla kim istifade eder?”
Yorumlar
akbabalar istifade eder
Pzt, 22/01/2007 - 08:10 — Ümit Demirbu cinayetten hatta neredeyse yeryüzündeki her cinayetten leş yiyici akbabalar istifade eder. kan dökmeye bahane için kan lazımdır akbabalara. Allah tuzaklarına kendilerini düşürsün.
bundan yaklaşık bir ay önce bir gazeteci mit müsteşarı ile görüşmesi sonrası bakın neler yazmış;
"MİT Müsteşarı, Hizbullah terör örgütünün bir dönem devlet tarafından kullanıldığını doğrulamış. Yıllardır bu iddia konuşulurdu ama devletin en ‘mahrem’ kuruluşunun başındaki görevlinin bu iddiayı doğrulaması çok önemlidir.
Sıkı durun. Dahası var. Diyor ki: ‘Hizbullah uzun süredir sessizliğe bürünmüştü. Yeniden harekete geçirme faaliyetleri var. Takip ediyoruz. Yakında yeniden seslerini yükseltmek isteyebilirler.’ Mealen cümle böyle.
Peki neden? İşte orası meçhul. Bu tezin gerekçesi anlatılmamış. ‘Olsa olsa’ diyerek yorumlar yapmak mümkün: Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde bazı çevreler terörü tırmandırmak isteyebilir. Bazı sol aydınlara yönelik suikast girişimleri düzenlenerek laik/anti-laik çatışması körüklenebilir. Türkiye’de istikrarın bozulması için hükümet ile asker arasında gerginliğe yol açabilecek eylemler düzenlenebilir. Vesaire, vesaire. Anlaşılıyor ki, puslu havada avlanmayı sevenler yine iş başında."
gündemi takip edenler belki bilirler o zamanlar yine bu ülkenin yüzde 95'ini rahatsız edecek açıklamalar yapan demirel'in de bir suikasta uğrayabileceğini düşünüyordu bazı köşe yazarları. keza hrant dink de bu kaygıyı "belki de ben öldürülebilirim" diyerek bir yazısında ifade etmiş.
velhasılı toplumu germe mühendisleri yine işbaşında. arada islamî kavram ve kalıpları da tuzla buz ediyorlar mit müsteşarının açıklamasında görüldüğü gibi. kur'anî bir tabir olan hizbullah'ı nasıl da harcamışlar! nasıl ki islamî kavramlara karşı bir bozuş süreci var bunun gibi müslüman genel tipine karşı da bir çamur atma gayreti içinde karşı taraf. mesela bir müslüman bir müslümana diyor ki; "ne bu saç sakal, 'teröristler' gibi! sakalı tıraş et, saçını jölele..."
gerçekten maddi manevi bir savaş içerisindeyiz. hadi ırak'ta filistin'de ..vs. karşı tarafın safları belli. ya burada? herşey karmakarışık... sapla samanı ayırt edemez bir psikolojik baskı altındayız. bize ait olan ne varsa içleri boşaltılıp yerlerine yenileri -ama kötüyü çağrıştıracak şekilde- konuluyor.
mevla saflarımızı sıklaştırmamızı nasip eylesin, bizlere akıl ve feraset versin. amin...
yinelersek bu cinayetten hatta neredeyse yeryüzündeki her cinayetten leş yiyici akbabalar istifade eder. gerçi ben akbabalar dedim ama onlar kendilerine şahinler filan diyor. kargalar güler tabii buna! bülbülleri sormayın; onlar hâlâ altın kafeste...
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
bir tane erkek çıktı aramızdan...
Pzt, 25/02/2008 - 23:15 — Ümit Demirbülent ersoy'un dediklerini haberlerde duydum ve okudum. iddia edilen askerlikten soğutma mesajı vermesinden ziyade dediklerini dinledim.
bu ülkede yıllardır mühim şeylerin üstüne basıp duran aydınlarımızla aynı şeyleri diyordu. mesela abdülmelik fırat'ın dediğini demeye getirdi; hizbullah dedikleri örgütü nasıl birileri ortaya döktüyse pkkyı da onlar döktü. bu işin içinde entirika var, dedi. danışıklı döğüş değil mi bu yaşananlar, demeye getirdi. bu sebebten bu savaş bitmez dedi. salon "şehitler ölmez, vatan bölünmez" sloganı ile inlerken kendisi bunun eleştirisini yaptı; "hep aynı klişeleşmiş sözler. sonuç ne peki; cansız bedenler, omuzlarda tabutlar..." sloganlara tahammülü yoktu demek bülent ersoy'un, ne demişti raci carudi; "sloganların başladığı yerde fikirler biter!" sanki bunun bilincindeydi bülent ersoy, nice kitabları devirmiş filozof karizmasıyla ve yarı cahil laik, şoven, tağutperestlere inad!
o tüm bunları derken şunu diyesim geldi benim, yarı şaka yarı ciddi tebessümle; -belki sizlerden de aynısını düşünen olmuştur- "bu ülkeden bir tane adam gibi erkek çıktı, o da bülent ersoydu:)"
recai kutan, abd'nin menfaati olmasaydı bu harekata izin vermezdi dedi bugün. dink'i kim öldürdü, alpaslan'ı danıştaya kim baskına gönderdi, güneydoğuda faili meçhul cinayetleri kim işledi? pkkya silahları kim veriyor, biz nerden alıyoruz!
aydınlık ya Rabb, aydınlık!
karanlıkta koma bizi!
amin...
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
bir girişimiz vardı, bir de...
Pzt, 03/03/2008 - 10:48 — Ümit DemirNuh Gönültaş'ın yazısından iktibas;
"Tamam Türk ordusu dosta düşmana mesaj da vermiş olabilir. Ağır kış şartlarında savaşabileceğini... Gerekli gördüğünde sınır ötesine geçebileceğini... Gece görüş sistemlerine sahip hava kuvvetlerine sahip olduğunu...Gerektiğinde düşmanı inlerinde vurabileceğini... Irak'ta Türkiye'ye rağmen herhangi bir oluşuma izin vermeyeceğini göstermiş olabilir. Bunlar da çok fazla önemli değil. Önemli olan Hatice değil, netice... Netice ne olmuştur netice? Bundan daha önemli bir konu daha var.
"Oğlum olsa askere göndermezdim" diyen Bülent Ersoy'u ne yapacağız? "İçimizden çıka çıka en erkek Bülent Ersoy çıkmıştır" mı demeliyiz? Yoksa, Erkekliğe laf söyletmemek için "Ha Bülent Ersoy mu, boşverin o nonoşu" mu demeliyiz? Bence "Ölüm yerine çözüm" dediği için onu asmayalım da, besleyelim.
Erkek ya da kadın olduğu belli olmasa bile müsaade edin de içimizde gerektiğinde doğruları söyleyebilme cesaretini gösterebilen biri olsun! Öyle ya, herkesin bir aynı şeyi söyleme mecburiyetinin olduğu bir yerde doğruyu ya da yanlışı nasıl tespit ederiz!"
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Nuh Gönültaş diye biri..
Pzt, 03/03/2008 - 20:05 — muhammed ikbal ...Zamanında abiler abisi kıymetli gönültaş " neden subaylar ölmüyor diye yazmıştı" ve " neden harpte kullanılacak özel birliklerimiz yok" diye. Ortalama hatta birazda düşük bir akla sahip olduğuna şüphem kalmadı. İşte ortalama bir aklında gerisinden çıkan fikirler nanoşlarda yankısını bulur derim ben. Eline tutuşturulan köşeden vurmasını bilmeyen bir zekanın yan ürünüdür bu ki geçenlerde israili kutsamalı, hatta laik Türkiye yerine dini simgeleri kendine bayrak yapan israili tercih etmemiz noktasına taşıyacak sözler sarfetmişti abiler abisi. Zeka fışkıran dahiyane yazıları ile bizlere ezber bozdurmayı kafasına koymuş bir kere. Al bende o yazıyı koyayım burayada nanoşlarla aynı düşüncenin daha ne naneler yiyeceğini hep birlikte tartışalım. Bu yazıyı okuyun ama gözlerinden bebeklerin ceset resimlerini silmeden..
"İsrail ve Yahudiler ezberlerimizi bozmalıyız!" başlıklı ; Bugün'de yayınlanan yazısı:
http://www.bugun.com.tr/yazar.asp?yaziID=15741
Demek ki neymiş: Ortalamanında altında bir akıl yazıda yazarmış hemde ezber bozma iddasıyla..
Sözleriniz yalan gittiğiniz yol yanlış olmasın.
bugün'de bugün
Salı, 04/03/2008 - 10:03 — Ümit Demirbir konuda ortak düşündük diye her şahsın her söylediğini benimsemek ya da savunmak durumunda değilizdir. lâkin bu konuyla alâkadar olması hasebiyle nuh gönültaş'ın bugünkü köşe yazısını okumanızda fâide görüyorum.
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Anket: Suikastin Arkasında Kim Var?
Pzt, 22/01/2007 - 12:17 — Fatih M. TiyanşanHaber sitesi 8 Sütun Hrant Dink suikastı ile ilgili bir anket hazırlamış. Oy vermek ve sonuçları görmek için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz...
http://www.sekizsutun.com/node/26473
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Katilleri Uyarıyorum!
Pzt, 22/01/2007 - 12:57 — rüştü hacıoğlu'' Kurşun Türkiye'ye sıkılmıştır..'' cümlesi, bu tip faili meşhur yargısız infazların klasiği halini almıştır. İktidar çıkarları uğruna halkını açlığa mahkum etmekten kaçınmayacak politikaların altına imza atanların, sanki kendileri içiyormuşçasına kurdukları şu iğrenç cümle gibi '' bu acı ilacı içmek zorundayız, hepimiz için.. ''
Kurşun, Hrant Dink'e sıkılmıştır; herkes tarafından bilinen ve bunuda valilik gibi devletin en üst makam sembollerinden sayılan bir yerde açıkça ifade etmekten çekinmeyen devletadamları tarafından...
Toplumu terörize etmek, bizzat toplumu kontrol eden mekanizmaların işidir. Sürekli bir tedirginlik, sürekli korku....
Firavun der ki: '' Ben sizin en yüce rabbinizim! ''. Bugün de onun evlatları cümleyi şöyle kurmuyor mu : '' bu ülkenin asıl sahipleri biziz..tüm yeraltı ve üstü kaynakların ve en mühimi tüm bu insan potansiyelinin, yani kölelerin.''
Amma, köleler putlarını kırmadıkça, bunu göze almadıkça asla bu karanlığın sonu gelmeyecektir; çünkü, köleler de en az efendiler kadar bu tezgahın yürümesinden sorumludur. Kitabın bize beyan ettiği öncüler ve artçıların cehenneme sürülürkenki karşılıklı lanetleşmeleri.
Ben Hırant Dink'e üzüldüm. Belediye tarafından bir köpek itlaf edilmişçesine davrananlara da üzüldüm, evet abartmaya gerek yok. Yüce (!) devletimizin hepimizin selamati için yaptığı rutin bir uygulamaya daha şahit olduk. Ben sadece şunu söylemek isterim. Kendini islama nispet eden bunca insan bu cinayetlerdeki vebalini düşünmeli, haksızlıklar karşısındaki bu sesizliğin yarın huzuru mahşerde hesabının hepimize sorulacağı aklımızdan çıkmamalı. Haksız yere öldürüldüğü aşikar bu adam bize göre '' ermeniydi '' ama Allah'ın ermenisiydi ve ilahi ilke, Allah'ın ermenilerini sürmek ve öldürmek haksızlığını emretmediği gibi, tüm bu gayrı meşruluğun hesabını bizzat kendisi soracaktır. Hem aktörlere hem seyircilere... Ben de kendi adıma '' ben bunların yaptıklarından uzağım Allah'ım, yerin göğün ve ikisi arasındakilerin Rabbı sensin! İyyakenağbudu ve iyyakenestain...''
Selamünaleyküm
Kerkük'ün Kâl'asıyam..
Pzt, 22/01/2007 - 23:47 — Musab YasirCinayetle hiç ilgilenmedim. Neden böyle olduğunu bilmiyorum. Cinayeti kör bir kayıkçı da görmüş olabilir. Ama ben o kör kayıkçıya inanmaya çok meyilliyimdir genelde. ...SerdarAkinan...'ın akşamdaki yazısı gerçekten de ilginç. Yoksa ilginç olan bilinç mi?
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
utanıyorum
Salı, 23/01/2007 - 00:54 — fatma iffet turgutO Türkiye'nin entelektüel beyinlerinden biri. Yürekli, cesur, inandığını ceza almak, dışlanmak, lanetlenmek uğruna söylemekten korkmayan, adam gibi bir adam. Hiç tanışmadım onunla, acısına uzaktan baktım. Ağlamaklı ses tonuyla yaptığı konuşmalarını dinledim sadece, yazılarını okudum. Ve bir akşam vurulduğunu duydum. Bu kadar üzüleceğimi ben dahi bilemezdim, beynime kazınan, kaldırımdaki bedeni ve ölümün kucağına düşmüş bedenin, cansız birbirine dönük ayakları.. O fotoğrafı nasıl unuturum? Bu cinayeti nasıl unuturum?Ve koskoca cemaat.comda konuyla ilgili 2 yazı, 3-5 yorum. Bu mudur inançlı olmak? Kalleşçe sırtından vurulan bu fikir adamının cesedine kör gözlerle mi bakmaktır milliyetçiliktir? Her insan kelamı değilmi Allahın? Utanıyorum,bu günleri yaşadığım, bu nefretin içine hapsolduğum için.
"ey adını babamdan çok andığım/alnımın ateşini alnına dayadığım"
Hepimiz Ermeniyiz(!)
Salı, 23/01/2007 - 14:00 — misafirYazmayım dedim ama rahatsız oldum. Olay elim. Yanlış. Karşıyız. Ama keşke saygımızı “Hepimiz Ermeniyiz...” değil de başka sözle anlatsaydık.
Ne bileyim “Hepimiz Türküz...” “Hepimiz insanız...”genel geçer bir ifade olarak niyetimizi anlatamaz mıydı ? İnsan, bir Batılının bir şehit cenazesi sonrası “Hepimiz Türküz” sözünü duyamayınca rahatsız oluyor biraz...
Saygıyla...
Daraltıcı Teklik...
Salı, 23/01/2007 - 14:24 — Fatih M. TiyanşanAkif Emre'nin bugünkü yazısında bahsettiği üzre bu durum yalnızca dar bir bakışı temsil ediyor ve asla bir çözüm olarak kabul görecek bir şey de değil. Yazının sonunu şöyle bağlamış Akif Emre:
“Bugün hepimiz Ermeniyiz…” Bu cinayet karşısında sessiz kalmamak için ne kendi kimliğimden vaz geçmeme gerek var ne de Ermeni olmaya...
Bu topraklarda bin yıl bir arada olmamızı mümkün kılan deneyimi, medeniyet birikimini inkar edenlerin üretebildiği tek söylem bu; daraltıcı bir teklik… Öz güvenini, varoluş bilincini ve imkanlarını yitirenlerin “bir aradalık” adına üretebildikleri şey yine tek kimlikli özür dileme formülü… Bu ülkede Türk, Kürt sorunu çıkarmayı başarabilmiş anlayış ne Hrantları koruyabilir ne de birliktelik şarkısını besteleyebilir.
Yazının tamamına burdan ulaşabilirsiniz...
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Emre Şimşek kardeşime..
Salı, 23/01/2007 - 16:45 — yusa ırmakSevgili Emre bey kardeşime bir kaç sualim olacaktır. Öncelikle ölmüşün arkasından kötü de olsa söz söylenmez dusturuna hareketle ben sadece ölenin arkasından susmayı tercih ederim. Her ne kadar Hrant dink'in ölümüyle ilgili söylenmiş bir siyasi söylem olmasa da ben sizden bu sorulara cevap vermenizi istirham edeceğim. Evella ben Müslamanım. Ne türküm, ne de kürdüm zira babam Oğuzların bozoklar kolunun delferoğlu soyundan gelme Anamda suriyenin pijan kürtlerinden gelme günümüzün modern tabiriyle melez anadolu usulu kırmayım.(!) daha derinlere inersem emin olun Ademe kadar inerim.. bu yüzden kısa kesiyorum.
Şimdi, -Ben neyim? Kimim? Nereden geldim, nereye gidiyorum? Benim bu kâinat içerisindeki yerim neresidir? Bu evren ile ilişkilerimde uymam gereken ilkeler var mıdır? Yoksa istediğim gibi hareket etmekte serbest miyim? Uymam gereken ilkeler varsa, bunlar neler olabilir? Bunları nasıl öğrenebilir ve tesbit edebilirim? Ailemle içinde yaşadığım toplum ve bütün insanlara karşı sorumluluğum nedir? Onlarla ilişkilerimde bağlı kalmam gereken kurallar var mıdır, varsa nelerdir? Ben onlara, onlar da bana karşı bir haksızlık yaparsa, ya da görevlerimizde kusurumuz olursa buna karşı alınacak tedbirler var mıdır, varsa nelerdir, bu tedbirleri kimler alacak? Kısaca, içinde bulunduğumuz her türlü ilişki nasıl ve kim tarafından belirlenecektir? Bu ilişki türüne uygun bir yapılanma nasıl olabilir? Yani, insanın hem eşya ile ilişkisi, hem de insan olarak ferdî, ailevî, toplumsal, ekonomik, siyasal ve ahlâkî ilişkileri nasıl olmalıdır? Kim tarafından belirlenmelidir? Olayın burda düğümlendiğini görüyorum. Zira insan yaşadıkça bu sorulara ne şekilde cevap verirse versin içine dinini, imanını, kitabını , Allah'ını koymayınca hiç bir suretle cevap veremecektir versede cevabı doyurucu olmayacaktır. Bineanaleyh bu sorulara en güzel cevabı temsilcisi olduğu bir dinin ferdi verecektir zira bu sorulara mükkemmel bir dinin mükemmel temsilcileri akıllı ve güzel bir cevap vere bilir.. Madem öyle bizim TÜRK, ERMENİ, ACEM, Farisi, olduğumuza mı bakıyor ALLAH??? Ya arkadaşlar ALLAH aşkına zıvanadan çıkartmayın adamı...
İnsanın, kendinden başkaları ile ilişkiler kurduğu âlem, sırf bu görünen dünya değildir dostlarım. Onda, kendisi gibi eksik olmayan, mükemmel bir varlığa şevk ve ihtiyaç eğilimi vardır ve bu onda fıtrîdir Seni koruyan ALLAH senin kimliğinle niye ilgilensin... Fıtrata ters, hatta düşman ortam ve düzenlerde yetişen kimselerde dahi fıtratın bu meyli küllendirilebilse bile, tümden yok edilemez ne olur anlayın bunu yani... Peki, insan denen bu varlığı ve kâinatı en mükemmel düzen içerisinde yaratan, fakat kendisinden de bu kâinatı müstağnî kılmayan varlık kimdir? O nasıldır? O’nu tanımanın yolu nedir? O’na karşı görev ve sorumluluklarımız nelerdir? Biz, O’nun için neyin ifadesiyiz? Bizden istekleri var mı? Bize karşı davranışlarının, muâmelesinin esasları nelerdir? Bu sorulara da cevap verin içinde kimlikle kürtlükle türklükle ilgili bir kavram bula bilecekmisiniz lütfen yahu ya..
Evet, mükemmel bir dinin, yani insanın hayatına düzen verme iddiasında olan bir sistemin, bu ve benzeri sorulara açık, anlaşılır ve kesin cevaplar vermesi kaçınılmazdır . İnsan, yani selim fıtrata sahip; sapıklığın, isyanın ve günahın kirletmediği fıtrata sahip insan, bu dünya hayatının sınırlılığından, darlığından, yetersizliğinden rahatsız olur. Çünkü insan, hak sahiplerinin her zaman haklarını alamadığını, haksızların, zâlimlerin her zaman uygun şekilde cezalandırılmadıklarını, zaman zaman yaptıklarının yanlarına kâr kalabildiğini görmektedir. Bu böyle ise, âdil ve hakkaniyete bağlı kalmanın faydası nedir? İnsanın bazen öyle emelleri olur ki, kendisinin hatta neslinin ömrü bunları gerçekleştirmeye yeterli olmayabilir. Meselâ, yeryüzünde gerçek bir adâletin gerçekleşmesi, mazlumun hakkını alması, zâlimin cezasını çekmesi, insanların birbirlerine “kurtluk ve orman kanunları” ile, ya da “tilkilik” mantığıyla değil de; “en az o da benim kadar haklara sahip, benim kardeşim, benimle eşit” mantığıyla davranacakları toplumsal ahlâkî bir düzenin kurulması, fert ve toplum vicdanında bunun yer etmesi... Evet olay bu kadar basit dostlarım Müslümanım Allah'ta benim ne olduğuma bakmıyor... Kalbimin içindeki niyetime bakıyor ve beni böyle değerlendiriyor. Hakkıyla söylediği dini yaşayıp yaşamadığımı kontrol ediyor. demek ki Onun(cc) yanında kimlik Koca bir FIIISSSS yani.. Tek bir kimliğiniz var islam dır. ondan başka da kimlik taşımamanızı ve böbürlenmemenizi istirham eder saygılar sunuyorum. kulak tırmaladığım için özür diliyorum....
Kolaylaştırın.. zorlaştırmayın
Salı, 23/01/2007 - 20:43 — Selim SevkiogluBu daha ziyade şu demektir; şayet Hrant ırkçı bir zihniyet tarafından kurban edildi ise ırkçılığa karşı olduğumuz için bizi de onunla bir sayabilirsiniz.
Hayır bu söylem Akif Emre’nin belirttiği gibi ırkçı ve ayrılıkçı zemine cuk diye oturmaz. Bilakis onun karşısında olmayı vaz eder. Bir ilinti vardır ve bu ilinti sadece epistemolojiktir. Bu nedenle sadece telmih mümkündür. Tamam onların vazifesi, mefhumlar ve vakılar üzerinde kazılar yapmaktır ancak intelijansiyanın obsesyonu da bazen sloganlar kadar rahatsız edici olabilir...
Bir de şu var. Biz de Ermeni’yiz demek kullanılışındaki amaç cihetiyle teolojinin mevzuu değildir.
Ve son olarak da; bu ülkede yüksek hamasi duygularıyla yine bu ülkenin ve ülke insanının başına çorap örmüş ve örmeye devam eden ırkçı ve bağnaz bir zihniyet mevcuttur.. aynen solculuğu bu ülke insanının öz değerlerine düşmanlık etmeyle özdeş sayanlar gibi. Ortalığı alevlendirmeden bu köhne zihniyetleri telin ederek en azından psikolojik baskıyla sindirmeye çalışmak, şu aşamada bunun gibi fuzuli meselelerle iştigal etmekten evla olsa gerek.
Ancak Müminler Kardeştirler
Salı, 23/01/2007 - 19:07 — Fatma Nihan YıldızHepimiz Ermeniyiz "sloganının" varacağı son, sözden akla geçişi herhalde Hepimiz Türküz, Hepimiz Kürdüz, Hepimiz Yunanız v.b cümlelerin ortaya çıkması; ortaya çıkmakla kalmayıp "hümanist" bir tavır sergilediğimizi düşünerek bu sloganlara mütenasip bir anlayışın da yaşamımıza yansıması şeklinde olacaktır. Görünürde "birlikteliği" temsil ettiği düşünülse de bu cümlelerin, dikkatle bakıldığında İslam'ın temel taşlarına tamamen ters olduğu görülür. Hepimiz Ermeniyiz derken acaba Ermeni-Türk kardeşliğini, dostluğunu mu kastediyoruz yoksa gerekirse Ermeni de oluruz,müslümanlığımızdan da vazgeçeriz (biraz fazla mı ileri gittim bilmiyorum ama) imajını mı sergiliyoruz? Ancak müminler kardeştirler Kardeşlik müessesinin sadece müminler için geçerli olduğunu unutmamak gerekir. Kardeşlerimizi seçerken belki daha dikkatli olmalıyız. Söz diyip geçmemek lazım...
Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık;
Anla ki, yok Allah''tan başkasıyla yakınlık...
Tevil..
Salı, 23/01/2007 - 20:34 — Selim SevkiogluBahsettiğiniz gibi olması için 'Ermenilik' mefhumunun, burada kullanılan cihetiyle teolojinin konusu yapılabilmesi lazım. Oysa öyle değildir. Bu vahim hatadan sonra biz de Ermeniyiz gibi hem de tamamen insani ve siyasi bir söylemin, kardeş seçimi gibi bir hususla ilintilendirilmesini vahim bir hata olarak değerlendiriyorum. O halde bu yaklaşım mezkur söz kadar sloganiktir. Ayrıca, bu sloganın kimler tarafından dillendirildiğini gözardı etmek diyalektiksel bir sorunla daha karşı karşıya olunduğunu gösterir.
Hepimiz Türküz (!)
Salı, 23/01/2007 - 21:23 — rüştü hacıoğluBende yazmayayım çünkü Fatih, Akif Emre'nin yazısıyla söylenecekleri güzel özetlemiş dedim ama burdan hareketle edebiyatçı duyarlılığını sorgulamadan da edemedim.
Özellikle bu sitede, duyarlılığını şiirleri ve düz yazılarıyla okura aktaran sayın ediplerimiz, hangi gözlükle bakıyor olmalılar hayata ki; pastoral ( kuşlar, çiçekler, böcükler...) yazılarında taşıdıkları zerafet, insanal gerçeklikte '' KALIN '' oluveriyor. Yani, elin zencisini günübirlik sevmekle, kendi evinin zencisini hergün dövmek arasında sıkışıp kalıyor. Fatma Karabıyık Barbarosoğlu bugünkü yazısında buna değinmiş, onun söylediklerinden daha fazlasını söyleyebilecek değilim, merak edenler oradan bakabilir.
Benimki acizane şunada dikkat edilse iyi olura ilişkin bir değini. Edebiyat, sırf biçimsel bir '' bak sayın okur, ifade gücüme bak; nasılım, sunumuma bişey diyemezsin, duygulandırdım mı, hı?..'' öznelik beyanı ( üslup ) değildir; yada ben öyle olmamasını umuyorum. Sözü edenden ve nasıl ettiğinden çok, sözü edilenin ne'liği önemlidir ki sanırım bunada içerik yada nitelik deniyor olmalı...
Birde ediplerimize bir tavside daha bulunayım hazır başlamışken; '' modernlik '' zamansal bir olgu olmayıp, zihinsel bir algıdır. Neyin nerede başlayıp nerede bittiği, sınırları bilenlerce meçhul değildir; ama lütfen sınır bilmeyenler, sınır yokmuş gibi davrandıklarında kumun dışında kalan komedinin farkında olunmadığını zannetmesinler. Kahkaha atılmıyorsa, buda okurun edebindendir.
Selamünaleyküm
Üç K Bir N
Salı, 23/01/2007 - 21:46 — muhammet yaylalıHepimiz Hrant Dink'isek katil kim? Hepimiz Ermeni'ysek Türk kim?
Hepimiz Türk'sek Ermeni kim? Hepimiz Müslüman'sak bu kavga niye?
İnsanlığın ormanına bir fidan daha dikebilmek için bunca bahar uykusuzlukları...
Kimlikleri yakalım..
Salı, 23/01/2007 - 22:42 — Ali ŞerKimlik/Kavram/Kargaşası
Denklem;
Türk+Ermeni+Kürt+arap+=insan;
İnsan+islam=müslüman;
Etnik kimliklerin karşısına muhakkak bir etnik kimlik le durabilirsiniz.
Dinsel kimiklereyse aynı bir kimlikle durabilirsiniz.
Burda söz konusu olan islam kimliği bizim kimliğimizdir. tüm kimlikleri ve varoluşu içinde barındırması sebebi ile Alemi ve içindekileri kuşatmıştır.
Geriye kalan tüm kimlikler bu yüce kimlik karşısında aslına erer ve yok olur.
Bu kimlik bir peygambere (Suleyman a.s) ordusunu karınca'ların olduğu bir bölgeden geçerirken onların yaşam hakkına dikkat etmesi ve sahip çıkması yuvalarınının dağıtılmamasını emreder.
Karşıdakinin yaşam hakkını hayat hakkını ona bu kimlik şahsında Allah (c.c) verir...
müslüman+insan=takva
Kemal sahibi bir müminin kalbi her an farklı bir heyecanı taşır.
Kul hakkı,hayvan hakkı yaratılışların hakkını bir Allah Hakkı görüp karşısında titrer. attığı adımı hesaplı atar çünkü kör sağır dilsiz değildirki. gerçekten güvercinlere kıymaz. ve ya o zeminin oluşmasına katkıda bulunmaz. sizlerin şahsında etnik kimliğimi bir yana koyarak Alemde hiçliğe giden ve bir sona doğru giden bu hayat girdabında gafil olmamayı Rabbimden tüm müslüman kardeşlerim için istiyorum. ve Pir Sultan Abdal'dan bir nefes ile...
Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün
Yalan dünya senin olsa ne fayda
Akibet alırlar tatlı canın
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda
Söylersin de söz içinde şaşmazsın
Helâli haramı yersin seçmezsin
Nasibin kesilir de sular içmezsin
Akar çaylar senin olsa ne fayda
Söylersin de el içinde sözün var
Yeler çalışırsın oğlun kızın var
Bu dünyada üç beş arşın bezin var
Bedestenler senin olsa ne fayda
Bir gün alır götürürler evinden
Hakk´ın kelâmını koyma dilinden
Kurtulaman Ezrail´in elinden
Dünya dolu malın olsa ne fayda
Pir Sultan Abdal´ım çıktık oturduk
Kaza lokmasını burda yetirdik
Dünya bizim diye çektik getirdik
Yalan dünya bizim olsa ne fayda
Pir Sultan Abdal
münazara ve istihza
Salı, 23/01/2007 - 22:54 — Selim SevkiogluPek çok sefer olduğu gibi yine sorgulama ve münazara ile istihzayı birbirine karıştırmışsın Rüştü kardeşim. Farklı düşüncelerini çekinmeden ama saygısızlık da etmeden beyan etmek ne zamandır Kalınlık ile nitelenir oldu.
Birilerinin 'Hepimiz Ermeni'yiz' demesini yine birileri sakıncalı olarak değerlendirirken; bizim empati kurarak, bu söz şunun için söylenmişe benziyor, bunu da görmek lazımı işaret edişimiz sizi niçin bu kadar rahatsız etti.
Oysa biz bunu yapmak için uzattığımız parmağı kimsenin gözüne de sokmuş değildik. Onlar bizim, fikirlerine her zaman değer verdiğimiz kimselerdi.
Bir de şu var arkadaşım.. 'ne güzel yazmışım' diyenler sadece kendilerine zarar verirken, 'ne güzel giydirdim.. ne güzel bozdum' diyenler karşılarına da zarar verirler.
Belki biz hata ettik ancak siz bu yaklaşımlarınızla sadece ayıp ediyorsunuz..
Biz....
Çar, 24/01/2007 - 01:26 — medine doganNe olmamiz nerde durmamiz gerektigini cok soze gerek kalmadan sanarim,Karadenizli o iki anne gosterdi.
Üç Beş Kelâm
Salı, 23/01/2007 - 23:24 — misafirSevgili Yuşa Irmak yazdıklarını kelime kelime okudum. Sonra yazılanları da. Aslında aynı fikirdeyiz. Zaten niyetlerimiz aşağı yukarı aynı olmasa burada ne işimiz vardı. Ama kimimiz "a" diyoruz, kimimiz "b". Ne ki zikredilen/zikrolunan özünde aynı. Zaten bir fikir en fazla ne kadar farklı olabilir ki ? Yazacaklarımın da öyle değerlendirilmesini rica ediyorum.
Öncelikle bu cevabımı neden, senin bana ismimle hitap ettiğin cevabının altına yazmadığımı söyleyeyim. Zamanında çok tartışmaya girdim net ortamında. Burada da öyle. Ve gördüm ki, isme hitaben yazılan cevaplar bir müddet sonra polemiğe dönüşüyor, ve tartışma sadece iki kişi arasında sürüp gidiyor; ve tartışmaya gireceği olan da giremiyor. Dikkat edilirse umuma hitaben yazılan, ama konuya dair cevaplara başka cevaplar ekleniyor ve daha sağlıklı bir zemin hâsıl oluyor. Sakın üzerine alınmayasın. Sen vesile oldun. Önemli bir konu aslında. Teşekkür ederim vesile olduğun için.
Konuya dönecek olursam; bu vesile ile birkaç kelam edeyim; ukâlalık ya da…
Bir defa konuya dair fikir önceliğimin Türk olmağa verildiğinin söylenmesi beni ziyadesiyle üzdü. Evet, “Bugün Ermeniyiz..” lafzına içerledim. Zira çekincelerim var. Bir insan “Bugün Ermeniyim…” demekle o gün Ermeni olmaz. Tıpkı, “Bugün Türküm…” demekle Türk olamayacağı gibi. Ama birisi Kelime-i Şehadet getirdiği anda Müslümandır. Ne ki, hemen cennetle müjdelenmiş midir, takdir edilir ki elbette hayır. Şahsen bir insanın Türk olduğunu nasıl anlayacağımı bilmiyorum. Ancak konuşmasından anlarım. Yani dilinden. Yani şunu diyemeyiz: “Bu insan yere çöp atıyor. Kesin Türk’tür…” Saçmalamaktır bu. Ama bir insanın Müslüman olduğunu anlayabiliriz. Giyiminden, konuşmasına; hâl ve hareketlerinden yaptığı ibadete kadar. İbadet bu noktada en belirleyicidir. Yani ibadet Türk olmanın getirdiği bir şey değildir, Müslüman olmanın getirdiği bir şeydir. -“Şey” dememi mazur görünüz, karşılığını bulamadım. Altında ezilesi bir şey çünkü…-
-Bu noktada “Türk” derken kastımın ırkların geneline dair olduğunun anlaşılmasını isterim-
Peki Türküz derken dilimizin dışında hangi özelliğimiz var ? Atatürk’ün gençliğe hitabesi mi ? Ya da Nutuk ? Peki tüm bunların özüne indiğimiz vakit Aslolan Kitaba varmıyor muyuz ? Yani ilim bir noktaydı onu cahiller çoğalttı. Tüm bunları birazdan daha da açacağım.
Buradan şu anlaşılıyor ki, Türklük her ırk, kavim vs gibi Müslümanlığın içinde barınan/barınmaya mahkum bir özellik. En kapsayıcı olanı Hak Din yani. Yani bir insan Ermeni-Müslüman olamaz mı ? Ya da İtalyan-Müslüman ? Pekâla Türk-Hristiyan da olabilir ? Ya da Türk-Musevi ? Türkçe konuşup da boynunda Haç işareti takanlarımız yok mu ? sorun bu değil. Aslında sorun; evet büyük bir sorun. Tüm dünya insanının Müslüman oluşunu emrediyor Rabbimiz. Rabbimiz diyorum, herkesin Rabbi aynı. Hristiyanın inandığı Rab ile bizim inandığımız Rab aynı. Herkesi yaratan bir. Ama daha büyük olan sorun kimliğinde Müslüman yazdığı halde, “Allah’ın verdiği Allah’tan başkası alamaz..” emrine karşı gelip bugün Hrant Dink’i öldüren, yarın bir başkasını öldürecek olan kafadır. Bu emir pekala bir Hristiyan için de geçerlidir. Eğer aynı yaratıcıya inanıyorsak onun emrine de aynı oranda uymalıdır. Yani Saddam’ı asmamalıdır. Ancak bir beşer olarak cezaya çarptırmalıdır. Sadece o kadar. Ama iş bu noktada Hak Din-Tek Din mevzuuna geliyor ki bugün için bunun mümkün olamayacağı da aşikardır. Yani Hristiyan aleminin bunu kabul edip top yekün Müslüman olması…
Açacağım dediğim konuyu aralayayım. Açmak haddi bilmemektir. Daha ne biliyoruz ki hangi konuyu açalım. Türklük mevzuu…Ben Türk olmakla övünüyorum. Herkes gibi. Dilimi seviyorum yani. Toprağımı seviyorum. Ve Türkçe konuşup da bu ülkeye faidesi olan her canı seviyorum. Tarlasında yatan rençberi ve “En güzel şarkıyı bir kurşun söyler…” diyen kalemi aynı oranda seviyorum. Evet, birisi birisinden daha dertlidir, o ayrı. Daha çok düşünür taşınır, o ayrı. Ama o kalemin anlattığı da rençberdir. Yani o şair aslında rençberin kendisidir.
Tüm bunlardan sonra şu soruyu da soruyorum. Acaba ben Türk değil de Ermeni olsa idim yine o şairi ve o rençberi sevebilecek miydim ? bu belki büyük bir sorun. Ama daha büyüyğü nedir derseniz şu soruyu şiddetle soruyorum. Acaba ben Hristiyan olarak dünyaya gelse idim Müslümanlığı Hak Din olarak kabul edip, Kelime-i Şehadet getirebilecek miydim ? ve iki şıktan diğerinin hasıl olma ihtimali, “hayır” demek yalnız tüylerimi değil, yüreğimi bile diken diken ediyor.
Ama bugün Türk ve Müslümanım çok şükür. Dünya’da eşi bulunmayan bir geçmişim var. Osmanlı var, Selçuklu var, Yunus var, Mevlana var, Fuzûli var. Var da var yani, çok şükür.
Ve şu yarım aklıma gelmeyen nice şey. Ne ki, Kutsal Kitabımız’da Türklüğe dair bir cümlelik bir meâl yoktur. Yani ironiye kaçıyorum, özür ama fanatizmin kutuplarında gezenlere ithafımdır bu. İçki masalarında fink atarken, aynı zamanda Ocaklarda dokuz ışık ezberi yapanlaradır. (Sözüm meclisten dışarıdır)
Türklüğü bırakalım efendim. Müslümanlığa gelelim. Durum en acınası değil midir ? “İçkiliyken namaza yaklaşmayın…”ı, “Namaza yaklaşmayın…” okuyan Bektaşiler ile perdemizi açalım. Ya da misal, okuduğum gazete –açık konuşalım- Tan, Bulvar ise, vesikalılar peşinde iz sürüyorsam, boy abdestimi almadağım günler olmuşsa vs vs nerede kaldı benim Müslümanlığım ? Tüm bu saydığım, ve daha nice yasak olan emirleri yerine getiren ve insan olmak’ın dehlizinde adımlayan bir Ermeni’nin olmadığını söyleyebilir miyiz ? Ya da Hristiyanın ? Çok kolay küfür eden bir Müslüman düşünebiliyor musunuz ? Bahanesini, kendisini kızdıranda arayan ? Hiddet-ü asabiyette ölü gibi olmak’tan dem vuruyorum. Kolay öfkelenen Hz.Ömer’in ağzından bir defa küfür işitilmiş miydi acaba ? (Şimdi bu anekdotu çürütmek isteyen net müdavimleri çıkabilir. Haydi var diyelim. Ama karşımızdaki Hz. Ömer, buna ne buyrulur ?)
Bu noktada “Hepimiz bugün Hrant Dink’iz…” demekle “Hepimiz bugün Ermeniyiz…” demek arasındaki farkı sanırım anlatabildim. Kesinlikle ırkçı bir söylem içinde değilim. Hayat düsturum tamamen niyetlere göredir. Ama çekincemi sloganlaştıran bir ifade olduğundan uygun düşmediği savunmasındayım. Ve bu cinayetin arka planının ne olduğunu daha bilmiyoruz. Karşı olduğumuz cinayetin kendisinedir. İnsan öldürmeğe –dinimizce de emredildiği üzre- karşı olmaktır. Ne ki, -iyi niyetle de olsa- sloganlaştırılan “Bugün Ermeniyiz…” lafzı şeytan kılığına girip şu soruyu bu aciz kula sordurtuyor : Sahi, “bugün” gerçekten bir Ermeni’den / Batılı’dan bizi ayıran fark nedir ?
Asaf ile bitireyim müsadenizle :
Toplum kişilerle değil, kişiliklerle olur…
Sürçü lisan ettimse affola…
5 Altı Kelam...
Çar, 24/01/2007 - 13:54 — yusa ırmakEvvela temsilleri akla yaklaştırırken kullandığımız sözcüklere özen göstermeyen insan varlığın ta kendisine özen göstermeyen insan demektir demekle giriş yapmış bulunayım. Bu konuyla ilgili ilk söyleminizden daha net bir şekilde meramını anllattığı kanaatindeyim. Aynı görüşte olduğumuzu bilmem benim sadece Müslüman kimliğime gurur verir. Sebebi de Müslüman olduğunuz akabinde aynı safa geçip namaz kıldığımız için.. Zaten yapmış olduğum uyarılı–yorumda böyle bir niyetinizin olmadığını düşünerek açıklık getirecek bir yorum yazmanıza sizi teşvik etmekti. Zira anlaşılır gibi değildi. Türk var, hiç bir millet yok! böyle anlaşılıyordu yazınız. En azından benim gibi beynin üstüne oturan biri böyle anlıyordu. Bunun acilen tashihten geçmesi gerekti ve Emre bey kardeşimin düzeltme yapması zorunlu idi. Müslümanlar kırılgan ve nazdardır. Mevzu hakkın mevzusu olunca bu tür meselelerde niyeyse daha hassas olu veriyor yürekleri. Özellikle duyguları ile yaşadığı şarkıları seslendiriyorsa bildiklerini yaşıyorsa yaşadıklarını anlatıyorsa...
Emre bey kardeşim, Mümin insan her hususta da seçicidir diline de dinine de yanlış anlaşılacak söz, hâl ve konuşmaları misafir etmez! Müslüman adam ölçülüdür. Ne umursamaz ne de fazla umursardır yani her zaman ortayı tutturmaya çalışan bir yapıya sahiptir. Ne konuştuğuna konuştuğunda da lafının nerele tesir edeceğine karar verir karar verir vermez gönlünde yoğunlaştırdığı hisleri dilinden öyle çıkartır atar ortaya. Bu zaviyeden olsa gerek ki hata gördüğüm zaman bir Müslüman olduğunuz için gelir uyarırım. Burada darılacak ve küsülecek bir mevzu olmadığı için... Aynı şekilde benim böyle bir hatam olursa sürçmem olursa bütün cemaat çıksın sırtıma tepelesin beni vallahi gönül koymam bilakis sevinirim razıyım buna dua da ederim en iç açıcı sözler ve ekmek arası cümleler ile yahu burada bir yanlış anlaşılma var düzelt te gel soframıza dense nurun ala nur. Alır başımın tacı ederim. Severim sayarım dualar ederim çünkü beni düşünmüştür. O hareketiyle diye teffekür ederim. Hakkıyla inandığımız dinin gereklerini yerine getirmek için ne gerekiyorsa yapmalıyız hepimiz. Yani sizlik bizlik bir hadise değil. Bu mesele hakkın meselesi ve titiz olmak lazım gelir. Kur'an-ı Kerim'de imandan veya mü'minlerden söz edilirken bu imanın partik bir tercümanı olan hareketten de söz edilir. O halde mesele sadece duygu ve hayal dünyasında yaşamaktan ibaret değildir güzel dostum. Asıl önemli olan; İslam düşüncesinin hayat sistemine veya İslamın hayat görüşüne uygun bir planın pratik hayatta yer etmesi ve tatbik edilmesi için fiilin sarfedilmesi gereken hareket ve enerji meselesidir...
Hem müslüman İslam anlayışının kendisine verdiği düşünce ile bilir ki; ilk olarak, o şahsen bu dine şahidlik etme vazifesini yerine getirmekle mükelleftir. Bunu yapmadığı müddetçe vicdan huzuruna kavuşamaz. Zihni rahat etmez. Allah'ın kendisine bir lütuf eseri olarak ihsan ettiği İslam nimetinin borcunu ödemiş saymaz. Ve bunun için bu vazife yapamama ezikliği ile dünya ve ahiretteki ilahi azaptan kurtulmanın çarelerini arar. Ya bu, ya o... Ya doğrudan doğruya ve tam olarak şehadet vazifesini ifa edecek; malı ve canı ile bu yoldaki mükellefiyetlere katlanacak, ya da katlanılması mümkün olmayan azabı tadacak. Bunun başka bir recetesi yok sanırım...
Evet bende bir müslüman olduğum için mutluyum ve bu topraklar üzerinde bu sınırlar içerisinde yaşadığım içinde binlerce kez hakka hamd ediyorum. Yüzyıllardır Bu topraklar üstünde at oynatan ve bu ülkenin sınırlarına el uzatanların ellerini kıran civan mert mümin atalarımızdan Allah razı olsun bakın babam süzme Türk olduğu için Türk atalarımdan demiyorum halbuki dedelerimin hepsi şehit... Anamın da kökü Kürt olduğu için Kürt demiyorum. Dedirttirmiyor zaten Allah... yani sevmiyoruz sınıfları müslümanın tek bir sınıfı olduğu için başka sınıflara sokmaya çalışanlara ezelden gelen bir tiksinti duymalık var zihnimizde… Zira bu topraklar üzerindeki her türlü bela ve musibetlerin definde her ırktan milletin çarpıştığını sanırım hepimiz biliriz…
Evet hoş söylemişsiniz güzel dostum. Sahi ne güzel örnek müslamanlardı değil mi, Mevlana, Yunus, Fuzuli, İbni Sina, Mimar Sinan, Fatih Sultan Mehmet han, yani isimlerini saymayla tüketemem… bir o kadar da isimsiz kahraman mümin… hepsi mümin, muti insanlardı ve bunlar bizim vedar–ı iftaharımızdı dinimizin en güzel temsilcileriydi yüzyıllar boyu islamın sancaktarlığını yapmış osmanlı gibi.. her milletten birer fertle bu fertlerin kişilikleriyle oluşmuş Osmanlı gibi...
Evet Amerikalı Müslüman olur, İsrailli Müslüman olur, Tamtam’dan da Müslüman olur, Ermeniden de ama müslümandan ermeni olmaz, hristiyan da olmaz. Müslüman müslümandır o kulluk vasfını taşıyorsa başka bir şeye benzemez. Artık onun benzemesi gerektiği tek şey imanını yaşamaktır. Yaşamıyorsa zaten Müslüman değildir. Bunun daha lamicimi var mı yani. Bir insan mümin olduktan sonra ya da doğduktan sonra ona kafir diye bilir miyiz? Ve kulluk halkasını boynuna taktıktan sonra ve yaşamıyorsa taktir edersiniz ki bu insan Müslüman olamaz. Bunu ben demiyorum yani mümine nasıl imanlı olacağını öğreten kainat kitabı söylüyor. Evet yapmıyorsa kafirdir diyor. Daha ötesi var mı?
Türklüğü bıraktık Müslümanlığa geldik. Efendim siz bırakın Bektaşileri bir kenara, Cumhuriyetin ilk yıllarında, devletin dine, müslümana bakış tarzını öğrenebilmek için, önce, okullarda çocuklarımıza okutulan kitaplara bakmamız yeterli. İstanbul'da 1931 yılında, Devlet Matbaası'nda bastırılan Orta Zamanlar Tarihi'nde İslâmiyet ve Hz. Peygamber (s.a.s.) aleyhinde yazılanlar, en koyu münkirleri bile utandıracak seviyesizliktedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında, devletin resmî ideolojisinde İslâmiyet'in yeri yoktur. Çünkü "İslâm birtakım zevâta göre eskimiştir!", "Hz. Muhammed (s.a.s.) nihayet bir çöl bedevîsidir", "İslâmiyet'in yerine yeni bir din koymak lâzımdır ki, o da Kemalizmdir." Nitekim Edirne milletvekili Şeref Aykut'a göre Kemalizm dininin altı esası, altı oktan ibaretti: Yani "Kemalizm dini, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, inkılâpçılık, devletçilik, laiklik ve halkçılık prensiplerine dayanmalıydı."
Kemalizmin, yeni bir din olarak yayılmasında Şeref Aykut yalnız değildi. İyi ama bu dinin peygamberi kim olmalıydı? Bu sorunun cevabını Behçet Kemal Çağlar verdi: Mustafa Kemal Atatürk! Behçet Kemal, Süleyman Çelebi'nin meşhur Mevlid'ini Atatürk'e uydurmakta ve çıktığı Anadolu il ve ilçelerinde, başına topladığı kalabalıklara Atatürk Mevlidi'ni okutmakta hiçbir sakınca görmedi:
Kemalizm dininin yeni öncüleri ise, imanın altı şartı olan İslâm âmentüsü karşısına, Kemalizm'in yeni âmentüsünü çıkardılar. Bazı devlet kuruluşlarında bastırıp dağıttıkları bu devrimci(!) âmentüyü şöyle yazarak ilân ettiler:
"Kahramanlık örneği olan ve vatanın istikbâlini yoktan var eden Mustafa Kemal'e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücâhit analarına ve Türkiye için âhiret günü olmayacağına iman ederim." Bunlarda Müslümanlardı sevgili Emre kardeşim… Şimdi eğri oturup doğru konuşalım sen Müslüman deyince Kemalistleri, Bektaşiler arasından “içkiliyken namaza yaklaşmayın’ın” “namaza yaklaşmayını”ı, Müslüman âdd ediyorsan sana söylenecek söz bulamam dostum… O zaman sende Müslüman değilsin derim. Çünkü kurandaki Müslüman tabirini sen hiç okumamışsın derim. Kuran okumayan Müslüman mı olur derim. Derimde derim.. Yani müslümanı kimler ile kıyas ettiğine dikkat et derim ben bunu fazla uzatmanın bir anlamı yok yapıyorsa Allah’ın istediğini uyuyorsa sünnet ve kurana.. bu MÜSLÜMAN dır. Yapmıyorsa KAFİRDİR… bunu tartışmaya gerek yok… onun için müslümana gelince konuşmanız gereken insanlar demin övünç duyduğumuz insanları hatırlayıp ruhlarına en içten fatiha okumak düşer bize. Dedik ya onlar örnektiler onlara benzeyelim, evet yunusa benzeyelim, fatihe benzeyelim, mevlanaya benzeyelim, sahabelere benzeyelim.. Bunuda buraya iliştirmemin amacı net müdavimliği yapıp bir şeyleri cürütmek amaçlı değil size ve bana ya da bizim gibi insanlara düşünen varlıklar oldukları için fikirler platformunda bir mumda sen yak fikrine ışık olabileceğini düşünüp yeni fikirlere yelken açılması açısından söylemiş bulunayım…
Son olarak şunu diyeyim. Fikirlerimiz farklı değil. Aynı şarkıyı aynı mikrofondan söyledik ben bundan böyle bu yazının altına yorum yazmayacağım. Ancak takdir edersiniz ki yanlış anlaşılacak söz hal ve hareketlerden de uzak durmamız bir görev olduğundan sizler gibi kıymetli kardeşlerimi ben daha dikkatli yazmaya davet ediyorum. Herkesin seviyesine hitap eden veya herkese hitap eden bir yazım dili kullanmanın daha güzel olacağı kanaatindeyim süslü kelimeler ile farklı bir uslup oluşturup farklı olayım triplerinden çıkmanızı çıkmamızı öneriyorum. Ne kadar kayda değer olur bu söylemim onu da engin gönülleriniz bilir. İnşallah sürcü lisan etmemiş ve güzel kalplerinize kırıcı, gönüllerinizi dilgir edici söz ve halleri buraya yazmamışımdır…
Önce Saygı sonra Sevgi akabinde hörmetler…
nerden nereye...
Çar, 24/01/2007 - 15:22 — misafir“namaza yaklaşmayını”ı, Müslüman âdd ediyorsan sana söylenecek söz bulamam dostum..."
ah sevgili yuşa ırmak !
azizim sen gerçekten yazdıklarımı okuduğuna emin misin ?
böyle bir şeyi nasıl yazabilirsin ? şaşırtıyorsun beni.
lütfen biraz sakin gözle yeniden okursan memnun olurum...
"farklı bir uslup oluşturup farklı olayım triplerinden çıkmanızı çıkmamızı öneriyorum..."
??
üslubumu şiirde kurmaya gayret ederim.
:)
tarafımca böyle bir durum söz konusu değil.
yazdıklarımı üç defa gözden geçiririm.
(tıpkı bu yorumumu üç defa gözden geçirdiğim gibi)
hatta "trip" kelimesini bile kullanmayı ayıp sayarım.
iyi niyetine şüphem olmasa bunları da yazmazdım.
esselam...
Irk Damarı
Çar, 24/01/2007 - 14:35 — rıdvan cihatdünya haritası zoruma gidiyor...
birbirinden ayrılmış; göze hoş gözüksün diye de renklendirilmiş bir top... ama uzaydan bakınca daha tatlı duruyor küre. ırklara göre ayırmış büyüklerimiz... büyüklerimiz çok büyük, onlardan korkmalıyız. ne demiş osman konuk: ''eskiden birilerinin uydurduğu sonra hepimizin uyduğu ölmek''... ben de onu diyordum işte: eskiden birilerinin çizdiği sonra hepimizin izlediği dünya haritası.
melez olmak gibisi yok ha...
çok büyük bir sorundan sıyrılmış oluyorsun... Allah anamla babamdan razı olsun...
vizeleri kaldırsalar da şöyle bi açılsak 100 küsür memlekete... Onlar da Allah'ın yaratığı, onların kadınları da şiire dökülmeyi hakediyor, onların da dağlarında mor sümbül...
ben en çok hrant dink hakkında olumlu oy kullanan 3 veya 4 yargıtay üyesinin müstakbellerini merak ediyorum... acaba ermeniler miydi, hain türkler miydi yoksa benim gibi ironist...
bi süveyda varmış insan kalbinde...nokta halinde...zehirliymiş, günah işletirmiş...bence o bi damardır; ırk damarı...
Nereden bakıyoruz nereyi görüyoruz?
Per, 25/01/2007 - 00:35 — Kublahan XanaduMalum balık cinsinden birisi karadaki insanoğluna nazar etse onu olduğundan büyük görür.Su ile hava arasındaki kırılım açısı suyun dışındaki nesleri olduğundan daha büyük göreceklerdir.Tabi bizlerde balıkları oldukları noktadan daha derinde görürüz.
Öldürülen bir insan var ve hepimiz Ermeni miyiz ? hepimiz Türk müyüz ? bizim zenciler siyah mı ? , elin zencileri dahamı güzel , oligarşik devlet yeni bir oyuna mı kalkıştı?,müslümanlık onuru nerede, insan duyarlılığı ayaklar altında mı ? soruları havalarda uçuşmakta.
Düşünce-His ile söylem örtüşmesi çoğu zaman gerçekleşmesi imkansız bir durumdur.Yani müslümanlar kardeştir ama İsrail askeri tarafından trajik bir biçimde öldürülmediği takdirde(mesela komşusu tarafından haksızca öldürülmüş olsun) kardeşliğimizi hatırlayamayız bile amma kanserden ölen öz kardeşimiz ciğerimizi paramparça eder ve bu son derece doğaldır. Ama burada doğal olmayan bir durum var. Algıda doğal sürecin kırılması, yani algı üreten kaynakların çelişik izdüşümleri. Dünyayı kurtamak için coşu coşuveren ruhumuz müteadit kıç üstü oturmalar yaşamakta.
Müslüman olmanın karşılığının ermeni olmakla eşdeğer algılanabilir olması ve müslüman bir ermeniyi tanımlarken ermeni asıllı müslüman diye tanımlama ihtiyacımız hepimiz ........ gerçeğinin bir izdüşümü.