Agresifliğimin DNA sarmallarıma sarım sarım sarmalanmış olmasındaki suçu, baş ceddim olan Adem’de mi, yoksa DarWinsel(!) atam orangutanda mı aramam gerektiği konusundaki varoluşsal bunalımımı bir anlığına askıya alarak... ve sizlerin kalp kapakçıkları arasında sıkışmış, neşv-ü neva bulmak için bilmem kaçıncı silkinişi bekleyen masumâne zip’lenmiş ilahiliğinizin yanaklarını okşayarak...aslında tahsilini görmüş/görememiş olduğum hukuk’a veriyorum Academia’sındaki kürsüsünde oturup Demiurgas hakkında tartışan şakirtlerini sınayan Platon tavrıyla hayatımı, bakışımı, yazılarımı, yapamayışlarımı eleştirmenizi. Sizi takdir ediyorum, taltif ediyorum, bilumum t’leri ediyorum, çünkü siz de içinde quasar yıldızları gibi durmadan, sıkılmadan kıpraşan tanrısallığın kusursuzluğunu sergilemek için yapıyorsunuz bunları; kaybolduğunuz ve bu kaybolmanın zevkini çıkaramadığınız için, ebedi kahırı yaşamak için yapıyorsunuz. Sizi seviyor ve saygı duyuyorum. Kur'an'da bahsedilen bir güruhun* (BAKARA 161. Fakat âyetlerimizi inkar etmiş ve *KAFİR olarak ölmüşlere gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üstünedir.) ta kendisi olup, O'nun kelamının sonsuza kadar bakî kalacağını bir kez daha muştuladığınız için, imanlı olmanın öyle boş ve kolay bir şey olmadığını gösterdiğiniz için, 3 yanlışın bir doğruyu götürmediği bu devirde, yanlışlarınızla doğruların karşısında bükülüşünüzü seviyorum.Sevmeliyim...
"Hüsrana uğrayacaksınız, geleceğinizden olacaksınız, kendinizi harcamayın, açın ve hakkınız olan okumayı elde edin".
Bıyıkları kaytan olduğu için edebiyat hocasından etkilenmiş, hayatını, gençlik ya, yazına adamaya ant içmiş,sonra, o makale yarışması senin bu makale yarışması benim gezeleyen, sonra, içindeki cimcime heyecanıyla katıldığı bir yarışmanın sonucunu okurken gözleri dolan kızcağızın yaşadığıdır “hüsran”... hayatı addettiği aşkın değerlerin yanında, başını açıp okula devam etmenin,imanın, iman etmenin, esamesinin dahi okunmayacağı, Ahmet Hakan'ın gözünde Mine Kırıkanat’ın düştüğü durum kadar aşşağılık kaldığı, bir kul için kullanmamalısınız böyle tabirleri. Evet, yaşadıklarımı yazsam ve mansiyon talebiyle bir jüriye yollasam, yeniden sizlerin olmasını isterdim beni yargılayacakların başında, ama iyonlarından sıyrılmış atom kadar nötr kalmanızı değil de, ruhdaş olmanızı isterdim, adımdaş olmanızı, çektiğim azabı, verdiğim mücadeleyi görürken...Karşınızda küçülüp yok olan bir zavallı değilim, önünüzde heyecandan parmaklarını kütlete kütlete perişan eden bir talebeniz de. Ne hiyerarşi ne kast sistemi var bence insanların mâbeyninde. Dizilmiş kullarız inci gibi Rabbin önünde. Yazılarımız da yazgılarımız gibi birer deneme.
Sartre çözmüş değildir içindeki bunalımlı düğümü Bulantı’yı yazdığında, başka bir şeyi beceremediği için oynamıştır Paris sokaklarında insanlarla, kola tenekesine vuran ayyaş gibi. Kimsenin elinde değil ki bu kaosun anahtarları siz yazgıyı yazmaya çalışanlar, biz bozarlar, tahtlarınızdan indirilemeyecek dokunulmazlığa sahip olasınız. Yanıma gelin, yargılamayın asla. Benim gözlüğüme bakmayın, benim gözlerimle bakın. Müslüman kadınla Müslüman olmayan kadın arasındaki tek fark birinin kel olma korkusunun olmaması değildir. Ana fark, birinin kendi diğerinin kendi dışında her şey olmaya kasmasıdır.
Hiç birinizi yadırgamıyorum, bilmelisiniz. Bilin, insanlar kadar din var.
Saygılar.
Yorumlar
agresif, provokatif, içe vuruş, içten vuruş
Salı, 11/10/2005 - 17:15 — Erva L. RoverSanırım Şule Hanım'ın bu ikinci yazısı. Yazının satırları arasında yer alan kışkırtıcılık oldukça içten. Agresif, provokatif, kendisini ele veren ve içten.. içe vuruş, içten vuruş. Kelimelerinden kendisine ördüğü ağın altından çığlık atan bir hanım. Ama çözüldükçe kelimeler dilinden gerçek açığa vuruyor gibi kendisini. Son yazısını bir öncekinden daha çok ilgiyle bekleyeceğim bir yazar. İyi ki cemaatte sule demirtas diye bir yazar var. Ve iyi ki yazmaya devam edecek. Çünkü yazmazsa olmayacak.
müslüman erkeğin imtihanı !
Çar, 12/10/2005 - 08:25 — Ahmet MercimekŞule hanımın yazısını edebi olarak değerlendirecek değilim, zira bu yetkin bulmuyorum kendimi. Ama yazının bendeki karşılığı derin bir yaranın kabuğunun kalkmasıydı. O'na bu yazıyı yazdıran konu bana göre müslüman erkeklerin kaybettiği bir sınavın öyküsüdür. En azından bendeki karşılığı bu. Bu bana göre bir sınav dönemiydi, bir bölümü geçti ve biz onu kaybettik. Belki bir bütünleme olabilir, umarım onu kaybetmeyiz.
Süslü cümlelerle erdem bağdaşmaz.
Çar, 12/10/2005 - 11:43 — celalmirzaMukaddes kitabın "inandım de ve dosdoğru ol" beyanına kulak vermek, ya da birkonuşuppirkonuşangillerden olan bir ağbimin bir haham vâizinden iktibas ettiği "güneşin altında hiçbir kazanç yokmuş. cümlesi rüzgarı kovalamaktan ibaretmiş" cümlesini dikkate almak, yüreğimin gebertircesine atmasına sebebiyet veren dertlerimden bir süreliğine sıyrılmamı ve hatta çoğu kez istiğna etmemi sağlardı.
Tavsiyem o ki Sevgili Şule, dış hayatta yaşamakta olduğunuz kaosların sizde bıraktığı izlerin, ve dahi iç dünyanızda vücuda gelmekte olan dalgalanmalarınızın, ölümle son bulup en nihayetinde suya yazılmış birer yazı hükmüne geçeceğini tefekkür edin. Bu bir sükunet kaynağıdır, emin olun.
Öte yandan, bundan bir önceki yazın gibi teşbihler ve telmihlerle ördüğün cümlelerin bu sefer de aklı bir süreliğine yoruyor ama son bi söz daha aktarıp, yazın hakkındaki arz-ı kanaatime son vereyim. Konfiçyüs der ki : Süslü cümleler erdemle bağdaşmaz.
Hörmetler hacım.
Erdem neyle bağdaşır
Çar, 12/10/2005 - 12:03 — Sule DemirtasErdem neyle bağdaşır bilemedim ben. Sular kesikti, annem hastaydı, uyuya kalmışım vs... Erdem'in ne olduğu konusunda vardığınız ilk konsensusta inecek var. Cümleler karışık mı olsun, sade mi yoksa orta şekerli'mi. Cümleye süs nasıl verilir, zincirleme isim tamlamalarını boynuna dolayarak mı? bunlari lutfen cevaplayiniz.
Özün farkında olmamiz muhim degil mi? Bıkmadiniz mi meramini oldugu gibi anlatanlardan? hiç düşündürttü mü onlar sizi, kafanizi yordunuz mu "bu ne diyor" diyerek.
Madem her yiğid ayrı ayrı pilavı kaşıklıyor, bu da benim aşure çorbam yemez misiniz?
ee ne demiş ziya paşa (öyle süper, böyle süper, hatta kurşunsuz süper bir deyişle (ironi olsun canımı yesin)
"yıldırım düşmek için ekser mualla tak arar; herkese gelmez bela erbab-ı istihkak arar"
ikinci bir yaşam beklentisi içinde değilim
zaten ben bu dünyada ölüler arasından dirildim.
bak hele sen
Çar, 12/10/2005 - 12:29 — celalmirzaöncelikle şu saldırgan esvaptan sıyrılmalısın sevgili şule. kendine ya da hayata ya da sana çürük domates satan manava ya da başörtüne laf uzatan rektörlere diş biliyor olabilirsin, ama kanaat-i acizanesini beyan eden bir kimseye bu tarzda yaklaşmanın anlamı yok bilmem anladın mı.
içerik ve üslup arasındaki münasebeti iyi tahlil etmek gerekir. üslup, vermek istediklerimizi okunabilir kılan bir elbisedir. sen elbisene bir sürü inci boncuk serpiştirmişin. zâhirin göz alıcılığını artırarak, okur ehlini, bâtına nüfuz etmekte zorlamanın da bir anlamı yok, bilmem anladın mı.
anladın ya da anlamadın sevgili şule, farketmez. tavsiye vererek hayırlara vesile olacağımı düşünmekten beni alıkoyup, 'değiştiremeyeceğim şeyleri tebessümle karşılama olgunluğu' üzerine bir kez daha tefekkür etmemi sağlamış olmansa, tavrının anlam dolu tek yanı olsa gerek, bilmem anladın mı sevgili şule:)
Hörmetler hacım.
bak hele sen ne demektir?
Çar, 12/10/2005 - 13:54 — Sule Demirtasverdiginiz bu saldırgan esvabı giydim üstüme, 1 beden büyük geldi.sizde sadece bu boyu mu var?
üslup tartismasina kulak asip kitaplarini toplatan yazar gördünüz mü? ya da..."artik böyle yazamam, bak okuyucu begenmiyor" diye ic sesine kulak veren biri? bense su kisacik omrumde bilirim ki "nasihat sadece vereni rahatlatir."
"bir şeyi ne kadar çok severseniz, o kadar az kelimeniz kalır onu anlatmaya" demis ismini bilmedigim birisi. benimse kelimelerim cok...sevmediklerime...
kelimeler benim, paket lastigi gibi ceker birakirim da, ordan oraya sürükler ordusunu kurar, hilal taktiğiyle pek güzel savaşa sokarım da. ordan her an bir işe başlayacak kara sinek gibi (teşbihte hata olmaz,işe yarar zira)ellerinizi oğuşturup "şu kiza da ugramisken hayatinin dersini vereyim" vâri "bak hele sen" nîdaları savurmak neden?
diledigim gibi yaziyorum, begenmiyor okumuyor.
ben anamın imgelemine düştüğümden beri böyleyim.
hangi cılgın bana zincir vuracakmıs sasarım.
saygilar
terbiyesizlik.
Çar, 12/10/2005 - 14:55 — celalmirzamüslüman hüsnüzanla yükümlüdür. nasihat gibi bir kaygısı olmaksızın, sadece düşüncelerini beğendiği bir insana bir ikaz ya da tavsiye nev'inden kurduğu cümlelerle birşeyler anlatmak isteyen bir kimse için 'karasinek' benzetmesinde bulunacak kadar terbiyesiz olduğunu bilmiyordum. Allah ıslah etsin gözüm.
öncesinde seni tavsiye verilecek bir insan olarak görürken, şimdi nasihat edilmesi gereken bir terbiyesiz olarak görüyorum. nefsimle beraber sana birkaç nasihat vermek isterdim, ama anlamadan önce yargılayacağını bildiğim için bunu yapmaktan da vazgeçiyorum.
ve seni, imgelemlerin, konselsusların, sartre'ın, ıvırların ve dahi zıvırlarınla başbaşa bırakıyor ve bu tartışmayı kendim için burda bitiriyorum.
bu kadari fazla.
Çar, 12/10/2005 - 15:08 — Sule Demirtassüslü cümlelerimi(!) erdemsizlikle yorumlayacaksınız sonra karsıma gecip, basit tavsiyelerdi diyeceksiniz. siz yazdiklarinizi okumuyor musunuz allah askina...
evet okumuyorsunuz, okuyamıyorsunuz, eger okusaydiniz, karasinege benzetilenin de siz olmadiginizi anlardiniz. hem zat allahın yarattigi mahlukattan deil midir? sizi değil tavrınızı (altını çize çize) necis bir şeye mi benzettik hı? ustad degil midir sinegin temizligini, kendini temizleyisini bize örnek gösteren...
ben hayatimda sizin kadar küstahını görmedim. nasihatın yanında terbiye vermeye kalkışan, buhranlarını, eleştrileri kusacak mecra arıyan bir küstah.
Ivırlarım zıvırlarım zaten benimdi. benim olana dil uzatamazsınız, uzattırmam. benim müslüman kimliğime laf edecek son sahısta sizsiniz.sartre'de benim, kierkegaard'da...lautreamont'ta benim, rimbaud'da...size ne.
bu diyalogu bitirmenize en cok ben sevindim.
ben kara sinek olurum, alt tarafı netligini bozarim onunuzdeki camı kirleterek.. siz olmasaniz da olur
saygilar israrla
İyi Makyaj İdealdir
Per, 11/01/2007 - 20:16 — Mustafa Burak SezerSüssüz kelimeler bilimsel metinlerde, felsefik terminolojilerde olur. Kutsal kitaplar baştan başa süslüdür. King James versionuna kadar İncil şiir soneleri olarak yazılmıştır. Şiir ise bilimsel, salt sıkıcı metin bütünü değil aksine teşbih, alegori, metefor vs vs ile kurulan bir imgesel süsleme sanatıdır. Tezhip, Hat ve diğer İslam sanatları da baştan başa süstür. Tebliğ yapmazlar telkin ederler. Şiirde tebliğ yapmamalı telkin etmelidir.
Bu tür metinleri süslemezseniz okuyucuyu kandıramazsınız. Kandırmaktan kastım başka mecraya çekilmesin. Bazen sadece bir tek mesajı vermek için 700 sayfa roman yazar amcalar. Baştan başa süslüdür kitap ama aslında mesaj basit ve özdür. Sıkıcıdır hatta. Ama önce okuyucuyu kandırmalısınız. Bunun için makyaj ideal görünüyor. İleride yeni şeyler, avant-garde çıkışlar yakalanırsa, süslemekten vazgeçilir belki.
Muhabbetle
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Kutsal kitaplar demişsiniz
Per, 11/01/2007 - 23:16 — Ümit DemirKutsal kitaplar demişsiniz ki evvela bir şeyin kudsiyeti nereden gelir izah etmekte faide var sanırım.
saniyen, kudsiyeti anladıktan sonra incil'in 1611'e yılında yazılan King James Bible de dahil hangi versiyonuna acaba kutsal diyebiliriz. -belirttildiği gibi- insanlar tarafından tarafından yazılan bir şey nasıl kudsiyete bürünür!
sonra zamanı gelince belki süslemeden vazgeçilir demişsiniz. bu durumda, -kendi ifadenizle- baştan başa süslü olan kutsal kitaplar çağın gerisinde mi kalmış olacaklar? o zaman o kitabın kudsiyetini sorgulamazlar mı!
iş bu sebepten kutsal kitaplar baştan başa süslüdür, derken tahrif edilmiş incil değil de Kur'an'dan misal vermeye çaba gösterseydiniz yazınızın temeli sağlam olurdu. ve de süsleme ilahî bir üslubtur asla yeri doldurulamaz, deseydiniz...
kaldı ki Kur'an'daki ses ahengi de ilk başta akla gelen zorlama bir süsleme/makyaj tanımlamasından uzak olsa gerektir. evet, muhteşem bir ahenk vardır, kâfiyeler vardır, şiirsellik vardır. fakat bu biz insanların zorlama ile yaptıklarından fersah fersah uzak bir sunumdur. ilahîdir, kudsîdir... süslemeyi savunmakla dahil etmeye çalıştığınız kutsal kitab(lar!), yine yazınızın devamında belirttiğiniz süslü metinlerde olması gereken kandırma amaçlı makyajla nasıl bağdaştırılır acaba!
şiir tebliğ yapmamalı demişsiniz ki bu da ayrı bir konudur. ben de derim ki tebliğ merkezli estetik bir sunumla telkin de yapabilir. bu belki ta kaside-i bürde'den başlar, sakarya türküsü'ne kadar uzanabilir.
Allaha emanet
muhabbetle,
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
üslup meselesi
Çar, 12/10/2005 - 14:35 — Filiz Muslubir kez daha görülüyor ki müslüman kimliğiyle yazı yazan kadınlar müslüman kimliğiyle yazı yazan erkeklerin gadrine uğramaya mahkum.. sadece erkekler sayıklayabilir, sadece erkekler iç'e dalabilirler. öyle mi? bize düşen evde oturmaktır, sohbet toplantılarında tefsir okumak, dışarıda ve içimizde olan biteni sorgulamadan, sizin verdiğiniz kadarını yaşamaktır. öyle mi? şule güzel demiş; "beğenmeyen okumasın" ekliyorum; siz de kendinizi sorgulasanız biraz.. nedir bu hazımsızlığınız?
Vasat Ümmet
Per, 11/01/2007 - 20:29 — Mustafa Burak SezerFakat bu da biraz feministçe olmuş. Sezarın hakkı Sezar'a diye bir şey var. Edebiyatta erkek-kadın ayrımına dibine kadar karşıyım fakat bizim camiaya feminist söylemler ve ata-erkil taş-fırın erkekçe söylemler de yakışmıyor. Biz vasat ümmetiz. Vasatı gözetmeliyiz.
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Anlayamama sorunu.
Cts, 13/01/2007 - 18:06 — Sule DemirtasSayın Bay.
Yazdığınız her iki yorumda da anlama güçlüğü çektim. Yergi veya övgü...Veya hiçbiri...
Vasatlıktan kastın ne olduğunu açarsanız sevineceğim.
selametle
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
"Bilin, insanlar kadar din var"
Çar, 12/10/2005 - 17:06 — Murat GurelBüyük, güzel, girift cümleler kuran kalemi güçlü arkadaşlar...
Hepinizin yazdığı çoğu yazıyı, şiiri okurken "ne güzel yazmış" diyorum. (Beğenmiyorsam, okumuyorum, "Beğenmiyorsan okuma" gayet doğru bir tepki gibime geliyor.) Son dönemde sitede yer alan yazılara baktığımda Cemaat.com'un ilk kurulduğundan bu yana çok ilerleme kaydettiğini düşünüyorum.
Ama yazıdan hemen sonra ne oluyor biliyor musunuz? Sahneye başka bir kalemi güçlü arkadaş çıkıyor ve başlıyorlar birbirlerini kırma noktasına dikkat etmeden fütursuzca atışmaya... Daha önce de gıpta ile yazısını okuduğunuz bu insanların nasıl da bir anda, basit çekişmeler ve "öğreten adam" olmaktan haz almaya çalışan bencillikler içinde kaybolup gittiğini görüyorsunuz. O zaman da cemaat.com adına hiç bir yol katedilemediğini aksine geri bile gittiğimizi düşünüyorum. Yazık...
Bâki Selam...
Ne oldu sana ne oldu böyle...
Per, 13/10/2005 - 01:37 — m.guner celikÖncelikle şunu belirteyim ki ben yazıyı pek anlamadım.
Anlamadım çünkü içinde geçen terimler, kişiler, göndermeler bana birşey ifade etmedi.Bir derdim mi var kardeşim? Var diyelim. Ben bunu nasıl anlatsam-kime anlatsam acaba, sadece bir kısım insana mı yoksa herkese mi? Bence herkese olsun....
Valla yazı yazan büyük bir çoğunluk(sadece bu siteyle sınırlamamak gerekir-yazan büyük bir çoğunluk) sadece belli bir kesime(bu kesim kimi zaman bilmem ne okuyan-bilmem ne seven ya da bilmemne.....) hitap edecek şekilde yazıyor.Burda demek istediğim "şöyle yaz, böyle yaz" değil. Hepimize yaz. Anlatmak istediklerini "anlattıkların" da anlasın "anlatmakistemediklerin" de(anlatmak istemiyorum kardeşim anlamasınlar diyorsun-tamam bence sende haklısın ama o zaman halka açık yerlerde volta atma).(bundan sonrası nasihat )
Kendi başlattığınız ayrımın sorumlusu olarak da karşı tarafı suçlamayın.Rahat olun.Alttan alın.Anlayışlı olun.Olmak istediğinizle görüntünüz uyum içinde olsun,altı şişhane üstü tophane olmasın.Kendinize yapılmasını istemediğinizi de başkasına yapmayın....
Neler oluyor bize ?
Per, 13/10/2005 - 08:59 — Ahmet MercimekBize ne oluyor da birbirimize karşı bu kadar gergin, hoşgörüsüz ve katı olabiliyoruz.
Açıkçası ben bahse konu olan yazıyı karmaşık veya süslü cümlelerle örülmüş bulmadım. Ama bir başkası için öyle gelebilir, bu çok normal. Bana öyle geliyor ki birbiriyle atışan arkadaşların sanki önceden kalma bir kini var birbirlerine, ya da öyle davranıyorlar. Daha önce biri çıkıp Tarık Tufan ve İsmail Kılıçarslan'a karşı olmadık şeyler söyledi. O gün bugündür onların yazılarından istifade edemiyoruz. Neyi nasıl yapmamız gerektiğini bilemiyor muyuz acaba? Bu güzel ortamın diğerlerinden ne farkı kalacak bu tartışmalar atışmaya dönüşürse ? Birbirimizi eleştirmemiz normal ama bu işler niye kişisel kavgaya dönüşüyor anlayamıyorum ? Belki müminlerin bazı vasıflarını tekrardan hatırlamakta fayda var:
SADECE ALLAH’I VE İNANANLARI DOST EDİNİRLER
İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)
KÖTÜLÜĞE EN GÜZEL ŞEKİLDE KARŞILIK VERİRLER
İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi, 34)
HOŞGÖRÜLÜ VE BAĞIŞLAYICIDIRLAR
Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah’a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez. Kim zulme uğradıktan sonra nusret bulur (hakkını alır)sa, artık onlar için aleyhlerinde bir yol yoktur. Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere ‘tecavüz ve haksızlıkta bulunanların’ aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azab vardır. Kim sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer işlerdendir. (Şura Suresi, 40-43)
MERHAMETLİ VE YUMUŞAK HUYLUDURLAR
Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. (Al-i İmran Suresi, 159)
SABIRLIDIRLAR
Rabbin için sabret. (Müddessir Suresi, 7)
Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz. (Al-i İmran Suresi, 200)
KİBİRLİ DEĞİLDİRLER
Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah’ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Hadid Suresi, 23)
Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver. (Hac Suresi, 34)
BİRBİRLERİNE DÜŞKÜNDÜRLER
Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)
AYRILIĞA VE ANLAŞMAZLIĞA DÜŞMEKTEN TİTİZLİKLE KAÇINIRLAR
Ey iman edenler, Allah’a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve elçisine döndürün. Şayet Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. (Nisa Suresi, 59)
ARKADAN KONUŞMAZ VE KUSUR ARAŞTIRMAZLAR
Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi ‘olmadık-kötü lakablarla’ çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir. Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 11-12)
BARIŞTIRICI VE UZLAŞTIRICIDIRLAR
Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)
tesekkurler.
Per, 13/10/2005 - 10:18 — Sule DemirtasBu platforma 2 blog gönderdim. İkisi de salih bir niyetin ürünü olan ve ihtimalle "acemi" olan yazılardı. Eger icerige bakacak olursaniz niyetimin ne oldugunu gayet iyi anlarsiniz zaten. su an bütün cabamla hissiyatimi direk (süssüz, ıvır ve dahi zıvırsız) anlatmaya calisiyorum..
Daha oncede yazdim...yayinlandi...5 senedir yazmiyordum. 5 senedir yazmiyordum cunku bana yine ayni tavirda olan kisiler tarafindan bicilen rol deve kuslugu idi. ben okuz'de olurum deve kusu'da muhim degil neye benzetildigim. madem öyle dedim ve yazmadim. Demek yazmamam gerekiyordu.
Simdi yine ayni gereksiz bunalimdayim, su an bile bunlari yazmaya korkuyorum, demagoji sıfatını yuttum üzerinize afiyet, ajitasyonla özdeşleştirilirim muhtemelen, bense bütün iyi niyetlerin O'na ait oldugu Allah'a siginiyorum sadece. Demek hakikaten boyleyiz ya...Bizi icinize almayacaksiniz, biz okul önlerinde yalnız perisan olacagiz, biz biraz farkli olmayacagiz, biz farkli yazmayacagiz, biz onu bunu ıvır ve zıvır'ı da okudugumuz halde yine imana yönelmeyecegiz de fasık olacagız.
Ben elestri kabul edemiyorum demek ki ya da elestrinin icinde gecen 'erdemsizlik' desturunu. 2 blogumda olan elestriler de o kadar zıvanadan cıkartıcıydı ki, baktım kendimi bir sucum yokken savunur durumda buluyorum ve sahsima hayatta duymadigim "terbiyesiz" sıfatı kullanılıyor... ayıp ya...
Yıllarca Rabbinden bi haber insanlara kendimizi savunmus olmamiz, savunmak zorunda birakilmamiz yetmiyormus gibi, kalkmis burda birde kendi guruhuma acıklama yapıyorum, sahi ben bunu hakkedecek ne yaptım,
Bu mudur ya? Siz de nereden cıktınız ülkem yetmiyormus gibi? hı?
"Bir Manyağın Senfonisi" İmza : celalmirza
Per, 13/10/2005 - 11:18 — Erva L. RoverBu yazıya ilk yorum giren bendim. Yazıyı nitelerken agresif, kışkırtıcı, provokatif kelimelerini kullanmış, Şule Hanım'ın kaleminin bir içe bakış bir içten bakış olduğunu zikretmiştim. Doğrusu gelinen noktaya baktığımda yazının etrafında kötü bir manzara resmedildiğini görmekteyim. Bir arkadaşımız almış eline kalemi. Yazmış. Evet yazdıkları, kurgusu, kelime seçimleri, cümle yapısı arzu ettiğimiz ya da alışageldiğimiz (ki bu alışagelmişlik sanırım celalmirza nın da rahatsız olduğu bir husustu hatırladığım kadarıyla) standartların biraz dışında olabilir. Ancak muhtevanın anlatmaya çalıştığı hususların daha ön planda ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Yine bu sitede yazan bir kalem, bu sitede dile getirilen bazı hususların yeni nesil tarafından algılanamadığını müşahade ettiğini söylemişti. 80'li yılları geçip 90'lı yılları -özellikle ilk yarısını- yaşamış olan bir zihnin 90'ların 2. yarısında uyanmaya başlamış diğer zihinler tarafından anlaşılamıyor oluşunu bir noktaya kadar anlayabiliriz.
Ben burada yazılan yazıyı ve yorumları okudukça geriye döndüm. Genelde yaptığım gibi bu yorumlarda bulunan ya da burada yazan kalemlerin en azından bu sitedeki geçmişlerine baktım. Aradığım şey kalemin hiç olmazsa burada yazdıklarında belli bir tutarlılığı görebilme arzusuydu. Vatandaş celalmirza bir çok konuda yazı yazan arkadaşlarımıza yorumlar yazmış ve kendisininde yazıları olmuş. Bunlar arasında en çok dikkatimi çeken ise kendisinin Bir Manyağın Senfonisi adıyla kaleme aldığı yazı oldu. Tıpkı celalmirza'nın sule demirtas'a yaptığı gibi orada da Uzlet Haktan isimli şahıs yazıyı anlayamadığını ifade etmiş. Bunun üzerine kendisi ona cevap vermiş Uzlet Haktan da ona. Başka bir iki kalem daha devreye girmiş. Mesela kapanmış. Ama gel gör ki; manyağın senfonisi devam etmiş. Bitmez de.. Burada yaşanan tartışmalarla orada yaşanan tartışmalar arasında bir fark var elbet. Uzlet Haktan seviyesi ile devreye girmiş ve seviyesi ile eleştirmiş. Burada yapılan gibi "sevgili Şule" kalıplarının üstünden kendisini bir üst kişilik olarak tanımlayarak değil. Ve sanırım eleştirmenin üslubundan olsa gerek mesele uzamamış ve bitmiş. Şimdi bizim celalmirza mız gelmiş buraya anlayamadığı cümleleri süslü cümleler diye adlandırmış ve başlamış küçümseyici bir üslupla yazmaya. Senfoni devam etmiş anlaşılan.
Burasının profesyonel alanlardan biri olmadığını düşünüyorum. Kimse de kalkıp burada yazanlardan profesyonellik beklemesin bence. Sizler profesyonel eleştirmen olabilir ve polemiklerlerlerlerler arzulayabilirsiniz. Sizin profesyonelliğiniz bir başkasına terbiyesiz demeyi de gerektiriyor olabilir. Profesyonellik herşey haline dönüşebilir ne yazık ki.
Ha bu arada güya süslü cümlelerle erdem bağdaşmaz demiş konfüçyüs amca. Dememiştir. Dediyse de halt etmiştir. Bundan bir süre önce katıldığım bir eğitim programında eğitmen ablamız bilge bir edayla "Konfiçyüs der ki; bir grafik bin cümleden iyidir" demişti. Gülmüştük. Bırakalım bu ayakları da, birer konfüçyüs müridi olup uçurmayalım adamcağızı. Çok bilmişliğinizi ispatlamak için kullanmayın yahu adamcağızları.
Şimdi ben bunları yazdım ya belki celalmirza kalkar şimdi der ki; "bu site ne abuk sabuk bir site tek düze tek kalıba sokmaya kalkıyorsunuz milleti. Farklı bir şeyler söyleyene kimsenin tahammülü falan yok" Nereden mi çıkarıyorum? Kendisi bir anketin altında bir yorum girmiş ve birisinin bu siteden neden ayrıldığını sormuş. Sorgulamış daha doğru. Bu konuda derinine araştırırsanız anlarsınız. Siteyi tekdüze olmakla suçlayan bir zihniyet var arkasında. Peki celalmirza ya sizin var mı farklı şeyler yazanlara tahammülünüz?
yersizliklere yersiz bir cevap.
Per, 13/10/2005 - 11:56 — celalmirzaSevgili gümrah,
Meseleyi, niyetimi, cevapları, hâsılı bütün bu tartışmayı "kadın-erkek" boyutunda ele almak gülünç durmuş. "nasihat verme düşkünü" sıfatından sonra "düşünen kadın düşmanı" sıfatını da kazanmış olmamı hayretler içinde seyrediyor, ve meseleye vâkıf olduktan sonra bir kez daha cevap yazmanı "tavsiye ediyorum"!!
Sevgili yeryüzü,
serçe, peşine düşen atmaca olmasa daha iyi uçamazdı. herşey tenkidle başlar. tenkid tetikleyici bir kuvvettir. hepimizin tenkide ihtiyacı vardır. beğenmiyor olduğumuz yazıyı eleştirmiyor ve beğendiğimiz yazıların altına takdir cümleleri "yapıştırıyorsak", nasıl gelişebiliriz ki? "beğenmeyen okumaz" parolası, irfan dünyasını adımlamak isteyen bir kimseye, "dünyada böyle insanlar da mı var" dedirtecek kadar yersiz bir parola. öte yandan bir kez daha "öğreten adam" vasfıyla bendenizi muvassaf kıldığınız için şükranlarımı sunarım!!!..
Sevgili Erva,
Neden insanları yanlış bilgilendiriyorsun ki? neden benim şuleye yönelttiğim eleştiriyle, uzlet hakanın(=bünyamin bey) bana yönelttiği eleştiriyi aynı kefeye koyacak kadar gaflete düşüyorsun ki? şimdi bakalım uzlet, benim "bir manyağın senfonisi" isimli yazıma nasıl bir yorum getirmiş :
"Cümleler tek başına güzel ama yazınızın genelinden bir şey anlayamadım celalmirza."
görüldüğü gibi cümlelerimin tek başına anlaşılır olduğunu söylüyor, ki ben de zaten yazdığım cümleden benim anladığımla okuyan kimsenin anladığının aynı olması için azami düzeyde özen gösterir, ve gerekirse uzun tamlamalar kullanırım. uzlet, benim her yazımda var olan bazı dağınıklıklara nazar etmiş ve anlamamış olduğu da bu olmuş. fakat sen, şuleye yönelttiğim itham(!)'la, uzletin bana yönelttiği eleştiriyi benzer görüp beni tutarsızlıkla itham edecek kadar âşikar olandan yüz çevirmişsin. el insaf!
öte yandan sitenin tekdüze olduğuna dair kanaatlerimin, şu anki meseleyle ne alakası olduğunu bilen varsa söylesin, zira ben Erva'nın "tekdüzelik" meselesini mevzubahis etmesini, başka niyetlerle bağdaştırıyorum. esasında yukardaki yorumda bana suizan edilmesinden şikayet eden ben, bu kadar aşikar bir saldırının arkasında iyi niyet arayıp da bulacak kadar erdemli(!) bir insan da değilim. yani akıllı bir müslüman gibi, öküzün altında buzağı aramak yerine, Erva'nın bu tekdüzelik meselesini güncelleştirmesini, gülünç ve de yersiz ve de saldırgan buluyorum.
aslında tartışmayı bitirmiştim, ama dediğim gibi, değiştiremeyeceğim şeyleri tebessümle karşılama olgunluğuna erişememenin bahtsızlığı içinde birkaç cevap yazma gereksinimi duydum.
hörmetler.
Biraz sinirli gördüm sizi
Per, 13/10/2005 - 12:20 — Erva L. RoverUzlet Haktan eleştirirken sizin kullandığınız üslubun kıyısından geçmedi ki. Ama siz "bak hele sen" ya da "terbiyesizlik" ya da "hörmetler hacım" gibi ifadeler kullanabiliyorsunuz. Bu ifadelerin arkaplanını göz önüne aldığımızda küçümseme, alay etme sonuçlarıyla karşılaşabiliriz. İlk yazdığınızda belki bunlar yok gözükebilir ama yer alan bazı ifadelerde de aynı şeyi görmek mümkün. Mesela süslü cümleler atfı, mesela erdemsizlikle suçlama gibi.
Tekdüzelik ile alakalı olarak söylediklerime gelince;
Daha önce yaşanmış bir ayrılık hikayesinin arkasını deşerek neyi ifade etmeye çalışmıştınız sahi? Elbette ki burada bazılarına tahammül edilemediği savını yeniden gündeme taşımaya çalıştınız. Ben de diyorum ki -tıpkı sizin yaptığınız gibi yaparak yani- sizin sayın celalmirza başkalarına - ya da bazılarına diyelim- niye tahammülünüz yok?
Bir şey daha;
İtirazların sadece yazdıklarım arasındaki bu noktalara ise, demek oluyor ki diğer yazdığım şeyler kabulünüzdür. Eyyvallah.. Kâr kârdır.
bloğun mu var derdin var
Per, 13/10/2005 - 13:04 — Murat GurelSayın Celal,
Tenkid konusunda söyledikleriniz doğru ama bütün bunlardan bir diyalektik fayda beklemek zorunda değil miyiz? Kaş yapayım derken göz çıkarıyorsak nerde kaldı bu fayda... Kendi aramızda; üsluba, gönül kırmamaya özen göstermeyeceksek, ortada kurban serçeler mi uçabilecek sanıyorsunuz?
Her yerde atmacalar av peşinde koşuyor.Yanlış anlaşılmasın bu tartışmada tek taralı suçlusunuz demiyorum. Benim ilk yorumumda demek istediğim de budur; ortada serçe kalmadı zaten, çünkü herkez atmaca gibi birbirine saldırıyor. Ben buna şaşıyorum zira az önce o atmacalar beni görkemleriyle etkilemişlerdi,ama şimdi ufak hesaplar peşinde birbirlerini yiyorlar...
"Bir kez daha "öğreten adam" vasfı"yla sizi onurlandırdığımı söylemişsiniz. Daha öncekini inanın hatırlamıyorum. Ne diyelim, demek ki siz öğreten adamlığı seviyorsunuz...
Bâki Selam...
Aşure Çorbası 2
Per, 13/10/2005 - 18:41 — O. Deniz YemenliSanırım tarzına alışmaya başladım Şule hanım kardeşimin..
.Bilin, insanlar kadar din var bölümünde çok ince ve deruni bir tespit yakaladım..Kalemi boşa sallamıyor anlaşılan..
N'apalım onun bloglarını da 3 olmadı 5 kez okuruz..
Alışır gideriz zamanla vesselam...
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...
Bu "Kesik Baş" Kimin ?
Cum, 14/10/2005 - 14:02 — Emre UğurÜstad Necip fazıl Kısakürek'in "Başmakalelerim" adlı kitabından:
"Bir yerde, kesik bir baş bulmuşlar, acaba kime ait? Muhtarlık odasında bir camekana koyup, başı teşhir etmişler. Gelene sormuşlar, gidene sormuşlar, hiç tanıyan yok,
Nihayet adamın biri, tanır gibi olmuş; "aburlabutlar mahallesinden Hasib oğlu Nesib'e aittir" demiş.
Gitmişler, Aburlabutlar mahallesine... Hasib oğlu Nesib'i bulmuşlar, yakapaça getirmişler, kesik başın karşısına geçirmişler ve sormuşlar;
- Bu baş senin mi???
Hasip oğlu Nesip; gözleri faltaşı gibi açık, korkunç bir saffet ve tabiilikle haykırmış!
-Vallahi benim başım değil !
............................
Değil elbet, o kesik baş ne senin ne de benim, bakmadığımız sürece, inadına tanımadığımız sürece hiçkimsenin olarak kalacak o kesik baş.
Kesik başı boşver şimdi; ona sahiplenmek sorunun halledilmesi anlamına gelir. Halledilmiş bir sorunun kime ne faydası olur. Artık üzerine fikir üretemeyeceksin, üzerinden geçinemeyeceksin,üzerine binaen konuşamayacaksın, yazamayacaksın. Bir soruna sahip olmanın dayanılmaz hafifliğinden kurtulmuş olacaksın, ortalık bulanmayacak, bulanık suda balık tutulamayacak, Hem borsanın iniş ve çıkışları neyler sorun olmadan!
Ve sorunların içimize işleyen, yüzleşipte çözemediğimiz sıkıntısı var bir de. Sorun içimize işledikçe ve yıprattıkça, "acaba ben de bu sorunun oluşmasında , büyümesinde katkı sahibimiyim" düşüncesi de biryandan hasıl olmaya başlıyor . Lakin, kendini mahkum edemiyor insan! Dışarıyla yüzleşmek kolay; toplum dersin, sistem dersin, duyarsız insanlar dersin, dış mihrak dersin, hasıl-ı kelam atarsın suçun topunu birden, bunlardan herhangi birinin üstüne, yırtarsın soruna suç ortağı olmaktan.
Eğer dışardaysan; "kesik başın" sahibi sen değilsindir.elalem ne der sonra!
Ama vicdanındaysan şayet; içindeysen, kendinle yüzleşmekteysen, ya "kesik başın" sahibisin. yada "kesik başın" kime ait olduğunu biliyorsun.
İşte sorunumuz! Ne "kesik başa" sahip çıktık, nede bildiğimiz halde filancanın olduğunu söyledik. Dışardaydık çünkü, vicdanı evde bırakmıştık ve "elalemin ne diyeceğinin" derdindeydik.
Ama dile geldi "kesik baş"! hiç hesapta yokken; tanıdı bedenini, görmüş üstelik hem yanıbaşını hem de yandaşını, üslubu yenilenmiş, daha donanımlı şimdi. Ve artık tanınmak gibi bir kaygısı yok, sahiplenilmek gibi bir beklentisi yok. Özgüveni de yerinde, Allah esirgesin!
Galiba haklı da; yaşamak için ölmek gerekmiş!
...................................
Öteki:- Pardon, emre kardeş! Ben; "kesik baş", sorun, vicdan vs. tam çözemedim durumu. Bakele! yoksa sen, kimin olduğunu yada kim olduğunu, çözdün mü bu "kesik başın" !
Emre:- şşşştt ! öteki sessiz ol! ortalık toz duman zaten. Ben ancak bu kadar demek isteyebildim, diyemedim bile!. Şşşştt !
dualarla kalalım
Mustafa Ismail okuyor...Saffat suresi
Paz, 16/10/2005 - 15:30 — Sule DemirtasCümleler şizoik, parça parça, çünkü kendi
içinde ve halindeyim. Okur, yani birinin okuyacağını
düşünmek yazıyı sorumlu yapar. Birini yormak ve üzmek
istememek gibi. Ama anladım içimde dönüp duran birşey var. Yazı
tapınmaz, günah işler bence. Bu yüzden edebiyat'ın ne olduğu ne olması gerektiği gibi gereksiz ve hiç bir fayda vermeyen konuşmalara son vermeliyiz...Sanat ne sanat içindir ne de toplum için, bütün iyi niyetimle söylüyorum ki "sanat benim içindir".
Öyle aba altından sopa göstermek mi? Olmaz... Söz bu yakar, yıkar ve Kurar...
“Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?” diyorlardı...(saffat:36)
Demek ki insan bu, basiret bağlı, mikrotarayıcı edebiyat filtresi devrede (asla değişmez kurulduğu gibidir)herkeste her söyleneni anlayacak idrak yok...Kendimi de dahil tutuyorum...
Eğer öz doğruysa, doğruyu söylüyorsa, öykü farklı dile geliyordur. Rashomon...
"İç'e Bakış" : Bize ne kadar da uzak...
Per, 11/01/2007 - 00:12 — misafir“Bilin ki insanlar kadar din var…”
Bir’in tevazuu çok’un gururdur…/sözünü hamur eyleyip gönül oklavamla açmaya çalışırken okudum yazınızı. Söylediğiniz, insan’ın harîs oluşuna da vurguydu; mürecceb olmağa atılan her adımda içeceği aşk meyinin “din” de sonsuzluğa karşılık geleceğine de…
Denizin dibindeki kuma dokunmanın; ya da Ay’â titreyen dizlerle ayak basmanın son olmadığını; ve tüm bu düşünceler hâsıl olurken matruşka misali, kameranın yönünü monitöre dönmesiyle oluşan uçsuz aynı’lığın arasında nasıl’ı sorgulayan bir insanı hatırlattı
“İç’e Bakış” yazınız.
Yorgun havsalamda bir söz her daim yanar durur:
“Kuruntunun içine girmeyen şeyler geçersiz olduğuna göre,
kuruntu da geçersizdir.
Zira kuruntunun kendisi de kuruntunun içine girmez…”
Âh diyerek…
Ve gönül, şevkinizden cesaret aldı ve yazınızın deprem üssü olarak gördüğü ikinci cümleyi “Gözlüğüme değil, gözlerime bakın..”diye okudu. İyi ki de okudu. Buna ihtiyacı vardı.
Esselâm.