
Türkiye kendisiyle hesaplaşamayan bir ülkeydi. Hiçbir şeyiyle. Darbeleriyle, tarihiyle ve çeteleriyle. Yavaş yavaş sanki bu kırılıyor. Kapı zorlanıyor. Bir yerlerden ışık geliyor. Huzme oluşuyor.
Yakın tarihimiz neredeyse faili mechuller yakın tarihi gibi. Cumhuriyet'in ilk faili meçhulu Sabahattin Ali olayı. Hala karanlık bir hadise. Hasan kimdi suçlanan, tutuklanan ve kısa bir sürede serbest olan hala bilinmiyor.
Sonra 70 sonrasının karanlık dönemi. Gladyo'nun arzı endam ettiği yıllar. İplerin belirgin olduğu ama nedense görülmediği bir dönem. Kanların sebil olduğu, gencecik insanların toprağa düştüğü, ideallerin hesaplarla kirlendiği yıllar. Ve nihayet 80 darbesi ve olayların bir anda durması.
Madem durabiliyordu niye darbesiz durmadı terör. Belki de darbeye davetiyeydi bazı olaylar ve Amerika çocuklarının yönetime geçmeleri içindi.
25-Temmuz'da Ergenekon iddianamesi açıklandı. Baştan beri olayı küçümseyenler hala o tavırlarını sürdürüyorlar. Hala "Mışlı" cümleler kuruyorlar. Olaya inanmıyor görüntüsü veriyorlar. Ve onu abartı gösteriyorlar.
Mesela Necip Haplemitoğlu cinayetinin Ergenekon işi olabileceğine hiç ihtimal vermiyorlar. -Bir hatırlatma: İddianamenin kabulunden Haplemitoğlu'nun kardeşi Atatürkçü Düşünce Derneği'nden istifa etti- Veli Küçük'ün bu cinayet için tetikçileri Osman Gürbüz'e "bu iş yine sana düştü" dediği iddiası onlar için bir şey ifade etmiyor. Veya İlhan Selçuk'un kendi notlarında "Oral Çelik'ten, ona 500 bin dolar karşılığı yaptırılacak bir işten bahsediyor olması" onlar için önemsiz bir hadise. Selçuk'un bunu "hatırlamıyorum" diye geçiştirmeye çalışması da hiç bir şey değil kimilerinin nezdinde.
Alp Aslan Arslan'ın Danıştay saldırısından sonra hesaplarında hareketlenme olması da bazıları için sıradan. O kendi ağzından "bu olayı türban kararı için yaptım" dedi ya ve bu beyan onların isteklerine uygun ya, gerisinin ehemmiyeti olamaz.
Türkiye Gladyo'sunun bir kolu yakayı ele vermiş durumda. Avrupa'nın 90'ların başında yaptığını biz şimdi yapabiliyoruz. Gecikmiş de olsa çok önemli bir hadise bu.
Devlet gizli kollardan kurtulma kararını almış. İçini temizlemek için yola düşmüş.
Hukuku savunan herkesin buna destek vermesi gerekiyor.
Bazı kesimler ısrarla Ergenekon sanıklarını müdafaa etti ve halen de ediyor. Vatan'daki bir yazısında Okay Gönensin bu tavra son derece doğru tespitlerle bakmış. Ve aşağı yukarı şöyle demiş:
"Sol için darbeler bugüne kadar can simitleri oldu. Emellerine varmada darbeleri her zaman önceledi sol. Bunda halkın cumhuriyet devrimlerine yaklaşımı da etkili oldu."
Sol şimdi genlerine işlemiş bu alışkanlıktan kurtulamıyor.
Halktan kopuk ve halka rağmen bir şeyler yapmak isteyen mütekebbir aydınlar hep orduya baktılar. Bu Türkiye'nin tarihi ile de biraz ilgili.
Askeri bir devlet olan Osmanlı'da motor güç orduydu. Bir çok şey gibi batılılaşmayı o başlattı. Nihayet bir asker Mustafa Kemal onu kutumlaştırdı.
Halkı önemsemeyen tavır Ergenekoncularda da görülüyor. Örgütten bir akademisyen halk için küçümseyici bir tarzda "bırakın birbirlerini yesinler" ve bir paşa da millet için "şerefsizler onlara oy veriyor" diyebiliyor.
Ergenekon elbetteki Türkiye gladyosunun tümü değil. Ama mühim bir halkası. Önemi, bir kararlılığı ifade ediyor olması ve de cesareti. Bundan sonra bu tür oluşumlara müsaade edilmeyecek kararının cesaretle meydana konulmuş olması çok mühim.
Sanıklardan bazıları anlaşıldığı kadarıyla Türkiye Gladyo'sunun kurum bünyesinde yer almışlar.
Veli Küçük Susurluk'tan beri gündemde olan bir zat. Susurluk Araştırma Komisyonuna çağrılmasına rağmen ifade vermedi.
Tansu Çiller bir zamanlar Kürt iş adamlarını hedef gösterici açıklamalarda bulundu. Aradan çok geçmeden o iş adamlarından bazıları Kocaeli-Gebze-Sapanca üçgeninde ölü bulundular. Kocaeli Jandarma Komutanı Veli Küçük'tü. Olaylar da özellikle jandarma bölgesinde işleniyordu.
Ergenekon davasının firari bir sanığı var: Levent Ersöz. Emekli bir general. Eski JİTEM Başkanı. Şuan İnterpolce kırmızı bültenle aranıyor. Hakkında yakalanma emri çıkarılmadan bir gün önce yurt dışına çıkmış olması hala bağlantılarının güçlü olmasına bağlanılıyor.
Ergenekoncular bir hayalin peşine düşmüş maceraperestler. Bütün örgütlerin elemanları gibi. Uzak bir düşü ellerinde saymanın sarhoşluğuna kapılarak böyle bir yola koyulmuşlar. Şunu anlamaları gerekirdi. Türkiye'de darbe dönemleri sona erdi artık. Hiçbir kaos Türkiye'de bu şartlarda darbeye yol açamaz.
Bir adımları gerçekten tehlikeliydi; suçlandıkları Danıştay baskını. Saldırgan yakalanmasaydı, o suikast Türkiye'nin üstüne bir karabasan gibi çökerdi. Ve büyük bir bedeli olurdu.
Bir ayrıntı: Bir Ergenekon tanığına göre 2003'ten beri Alp Arslan Aslan ile Veli Küçük ve Muzaffer Tekin tanışıyorlarmış ve Aslan onlarsız pek adım atmıyormuş.
Susurluk'la Ergenekon bağlantısından söz ediliyor. Susurluk'çu İbrahim Şahin ile Ergenekon'cu Muzaffer Tekin'in ilişkilerinin olduğu ve Şahin'in Tekin'e "komutanım" diye hitap ettiği söyleniliyor.
Devlet bağırsaklarını temizliyor.
Çeteler birbirlerini seviyor. Karanlıklarda ister istemez yollar kesişiyor. Ve renkler belirsizleşiyor.
Hükümsüzleşiyor. Korkulu yolların yolcuları dayanışmayı seviyor.
Ergenekon belgelerinde PKK konusunda şaşırtıcı bulgular çıkıyor. Onu kullanmaktan bahsediliyor.
Hukukun giremediği hiçbir yer bırakılmamalı ülkemizde. Zira orası baği ve şakilerin yatağı oluyor.
Hukuka aykırı her oluşum devletin bünyesini tahribe yöneliyor.
Komitacılık bu ülkenin başına bir çok felaket getirmiş -Birinci Cihan Harbi gibi- bir daha bu topraklarda yeşermesine ve neşv u nema bulmasına izin verilmemeli.
Yorumlar
sadece bir atasözü
Salı, 29/07/2008 - 13:17 — mehmet akbulutBunlara mizahi bir atasözü ile mukabelede bulunmak lazım gelir ki o da şudur: El bakaru vessakar köprü üstünde birbirini kakar. Bize de seyretmek düşer, azizim.