Öğrenci olduğumuz liseli yıllarda derslerimize giren ve bilimin dinle ilgili gelişmelerini takip eden ilahiyatçı hocalarımız vardı. Bu hocalarımız bilim adamlarının çalışmalarına dayanarak bizlere dini ibadetlerin modern yaşam içerisinde doğru bir eğilim ve davranış olduğunu göstermeye çalışırlardı. Konu namaz ve oruç olduğu zamanlar Allah’ın emri olduğundan daha fazla bilimsel olarak bu ibadetlerin insan vücuduna faydaları olduğu üzerinde dururlar ve bu düzeyde bizlere bilimsel ikna konuşmaları yaparlardı.
Yemekten sonra hafif hareketli sporlar yapılması gerektiğini ve namaz kılındığı zaman vücudun bu gereksinimin karşılandığı anlatılan bilimsel doğrulardandı. Hocalarımızın anlattıklarına göre; yapılan bilimsel bir araştırma sabah namazı kılmayanların kılanlara göre daha kolay kansere yakalandığını ortaya koymuştu. Yine bir başka hocamız ilk kalp ameliyatının Hz. Peygambere yapıldığını ve televizyonun ilk defa Müslümanlar tarafından kullanılarak Hz Ömer’in hutbe okurken karşısına açılan bir ekranla savaş yönettiğini anlatmıştı.
Yine bu insanlar bizlere orucu sevdirmek için bilimin üzerlerindeki etkilerinden olsa gerek; midenin rahatlaması için mutlaka belli bir zaman aç kalınmasını ve yılın belirli zamanlarında dinlendirilmesi gerektiğini söylemişlerdi. Bizlerde bilim referanslı bu çıkarımları heyecanlı bulmuş ve inanmıştık. Bilim denildiği zaman sanki din mucizesini tekrar gösteriyormuşçasına anlatılanlarla yüzlerimiz güler; kalplerimiz eski zamanların metaforlarından kurtulurken zamane insanı olurduk.
Şimdiler de benzer muhabbetler Ramazan ayıyla birlikte insanların temaşa mekanlarında yine karşımıza çıkacak. Eğlencesinden, bilimsel gerçekliğine kadar aç yada tok karınlarımıza seyirlikler hazırlanarak; yapmış olduğumuz meşakkatli ibadetlerimize çağdaş kavram ve söylemlerle ilahiyatçı hocalarımız açıklamalar yapacaklar. Açıklamalar tabi ki bir talebin sonucunda oluşuyor. Yoksa bu koca koca adamların çocukça akıl yürütmelerle dinleyicileri baymaya çalışacaklarını sanmıyorum.
Toplum anlaşılıyor ki oruçlu olma eylemi içerisinde mutlaka sağlıklılık açısından bir karşılık görmek ve beklemek istiyor. Aç kalmanın sıkıntısı içerisinde sağlığına ilişkin iyi gelmelerin bir aylık ibadette ilaç olmasını bekliyor. Yoksa kimsenin oruç tutacağına falan inanılmıyor ki hocalarımız olayın dini zorunluluklardan sonra bu tarafını da seslendirmeden sohbetlerini bitiremiyorlar.
Mesele bu olunca tutulan oruçların hayrı olmuyor diye düşünüyorum. Ramazan süresince ertelenen her şeye çok şükür bittilerle başlanıyor ve hayat bütün günahlarıyla kaldığı yerden seyrine devam ediyor. Nefsimizi soyutlamanın, Allah’la birlikte olmanın ve açlıkla gelen zikrin coşkusunu oruç süresince davranışlarımıza yansıtabilecek bir görgüyü yerleştiremiyoruz. Ramazan sonrasında da hayat bıraktığımız yerden devam ediyor. Şeytanlar bağlandıkları yerlerde canları sıkılmış oluyor ve Müslümanlar her zamankinden daha fazla bir iştahla dünyaya sarılıyorlar.
Ramazan öncesi çarşı-pazarların ve marketlerin, açlığı ve sonrasında bunu zevke dönüştürmenin heyecanıyla dolup taşması ve tüketim çılgınlığına dönüşmesi ne kadar Müslümanca ve bu ayın ruhuyla alakalı olduğunun düşünülmesi gerekiyor. Nefsimizi her türlü dünya zevkinden uzaklaştırmanın ve bu zevkten imkan olarak yoksun insanları anlamamızı orucun vesilesi görürken olayı sadece kendimize döndürerek “aç bırakma bizi Allah’ım” şeklindeki dualar ve sonrasında aç kalmamak için sarılan dünya; yukarıda bahsettiğim hocaların bilimsel kanıtları kadar seküler ve dinin ruhuna aykırı ve saçma sanırım.
Eski ramazanlar teranesiyle; tadı olmayan oruçlarının bu tür yanlışlardan kaynaklanabileceği akla getirilmeli; akşama kadar yaşanan açlık ve susuzluklar iftar sofralarında bir çok kap yemekle acısı çıkartılırken Müslüman olma samimiyeti de sorgulanmalı. Yoksa Müslümanlar acı çekmekten zevk alan Katolik görüntüleri ile seküler tanımlamalardan başka türlü kurtulamaz..
Yorumlar
İbadetin anlamı
Per, 06/09/2007 - 14:54 — seyhan sevinçBiz de "teoloji" ağırlıklı eğitim veren bir lisede okurken benzer şeyler yaşamıştık. Ve iğrenmiştim bu yaklaşımlardan.
İbadet Allah için yapılır.
Namazı Allah'ın emri olduğu için kılmak mı daha önemli kul için, yoksa vücuda faydası olduğu için kılmak mı?
Namazı bir jimnastik hareketine ingirgeyecek kadar içini boşaltan yaklaşımdan nefret ederim.
Oruç mesela... Allah istediği için hiçbir şey yememek ve içmemek mi önemlidir kul için, yoksa bunu bir diyet programı gibi vücuda faydası olduğu için yılda birkaç gün (bir ay) uygulamak mı?
Namazı dizleri ağırmasın, kemikleri kireçlenmesin diye kılanların; orucu da göbeği oluşmasın, kollestrolü yükselmesin diye tutanların vay haline!!! Ve Allah'ın emri olduğu bilincini bir tarafa bırakıp, bize sadece diyetisyen duyarlılığıyla din adamlığı yapanların da vay haline...
İbadetleri bu kadar sığ ve sıradan anlamlar yükleyerek kullara sevdirebileceklerini düşünen zavallılara Allah acısın!
Allah'ım, orucu sen istiyorsun diye tutuyorum. Namazı da sen emrettiğin için kılıyorum. Vallahi vücuduma olan faydaları umurumda bile değil.
Bilsem namaz için belim kırılır, oruç için midem kasılır, sen istediğin için Allah'ım, sadece sen istediğin için namazımı kılar, orucumu tutarım. Senin rızanı kazanmak her şeyden önemlidir.
Ey Allah'ım! Maalesef bazı kulların, senin rızanın daha önemli olduğunu unuttular. Seni anarken, Sen'i unutmuşlar gibi geliyor bana...
Sen bana, emirlerini hangi koşullarda olursa olsun yerine getirme bilinci ve idrakini ver Allah'ım!
Amin!
Not: Okan Bey'e bu güzel konuyu gündemimize taşıdığı için dua ediyorum! Allah ondan razı olsun! Amin!
dünyaya bağlılık
Per, 06/09/2007 - 18:38 — Yunus Emrehiç unutamıyorum. lisedeyken ilk defa oruç tutacak bir arkadaşa, 'sınıfın imamı' lakabı taktığımız arkadaşımız, orucun sağlıklı olduğu için, yılda bir ay midenin aç kalması gerektiği için oruç tuttuğumuzdan bahsetmişti.
anlaşamamıştık, aramız açılmıştı sonra...
insanoğlunun menfaatperestçiliği burada bile karşımıza çıkıyor. yani orucun bu dünyada faydası yoksa, kılacağımız namaz spor olmayacaksa demek ki oruç tutmayacak, namazı ikame etmeyecek!
Bu aslında o insanın bu dünyaya ne kadar bağlı olduğunun göstergesi değil midir?
selametle...
ulvî ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com/ --
Eski ramazanlar
Per, 06/09/2007 - 18:11 — sevda çekim"Eski ramazanlar teranesiyle; tadı olmayan oruçlarının bu tür yanlışlardan kaynaklanabileceği akla getirilmeli; akşama kadar yaşanan açlık ve susuzluklar iftar sofralarında bir çok kap yemekle acısı çıkartılırken Müslüman olma samimiyeti de sorgulanmalı"
bu cümleyi tekrar tekrar okudum ve nerelerdeyiz ne hallerdeyiz diye düşünmekten alamadım kendimi.. ama tüm bunlara ilaveten şimdilerde ramazan ayının bir ibadet ayı olmaktan çok eğlence ve panayır ayına dönüştürülmesi dahada iç acıtıyor yürek sızlatıyor.Biryerlerde kanlı iftarlar olurken ülkemizde helede bir dönemler islambol! olan şehrimiz istanbul da "ramazan etkinlikleri" adı altında yapılan rezilliker bu mübarek ayı ibadet ayı olmaktan uzaklaştırıp eğlence ayına dönüştürmüştür.Sultan Ahmet camiinde teravih kılınırken çeversinde ramazana özel inşa edilmiş eğlence mekanları hınca hınç doldurulup camide alınlar secdedeyken dışarda müzik sesiyle coşan insanlarımızın olması ve bunun rağbet görmesi durumumuzun vehametini ortaya koyuyor sanırım.. ibadet ve tefekkürü bir yana bırakın, Ramazana özel eğlencelerimiz var artık hemde çığırından çıkmış bir şekilde...
niyet hayr akıbet hayr
Per, 06/09/2007 - 21:42 — duru mertMalumdur ki her fiil bir niyetin sonucudur. Buna imaen niyet fiilin ruhudur diyebiliriz.. Sonuç olarak tutulacak oruç ya rıza- i ilahi için tutulacak yahut mide sağlığı, tansiyon denegeleme ihtiyacı, kilo verme olasılığı gibi niyetlere bağlanrak , hedeflenen ruhtan sıyrılıp, maddeye kilitlenecektir. Efendiler efendisi (SAV) her zaman olduğu gibi az cümle ile çok şey söylemiş:
'Nice oruç tutan vardır ki,tuttukları oruçtan onlara kalan sadece açlıklarıdır.'
keşke en azından niyetlerimizi doğrultmaya niyet edebilsek...vesselam
.....
Cum, 07/09/2007 - 01:48 — cemile aksoyNe vefasız geçmişten hayır var
Ne gelecekten imdat
Çoktandır tekneyi aldı sular
Çoktandır ümitler sende ÖLÜM.