renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

"Hükümet Olarak Bedel Ödemeye Hazır Değiliz.." diyen başbakan sizce haklı mı?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

başbakan ne demek istemiş

başbakan ne demek istemiş önce buna bakmak lazım. Gazeteciler bu sözleri deşelemeye devam etmişler, başbakan demiş ki;

"Bedel ödemek veya ödememek değil, ben bu öğrencilere veya halkıma bedel ödettirmem. Çünkü ben sorumluluk mevkiinde olan bir insanım. Sorumluluk sahibi olan bir insan bedel ödettirmez. Arkasından şunu da söyledim: Vatandaşım bu konuda bu işe önce kendisinin sahiplenmesi lazım. Meslek lisesi mezunları veya meslek liselerinde okuyan çocukların anneleri ve babaları bu işe benim beklediğim sahiplenmeyi göstermedi dedim."

kısaca diyor ki kardeşim siz tasarıya karşı çıkanlara karşı durmadınız, eyleme karşı eylem, tepkiye tepki, işte etki ...

ben bu "Gerçek Hayat" ı da seviyorum editörünü de

Ankete ilişkin olarak birşeyler yazmayı aklımdan geçirirken Gerçek Hayat dergisinin dağıtıcısı çocuk beliriverdi önümde. Hemen alıverdim dergiyi elime. Soğumadan bi göz atayım istedim. Önce Mevlana İdris, sonra Neşe Kutlutaş, sonra, arka sayfada harika fotoğraf ve geciktirilmeden yapıştırılmış bir espri, orta sayfadaki harika dizayn derken editörden kısmı takıldı gözüme. Okuyuverdim bir çırpıda ve hemen vazgeçtim yazmaktan. Aşağıya hem link verdim hem de yazıyı alıntıladım.

Bu hafta Gerçek Hayat' ın kapağı da harikaydı gerçekten. Şöyle diyor kapakta;

"Başbakan Erdoğan, hükümetin geri adımlar atmasının gerekçesi olarak halkın destek vermemesini gösterdi

% 45 yetmedi mi? "

Buyrun editörü dinleyelim;

***

"Herşeyin bedeli var!"
Arabeskin gür sesi "Müslüm Baba"nın söylediği bir şarkı vardı:

"Son pişmanlık neye yarar

Her şeyin bedeli var

Olmadı yar"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 3 Temmuz günü yaptığı bir konuşmada, meslek liselerinin ÖSS'de zora sokulması konusunda, bu şarkıyı anıştıran sözler sarfetti: "Bunun bedeli var. Bu bedeli siz ödemeye hazır mısınız? Biz hükümet olarak bu bedeli ödemeye hazır değiliz."

Enteresan. Çünkü, Başbakan, tam bir hafta önce de NATO karşıtlarına, protestolarını demokratik bir tarzda yapmalarını, misafirperver olmalarını önermiş ve "Bunlardan bir netice alamıyoruz. Hala 30 yıl öncesinde kalmayalım" demişti.

Soruyoruz: 1) "Yavrularını" meslek liselerine ve diyelim İmam-Hatip Liselerine gönderen kişiler nasıl bir bedel ödemeli?

a- Para ya da mal mı?

b- Sokaklara mı dökülünmeli? (Hani protesto netice vermiyordu?)

c- Milletçe açlık grevi mi yapalım?

2) Bu bedel tam olarak kime ödenecek?

3) Konuya ilişkin demokratik çözüm, bu meseleyi çözeceğini vaadeden AK Parti'nin halk tarafından tek başına iktidara taşınması ile gerçekleşmeyecekse, nasıl gerçekleşecek?

a- Yani halk oy vermekle üzerine düşeni yapmış olmadı mı?

4) Hükümet bedel ödemeye hazır değilse neye hazır? Bu durumda, iktidarda oluşunu nasıl izah ediyor?

5) Başbakan, halkın sükunetinin, sabrının tam da AK Parti iktidarından çözüm beklemesinden kaynaklandığını farketmiyor mu?

6) Hükümet bedel ödemeye hazır olmadığı için mi Başbakan'ın çocukları ABD'de öğrenim görüyor? Yoksa bedel derken, Amerikan ve Avrupa üniversitelerine ödenen meblağlar mı kastediliyor?

a- Eğer öyleyse, Başbakan'ın sözleri yoksulları mı hedef alıyor?

7) Türkiye ne zaman ahlaki ilkelerin, hakkın, milli menfaatin aziz addedildiği bir ülke olacak? Neşenin hıyanete, öfkenin saçmalığa, coşkunun hileye tekabül etmediği günleri göremeyecek miyiz?

***

e hadi bi de dergiye bakıver... gerçi almadan olmaz ama olsun

Bedelsizlik

Okuldan bir hocam, "bir işte insan kuşkuya düştüğünde o iş üzerinde gerçekleştirdiği bütün herşey o kuşku üzerine gider" demişti. Bu sözden hareket edecek olursak "bir işte insan bir yanlış yaptı mıydı diğer bütün işleri de o yanlış üzerine gider".

Bugün artık bu İHL lafından iyice bıktım bir İHL mezunu olarak. Savunanlardan da, karşısında duranlardan da...

Recep Tayyip Erdoğan'ın meslek liseleri ile ilgili düzenlemeyi gündeme getirmesi başlı başına bir hataydı. Geri çekmesi ayrıca hata, sonra böyle yapması yine hata...

Dün Erdoğan Teziç'in yaptığı açıklama da hata.

Bugün Türkiye'de bütün partiler İHL ve başörtüsü sorununu oy kapısı olarak görüyorlar. Yasağı savunanlar da savunmayanlar da...

1982 anayasasında temel hak ve özgürlükler geniş oranda yer almıştır. Ancak oldukça kısıtlayıcı hükümler içermektedir. Bu yüzden her hak muallakta kalıp yanlış üzerine yanlış şeyler inşa ediliyor.

İHL mezunlarına üst kimlikleri olan "insan" kimliğini alıp yerine "İHL"li kimliğini oturtmaya çalıştıkları gibi. Oysa insanlar doğuştan hürdür. Yani insanın önce "insan" kimliği vardır.

Recep Tayyip Erdoğan'ın "Hükümet Olarak Bedel Ödemeye Hazır Değiliz" sözü de yine dramatik bir durum. Hiç inandırıcılığı yok. Benim istediğim tek şey artık bunun daha fazla irdelenmemesi. Çünkü sürekli zarar görüyoruz bu yüzden.

Açılım getirmek maksadı ile..

" Hükümet olarak bu bedeli ödemeye hazır değiliz " diyen Başbakan'ın, bu sözü ile 28 Şubat sürecine ve Türkiye üzerinde meşru(laşttırılmış)/gayrimeşru haklara sahip olan derin güçlere atıfta bulunulduğunu düşünüyorum.

" Öğrenci velileri bu bedeli ödememişlerdir " demekten maksat acaba, 28 Şubat sürecindeki baskılar halkı (inançlı kesimi) sindirmiş, elini kolunu bağlamıştır. Ahval, meseleleri öyle bir çırpıda halledecek kıvamda değildir i hatırlatmaya ve bir farkediş oluşturmaya mı yöneliktir.

O halde YÖK tasarısını Meclis'e taşıyan hükümet hata mı yapmıştır.

SP'lilere karşı " hükümet olduğunuz dönemde sizi de gördük " diyen AKP'liler mi, yoksa " biz o zaman koalisyondaydık ve yasa çıkaracak çoğunluğa sahip değildik " diyen SP'liler mi haklıdır. Aslında böyle bir soru, bu kadar büyük bir meseleyi AKP-SP çatışmasına ve kısırdöngüsü içine çekmekten başka bir işe yaramayacaktır. Tüm bunlar bir yana bence konuşulması gereken asıl mesele, her yerde karşımıza çıkan ve hükümetin ve diğer bazı hükümetlerin gerçekleştiremediği yada gerçekleştirmediği icraatlar için mazeret olarak ileri sürdüğü bu derin güçlerin ellerinde bulundurdukları kanuni ve kanundışı haklardır.

Mesele hakkında bilgi sahibi olanların ilgisine sunulur.

Bir ben var benden içeri...

Başbakanın sözünü sadece "YÖK Yasa Tasarısı" üzerinde oluşan duygulara bağlamak yanlıştır. Tayyip Bey'in bu hususta tarihi de sorguladığını düşünüyorum.

YÖK Yasa Tasarısı'nı meclise taşıyan hükümet "evet" hata yapmıştır. Bu benim kişisel düşüncem. AİHM'nin bu tasarıdan sonra aldığı karar yeterince manidar değil midir? Meslek liselerine uygulanan katsayı olayı haksızlığın en büyük göstergesidir. Ve bu haksızlığın meşruiyetini savunanlarla haklılık yada haksızlık mücadelesi yapmak büyük yanlıştır. Neye göre hak neye göre değil. Bu bağlamda önceden çok saygı duyduğum ve görüşlerine önem verdiğim YÖK Başkanı Erdoğan Teziç de güvenilirliğini yitirmiştir. Anayasa hukukçusu Mustafa Erdoğan Türkiye'nin en önemli sorunun "özgürlük" olduğunu söylüyor "Demokrasi Laiklik Resmi İdeoloji" kitabında.

Özgürlük kavramı toplumun belirli bir kesimi için mi yoksa herkes için mi geçerli? Çok merak ediyorum.

SP-AKP hususunda söz konusu olan haklılık veya haksızlık değil. Sorun insan hakları sorunu. Bu konuda haklılık veya haksızlık düşüncesi çok önemli olmamalıdır. Ancak bugün SP'nin çıkıp AKP hakkında, AKP'nin çıkıp SP üzerinde "ucuz politikalar" peşinde koşması çok komik geliyor. Ortada bir sorun var ve çözülmesi gerekiyor. Amaçlar da aynı. Neden bu işi ben çözerim sen çözersin mantığına hapsediyorlar bunu anlamıyorum.

28 Şubat süreci, derin devlet ve kırılmalara gelince. Okuldan bir hocam derin devlet hususunda şunu söylüyordu: "Gerçekte derin/yüzeysel, gizli/açık ve yer altı/yer üstü birbiriyle çatışan veya birbiriyle çalışan devletler yok. Sadece ama sadece bütün yönleriyle bariz bir devlet var heryerde." Yeterince açık diye düşünüyorum.

28 Şubat'taki İslamcılardaki ani kopmaya gelirsek; Marx'ın Hayaletleri kitabında Jacques Derrida "Epistemolojik ani kopuşlara inanmıyorum" der. Türkiye'deki yazarlarda oluşan görüş ise "28 şubatla birlikte İslamcılar ani bir epistemolojik kopuş yaşadılar" şeklindedir.

Buradan iki sonuç çıkarıyorum ben.

Birincisi Derrida üzerinden gidecek olursak İslamcılar 80'lerden sonra liberal politikalar çerçevesinde değişim/dönüşüm yaşadılar ve bu 90'ların sonuna doğru ancak anlaşıldı. Yani ani bir kopuş yok ve bu bir süreç dahilinde gerçekleşti.

İkincisi Türk yazarlardan yola çıkacak olursak; hakikaten bir kırılma oldu ve İslamcılar iyi bir numara çektiler demek durumunda kalıyoruz. Epistemolojik olarak iyi kırılmışlar doğrusu.

.

Fehmi koru idi sanırım yahut mustafa karaalioğlu emin değilim afven başbakanın sahiplenmemekten bedel ödememmekten kastının ihlliler değil diğer meslek liseliler ve aileleri olduğunu yazmıştı...

buradan bakınca konuşma biraz değişiyor..

ben yazanın yalancısıyım...

=YAŞAMANI GEREKLİ KILAN; YARATILMANA SEBEP OLAN ŞEYLERDİR!=
=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=

Eski camlar bardak oldu ama ya eski sıfatlar?

Hükümet olarak bedel ödemeye hazır değiliz demek hangi delikanlının kitabında yazıyor? Hani Kasımpaşanın mangal yürekli delikanlısı, hani sözünün eri ağır ağabeyimiz. Ama, bu köprünün altında çok sular aktı ve akmaya devam ediyor. Büyük küçük hemen herkes kendisine Tayyip dediği R. Tayyip Erdoğan'a artık başbakan diye hitap ediliyor.

Sayın Hükümet büyüklerimiz, siz elbette bizlerden daha büyüksünüz, en büyüksünüz, en iyisini bilirsiniz, en iyisine layıksınız. Biz bedel ödemeye alışkın zavallı bir halkız. Ama şunu sakın unutmayın ki sizden büyük Allah var. O mevkilere gelmekle Allah katında yüceldiğinizi sanıyorsanız bedel ödemenin ne demek olduğunu Yüce'nin huzuruna çıkınca anlayacaksınız. Belki hiçbirinizin bu yazıdan haberi bile olmayacak, ama yine de benden söylemesi...

Not: Lütfen yorumum provakasyon malzemesi olarak kullanılmasın. Şahsımın hiçbir partiyle ne organik ne inorganik bir ilişkisi yoktur. Bilakis partilere karşı alerjiliyim.

tekerrür

vaktiyle 28 şubatta ve sürecinde ödenen bedelleri düşündüğümde, aynı bedelleri ben dahi ödemeye hazır değilim tekrar, kaldı ki başbakan tabiri caizse topun ağzında iken hazır olsun. bence toplumun sessizliği, vurdumduymazlığı ne zaman kırılırsa ancak o zaman tekerrürü zor olur şubatların. %70 i neredeyse başörtüsü kullanan kadınlarımız olduğundan söz ederiz ancak bu hakkını savunanlar %1 bile değil belki. çuvaldızımı yanımdan hiç ayırmam...