renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İBB'ye Şikayetim Var!

barbeephoto.comSn Kadir Topbaş güzel İstanbul’umuzu lalelerle donatacakmış.. yakışır elbet. Yakıştığını müşahede ettik de zaten. Geçtiğimiz bahar her yer lale, her yer çiçek bahçesi oldu. Sultan Ahmet’ten Eminönü’ne, Çamlıca’dan Vatan caddesine kadar pek çok tarihi mekan ve meydana başka bir hava kattı. Lale kampanyaları yeşillendirme ve ağaçlandırma çalışmalarına nisbetle belki sembol niteliğinde. Eskiden, yüzüne bakmayacağınız izbelikler, şimdilerde yemyeşil. Ağaçları, yeşili, çiçekleri gördükçe, büyük şehrin yine büyük sorunlarından bir parça da olsa azade olmak az şey değil elbet. Ellerine sağlık, düşünen, planlayan ve katkısı olan herkesin.

Sn Topbaş da bu coşku yüreğinde, ‘İstanbul’a üç milyon lale’ projesinin tanıtımını yaparken halka hitap ediyor. Hazirundan biri çatlak bir ses çıkarıp ‘şuradan buraya üç saatte gelebildim.. siz önce şu trafik sorununu halledin’ diye feveran ediyor. Sevgili başkanımızın cevabı kısa ve net ‘sen laleden ne anlarsın’. Belki ân ile alakasız bulduğu için kızgınlıkla söylenmiş bir söz.. ve belki sözünün kesilmesini saygısızlık telakki etti.. ve yine belki mezkur şahıs bir provakatör olmaktan ibaretti. Ne ki müşteki olduğu husus, asla yabana atılır türden değildi.. ve kendisine karşı yapılabilecek en yanlış mukabele de bu olsa gerekti. Sn. Başkan’ın ne denli vakıf olduğu hususunda bilgi sahibi değiliz ancak İstanbul’un trafiği bu şehrim mukimleri olarak bizlerin iflahını kesiyor.. ve maalesef İstanbul’un trafik sorununu gidermek için belirlenmiş ‘nokta projelerin’ şu ana kadar biten ve hatta devam edenlerinin fiyaskoyla sonuçlandığına şahitlik etmekteyiz. İşim icabı, seyrettiğim güzergahtaki yol çalışmaları bir türlü bitmek bilmiyor. Her gün geçtiğim Füze yokuşundaki (Sefaköy, Yenibosna arası) trafik adeta bir işkence. Topu topu bir km mesafeyi bulmayan yolun çalışması neredeyse bir senedir devam ediyor. Bir km lik yol, bir senede yapılsa ne yapılmasa ne. Bittiğinde elde edeceğim rahatlık, bir senedir çektiğim sıkıntıyı karşılayacak mı? O noktanın rahatlaması neyi çözecek acaba!?, Bu sefer Şirinevler tıkanmaya devam etmeyecek mi.. sonra İncrli ya da Merter. Yapım çalışmalarında çalışan eleman, (o an çalışır durumda olan) makine ve techizatın sayısına bakıp kahrediyorsunuz. Sonra bu çalışmaların saatlerine dikkat eden kim. Yoğunluğun az olduğu saatler dururken, en fazla olduğu gün ve saatlerde seneler süren yol çalışmaları yapmaya kimin hakkı var. Bunların hemen hiç birine, yol yapan firmaların dikkat ettiğine inanmıyorum. Sık sık geçmek zorunda kaldığım Rami, Beşyüzevler hattı da aynı şekilde. Oradaki çalışmalar bir seneyi de geçti. Belli noktalarda yavaş yavaş oyalanıyor müteahhitler. Gelelim ikamet ettiğim Avcılar bölgesindeki biten kavşak çalışmasına. Bugün köprüye asılan afişi gördüm. İstanbul’un trafik sorununu çözmeye yönelik ilk adım Avcılar köprüsü. Buranın yapımı da sanırım bir seneyi buldu. Geçtiğimiz kış ayından beri bu bölgede yaşanan trafik sıkışıklığından dolayı hepimiz canlarımızdan bezdik. Avcılar Belediyesi’nin, ana Marmara caddesini trafiğe kapaması ise üzerine tuz biber oldu. Köprü ve yol çalışmaları bitti de sorun çözüldü mü pekala!? Hayır. Hemen hiçbir şey değişmedi. İnanın eski hali çok daha iyiydi. Yeni düzenlemeler sorunu arttırmaktan başka bir işe yaramadı. Avcılar’ın neresine giderseniz gidin, girişteki ışıkların oradan girmek ve Avcılar’ın içinden geçmek zorundasınız. Yan yol bağlantıları iptal edildiği için, yan yol üzerinde bulunan bir yere uğramak için dahi burayı kullanıyor ve Avcılar’ın içine girmek zorunda kalıyorsunuz.

Tüm bunlar bir hesapsızlığa işaret ediyor. Belki zamanla hepsi hallolacak denebilir. Ancak kaş yaparken çıkarılan göz bizim.. ve canımız iyiden iyiye sıkılıyor artık. Ben şahsen, hizmetle beraber ve hatta hizmetten öte öncelikli olarak Belediyemizden ve çalışanlarından saygı ve anlayış görmek isterim. Teba olarak değil vatandaş olarak görülmek isterim. Ve bu vesileyle de Sevgililer Sevgilisi ‘Efendi, hizmet edendir’ sözünü hatırlatmak isterim. Bu güne değin üzerine her üniforma giyen ve sırtını devlete yaslayanlardan gördüğüm, ben yaptım oldu tavrını değil.

Ek; Bir gün önce yazdığım bu satırların akabinde, az önce bültenlerde şöyle bir habere daha rastlamak benim için manidar oldu ve tam da yeri gelmişken eklemeden edemeyeceğim. Belediyemiz son derece isabetli bir karara daha imza atmış. Aralık ayının yirmisine (sanırım tarih buydu) kadar, satılmak maksadıyla getirilecek olan kurbanlıkların şehrimize girişi yasaklanmış ve fakat bu karardan kimseler haberdar olmadığı/edilmediği için pek çok tacir bu sebeple mağdur durumda kalmış. Hayvanlarını pazarlara getirip çadırlarını kurduktan sonra memurlarımızın kendilerine bu kararı iletmelerinden dolayı üzgün ve kızgın görünüyor.. alışkın olduğumuz manzara ile çaresizlik içerisinde feveran ediyorlar. Ve maalesef memurlarımızda kararlarından taviz verecek gibi de görünmüyorlar. Bu insanlara yazık günah değil mi. Oldu, bir hata yapıldı. Hatadan dönmesi gereken yapanın kendisi değil midir. En azından bu insanlar bir özür dilenmesi ve zararlarının telafi edilmesi gerekmez mi!? Nice gözler çıkarıldıktan sonra yapılan kaşlardan kime ne? Bünyenizde çalışan insanlar memur mu, yoksa zebani mi ki, ortada olağandışı bir durum olduğunu fark edemiyorlar da, yarın burayı boşaltacaksınız diyorlar. Ya da fark edip, sorunu bildirdikleri mercide bulunan insan diktatör mü ki, durumun sıpesifikliğini fak ederek tavır değiştirmiyorlar.

Halka hitap ettiğiniz o gün, lalelere odaklanıp tebrik edilmeyi beklerken, feveran eden vatandaşın canınızı sıkan tavrının sebebinin bunlar olabileceğini tüm ilgili ve yetkililere duyurmak istedim.

Bir takım kişiler! ‘Kadıköy Cami’si’ vs gibi spekülatif ve tamamen politize olmuş/ideolojik tandanslı sebeplerle canınızı sıkıyor olabilirler. Ancak her eleştiriyi ve feveranı bu perspektiften okumak da aynı hata ile malul olacaktır.

Saygılarımla

Ek 2: Yazım yayın sırasını beklerken daha neler göreceğimi bilemiyorum. Ancak bunları yazmaya devam edeceğim sanırım. Şu an K.Çekmece köprüsünde çalışma var ve araç kuyruğunu ancak Yenibosna'ya kadar takip edebilmem mümkün oldu. Şöför ve yolcuların bir kısmının araçlarını terk etmiş olduklarını söylemem sanırım her şeyi anlatmak için yeterli.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bizim trafik sorunumuz yok..

Serkan bey, aynı dertlerden müzdarip olduğunuzu ifade ederek, biz İstanbullu'ların tümüne ait olduğunu düşündüğüm bir meselede verdiğiniz destekten dolayı teşekkür ederim. Ancak sanırım biz yanlış bir değerlendirmede bulunmuşuz. Kimsenin sesinin çıkmaması anormal bir durumun olmadığına işaret ediyor.. ve bu sebeple uzun bir süre daha trafikte saatlerce bekleyip, birbirini teğet geçerken yol kapma ilkelliğini yaşadığımız sinir harbine devam edeceğiz. Ve artık ben, Adapazarı'ndan İstanbul'a geldiğim vakitten daha fazlasını köprüyü geçmek için harcadığım sırada, herkez için değil yalnızca bir kaç kişi için üzüntü duyacağım.
Saygılarımla..

Not; Suskunluk, girdiğim blogda bulunduğum serzenişlerin yanlışlığı/haksızlığı sebebine binaen ise, bunları da duyarak fikirlerimi düzeltmek isterdim.

Çamur ile de tanıştım nihayet..

Henüz çamuru görmemiş olduğum için kimseye çamur atamam diye düşünüyordum ki, bu akşam iş ortağımın aracıyla belki yirmi senedir yoluna uğramadığım Demirkapı'ya doğru yöneldik. Bayrampaşa'nın merkezine kadar pek çok yerde takıldık tabi. Bayrampaşa belediyesini geçer geçmez trafiğin yeniden tıkandığnı görünce sağa dönüp yokuş aşağı sallandık. Malesef elli metre sonra yine trafiğe takıldık. Sola dönmemiz gerekirken, kilitlenmeden ötürü aracımızı zaruretten dolayı sağa yönelttik. Daha fazla gidemeyeceğimizi anlayınca işimizi halletmeden dükküna geri dönmeye karar vermiştik ki, hadi biraz yürüyelim dedik. İşte caddelerdeki çamur deryaları ile burada tanıştım. Cadde baştan aşağı kirli su havuzları ve çamur ile kaplı. Burası neresi dedim.. Demirkapı dediler. Çamura bulaşmadan ne yolda yürümeniz ne de caddeden karşıya geçmeniz mümkün değil. Trafik ise berbat vaziyette tabi. Bazı yerlerde yolgeniş olmasına rağmen, çukurlardan kaçan araçlar yine trafiği tıkıyordu. Serkan beyin söylediği gibi her yer tarla vaziyetinde.. Ve malesef tamir edilmek üzere bu hale getirilmiş bölgede çalışan bir tek kişi dahi yoktu. Ve benim için en önemli gözlem/tesbit de işte bu oldu. Bir yeri bitirdikten sonra buraya başlanamaz mıydı sanki. Yok muydu bunun başka çaresi. Afişlerle hava atmak yerine şöyle sırası ile biri bitince diğerine geçilseydi ya. Tüm ekipler, bir yerde toplansa.. kısa sürede orayı bitirip başka bir yere geçiş yapılsae olmaz mı?

İkinci bir fil

Yazıyı okuduktan sonra hele bir İstanbullular tartışsınlar biz de derdimizi anlatırız diye düşünmüştüm. Zira ben de mahalli gazetelere KBB(Konya büyükşehir belediyesi) nin ne yapmaya çalıştığını yazıyor esip yağıyordum. Yazdığım yazılardan birisini buraya yazmayı düşünürken bir de geldim baktım ki ortada hiç İstanbullu yok. Meseleyi hemen anladım.
Konya Akşehirde Timur ile Nasrettin hoca arasında geçen şu hikayeyi yazsam daha iyi olur. Benim öbür yazıların hiç gereği yok. Biz ana arterler kapatıldığı için arka sokaklarda her gün labirent oynamaktayız. Büyüklerimiz bilir diye de çilemizi mümkün olduğu kadar ses çıkarmadan doldurmaktayız. Hatta büyüklerimiz söktükleri yeşilin yerine hangi taşı koyacaklarını bile tartışıyorlar.
Efendim anlatırlar ki Timur'un bir fili varmış. Fil her yeri yıkıp döküyor,ortalığı karıştırıyor velhesıl halka pek bir zarar veriyormuş. Halk bu meseleyi Nasrettin hocaya danışmış. Gidelim Timura konuşalım, bu böyle olmayacak diye karar vermişler. Nasrettin hoca önde Akşehir halkı arkada Timurun yanına doğru yürümeye başlamışlar. Nasrettin hoca Timurun yanına doğru yaklaştığı sırada dönmüş geriye bir bakmış ki kimse yok. Derin bir iç geçirmiş. Bu milletin ipiyle kuyuya indiği için bin pişman olmuş. Çıkmış Timur'un yanına demiş ki "Efendimiz size bir maruzatım vardı onun için gelmiş bulunuyorum. Maruzatının ne olduğu sorulunca :"Bu sizin fil varya işte ondan halkımız pek memnundur, yalnız düşündüm de bu fil tek başına canı sıkılır bundan bir tane daha getirtseniz isterim "
Ben de ortada böyle bir sorun olduğunu tahmin ettiğimden İBB'nin canı sıkılmasın için bir de KBB (Kulak burun boğaz değil) gönderiyorum.Hayırlı olsun.

eyvah, kar yağıyor..

sınavlar yeni bitmiş, insanın canı biraz gezmek ve çokça da tozmak istiyor ama ne mümkün.. bir süredir sadece evden yürüyerek okula gittiğimden istanbulun bu çileli halinden de bihaberdim.. tam ben gezmek isterken, bunu engellemek istercesine birbirleri yarışan semtler benim tüm keyfimi kaçırdı.. önce bağdat caddesinin deşilmiş hali sonra üsküdar meydanı ardından kadıköy meydanı.. insanda dışarı çıkma isteği bırakmıyor.. dün de taksimin halini görme şerefine nail oldum.. üstümün başımın çamur olmasına mı yanayım, tranvayın çalışmıyor oluşuna mı, görmek istediğim caddenin yerine geç saatlerde hala soğukta çalışan insanlara mı üzüleyim, yapılan taşların çirkinliğine mi, şaşırdım kaldım.. bunlar hiç bir şey tabi, sadece keyfi mevzular, bunların hepsi bir işarettir belki evden çıkmamam için.. şimdi yoğun bir kar yağışı ile karşıkarşıya istanbul.. ben televizyondan ve internetten acaba okullar tatil mi diye bekliyorum.. şimdi siz yarın görün trafiği.. en iyisi çıkmamak evden.. kirli olan her şeyin üstünü örten, insana huzur veren kar, ne yazık ki istanbullu sürücüler için pek de iyi haber değil.. sürücülere sabır diliyorum çünkü dayanılcak gibi değil..

ben gibilere; müjde, kar yayıyor!!!

diğerlerine; eyvah, kar yayıyor!!!

kar....

"Her bir kar tanesinin yeryüze bir melek indirdigini sadece cocuklar bilir".....