renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İç İçe Perspektifler: Cemil Meriç Cemil Meriç Cemil Meriç

“Unutma ki
İnsanlarımız gibi aşkımız da
Kazılarla bulacak kendi güneşini”

Cemal Süreya

Cemil Meriç.. Kim o? Kendini “Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi”. Adanmışlığın yolu: Çilelerle eziyetlerle dolu bir serüven. Karmaşık ama verimli bir yolculuk: Çünkü, derin bir dimağ ve bitmeyen bir tecessüs!..

Cemil Meriç.. Kimine göre, düşüncenin gökkuşağı o, renklerin doruktaki ahengi ve karmaşık-çelişkili gözüken ama derin, içkin bir düzen; kimine göre ise, parça parça bir zihin, çelişkiler kronolojisi, tutunamayan bir tutku..

Bilinen ama tanınmayan bir yıldız Meriç. Hakkında söylenenlerin çoğu sıkı bir araştırmanın sonucu değil; ya aşırı duygusal iltifatlar ya da birkaç alıntıyla çerçevelenen ideolojik bir bakış..

Cemil Meriç, hayatının değişen çerçeveleri içinde hep gerçekliğe, ahlaka, titizliğe hizmet eden bir “işçi”. Fildişi kulesinin duvarlarını ördü hep. Değişik renklerden taşlarla örülse de o duvar, hep aynı göğe yükseldi. Ve göklerin arkasındaki ideal: “Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum”.

Bu medeniyetin sesi olabilmek için, başka medeniyetlerin seslerini bilmesi gerekiyordu. Ve Batı edebiyatına yoğun bir ilgi. O ilgiden bize aktarılanlar. Ve işte mütercim Cemil Meriç.

Biz bu yazıda onun tenkitlerinden, romana ve şiire ilgisinden, roman şiir, manzum piyes çevirilerinden bahsedeceğiz. Ve sözü, Dücane Cündioğlu’nun “Bir Mabed Bekçisi: Cemil Meriç”(Etkileşim Yayınları, 2006) kitabına getireceğim. Cündioğlu, Meriç’in mütercim yönünü titiz bir incelemeye almış bu kitapta. Yaptığı sıkı bir araştırmayla Meriç’in tercüme hayatını geniş, parlak bir aynadan bize yansıtıyor. Ve “...yapılmamış olanı yaptığımdan kesinlikle kuşku duymuyorum” diyor. Cündioğlu’nun bu mükemmel çalışması için ne kadar haklı bir söz söylediğini kitabı okudukça anlıyoruz.

Bir Mabed Bekçisi, Dücane Cündioğlu’nun Cemil Meriç hakkında yayımlayacağı serinin ilk kitabı. “Roman Ve Balzac; Şiir Ve Hugo” altbaşlığıyla sunulmuş. Kitap, Meriç’in, Hugo ve Balzac çevirilerini ve bu çevirilerle birlikte yaşadığı olayları anlatıyor. Kitaptan Meriç'in tercüme hayatı haricinde pek çok şey de öğreniyoruz.

Biz şimdi bu kitabın penceresinde Cemil Meriç’in tercüme hayatının izini süreceğiz:
Kitap üç bölümden oluşuyor, ilk bölüm kitaba adını veriyor: Bir Mabed Bekçisi:
Mabed sözcüğünü “cihan edebiyatı” ifadesinin karşılığında kullanıyor Meriç. Ve, “İstediğimiz, şaheserlerin kazanç hırsına kurban verilmemesi, yani mabedin bezirgânlardan temizlenmesidir.”diyor 1944’te (Bir Mabed Bekçisi s.25). 1940’lı yıllarda kendi tercümelerinin yazımıyla beraber, başkalarının kötü tercümelerini tenkit eden yazılarla ürün vermeye başlıyor edebiyata Meriç. İlk tenkidini 1942’de Nihad Sırrı Örik’in Balzac’tan Vadidaki Zambak çevirisi hakkında yazıyor. Sonraları da sert tenkidler yazıyor. Kötü tercümelere karşı “Biraz hayâ!” diye bağırıyor. Kızıyor, kızıyor.

Cemil Meriç çok sonraları gençlik dönemi tenkitleri ve edebiyat dünyası için şöyle demiştir: “İstanbul’da çıkan ilk yazılarım (40-41-42), Tercüme Bürosu’nun kepazeliklerini teşhir eder. Ben edebiyata sürünerek girmedim, prens olarak girdim, şövalye olarak girdim. Palas Athena gibi zırhlarımla doğdum. İlk yazımla son yazım arasında büyük bir fark olacağını sanmıyorum. Ağaç dal budak salmış, büyümüş o kadar.”(Jurnal II, 1966 s.130. Bir Mabed Bekçisi s. 32).
Fakat Meriç, daha da sonra 1940’lardaki bu yazıları için, “ukalâca bir ciddiyet” diyecektir: yıl 1974 (Bir Mabed Bekçisi s. 31).

Dücane Cündioğlu 1. bölümü, “Karanlıkta Bir Mabed Bekçisi” başlığıyla Cemil Meriç’in anlaşılmadığı, az kişi tarafından okunduğu yılları yansıtarak devam ettiriyor. Meriç’in; ayrı ayrı konularda yazması nedeniyle gelen eleştirileri, karamsar yakınmalarını, “domuzların kutsal kitaplarla beslenmeyeceği” sitemlerini anlatıyor.

Bir Mabed Bekçisi’nin 2. bölümü ise “Suya Eğilmekten Korkan Adam –Roman Ve Balzac-“ başlığıyla sunuluyor: Burada, Cemil Meriç’in Balzac çevirilerine geçmeden önce, onun romanla ilişkisine yer verelim: Cemil Meriç kitap dünyasına romanlar sayesinde girmiş. Hayatı boyunca binlerce roman okumuş. Düşünce dünyasına bir romancıyla, yani Balzac'la girmiş, Balzac rehberliğinde Batı edebiyatını düşüncesini okumuş. Roman tercümeleri yapmış, başka tercümeler hakkında tenkitler yazmış, Türk romanlarını da sıkıca okumuş bunlar hakkında değerlendirmeler yapmış, hayatını romana vermiş yani! Hayatını romana verse de kendisi romancı olmamış, olamamış. Peki niçin? Dücane Cündioğlu bu sorunun cevabını şu ifadelerinde teyid ediyor: "Cevap çok basittir oysa. Meriç gözlerini kaybetmiştir ve kendisi de kabul eder ki ızdıraplarından bir roman yaratma arzusuna ve belki de yazma becerisine sahip değildir:"(BMB s.58)

Meriç, sonraları bu konuda şöyle der: "Balzac'ı tanımasam 'romancı' olmak isterdim. Yıllarca İnsanlığın Komedyası'yla uğraştıktan sonra roman yazmaya kalkışmak küstahlık olurdu." (BMB s.60)

Meriç, romana hayatını vermiş romanda hayatını almış olsa da, sonraları ilk tutumlarıyla çelişen şeyler söyleyecek, mesela 1979'da Türk Edebiyatı Vakfı'ndaki konuşmasında, "Roman hasta toplumların geri kalmış toplumların mahsülü"dür diyecek, "ilimlerin gelişmediği devirlerde romanın olduğunu" söyleyip tarihten örneklerle bunu anlatacaktır. Romanın öldüğünü söyleyen Meriç, yine de roman eleştirileri yapmaya devam eder, gelen tepkilere karşı "yanlış anlaşıldım" der. Oysa, durum, Cündioğlu'nun kitabında önümüze serdiği beyanlara bakınca yanlış anlaşılmaktan ziyade Meriç'in çelişkileriyle izah edilebiliyor.

Cemil Meriç'in Balzac tutkusuna değinmezsek olmaz: "Balzac'la başladım yazı hayatına" diyor Meriç, "Her Mayıs Balzac'la yeniden doğarım" diyor. Balzac'ı defalarca okuduğunu, onunla Batı düşüncesini tanıdığını söylüyor. Balzac kimi okumuş kimi sevmiş, Balzac'a kimler tesir etmiş, bunları aşkla tedkik edip gayet iyi sınıflandırdığını söylüyor. Meriç sanki hayatının her ânını Balzac'la yaşamış, yaşadığı hissettiği şeyleri hep Balzac'la anlatıyor, ondan örnekler veriyor. Balzac, Cemil Meriç için sadece "dünya romanının zirvesi" değil, "sosyolojinin kurucusu" ve "Fransa'daki tek büyük sosyolog"tur. Meriç, Balzac'ın zorluğundan da bahsedip, "Balzac'ı anlamak için bütün Fransa tarihini bilmek lâzım" görüşünü taşıyor. 1959'da Balzac'tan altı roman çevirdiğini hatırlatıp, "Balzac için hayatımın geri kalanını rahatça harcayabilirim" diyor. Meriç'in Balzac hakkında bir kitap yazmak projesi olduğunu fakat bunun gerçekleşmediğini de belirtelim.

Şimdi, Meriç'in Balzac'tan yaptığı tercümelere geçelim: Cemil Meriç, Balzac'tan altı roman tercüme eder, bunlardan ikisi (1- Düşes de Langeais 2-Bekâr Evi/Balıkçı Kız) yayınevleri tarafından kaybedildiği için neşredilemez.(Meriç'in başka yazarlardan çevirilen iki romanı da yayınevlerince kaybedilmiştir, o bu konuda şunları söyleyecektir: "Balzac ne Altın Gözlü Kız'dır, ne Ferragus. Çevirdiklerimden ikisi kayboldu, tâbi (yayıncı) kaybetti. Tam dört kitabım tâbinin kayıtsızlığına kurban gitmiştir. Dört kitabım, yani iki senem." BMB s.138)

Neşredilen ilk tercüme, 1942'de Altın Gözlü Kız'dır. Üniversite Kitapevi tarafından basılmıştır. Meriç, bu kitaba 250 sayfalık bir Balzac etüdü koymak istemiş, fakat yayıncı bu isteğini reddedince etüd 80 sayfaya kısaltılarak eklenmiştir kitaba. Bu eserin başka bir baskısı yapılmamıştır.

Meriç'in ikinci Balzac tercümesi, Onüçlerin Romanı: Ferragus'tur. Yüksel Yayınevi tarafından 1945'te basılmıştır bu kitap.Kitabın başında D. Cündioğlu'nun ifadesiyle "26 sayfalık kısa fakat sıkı sayılabilecek" bir "etüd" var. Kitabın başka bir baskısı yoktur.

Meriç'in üçüncü Balzac tercümesi Otusundaki Kadın adını taşır, 1945'te Arif Bolat Kitapevi tarafından basılmıştır. Ve bu eserinde başka bir baskısı yapılmamıştır.
Yayımlanan dördüncü çeviri ise, "Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti" adını taşır. İlk baskısı 1946'da yapılan bu tercümenin iknci baskısı da vardır. 15 sayfalık etüdle sunulan kitap 1973'de bazı değişikliklerle Ötüken Yayınevi tarafından basılmıştır.
Dücane Cündioğlu'nun Bir Mabed Bekçisi kitabının ikinci bölümünde bahsettiğimiz bu tercümelerin yayımlanma süreçlerini, içerik bilgilerini ve başka konulardaki ayrıntıları da görüyoruz. Cündioğlu bu bölümün sonundaki Ekler kısmına Mansur Tekin ve Refik Halid Karay imzalı birer yazı koymuş.

Ve üçüncü bölüm: "Şiiri Uçan Çocuk -Şiir ve Hugo-"

Cemil Meriç şair değildir. 1500 tane şiir yazsa da. Şiirlerinin bazılarını yakmış, bazılarını arkadaşlarına vermiştir. "Şiirle başladım edebiyata" diyen Meriç şair olmadığını söyler, 1974'te kızı Ümit Meriç'e şöyle demiştir: "Şiirden kaçtım ben. Yoğun mesaide buldum kendimi unutmayı". Aynı yıl Meriç, "şiir hakkında ne düşündüğü" sorusuna ise "Şiir, milletlerin çocukluk dilidir. Olgunlaşan medeniyetlerin ifadesi ise nesirdir. En güç ve en kâmil ifade vasıtası nesir. Şiir, imkânlarını el yordamıyla arayan düşüncedir." cevabını veriyor. (BMB s.195)

Meriç 1986'da "şiiri neden bıraktığı" sorulunca bu sefer, "Sevdiğim şairler vardı. Pınarbaşları tutulmuştu. Onlardan daha büyük olamayacağımı hissettim. Nazım (Hikmet), Yahya Kemal, Necip Fazıl..." cevabını veriyor (BMB s.200). Meriç'in Nazım Hikmet'e ayrı bir hayranlığı var. Onun, "şiirin kapısını düşünceye açan adam" olduğunu söyler ve "Bence Türk şiiri Nazım'la bitti, Avrupai düşünce Nazım'la başlar" der (BMB s.197).

Cemil Meriç Balzac'tan sonra en çok Hugo'yu sever. Tutku derecesinde. Mesela 60 yaşındayken şöyle demiştir: "Hugo'yu müdafa etmek bile ayıp. Hâşâ, ilah gibi. Hâşâ, ilahlar söyler ancak bu kadar." (BMB s.216)

"Ben dahil Hugo'yu anlayacak seviyede insan yok dünyada" der. (BMB s.217)
Meriç'in Hugo tutkusu ortaokuldayken başlar, Sefiller'i okumak için 10 gün okuldan kaçar. Sefiller'i aslından okumak için Fransızca'ya başladığını söyler. O kadar ki lisede arkadaşları ona, Victor Hugo lakabını takar.

Meriç'in Hugo'dan yaptığı tercümelere geçelim: Meriç'in Hugo tercümelerinin macerası da eziyetlerle, üzücü tuhaflıklarla dolu. Dücane Cündioğlu bunları ayrıntılarıyla anlatıyor Bir Mabed Bekçisi'nde. Meriç, nihayetinde Hugo'dan bir şiir iki manzum piyes çevirmiştir. Meriç Sefiller'i de tercümeye başlamış fakat zor geldiği için bırakmıştır. Hugo'dan ilk çevirisi Bu Kitap Şu Maceradan Doğdu başlıklı şiirdir. Yıl 1946'dır, Meriç sonraları bu şiiri ikinci üçüncü kez de tercüme edecek ve yayımlayacaktır.

Hugo'dan ikinci çeviri: Hernani. 1955'de çevirilen Hernani bir manzum piyes. Meriç, Hernani mütercimlerinin dördüncüsüdür. Eser MEB tarafından neşredildimiştir.

Meriç'in Hugo'dan çevirdiği ikinci piyes: Marion de Lorme. Meriç bu tercümeyi, Mahmud Said Kılıççı'yla birlikte 1966'da yapmış. Çeviri MEB tarafından basılmıştır.

Böylece izini sürdüğümüz Dücane Cündioğlu'nun Bir Mabed Bekçisi kitabının sonuna geldik. Bu üçüncü bölümün sonuna, Cündioğlu, Meriç'in Hugo'dan çevirdiği şiirin iki versiyonunu ve Sabri Esat Siyavuşgil'in mektubunu koymuş.

Bir Mabed Bekçisi kitabının çerçevesinde, Cemil Meriç'in roman, şiir, manzum piyes çevirilerini; onun Balzac ve Hugo'ya tutkusunu, roman ve şiirle ilgisini, kimi tenkit ve yorumlarını 'işaret' etmiş olduk. Cündioğlu, bu ve başka bazı konuları daha ayrıntılarıyla ve tamamen kaynaklarla anlatıyor kitabında, Cemil Meriç'in ele aldığımız çerçevedeki bazı açıklamalarının ve çelişkili beyanlarının izini sürüyor, bunları tutarlı bir çerçeveye oturtuyor. Cemil Meriç'in hissiyatını anlatan bilgiler aktarıyor ve böylece Meriç'i ve onun edebiyat macerasındaki karmaşıklığı daha iyi-net bir zeminde görebiliyoruz.

Dücane Cündioğlu'na bu enfes kitabı için teşekkürler!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Dücane Cündioğlu Buluşması

Sevgili Ali, seni beğeniyle izliyorum, bu kitap tanıtımını da çok başarılı buldum. Cemil Meriç ve Dücane Cündioğlu'nun dil ve düşünce ilişkisi hususundaki titizliği senin gibi genç ve istikbal vadeden yazarlara örnek olmasını diliyorum.

Bu vesileyle sizlere bir müjde vermek isterim. Allah izin verirse 12 Kasım Pazar günü Dücane Cündioğlu bizlerle birlikte olacak. Detaylı bilgiyi ve duyuruyu hafta içinde yapacağız.

Not: Bu hafta yapmayı umduğumuz Hakan Albayrak buluşmasını babasının rahatsızlığı nedeniyle yapamıyoruz ve cemaat ailesi olarak Allah'tan acil şifalar diliyoruz.

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Özür/Teşekkür

Ali Düz'den helallik dileyerek burada gündeme geldiği için ben de buraya buluşma konusunda yazmak istedim. Özür ile Ali Düz :)

Bu buluşmayı tertip ettiği için Cemaat.com yönetimine teşekkür ediyorum. Bir haftalık İstanbul seyahatimizin önemli köşetaşlarından biri olacağından hiç şüphem yok bu buluşmanın. Umarım yeni dostluklara kapı açar.

Nasipse ailece katılmayı düşünüyoruz, bir mahzuru yoksa :)

Münih'ten selam ve sevgilerle...

............................................................................
Bütün sorular sorulduğunda cevap verilmiştir
............................................................................