
NATO soğuk savaş döneminde kendine bağlı ülkelerde "Gladyo"lar kurmuş. Bunlar çeşitli karanlık operasyonlar yapmışlar. Soğuk savaş bitince tasfiye edildiler. En çok bilineni İtalya’nınki... Belki de en faal olanı o olduğundan. Şunlar İtalyan Gladyo’sunun karıştığı eylemlerden bazıları: ". Üç polisin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin yaralandığı 31 Mayıs 1972 tarihli Peteano katliamı, 23 Kasım 1973'te patlayıcıyla düşürülen Argo 16 uçağı, 1974'te sekiz kişinin öldüğü, 102 kişinin yaralandığı Piazza della Loggia'nın bombalanması, 1977 Mayısında eski başbakanlardan Aldo Moro'nun kaçırılıp öldürülmesi, 2 Ağustos 1990'da Bologna tren istasyonunda patlayıp 85 kişinin ölümüne 200'den fazla kişinin de yaralanmasına sebep olan bomba..." (Fehmi Koru-Yeni Şafak)
Avrupa kendi Gladyolarını tasfiye etti etmesine de Türkiye bunu yapamadı. Bizimkisi hayatiyetini sürdürdü. Bazen kendini hatırlattı da.
Ergenekon’u "Türk Gladyo’sunun tasfiyesi olarak görenler var." Tez doğruysa bu sürecin AB yolculuğuyla ilgisi olabilir. Hatta Amerika’nın dahi bunda dahlinin bulunması da ihtimal dışı değil.
Zira Amerika ile ilişkilerin ulusalcı-neo-con ittifakının belirleyiciliğinden çıktığı söyleniliyor.
Ergenekon sürecinde en dikkati çeken şeylerden biri merkez medyanın tavrı... Aşikâr bir şekilde Ergenekon’u savundu merkez medya. Olayı küçümsedi. İddianamenin geç yazılmasını diline doladı. Tavrıyla hep sanıklardan yana bir tutum takındı.
Buna sebep ne olabilir. İki ihtimal var. İlki fikri beraberlik... Merkez medyanın leşkerleri Ergenekoncularla fikirdaşlar. Aşırı Kemalistler. Milliyetçilikle karışık solculukları var. İslamiyetten hiç hazzetmezler. Ve hükümeti indirmek için sonsuz bir hırs duyarlar. Bütün bunlar medyanın mezkûr tavrının bir sebebi.
Diğeri; suç ortaklığı olabilir. Ergenekon’un medyayı kullandığı gizli saklı bir şey değil. Operasyonlardaki bir tim de daima medyaydı.
Ergenekon’u candan savunanlar bir şeylerin ortaya çıkmasından mı korkuyor. Kayıtlarının ortalığa yayılmalarından mı endişe ediyorlar.
Şener Eruygur'un Kuvvet Komutanlığı dönemindeki bazı gizli faaliyet ve toplantılarının kayda alındığı söyleniliyor. Bu iddiada gözlerin çevrildiği zamanın Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök "astlarımı kayda almam etik olmadığından öyle bir uygulama için emir vermedim" demiş. Emir vermemiş olması olayın gerçekleşmediği anlamına gelmiyor.
Merkez medyanın paçaları tutuşmuş. Bakalım yangından sonra ortada ne kalacak.
Bir de bir demokrat tavır sergiliyorlar ki. Mesela darbe günlüklerinin Kuvvet Komutanı Özden Örnek'in bilgisayarından çıktığı polis kriminal laboratuarınca tespit edilmesine rağmen hala "sözde günlükler" diyorlar. Bir yazarları bu tavra sebep olarak "günlüklerle ilgili davanın hala temyizde olmasını" dile getiriyor.
Bu demokrat tavır bana Hüseyin Üzmez olayındaki çirkefliği hatırlatıyor. O olayda gazete sayfalarında yalanın bini bir paraydı.
Ergenekon avukatı medyanın, davada en çok diline doladığı iddianameydi. 13 ayda iddianamenin hazırlanmamış olmasını daima yazdı bazı kalemşörler.
Bir başka tezleri de mahkemenin kurumsal olmadığı, bir savcının (Zekeriya Öz) işi olduğu zehabını yaymaktı.
Generallere yönelik operasyonda İstanbul Başsavcısının ağzından "haberim yoktu" yalanını bile uydurdular.
İstanbul Cumhuriyet başsavcısı Aykut Cengiz Engin 14 Temmuz günü Ergenekon iddianamesinin hazırlanıp mahkemeye sunulduğunu açıklamak için bir basın toplantısı yaptı. Toplantıda bazı merak edilenler hakkında açıklamalarda da bulundu Başsavcı. Mesela iddianamenin gecikmesine sebep olarak şunları söyledi: ""Soruşturmanın çok kapsamlı olması ve şüpheli sayısının fazlalığı, teknik ve fizikî takipler ve aramalarda elde edilen yüz binlerce sayfa belge ve dokümanların yeni operasyonları gerektirmesi, bunların incelenmesi ve tasnifi, elde edilen belgelerle ilgili olarak yazışma yapılan kurumlardan cevapların beklenmesi, özellikle yeni CMK hükümleri gereğince iddianamenin düzenlenmesi için soruşturmaya esas teşkil eden tüm delillerin toplanmasının gerekli olması, bu belge ve delillerin değerlendirilmesinin uzun süreleri kapsaması ve nihayet 441 klasör ekleri bulunan ve 2 bin 455 sayfadan oluşan bir iddianamenin tanzimi ve yazılması gibi zorunlu sebeplerle davanın açılması bugüne kadar uzamıştır.'' Tabi merkez medya bunu görmedi ve yazmadı.
Dile dolanan bir başka konuda sanıkların ittiham edildikleri suçların bilinmemesiydi. Başsavcı bu konuya da bir açıklık getirerek suçlamaların kısaca "silahlı örgüt kurmak, o örgüte üye olmak, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak veya görev yapmasını engellemeye teşebbüs, patlayıcı madde bulundurmak, atmak ve bu suçları özendirmek" (Ekrem Dumanlı-Zaman) şeklinde olduğunu beyan etti.
Bunun cumhuriyet tarihinde bir dönüm noktası olduğunu söylemek herhalde gereksiz.
İddianamede Ergenekon'un faaliyetlerinden Cumhuriyet Gazetesine bomba atılması ve Danıştay saldırısı yer alıyor. Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu cinayetlerine de değiniliyor. Oluşumun tarihinin eskilere dayandığı, Doğu Perinçek ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün Ergenekon terör örgütünün yöneticilerinden oldukları belirtiliyor. Bunlar iddianameden sızanlar. İçeriği detaylı olarak -daha sunulan mahkemece kabul edilmediğinden- tam olarak bilinmiyor.
Merkez medya şimdi de iddianameye saldırıyor. Onu işe yaramaz göstermeye çabalıyor. Bu tavırlarının sebebini Ekrem Dumanlı Star’a atfen şöyle yazmış: “Dünkü Star'ın manşetine göre, bu davayı savsaklayacak laflar üretmek üzere örgüt mensupları yoğun bir uğraş içinde. Özellikle iki generali savunuyor gibi yapıp "Dağ fare doğurdu" demek için çırpınıyor Ergenekon sempatizanları.”
Mahkeme süreci sıkı tutulursa Türkiye bir daha eskisi gibi olmayacak.
Son yorumlar
10 sa. 12 dk. önce
10 sa. 44 dk. önce
16 sa. 38 dk. önce
17 sa. 3 dk. önce
21 sa. 1 dk. önce
21 sa. 18 dk. önce
22 sa. 36 dk. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 8 sa. önce
1 gün 8 sa. önce