renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Hüsran

Kaybettim. Bir hafta boyunca; sabahın yedisinden gece yarılarına kadar çalıştırdılar. İşte muhasebeye gönderildim.

Her günüm sabahın köründen gece yarılarına kadar şu mendebur makinenin karşısında geçti. Bir parçası oldum düpedüz. Binlerce ürün kaydettim. Adını duymadığım, görmediğim, bilmediğim, almadığım, tüketmediğim binlerce ürün. Kırk beş dakika yemek molası verildi. Akşam yemeği yarım saat. Sabahla öğle arası saat onda on beş dakika çay molası, öğle ile akşam arası saat dörtte bir on beş dakika daha yine çay molası.

On altı saatlik çalışma içinde bir saat kırk beş dakika dinlenme.. her yer sayılarla kaplanıyordu. Başımı nereye çevirsem rakamlarla karşılaşıyordum.. uçuşan, yerlerde sürünen, çamura bulanmış, kar içinde yuvarlanan rakamlar.

Önce ürün kodu: 0001
Sonra ürün adı: GİLETTE AFTER SHAWE –büyük harf olacak ona göre ha!-
Ürün kısa adı: G01
Satıcı Firma: RAMSES
Satış türü: ADET
Ederi: 258.000
KDV: %23
Ana barkod: 0000086901523
Satış barkodu: 086901523.. gelsin başka bir ürün..dönsün çark..
Sayıların işgaline uğradım. Kaybettim. Ve bir gün daha geçti. Kremalar bozukmuş!

Evet! Bozuktu. Tarihi geçikti. Kaydederken fark etmiştim. Ve söylemiştim ürünü teslim alanlara. Satın alma bölümüne bildirmiştim. Onlar da “Sen kaydet..biz hallederiz!” demişlerdi. Ben gelen ürünleri kaydetmekten başka bir şey yapmadım. Üstüme vazife değil. Öyle söylenmişti. Müdürümüz öyle demişti. Ben “alın da raflara yerleştirin!” demedim ki. Her zamanki gibi “bunların kaydı tamam!” dedim. Ve hatta teslim ettiğim bölüm sorumlularına “Bunların tarihi geçik!” demiştim. Yalanım yok! Kendileri bile tanıktır. Hem anlamadığım hep kadının aldığı ürünler bozuk çıkıyor..niye? nasıl oluyor?

Oysa her şey gözlerimin önünde olup bitmişti. Sara silahı aldı. Mutfağı aradı.. buldu. Ocağı duruyordu yıkıntı mutfağın. Buzdolabı, yemek masası duruyordu. Dışarı baktı ayak parmaklarının ucunda dikelerek. Can sakınarak geçiyordu sokağı karşıdan karşıya. Meyra ağlıyordu. Tanklar iyice yaklaşmış olmalıydı. Yıkık-dökük evin duvarları, mutfağın dolabı aheste, aheste titriyordu. Titremeler yavaş, yavaş güçleniyordu. Meyra daha bir kuvvetle ağlıyordu.

“Sus Meyram! Sus bebeğim! Duyarlarsa.. duyarlarsa.. duyarlar.” pencereden ayıramıyordu bakışlarını. Silah sesleriyle irkildi. Sara üstü başı perişan on yaşında bir bebeydi. Uçaklar daha yeni çekilip gitmişlerdi. Gökyüzüne başını kaldırıp bakamazdı Sara.. hiç bakamamıştı. Uçaklar gelirdi. Kulakları sağır eden..gökyüzü hep karaydı. Hep karanlıktı. Annesi ve kardeşiyle koşarlardı yerin en derinlerine.. uçakların bıraktığı bombaların erişemeyeceği derinlere. Yine uçaklar gelmişti. Yine bombalar yağdırmışlardı annesi ve kardeşi ulaşamadan derinlere yanarak can vermişlerdi gözü önünde. Sara ağlayamamıştı bile. Ya da hep ağlıyordu Sara.. birkaç gün önce, birkaç gün önce annesi ve kardeşinin kömüre dönen cesetleri başında bir süre durmuş..koşup gitmişti..derinlere..uçaklar geliyordu. Ben bağırıyordum;

“Sara kaç! Sara kaç!” beyaz bir camdan sesimi nasıl duysun ki..beni bir göz kıldılar.. ben bir gözüm sadece..rahat koltuklarda..sallanır-sallanmaz koltuklarda nescafemi yudumlayarak uçakların gelişini haber veriyordum Sara’ya.. Sara beni hiç duymuyordu. Belki uçak sesleri sesimi kesiyor olmalıydı. Saralar hiç bitmiyordu. Ve uçaklar..ve tanklar..

“Çocuklarınızı ekran başlarından uzak tutun sevgili izleyiciler..” ben çocuk değildim ve işte bakıyordum. Sara bu gün sekiz dokuz yaşlarındaydı. Ve yine lime limeydi entarisi..saçları dağınık..uçaklar biraz önce gitmişlerdi. Sara yıkıntılar arasında aranıyordu. Bir ses duymuştu. Bir bebe feryadı. Arandı..arandı.. gördü bebeyi..belki iki belki üç yaşında..oturmuş paramparça bir kadının baş ucuna..bir eli gözünde yumulu..gözlerini ovuşturuyor..bir eli paramparça kadını çekiyor kendine.. ayağa kaldırmaya çalışıyor gibi. Sara koşuyor. Uçaklar gitti. Birazdan tanklar gelecek..tanklar en tehlikeli olanlarıdır. Uçaklar dünyayı başlarına çökertir insanın.. ayakta kalan kalıntıları da tanklar çökertir. Birazdan gelecektir tanklar. Sara biliyor bunu..koşup kucakladı bebeği..sımsıkı bastı bağrına..arandı.. tam yıkılmamış bir evdi aradığı..gördü. koştu. Girdi yıkıntıdan içeri.. ayak sesleriyle irkildi Meyra adını verdiği bebeği kucağında. Sara anneyi oynuyordu. Meyra susmuştu. Bir eli ağzındaydı. Ayak sesinin sahibi çıktı birden karşılarına.. Sara yaşlarındaydı bu gelen. Boyu kadar bir silah vardı elinde. Candı bu. Can öfkeyle baktı Sara ve Meyra’ya. Meyra yeniden ağlamaya başlamıştı.

“Karnı aç Meyra’nın.. süt lazım!” dedi Can’a. Can tüfeğinin namlusunu yere doğrulttu.. kafasını salladı..

“Sen aptalsın Sara!” Dedi. “ Sen aptalsın.. kes şu çocuğun zırıltısını.. duyacaklar..tanklar geliyor..” Can babayı oynuyordu. Sara duymazdan geldi;

“Çocuk aç! Kim bilsin kaç günden beri süt içmemiş.. gidip süt bulmalısın!” o bir anneydi şimdi. Sekiz dokuz yaşında bağrına bastığı Meyra’sıyla meydan okuyordu eli silahlı erkeğine.. Can başını salladı. Gördüm başını salladığını. Sokağın karşısında uçaklar gelmeden önce bir market vardı.. hepten yıkılmadıysa..ki yıkılmamıştır..sağlamcadır.. yani hepten yıkılmamıştır. Meyra yeniden daha güçle ağlamaktadır. İşte Meyra ağlıyor. Can silahı Saraya uzatıyor..Sara bir eliyle bebeği tutarken göğsünde bir eliyle silahı sürüterek mutfağa geçiyor. Can;

“Kendinizi korursunuz ben gelinceye kadar!” diyor. Çıkıyor yıkıntıların içinden. Kurşun sesleri duyuluyor tek tük. Sara pencereden bakıyor.. yıkıntı mutfağın sarsıntıları büyüdü. Büyüdü. Sara Meyra’ya sımsıkı sarıldı. Can’ı gördü Sara.. elinde süt paketleri.. kurşunlar serileşmişti. Sara içinden bağırıyordu;

“Koş.. koş..az kaldı.” Bu sokağın arası bu kadar uzun muydu? Uzuyor muydu? Sokağın arası uzadı. Can geliyor, geliyor ama mesafe de kısalacağına uzuyor. Sara Meyrası bağrında.. sımsıkı Can paketleri gösterir gibi havaya fırlatıyor..kendisi de fırlıyor havaya gibi..yüz üstü düşüyor..gördüm düştü yüz üstü. Ve kalkmadı. Meyra canhıraş ağlıyor. Sara yalvarmaklı;

“Sus Meyram! Sus..askerler duyar..tanklar duyar bebeğim..” diyor. Ben bağırıyorum;

“Sara oradan o viraneden çık bebeğinle diyorum..” tanklar.. tanklar bir sürü..namlularını onların sığındığı viraneye çevirdi. Nescafemden aldığım bir yudum dudaklarımı yaktı. Virane toz toprak içinde kaldı. Meyra susmuştu. Sara susmuştu. Can yüz üstü düşmüştü. Ben televizyon karşısında öyle kalakalmıştım.

Sabahlara kadar çalışmıştım. Ve bu gün muhasebeye gönderildim. Ve işte evimdeyim. İşte televizyon karşısındayım. Başımı sallıyorum. “Yazık!” diyorum. Duyurmadım sesim. Sesimi Sara’ya duyurabilseydim..Meyra’sıyla birlikte kaçıp gidebilselerdi uçakların viraneye döndürdüğü yerden..gidebilselerdi yerin en derin yerlerine.. gidebilselerdi..Can biraz daha hızlı koşsaydı.. koşabilseydi.. Meyra sütünü içerdi. Süt içebilirdi..Meyra Sara’nın elinden içerdi sütü..

Yarın işten atıldığımı duyan alacaklılar icra memurlarıyla çıkıp gelecekler. Benim bir suçum yok ki. Beni göze çevirenler suçlu.. ben hep böyle göz değildim ki. Ben kuşları kedilerden kurtarandım. Anneleri yavruları için yem ararken yuvaların başında bekleyendim. Erkek kedilerin öfkesinden yavru kedileri saklayandım. Ben göz değildim. Ben göz olmayı hiç aklımdan geçirmemiştim ki.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Ey insan ey insanlık ayağa kalk!

Ellerinize sağlık . Rabb'im razı ve memnun olsun gerçekten çok güzel bir yazı.

Acı

Senide vururlar bir gün ey acı,
Uçuşup durduğun kanatlarından.
Sazın, sözün, türkülerin tükenir ellerin koynunda kalakalırsın.
.....
Göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize mitralyözlerin washingtondan ayarlandığını.
......
Senide vururlar bir gün ey acı.
Filistin de sapan taşlı çocuklar..
Dalın kolun fidelerin budanır kuru bir kütükle kalakalırsın.
....
Ve ben biliyorum,
Ben biliyorum İstanbul’un, Bağdat’ın, Diyaribekir’in, Mekke’nin birbirine nasıl Bağlandığını nasıl çözüldüğünü sonra.
Ey insan ey insanlık!
Ayağa kalk...
Kolları ve bacakları budanmış delikanlıları, boyunları gövdesinden ayrılmış insanları, gözleri uyur gibi kapanmış kan pıhtıları içindeki bu çocukları, gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin.
Ve bir gün bu dünya gül bahçesine dönecek bunu böylece bilin ve unutmayın...

Filistin denince aklıma hep bu şiir gelir ve özellikle bu dizelerini haykırırım içimden.
Ey insan ey insanlık ayağa kalk! Mahkumu olduğun acziyetin değil. Sen maddenin mahkumusun. İnsan ruhunu metafizik kaynaklardan koparan ve bu sebeple insanı vücuduna irca eden zavallı sistemlerden kurtar. Kurtar ki bu sistemlerin son aşaması olan makineleşen insan olma. Ruhun olduğunun farkına varıp vicdan taşıdığını hatırlaa.

Ey Filistin hiçbir zaman küçümsemedik taşlarla mücadeleni, hep gurur duyduk. Zira çaresizim deyip oturmadın mücadele ettin imkanlarınla. Hiçbir zaman küçümsemediğimiz dualarımızın yanına ekledik ekleyebildiklerimizi. Küçük bir kızın sana “kardeşlerim” diyerek gönderdiği bileziği.

Ve ben biliyorum ruhlarında, yüreklerine işleyen acınla eriyip yok olan benlerin nasıl sen olduklarını aşkla. Kaybolan senlerde, benlerde filizlenen kardeşliğin Bir olana nasıl ulaştığını biliyorum.

Maddenin mesafenin olmadığını da biliyorum. Çünkü mesafeleri ve zamanı aşk ve takva ile aradan kaldıran velileri gördük. Aşkla ve takva ile aşılamayacak zorluk olmadığını, acizliğin iman zayıflığından olduğunu öğrendik. Bişr Hafi’nin bir aylık mesafeyi bir saatte aşmasıyla ve Hac’da ki Taptuk Emre’ye lokma uzatan Şeyhinin eli ile.
Evet biliyorum Uhud’da Çanakkale’de zaferlerin gelişmiş silahlarla yada asker sayısı ile kazanılmadığını. Çünkü Rabb’imiz sonsuz Kerem sahibidir ve zafer de O'na aittir.

Ey İsrail! Bu dünya Müslümana gül bahçesine dönerken, sana nasıl zindan olacak göreceksin. Şuan bile sen iç dünyanda irin bağlamış yüreğinle karanlıklar dehlizinde yüzerken; biz imanımızla iç alemimizde gül bahçelerinde gibiyiz.

Rabb’imizden zaferler niyaz ve duası ile hepinizi Allah ‘a (cc) emanet ediyorum. Allah (cc) yar ve yardımcımız olsun inşaAllah . Vesselam...

-----------------------------------------------------------------
"Onlara orada taslar içinde zencefil karışımlı içecekler sunulur.Bu "selsebil " adı verilen bir cennet pınarıdır. " ( İnsan Surasi 17-18 )