Bu toprakların yaşayan büyük bilgelerinden Hasan Hüsrev Hatemi Hocamızın, geçirmekte olduğu bir rahatsızlığından dolayı, yarın Taksim Alman Hastanesi'nde ameliyat olacağını öğrendik.
Üstadımız Hasan Hüsrev Hatemi Hocamıza Yüce Allah'tan acil şifalar diliyoruz.
Yorumlar
Hüsrev Hatemi Hoca'ya acil şifalar diliyoruz
Cum, 12/01/2007 - 19:58 — Sadık BattalEfendimiz, pirimiz Hasan Hüsrev Hatemi hoca'ya Yüce Allah'tan acil şifalar diliyoruz. Efendimiz Hasan Hüsrev Hatemi hocamızı, Allah (c.c.) biz talebelerine bağışlasın.
Amin.
Acil Şifa
Cum, 12/01/2007 - 20:38 — Beyhan DemirciAllahtan acil Şifa, hayırlı ve uzun bir ömür diliyorum..
Miş_Miş..
Allah şifa versin
Cum, 12/01/2007 - 23:03 — Sakine AkçaHüsrev Hatemi hocanın şiirinden bir kesit:
"Kentlerin bir çoğunda uzun kavak kalmadı ki gıcırdasın."
İlk duyduğumda sadece buraya odaklanmıştım. Ve tekrarlardım. Kalmadı ki gıcırdasın.
Allah şifa versin.
'gucluydu gunahlar, gucluydu
Cts, 13/01/2007 - 02:42 — suad wafa'gucluydu gunahlar, gucluydu peygamberler/ Tanrim, biz ne kadar da gucsuz kaldik.../veliler izdiraplarin cocuklariydi,/biz izdiraptan da, zevkten de/senden de oksuz kaldik..' Husrev Hatemi
gecti olsun insaAllah..
Dua Buyrunuz Lütfen
Paz, 14/01/2007 - 00:16 — Hamit AkçayHüsrev hocaya Allahtan acil şifalar diliyorum.Hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bilme idrakini Alllah celleden talep ediyorum.Bil vesile damar tıkanıklığı sebebi ile Florance Niğhtıngale hastanesinde yatmakta olan ve pazartesi stent uygulanacak babam için dualarınızı istirham ediyorum.
Hasan Hüsrev Hatemi hocanın ameliyatı başarılı geçti
Paz, 14/01/2007 - 04:34 — Sadık BattalÜstadımız Hasan Hüsrev Hatemi hocamızın ameliyatının Allah'a şükürler olsun ki başarılı geçtiği, rahatsızlığının şifa bulduğu bildirildi. Alper Gencer ameliyatı gerçekleştiren doktor ile görüşmüş ve çok olumlu haberler almış. "Duadan başka neyiniz var sanıyorsunuz". Mütemadiyen dua ile..
Hüsrev Hatemi Hoca'ya Geçmiş olsun!
Paz, 14/01/2007 - 19:07 — sezai aktuncaSelamun Aleykum
Ben de Hüsrev Hatemi Hocama Allah'tan acil şifalar dilerken, Milli Gazete'de Hüseyin Akın'ın aynı gün yazdığı "Hüsrev Hatemi" başlıklı yazıyı paylaşmak istiyorum.
HÜSREV HATEMİ
İnsanlar üzerine yazmak hiç de kolay bir şey değil. Ne kadar anlatsan da anlatılmayan bir şey kalıyor geriye.
Hüsrev Hatemi’yi tanımadan evvel uzun süre şiirlerini okuyup üzerine yazılar yazdım. Herkes onu ikiz kardeşiyle arasındaki ayırt edilmez benzerlik ve düşünme tonunda konuşma ritmiyle hatıra getirirken, ben onu hep geçmiş zamanların sicil muhafızı olarak hatırladım.
Türk Edebiyatı dergisinde uzun süre görüntüleri görüş mesafemize yaklaştırdı. Hiç ismini duymadığımız değerleri, küllenen hatırları gün yüzüne çıkarmaya çalıştı. Yahya Kemal’e vurmanın dayanılmaz hafifliğini de, Şirazlı Hafız’ın şiirsel kudretini de onun kaleminde hissettik.
Kardelen’den Düşçınarı dergisine, Kırklar’dan Derkenar’a, Lamure’ye kadar hep yanımızda yer aldı. Onun dergide varlığı bize bir yandan sükûnet bahşederken, diğer yandan yordamı es geçenlere oturaklı olmaya davet etti. Ekşi Sözlük’ün geçen sene düzenlediği “İstanbul Şiir Zirvesi” ne onu da çağırdıklarında verdiği cevap tıpkı şiirleri gibi hüzünlüdür: “Benim orada olmam huzurevi penceresinden lise bahçesini izlemek gibidir”.
Onda yavaşlık gibi gözüken şey sükûnettir. Düzyazı formunda değil, şiir tonunda yaşadığındandır ki sükûtunda bile bir çeşit mısra düzeni vardır.
Bence onun bu şair kişiliği kadar humor ve nüktedanlığı da bir o kadar önemlidir. Şiirlerindeki nostaljik hüznü kelimelerdeki plastik taraf eğip bükerek yumuşatmaya çalışır. Gözyaşı dökerken gülmeyi de hatırlatır cinsten dizelerdir bunlar:
“Sana yaptırayım ey zaman-aman
İnsan kemiği tarak
Tara kâküllerini ve ellili yılları
Bir yana bırak...”
O bir doktor. Ama hastalarının sorununu kendi sorunu haline getirebilecek kadar ince bir yürek taşıdığından eminim. Bir gördüğünü bir daha unutmayacak denli kuvvetli bir hafızaya sahip.
Osmanbey’de Diyabet Hastanesine onu ziyaret için gittiğimizde –İbrahim Tenekeci de vardı– çocuklarımızın isimlerinin anlamlarına kadar sormuş, notlar almıştı. O sadece isimleri değil, iklimleri, atmosferleri, kokuları ve tınıları da sanki şimdiki gibi aklında tutuyor.
Derkenar dergisinde geçtiğimiz aylarda yaptığımız bir söyleşide sözü bu unutulmaz tatlara ve kokulara getirerek Hüsrev Hatemi şöyle diyordu:
“Müslüman yayınları ancak 1985’ten sonra güzel kâğıt ve güzel Avrupaî baskı gördü. Ama Müslüman kitapların kenarından koparıp biraz yediğimiz zaman kâğıdı çok tatlı olurdu. Eve ara sıra giren parimaç filan gibi İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen babamın ara sıra fotoğrafını görmek için eve aldığı İngilizce Almanca dergilerin kenarını acı bulurduk. Kağıt çok güzel ama acı. Ondan sonra biz Müslüman ve ahlaki kitaplara, kâğıdı tatlı kitap demeye başladık.”
Hüsrev Hatemi şiiri, duyargaları çok kuvvetli bir şiir. “Kışın soğuk kokardı paltosu peder bey’in / Soğuğun da kokusu mu olurmuş demeyin” derken de şiirin koklanabilir bir tarafı olduğunu anlıyoruz.
Hüsrev Hatemi şiirinin kendine özgü bir ses ve musikiye sahip olduğunu teslim ederek asıl şiirinin işaret ettiği kişiliği tanımlayacak olursak, sanırım ilk önce şunu söylememiz yerinde olacaktır: Hüsrev Hatemi’nin çocukluk günlerinden itibaren Müslüman kitaplarının kenarından biraz koparıp yiyerek aldığı Müslümanca tadı eminim her okuyucu da Hüsrev Hatemi’nin şiirlerinden alıyordur.
Müslüman bir zaman ve Müslüman bir yönden esen taşa toprağa sinmiş Müslüman kokusunu ve kelamın Müslüman tadını Hatemi’nin bütün yazdıklarında hissetmek mümkün.
İnsan derinden bu kokuyu alınca kendine başka bir bahçe aramıyor olmalı ki, şu dizeler boşuna yazılmış olmasın: “Aşk yoksun sen, seni biz uydurduk / Saatleri unuttuk, aklımızca zamanı durdurduk.”
Hüseyin AKIN
13-01-07 MİLLİ GAZETE