B - Başörtüm sancımdı, gözyaşımdı, kefenimdi…
Sedef sedef açılan taşlarda
Zümrüt zümrüt parlayan başörtüleri…
Acziyet ufkunda kanat çırpan kuşlardı
Yanaklarından süzülen şebnemlerde dua dua katreler
Mahzenlerin intizar avuçlarında serili
Serçe yüreği gibi titrek, çiçekler kadar nazlı…
Gözyaşımdı, sancımdı, kefenimdi başörtüm
Aşkın şahikâsında yakarışların nuru
Omzumda taşıdığım Nur suresinin ayetleri
Sırtımda onulmaz yaraların merhemi
Yüreğimde taşıdığım göklerin abidesiydi başörtüm…
A - Yüreğimin vuslat muştulu titreyişleriydi…
Zaferin diğer adı
Direnişin mütebessim örtüsü…
Gül-i rânâlar gibiydi başörtü neferleri
İçlerinde kor, dışlarındaysa zemheri katreler
Yüreğinde hıçkırıklara dûçar titreyişler
Nefesindeyse toprak kokusu sözler vardı…
Adanmıştı ömürleri
Sevdalarını adamışlardı çöllere
Issız sahraların dili olmuş dilleri
Çöller yeşermiş başörtülerinde
Umutları lâl kuyularda saklanmış…
Ş - Elif gibi duruşların sükût çığlıklarıydı…
Çarmıha gerilen başörtüleri
Duruşları pak nadide gelincikler idi…
Suskun yüreklerin şahlandığı sürgün
Sürgünde miracını yaşayan münzevi hayat kırıntıları
Gök kubbeyi yaşlara boğan hasret yangınları
Şükür edâları hüznün doruğunda secde secde…
Asumanlar yakarır
Söz biter, tufanlar başlar
Kıvılcımıdır iman ateşinin
Elif gibi duruşları…
Ö - Asiliğe asillik içerisinde cevap veren örtüm…
Mezarları bekleten yürüyüşleri
Taşların aşkından yuvarlanması gibiydi…
Baharın umuda özlemini dile getiren kumrular gibi
Örtüsüyle Rabbini tespih eder kâinat
Kıyam gününe hazırlanan mesrur çehreler
Özlemleri dağlanmış özgürlük türküleri kadar acıklı
Hüzünlü ve bir o kadar içli…
Zindanlarda eşrefi mahlûkat
Özlerinde mütebessim mumların eriyişi
İffetleriyle Meryem misali
Sümeyyeler, Haticeler, Aişeler…
R - Yazgılarında teslimiyet yazan iffet abideleri…
Bohçalarda gezdirilen ölüm
Şakağa dayanmış teslimiyet kadar özgürdür örtüm…
Ezgiler söylenir örtüm üstüne
Dalgalar çarpar kıyıya sancılarını
Başörtüleri dalgalanır göklerde
Hicret mevsimi gelir, hicret edilir ten kafesinden…
Eceli gelir çiğ tanelerinin
Damıtılır örtüm üstüne…
T - Örtüleri ifşa eder Rablerine vefalarını…
Vefalı dualarım ile örtün üzerimi
Örtün üzerimi nurdan başörtümle ki,
Kıymete binsin sevgi, sevgimiz…
Mesture yaşlar akıtıyoruz sevdamıza
Beyaz güvercinler uçarken göğe
Biz de uçuyoruz asumanlara hıramızdan
Arkamızdan nâmütenâhî tohumlar bırakırcasına…
Dağların doruklarında alazlandı kalemimiz
Hür kırlarda kanat çırptı sevgi kelebeğimiz…
Ü - Ufukta umuda yolculuğa ada(n)dık…
Yüreklerinde umut dolu kuşların çığlıkları
Gözlerde başörtüsü sevdası damıtan yaşlar
Sümeyyelerin direnişi ve arşı titreten diriliş muştuları…
Onlar ki Rablerinden ümit kesmeyenler!
Onlar ki başörtülerini sancak gibi taşıyan özgürlük abideleri!
Onlar ki omuzlarında halifelik sancısıyla dolaşanlar!
Onlar yeryüzünün iffet timsalleri…
Selam olsun onlara!
Selam olsun Sümeyyelere, Haticelere, Aişelere!...
Yorumlar
bir başörtüsü sürüncemesi
Cts, 21/07/2007 - 13:27 — kübra çomaklıistiflenmiş bütün yalnızlık halatlarım iskelelerde
infaz edildi role talimatıyla mavi soluyuşlarım
yine de inadına akışmaz bir yana amentülerim
tüm sürgülenesi anlarımı eğleyemedim viran
kulaklarımı tırmalıyor bu mahşeri uğultular
hiçbir tüzeli olmayan
usanç seramonilerin gergefine gerildim
oy gözüm!
uykular uyandırır beni sana
öyle ki
gecenin çimenleri, nane ferahlığı savurur
bu cinnet rüzgârlarıyla sinüzit nöbetlerime
oy gözüm!
bak içim acıyor bağıran susuşlara
bütün reddiyeleri
urganlayamadım bu kadar morfin yemişken
bilirim umut yakışır bu iki büklümlüğe
nasılsa sabrın gündüzü de bir gecesi de
oy gözüm!
şimdi kuşları nasıl kıskanıyorum bir bilsen
hani tüm mavilikleri kanatlayacaktım ya omuzuma
denizvarî mekanlarda
bak nutkumda kalakaldı bu lodos hengâmesi
içimdeki her zerre kıvılcım lâvlanır oldu figân esintileriyle
şimdi bir kürek bir de kayık yaraşır mübtezelleşen noktalara
oy gözüm!
kırıntılarımın esrarına varabilir misin bu yarım kalmışlığımla?
ne de olsa aynı müşterek mazinin sorgusunda yargılanıyor tarih
şimdi karma bir desen nakşediyor zihnime gözümün okkaları
oy gözüm!
uyumak yok bana da bu kadar yorgunluk meşaleleri gecemi aydınlatırken
tüm kırpılan anları yumarcasına
seni de damıtılmış bir sükûta yatırsın bu uyanışlar
ruhumu buhranla sise boğdum
ya bir kere öl, ya da yeniden doğ....
Tebrikler
Cts, 21/07/2007 - 15:48 — rüfeyde kiramUzun zamandır bu kadar güzel bir şiir okumamıştım tekrar teşekkür ederim
başarılarınızın devamını dilerim allaha emanet olun.
.............................................................................................................................................................................
KaBiLe KaRşI HaBiL'leR NeRdE
FiRaVuNu BoĞaCAk KıZıL dEnİz NeRdE
EbReHe'NiN SoNu EbAbİl'LeR NerDe
Bi' HaBeR VeRin DosTlAr Bi' HaBeR VeRiN
"O gün ayetler, sizin
Cts, 21/07/2007 - 16:23 — Fatma Nihan Yıldız"O gün ayetler, sizin omuzlarınızdan söz ediyordu..
Başörtüsünü bir sancak gibi yapan Elif’tiniz.
İnce ceylan derisinde, sülûs yazılarla, süslü ''Nur'' ayetlerinin şavkıydı dalgalanan..
Üç küçük ağaç dallarını size dönüp çiçeğe döndü O gün.
Rüzgar bazen pervaz ediyor, ince beyaz çiçeklerin arasından süzülüp, sizin başörtünüzde duruluyordu...
Ve derken..
Gökte, güneş gelip başınızın üstünde durdu..
Hüznün şerefelerinde mavi ezan çiçekleri açıldı...
Siz.. bir zulmün üzerine yürür gibi yürüdünüz..
Siz.. ayetlerde omuzlarından söz edilenlersiniz
Siz.. yeryüzünün bütün meydanlarında başörtüsünü birer sancak gibi taşıyanlarsınız..
Siz.. iffet ve namus timsalleri...
yeryüzünün zümrüt parıltılarısınız...
Siz.. yeryüzüne sığmayan, iman çağlayanlarısınız.. "
koş Vera koş
Ülkemin sürgün yerlerine koş
Ağlama deli kız ben ağlarım
seni böyle görmemeli
her okul kapısında türkümüzü söyleyen kızlarımız
ve annelere de söyle ağlamasınlar
ve sakin onlara ölüler demesinler
Selam Olsun!!!
Tebrik ederim
Cts, 21/07/2007 - 20:38 — Selman MaltaşTebrik ederim Yunus Emre. Başarılı bir çalışma. Seni zevkle takip ediyorum, etmeye devam edeceğim.
Saygılarımla.
mağduriyet ve özgürlük
Cts, 21/07/2007 - 21:06 — Yunus Emreben teşekkür ederim tüm dostlara/özgürlük abidelerine/iffet timsallerine!...
içime sindiremediğim; mağdur durumunda bulunanların, özgürlük abideleri/ni/mizi tanımlarken "mağdur" kavramıyla izah etmeye çabalamaları... yalnız ne kadar çabalasalar da birgün onlar da anlayacaklar aslında kim(ler)in mağdur olduğunu... ve kimlerin mağdur olacaklarını...
İnsan Allah'sız kalınca düşer mağdur durumuna. Sığınacak bir kapı bulamaz, kimseden yardım dileyemez, kimse de yardım edemez zaten o zaman...
Çeçen milli marşı şairi İmam Ali'nin sözünü şöyle tamamlayabiliriz;
Allah var, problem yok! Allah var, mağduriyet yok!
sancımızın daim olması dileklerimle...
selametle...
ûlvi ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com/ --
Hür-Ka(dın)n'lar
Paz, 22/07/2007 - 13:51 — Musab YasirÖyle düşünüyorum ki içten olduğu kolayca anlaşılan bir şiir olmuş. Kardeşimin kendi sitesindeki fon müziği ile de pek âla ağlanabilir. Akrostiş ahengini de bulmak isterdim b-a-ş-ö-r-t-ü harflerinde. Ama olmamış...
Bendeniz genelde, er kişilerin bu tür nîsâ konularında kalem oynatmasını hep dışa dönük, bol kabullü kurtarma yazıları/şiirleri gibi okumaya/yorumlamaya elverişliyimdir. Er kişilerin Nur 30'u daha çok yazıp/yaşamaları gerektiğini iyice idrak etmeden Nur 31'e geçişlerini hiç anlayamayacağım bir tedirginlikle izleyegelmişimdir. Yunûs kardeşimin bu üst yörüngede olduğuna dair samimi bir his var bende. Allah utandırmasın...
Başörtüsü bir liyakat gerektirmez mi? Bir üst kimlik değil mi? Âvâm olmamak değil mi? Başörtüyü tesettür mantığından kopararak bir renk cümbüşüne indirgemek, ilgili mantığın ayaklarına sıkmaktır. Başörtünün mealini alıp da maksadını alamazsak bu kimi kandırmak olur?
Bu bir "müslümanca duruş" meselesidir. Er kişiler için de görünen simgeler, sakal, tesbih, misvak vs, belli bir hakedişten sonra, ancak liyakatle taşınabilecek şeylerdir diye düşünüyorum..
Kıymetli Mustafa İslamoğlu hocamız İbn Abbas'ın "İslam binası 4 temele oturur; bunlar: itikat-ahlak-ibadet-muamelat'tır.." tasnifini örnek vererek, yıllardır Türkiye'de ve İslam coğrafyasında ahlak ile ibadetin sıralamasının yer değiştirmesi sebebiyle meydana gelen zararları anlatmaktadır. Evet, Adâlet de olmalıydı bu sırada derken sürekli içimden, bir sohbette de en başa adaleti koyduğunu gördüm.. Şükür.
Genel tasavvurumuzda itikat var, hemen sonra ibadet de var. Yani şekil ve semboller, yani görünen kısım.. Ahlak zayıf ise bu binâ çöker. Ve biz genelde insanları başı örtülü- başı açık diye hemencecik ayrıma eğilimindeyizdir.
Hülasa, herşeyde olduğu gibi burada da bir hakediş olmalıdır. İnsanlar tesettür mantığından sapmadan, başörtüsüne ve diğer İslami sembollere liyakatını isbat etmelidirler... Diyorum.
Allah'ın gülleri yakamızı bırakmasın....
Âmin.
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
Sen Başımın Tacı...
Paz, 22/07/2007 - 20:36 — alanur efşan'Onlar ki Rablerinden ümit kesmeyenler!
Onlar ki başörtülerini sancak gibi taşıyan özgürlük abideleri!
Onlar ki omuzlarında halifelik sancısıyla dolaşanlar!
Onlar yeryüzünün iffet timsalleri…'
-----------
tebrik ederim diyor ve şiirinizle ilgili başka yorum yapamıyorum.
-----------
Belki birgün dil uzatılmaz örtüme
Kendi ülkemde hür yaşarım bende!
Örtüm yüzünden kapatılan kapılar
AÇILIR BELKİDE........
sulugöz başörtüsü edebiyatına hayır!
Salı, 24/07/2007 - 22:51 — Ali DüzMazlum edebiyatına, ezilmişlik görüntülerine, ağlayıp sızlanmaya, bizi vurdular kıydılar öldük gözyaşlarımız iki ırmaktır nice örtülerde gibisinden 478. sınıf bir edebiyata karşıyım. Zulme uğramış olabilirsin, ama bu senin saatlerce uğradığın zulmü anlatmanı hatta artık anlatmaktan karşı çıkmaya vakit bulamamanı gerektirmemeli. Bu ne biçim bir tavırdır; anlamıyorum. Bu ezilmişlik edebiyatı gerçekten baydı yani. Kardeşim başörtülüysen ve eğer o başörtüsünün hakkını vermek derdindeysen, böyle sulugöz kırılmışlıklarla işin olmamalı. Bir meselen vardır, onun için çalışır çabalarsın. Ve yumruk atana gözyaşınla değil yumruğunla karşılık verirsin. Eğer bunu göze alacak yürekliliğe, azime, mücadele sabrına sahipsen. Yani 1. sınıf biriysen böyle iki gözüm iki çeşme edebiyatı yapmazsın. Bitirmeme bir yıl kaldı noolursunuz durumuna düşmezsin. Allah'ın emrine uymakla, müslümanca davranmakla bir yerden başka bir yere geçtiğini, bunda bir hikmet olduğunu, bir mücadele bir dava olduğunu farkeder ve yaşarsın. Okula gidemediysen kendin okul olacaksın, okul sana gelecek, olay budur. Okul olamıyorsan da en azından kendi kendine öğretmen olacaksın. Başörtün dolayısıyla maruz kaldığın haksızlık seni bir yerden başka bir yere sevkettiyse, yeni yerin önceki yerinden daha üstündür, rahat ol. Üstünlüğün hakkını vereceksen, yani gerçekte, özde üstün olabileceksen rahat ol. Ve bir şey yap.
Yukarıdaki metnin türü şiir değil. Ama şiir biçimiyle yazılmış. Metnin türü için de "arayış" denmiş. Yunus Emre kardeşim, boşver arayışı falan. Otur yazabiliyorsan şiir yaz, yazamıyorsan yapabildiğin şey neyse onu yap bence. Millet şiir diyor metne ama, bir tane şiir dizesi bile yok "İçimde Sümeyyeler Var"da. Yani hakkını vermek açısından. İnandığın meseleye dair elinden çıkan işin hakkını vermek...
Bir dakika
Salı, 24/07/2007 - 23:37 — Selman MaltaşSulugöz edebiyatı ne yana düşer? 478. sınıf edebiyat nasıl olur? "Ezilmişlik edebiyatı baydı" ne demektir?
Bu yorumdaki ana fikre birazcık vakıf oldum. Fakat kullanılan üsluba vakıf olamadım. Böyle hassas bir konuda bu tarz bir yaklaşımla eleştirel bir kanaatte bulunmak biraz aykırı geldi.
Kendi kanaatimdir: Örtü yasağı hakkında herhangi bir yorumda bulunmadan önce iyice ölçüp tartmak gerek. Hele ki bir de tavsiye mevzu bahis ise, daha bir ince eleyip sık dokumak lazım gelir.
Bir hayır da benden;
Kaş yapayım derken göz çıkaran edebiyata hayır!
İktibas
Çar, 25/07/2007 - 04:22 — S.Setenay ÖzekEğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse...
Saçlarını taramayı becerememiş bir kızla karşılaşırsanız.Konuşurken saçlarını savurmuyorsa.Sıkı sıkıya tokalarla yapıştırmışsa saçlarını.Uyumsuz kıyafetler varsa üzerinde.Yakıştıramamışsa giydiklerini.Güzelliğinden utanıyorsa mesela.Yaz sıcağında boğazlı bir kazak giymişse.Bir pardesü giyip yün bir başlık takmışsa kafasına.Ya da modası geçmiş bir şapka takıyorsa.Ellerini sürekli başına götürüyorsa,saçlarını sıkıştırıyorsa şapkasından içeri.Ürkekse,bir başınaysa...
Bilin ki o kız,başörtülü bir kızdır.
Bilin ki,bir kez daha kaybetmişizdir.
(Kekeme Çocuklar Korosu'ndan)
yapabildiğim şey şiir yazmaktır!
Çar, 25/07/2007 - 02:49 — Yunus Emre"Yukarıdaki metnin türü şiir değil. Ama şiir biçimiyle yazılmış. Metnin türü için de "arayış" denmiş. Yunus Emre kardeşim, boşver arayışı falan. Otur yazabiliyorsan şiir yaz, yazamıyorsan yapabildiğin şey neyse onu yap bence. Millet şiir diyor metne ama, bir tane şiir dizesi bile yok "İçimde Sümeyyeler Var"da. Yani hakkını vermek açısından. İnandığın meseleye dair elinden çıkan işin hakkını vermek..."
millet metne şiir veya arayış diyor bu ne farkeder? uslubunuzdan dolayı size cevap vermemem lazım, lakin bir konuyu açıklığa kavuşturmam da lazım. ben bu metnin konusunu şiir olarak gönderdim cemaate ama editör(ler) arayış diye cemaate eklemişler. arayış filan değil, sadece içimden geçenleri/hissetiklerimi/yaşananları şiir olarak yazdım.
yazdıklarım sulugöz edebiyatı değildir! bu şiiri okuyup nasıl böyle bir mana çıkardınız, anlayabilmiş değilim. başörtümüzün ne olduğunu, ne için savunulduğunu, niçin baştan çıkarılmadığını hissettirmektir gâye-i hedefim... anlatmak değil hissettirmek, yani şiirsel bir üslupla...
"bir tane bile şiir dizesi yok" demenin bile bir uslübü vardır. size tavsiyem, eleştri yapmadan usül okuyun önce... sonra da dobra dobra eleştrisi yapın da, beni mutlu edin... "eyvallah" dedirtin... çünkü düzgün bir üslupla yapılan yapıcı eleştrilere ihtiyacım var... hamdolsun, bunun bilincindeyim...
ve son sözüm,
belki ağır olacak buraya (bu sözüm sadece ali düz'e) ama iddialıyım;
yapabildiğim şey şiir yazmaktır!
ûlvi ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com/ --
Başörtüsü, edebiyat yapmak, düş kırıklığı, kalp ezikliği vs. vs.
Salı, 24/07/2007 - 23:43 — Esra DemirciBurada bir edebiyat yapılmakta mıdır ki, biz bu edebiyatı yorumlama kaygısındayız... Bırakalım o yasağın birilerince mağduru, kendilerince belki en büyük galibi olan kişiler, yani yaşayanlar anlatsın, anlatılması gereken ne varsa... Aslında bir türlü anlatıl-a-mayan... Ama edebiyat (?) yapmadan, ama acite etmeden, ama gerçeği, yalnız gerçeği...
edebiyatın amacı ve duruşumuz
Çar, 25/07/2007 - 11:53 — Yunus Emreedebiyat yapmanın amacı tartışılmalıdır o zaman esra hanım. edebiyat niçin yapılır? amacı, gayesi, hedefi nedir? insanları ağlatmak mı, yoksa ibret alınmasını sağlayarak unutturulmuş/gündemi değiştirilmiş değerlerimizin tekrar düşünülerek ele alınmasını/ibret alınmasını sağlamak mı?
hala akletmeyecek misiniz? hala düşünmeyecek misiniz? diye bitiyor birçok Kuran ayeti, bunun farkında (mı?) yız...
müslümanlar olarak başörtü mücadelemizde tavizler vererek mağdur durumuna düştük. bunu ilk mesajda belirtmiştim. ama konu buralara kadar geldi, değinmeden geçemeyeceğim...
Allah'ın ilk emri "oku" nidası neye tekabul ediyor acaba? Rabbini okumak, kendini okumak, kainatı okumak mı, yoksa diploma falan kazanmak mı?!... okumak bir eylemdir, duruştur, vizyondur... ve okurken taviz verenlere açıkçası karşıyım... neye karşı Rabbinin emrine karşı gelebiliyorlar, anlayabilmiş değilim...
Eğer bir gün yolunuz bir üniversiteye düşerse...
Saçlarını taramayı becerememiş bir kızla karşılaşırsanız.Konuşurken saçlarını savurmuyorsa.Sıkı sıkıya tokalarla yapıştırmışsa saçlarını.Uyumsuz kıyafetler varsa üzerinde.Yakıştıramamışsa giydiklerini.Güzelliğinden utanıyorsa mesela.Yaz sıcağında boğazlı bir kazak giymişse.Bir pardesü giyip yün bir başlık takmışsa kafasına.Ya da modası geçmiş bir şapka takıyorsa.Ellerini sürekli başına götürüyorsa,saçlarını sıkıştırıyorsa şapkasından içeri.Ürkekse,bir başınaysa...
Bilin ki o kız,başörtülü bir kızdır.
Bilin ki,bir kez daha kaybetmişizdir.
(Kekeme Çocuklar Korosu'ndan)
örneğine sonuna kadar katılıyorum. niçin kaybettiğimizin göstergesidir. kusura bakmayınız, mazur görünüz beni ama belli makamlara gelip insanlara hizmet etmek için, islamı tebliğ etmek için üniversite okumak şart değildir! kendisini ateşe atan birisi, ateşteki birisini nasıl kurtarabilir?
kendi ailemden örnek vereceğim; kız kardeşim ortaokuldan sonra okumak istemedi. ve hafızlık yaptı, şu anda da arapça eğitimine devam ediyor. ve kendisi "abi, iyiki kuran kursunda okumuşum, şimdi bildiklerime amelime dönüştürüp bayan kardeşlerime hizmet etmek, sohbet vermek istiyorum" diyor. sonrasında takva elbisesi olan çarşafı tercih etti falan...
şimdi kardeşim okumadı MI? diploması yok diye okumayanlardın mı?!... tebliğ yapamaz mı?
bu sistemde zaten bir yerlere gelip de bir şeylerin değişeceğini düşünenlerden değilim... cezayir de oyların %90 ını alan islami partiye bile özgürlük elden gidecek nidalarıyla özgürlük getirme adına fransa destekli devrim yapıldı, kabul edilmedi.
tebliğ yapma insandan başlar zaten. gerektiğinde hasan el benna'nın kahvehane kahvehane dolaşarak bile tebliğ yaptığını anlattı babalarımız... belli makama çıkıp hizmet etmek bahanesi de nereden çıktı?
neyse...
ve şiirin yazılış amacını tekrardan gözden geçirmek gerektiğine inanıyorum. ben bir madalyon gibi taşımamız gereken değerimizin unutturulmuş olduğu inancıyla/tespitiyle yazdım şiiri. ve dünyanın buğusuna kapılanlar olarak, dinimizden tavizler veren müslümanlar olarak tekrar gözden geçirilmesi taraftarıyım. niçin li sorular bir türlü bitmiyor...
bazılarımız için biraz ağır olabilir yazdıklarım, ama kendi fikrimi belirmeden dayanamam. madem ki burası seviyeli bir site/eleştrilere açık, hür düşünmeye zemin hazırlanmış/ yazmam gerektiği inancındaydım.
selamlar/saygılar
ûlvi ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com/ --
Başörtüm için
Çar, 25/07/2007 - 00:19 — hafsa yılmazBencede sulugöz başörtü edebiyatına hayır!
Yıllardır elimizden alınan başörtü hürriyetimiz için ağlayıp sızlıyoruz ama sonuç koskocaman bir hiç...
Artık bu "hiçliğe tepki olarak Okula gidemediysen kendin okul olacaksın, okul sana gelecek, olay budur. Okul olamıyorsan da en azından kendi kendine öğretmen olacaksın. Başörtün dolayısıyla maruz kaldığın haksızlık seni bir yerden başka bir yere sevkettiyse, yeni yerin önceki yerinden daha üstündür, rahat ol. Üstünlüğün hakkını vereceksen, yani gerçekte, özde üstün olabileceksen rahat ol. Ve bir şey yap.
Bu ne cüret!
Çar, 25/07/2007 - 11:14 — seyhan sevinçBaşörtülü kardeşlerimizin yaşadıkları sorunları anlatmalarına, "Sulugöz edebiyatı" yakıştırması yapmak en hafif tabirle terbiyesizliktir.
Bazıları ne kadar da cesur şekilde düşünce değeri taşımayan, sığ, üstelik de sıradan ve de absürd yorumlar yapabiliyor böyle...
Fazla uzatmak istemiyorum.
Sadece şunu söyleyeyim: Haddinizi bilin!
Bazı konular hakkında konuşurken bin kez düşünün. Bin kez... Siz ne yapmışsınız ki, inancı uğruna hayallerinden vazgeçen birilerinin destansı öyküsüne "sulugöz edebiyatı" diyorsunuz.
İçimizde böylesine bir saygısızlığa cesaret eden birileri türemişse vay halimize... Vay halimize!
başlık
Çar, 25/07/2007 - 11:53 — Ahmed İhsan"içimde sümeyyeler var" başlığı geçen haftaki (13.07.2007) gerçek hayat'ta sibel erarslan'ın yazı başlığıydı ve farklı bir konudan bahsediliyordu.ancak bu şiirin başlığı olarak da yerinde bir seçim elbette. yüreğine sağlık kardeşim..
Başlık hakkında
Çar, 25/07/2007 - 13:32 — Selman MaltaşSibel Eraslan, geçen haftaki yazısına başlık seçerken Yunus Emre Tozal'ın şiirindeki başlığı kullanmıştır. Sibel Hanım Okumayeri mail grubunda da Yunus Emre Tozal'ın şiirindeki bu başlığı kullanacağını ifade etmişti zaten. Bilgilendirmek istedim.
Saygılarımla.
konuştukça karışıyor, lakin...
Çar, 25/07/2007 - 11:58 — nihan azadeevet konuştukça herşey içinden çıkılmaz bir hal alıyor ve fakat bir kaç kelam da ben edeyim.başörtüsü meselesi aynı merkezden fırlatılan milyonlarca ok gibiydi.her birimiz hedeftik; kimi öldü, kimi yaralandı, kimi de geri dönüşü olmayan bir şekilde sakatlandı.işte bu yüzden kişiler sayısınca başörtüsü problemi vardır.hiçbir zaman çözüm diye ortaya konanın da bu kadar çok kişiye deva olması beklenemez.aslında şimdiye kadarki çözümler de pek parlak sonuçlar getirmedi bence.ne kurallara uyup sahnede kalanlar, ne oyun oynamayı reddedenler, ne de kendilerine başka bir sahne bulanlar durumlarından tam olarak memnun değiller.yaralar hala taze, hep taze..böylesi bir süreçte bu konuya dair kurulan her cümlenin, yaraların kanamasını artırmak dışında bir işe yarayacağını düşünmüyorum.kimse kusura bakmasın ama bence erkekler bu hususta susmalı.böylesi bir durumu anlamaları asla mümkün değil ve kendi hayatları tıkırında giderken bir vicdan temizleme malzemesi olarak başörtüsü konusunda konuşmaları hoş değil...
konuşmak hiç bir işe yaramıyor, susmak hiç bir işe yaramıyor...herkes acısını kendi köşesinde çeksin ve diğerleri de susup saygı göstersin lütfen...
İnce sızı
Çar, 25/07/2007 - 13:27 — mehlika ünalNihan Hanım, katılmamak mümkün değil size. Okulu bırakan grup, daha önce hayalini hiç kurmadığı bir hayatın içinde buldu kendini. Bırakmayan arkadaşların durumu da parlak değil. İki kişilikli bir hayatın çetrefilleriyle boğuşuyorlar, zor. Ne kadar kariyere kavuştularsa da, içlerindeki sızı bir ömürlük.
Ve en çok katıldığım konu da, erkeklerin bu konuda hiç düşünmeden olur olmaz konuşmaları. Bizler gelecekle ilgili tüm hayallerimizi yarım bırakırken, onların tıkırında giden hayatlarının içinden böyle kolayca konuşmaları tuhaf yani. Ha şunu mu diyoruz. "biz mağdur olduk siz de olsaydınız" Hayır. Ben bunu demiyorum ama, konuşurken benim kadar, bizim kadar içiniz sızlamıyorsa, konuşmayın ne olur...
el açtım, el amann!! imtihan olsa gerek her şey, bir imtihan!
Çar, 25/07/2007 - 13:56 — Esra Demirciyanlış anlaşılmak istemem.. ama başörtüsü sorununu sürekli bir acitasyon çerçevesinde sunmak, bu soruna bir çözüm getirmekten ziyade, zaten karmaşık olan bir bilmeceyi, içinden hiç çıkılamayacak bir boyuta taşıyor kanaatindeyim. bahsettiğiniz mağduriyeti birebir yaşamış biriyim. ama bu konuda ya birşey yapmalı, yada bizi bir 'şey'e, bir yere götür-e-meyeceği kesin yargılarla, zaten karşımıza geçip, bu duruma sinsice sırıtmakta olan birilerine, adeta ' bakın biz sizden daha çok acıyoruz, sizin acıyarak baktığınız halimize' demenin hiçbir anlamı yoktur . yaşayanlar yaşamıştır bu gururu, ki altını çizerek söylüyorum, bu mağduriyet denilen şeyi yaşamak, bunla imtihan edilmenin bilincinde olmak gururu ancak yaşayanların akledebileceği bir şeydir. yaşamak istemeyip, kendilerince nedenlere sığınarak yoluna devam edenlerse, çift kişiliğe bölünen bir ruhun çatlakları arasından sızıp gitmemek için mücadele vermektedirler. bu daha korkunç bir gerçektir! bu nedenle yaşamayanlar, bilmeyenler, salt yaşayanların yanında olmak için, bu olayı hüzne garkederek yorumlar yapmasınlar. illa bir şey yapılacaksa dua edelim.. ben daha güçlü bir silah tanımıyorum onun üzerine..
saygılar..
cevap
Çar, 25/07/2007 - 15:48 — Ali DüzYazdığım yorumu bazıları anlamaya, hissetmeye çalışmayıp klasik tepkiler savurmaya devam ettiği için, birşeyler daha yazmak durumunda kalıyorum.
Önce şunu diyeyim; ben şimdiye kadar başörtüsüyle ilgili yazılar hakkında konuşmuş değilim hiç, herhangi bir yorum da yapmadım, ve bilerek bu tür yazılardan uzak tutuyorum kendimi, tutmaya devam edeceğim. Çünkü okuduğum birkaç yazı haricinde meseleye doğrudan katkıda bulunan bir yazıyla karşılaşmadım, başörtüsü konusunda. Gerçekten basit, fazla içe kapanık, ve genelde yüzeysel çıkarımlarla kurulmuş yazılardı bunlar. Bunun böyle olduğunu az çok nitelik ölçüleri olan herkes biliyordur.
Yalnız bu bahsettiğim düzeyde yazılar gittikçe arttığı ve sulugöz bir edebiyat artık her yerde karşımıza çıktığı için, bir kereye mahsus olmak üzere bu tarz bir edebiyatın, yazının, çizginin bize bir şey kazandırmayıp, en başta zaman olmak üzere birçok şeyimizi ise alıp götürdüğünü söylemek ihtiyacı hissettim. Zaten aslında açık, bariz şeylerden bahsediyoruz; ama...
selam maltaş, üslubumda sorun olduğunu düşünmüyorum. Gayet kardeşçe, ve meseleyi dert edinerek yazdım. Doğrudan, damardan çıkmış diyebiliriz yani. Hisseden hisseder onu. Hissetmeyen hissetmez. Siz hissedememişsiniz.
yunus emre, üslubumda sorun olmadığını düşünyorum. Ama senin yaklaşımında sorun var. Sana cevap vermemem lazım diyorsun, işte üslup bozukluğu budur aslında. Çünkü ifadelerimde meseleden kopmadığım, içeriden, kardeşçe ve dert edinerek yazdığım açıktır. Oysa sen bir şey söylemeden bir şey söylediğini zannediyorsun. Ben açık, doğrudan konuşuyorum. Bu zoruna gitmiş galiba. Böyle konuşmamın sebebi, araçla değil doğrudan meselyle ilgili konuşmamdır. Ama sen çarmıha gerilen başörtülerinden, zindanlarda akıtılan gözyaşlarından, sürgüne gitmiş hayat kırıntılarından, çöllere adanmış sevdaların umutlarından falan bahsedebilirsin. Eyvallah, oradaki içtenliğini başka bir yerde nasıl bozabiliyorsun anlamadım. Anladım.
seyhan sevinç, işte üslubuna dikkat etmesi gereken biri varsa o sensin. Sözlerine dikkat et kardeşim. Terbiyesizlik yaptığım yok, düpedüz hakaret ediyorsun. En başta doğru olmayan, sonra da çirkin, anlayışsız ve kaba ifadeleriniz için, kul hakkı açısından sizi Allah'a havale ediyorum. Hakaret etmeseniz, muhatap alınacak düzeyde değilsiniz.
nihan azade, erkekler başörtüsü konusunda susmalı, demiş. Bu sözün, kızların yaşadığını erkekler anlayamaz kastı, doğru değil. Mesela haksızlık, zulüm, ve haksızlık ve zulme karşı yapılacak iş, söylenecek söz ise, cinsiyaeti ne olursa olsun kişinin susması doğru değildir. Ama meseleye katkıda bulunmayan konuşmalara, yazılara, çizgilere, şiirlere ihtiyaç yok tabii ki. Güç ve ilerleme belirten, somut mücadeleler içeren konuşmalar faydalı olabilir. Böylesi de maalesef az.
anlamak adına...
Çar, 25/07/2007 - 16:24 — Ayşe Nazsayın ali düz kardeşim...
yazılan yazılar anlamak adına okunsa böyle küstahlaşmayacak kimse...ama hassasiyetlerimizin üstün olduğu bir noktada yazılan doğru da olsa sataşma sayacak kadar dar ufukta olmamalıyız.
ben yazınızı okudum ve aslında kendinizde dahil olmak üzere hepimize yapılmış bu öz eleştiriyi haklı buldum...
feryat figan uslubuyla gerçekten bir yere varılmıyor. çaresizsek çaresizliğimizi, mağdursak mağduriyetimizi daha başı dik anlatabilmeliyiz insanlığa...
Ali Düz
Çar, 25/07/2007 - 16:44 — elif idgüAli bey,
ne demek istediğinizi anlayanlar var merak etmeyin.Söylediklerinize katılıyorum.
Adalet istiyorum!
Sulugöz edebiyatına karşılık kabak tadı
Çar, 25/07/2007 - 17:16 — Arif HavadisBir kere daha başta ' sulugöz edebiyatı' ifadesi tahrik ediyor ve aşağılıyor. Çocukken biribirimize sümüklü dememizi andıran bir şey. Sonra yazar yazısında böyle bir şey de yapmamışken bu durum daha da rahatsız edici bir boyut kazanıyor. Ali Düz görüşlerinde genel bir isabet içinde ama üslubu farkında olmadı şekilde hatta bana göre özenti sonucu ortaya çıkmış bir tahrikle illetli vaziyete. Gelgelelim bir de burada olduğu gibi görüşünde de hatalı olunca muhatapları hiç çekemiyor bunu. Bu kadar tepki alan birinin durup düşünme vakti gelmedi mi? Aslında ben Ali Düz'ün fikirlerini değerli, -üslup değil- ve konulara yaklaşımını dikkate değer buluyorum. Bana göre pek çoklarından daha isabetli yaklaşıyor. Aynı beceriyi kendini görmek hususunda gösteremiyor ama.
Sulugöz edebiyatı değil bu Ali Düz, temcit pilavı deseydin bu kadar tapki de almazdın. Temcit pilavı eleştirel açıdan hem isabetli olur hem de daha az tahrik eder. Aynen eleştirilerin bazılarının ağzında bıraktığı kabak tadı gibi.
İran'a gidelim.
Çar, 25/07/2007 - 19:27 — gülsüm ibrahimAli Bey, kusura bakmayın ama ben sizin çok daha basit meselelerde çok daha gereksiz ve sert çıkışlar yaptığınızı hatırlıyorum. Yok efendim, senin yaklaşımın sorunlu, yok üslubuna dikkat edecek olan sensin, yok o yok bu. Pardon ama, siz esip gürleyeceksiniz, birileri de alkış mı tutacak. Sizin sinirlenme hakkınız cemaatte baki, başkalarına gelince dur ha dur. Ben de sinirlenme hakkımı kullanıyorum. Kendimize acırız, acımayız. Bizim bileceğimiz iş. Bunu buradaki arkadaşlarımızla da paylaşamayacaksak, iyi be biz İran'a gidelim bari...
***
ek
Bu ne ya; birileri diyor okula girme. Birileri diyor, yok ağlama yumruk ol, indir gözüne. İndir kardeşim sen, indirecek göz bulabiliyorsan. Günahımızla sevabımızla, biz de insanız ya, bizim de kırılgan noktalarımız var. Dik dur, öyle yap, böyle yap. Ne kolay oturduğun yerden konuşmak. Biz bu toprağın insanı değil miyiz ya. Bizim ağzımızı açabileceğimiz, derdimizi paylaşabileceğimiz hiç mi bir yer yok bu memlekette.
Yazıyı yorumlamak olmadı bu ama, birileri de bizi anlasın artık. Yunus Emre Bey hakkınızı helal edin lütfen, sizin blogunuzda yazınızı yorumlamak yerine bu sinir harbinin dışa vurumlarını yazdığım için. Tüm arkadaşlardan da üslup için özür diliyorum ama, yurdum dediğin yerde "yüzde 1,5" olarak tanımlanmak hiç de kolay değil yani.
Yanıt ve son!
Çar, 25/07/2007 - 18:22 — seyhan sevinçİnançları için hayallerinden vazgeçen kardeşlerimiz elbette yaşadıkları sorunlarını anlatacaklardır.
Ne var bunda... Hangi zaferin, hangi kutlu mücadelenin destanı yazılmıyor ki?
O mücadelenin içinde yer alan her kardeşimizin yazdıkları bir destandır. Muzaffer olanlar sadece destanlarını anlatmazlar da... Bazen dertlerini, kederlerini, kaybolup giden hayallerini, o hayallerin peşinden yaktıkları ağıtları bizimle paylaşıyorlarsa, durup onları dinlemek, onlara kulak vermek, dertleriyle dertlenmek çok mu zordur?
Ve saygı duymak onlara...
Ali Düz, sen hiç düşlerinden vazgeçtin mi? İnançların için bir bedel, büyükçe bir bedel ödedin mi?
Bu kardeşlerimiz bırakın düşlerinden, yaptıkları tercihle mutlu olmak, başarılı olmak, başka biri olmak şanslarından bile vazgeçtiler.
Onlar anlatıyorlarsa sorunlarını... Onların bu anlattıklarını "sulugöz edebiyat" olarak nitelendirmek ne kadar doğrudur? Ve böyle bir tanımlama ne kadar "seviyeli olmak"tır. Sorarım size?
Ey Ali Düz!
Kim olduğunu, ne olduğunu, düzeyini, kalibreni ve dahası inançları için ne tür bir fedakarlıkta bulunduğunu falan bilmiyorum.
Merak da etmiyorum.
Seninle polemiğe girmek niyetinde değildim, değilim hâlâ...
Ne diye polemiğe gireyim ki?
Var mı bir mantığı?
Ama bir haksızlık, bir hadsizlik yapılmışsa buna karşı suskun kalamam. Seni muhatap almamın nedeni sen değil, yaptığın hadsizlik, haksızlıktır.
Başörtüsü mücadelesi uğrunda binlerce hayat söndü bu ülkede... O mücadeleden alnının akıyla çıkan herkes bizim başımızın tacıdır.
O mücadeleyi konu alan her kelime, her cümle bizim için değerlidir. Onları, onların kelimelerini kimseye çiğnettirmeyiz. Asla ve kat'a...
Kaç yaşında olduğunu bilmiyorum ama eminim ki verilen o mücadeleye, sönen o hayatlara, heder olan o gençliğe tanık olsaydın, kesinlikle saygılı olurdun.
Ama bir şeye tanık olmamışsan bile en azından inanç uğruna verilen bir mücadeleye ve o mücadelenin içinde bulunanların dertlerini kardeşleriyle paylaşma edimlerine karşı saygılı olmak akil olan her insanın üzerine vazifedir.
Kimsenin, hiçkimsenin... hele hiç bir bedel ödemeyen hiçkimsenin inancı için bedel ödemiş insanları rencide etmeye hakkı yok.
Bir kez daha yazmayacağım bu konuda... Düzey konusuna gelince de, dediğim gibi çapını bilmediğim için ne söylesem boş.
Tanımlama yaparken dikkat edelim! Lütfen...
fıtrat meselesi
Çar, 25/07/2007 - 20:49 — esma gunesmerhaba
Ali Düz hadiseyi aslında öyle pek de içselleştirmemiş kimselerin daha önce sık rastladığımız bir biçimde durumu anlatmasını samimiyetsiz buluyor, dahası zarar verici birşey olduğunu söylüyor.Başörtüsü meselesi hakikaten çok fazla, özellikle yazı yazan insanlar tarafından istismar edildi.Hatta o kadar ki bu yazılar "sulugöz edebiyatının" bir cüzünü oluşturacak sayıya ulaştılar.
Genel olarak bu tür metinler, özel de "içimde sümeyyeler var" şiiri alıcısı olmayı reddettiğim bir sorunu dile getiriş şekli.Ben başörtüsü mağdurlarını gösteren, ardına acıklı müzikler konan videoları da izlemem mesela hem de bizzat bu yasağa muhatap olmuş biri olmama rağmen.Çözüme katkısı olmadığını düşündüğümden kıyasıya eleştirdim bu tür metinler yazan arkadaşlarımı.Hadisenin sadece görünen kısmını alan ve yazarından başkasına da fayda sağlamayan ağlak lirizmin can sıkıcı türevleri olduğunu düşündüm.Ama sonra bunun bir bakış açısı farklılığı olduğunu kabul ettim.Bunları yapan arkadaşlarımın samimiyetine inanç duymaya başladım ve fakat yine alıcısı olmamaya, izlememeye, okumamaya da devam ettim.
Ali Düz'ün eleştirisinde haklı olduğu yerler var.Ama bence unuttuğu birşey de var; o da başörtüsü yasağının bu devam edegelen süreçte bir çok şeyi etkilemiş, çok yönlü bir meseleye dönüşmüş ve bu yasağa dair fikri olan tüm müslümanların farklı fıtratlarda olduğudur.Bu tür metinleri samimiyetle yazan ve bu tür metinlerin alıcısı olan müslüman kardeşlerimiz var.Bu tartışma da sözkonusu yazının çözüme katkısının ne ölçüde olduğuna dair bakış açısı farklılığına sahip olmanın neticesi.Allah'ın davasına destek olmanın metodları çeşitlilik arzeder,bu da Yunus Emre'nin metodu.Hem belki de bu tür yazılarla pasifize olmanın tersine mücadele hisleri kamçılanan müslüman kardeşlerimiz de vardır.bilemeyiz.Çözüme olan katkısının boyutları bizim tarafımızdan ölçülebilen birşey değil bu.Bu kadar mültefiti olduğuna, dolaşımı bu denli yaygın yazılar olduğuna göre bize böyle düşünmek ve kendi çözüm yollarımızı uygulamaya ve onların doğruluğunu savunmaya devam etmek düşüyor.Ben Ali Düz'ün duyduğu rahatsızlığın islami bir endişeyle olduğuna, samimi olduğuna inanıyorum.Tıpkı Yunuz Emre'nin sözkonusu yazıyı yazarkenki samimiyetine alıcısı olmasam ve yazıdan hoşlanmasam da inandığım gibi.Erkekler mağdur değil konuşmasın mealinde bir şeyler yazılmış.Allah'ın hükmüyle hükmedilmemesinden rahatsız olunmasının cinsiyeti olmaz onu da son olarak not düşeyim.
mizaç
Per, 26/07/2007 - 21:58 — Ali DüzSizin "unuttuğu yerler var..." dediğiniz yerleri unutmuş değilim aslında. Evet, bir meseleyle ilgili olan farklı farklı mizaçlarda insanlar var. Fıtrat veya mizaç ne dersek diyelim insanlar farklı elbette. Gerçi fıtrat islâm üzeredir, mizaç ise insanın yetiştiği ortamdan aldığı bir şeydir; cimri bir insan cimri bir ortamda, koşullarda yetiştiği için öyledir -mesela İngilizler adanın sınırlı imkanlarıyla yaşamış ve bu yüzden elinde olanı yönetmekte, kullanmakta, elindekinin siyasetini yapmakta kıvraktırlar-. Yani yanlış edinilmiş karekterden -mesela uyuşukluk, tembellik, zor olana girişememe- kaynaklanan hatalar, iradeyle, anlama çabasıyla yok edilebilir inancındayım. Ben balık burcuyum mesela, böyle metinler -daha doğrusu bunlardan çok daha iyisini- yazmak elimden gelebilir, ama yazmıyorum, böyle bir isteğim yok hem, hem de kendi meselelerim önceliklerim açısından doğru bulmuyorum bunu. Sonuçta, mantık ve kavrayışla bazı şeylerden vazgeçmek, bazı şeyleri onarmak mümkün. İnsanların yapılarına saygılıyım. Anlıyorum bunu. Ama çok fazla demokratik davranmayı da tercih etmiyorum. Burada tepkimi ise, böyle metinler artık fazlasıyla arttığı için belirttim. Yoksa herkes kendi yolundadır, eyvallah yani. Sürekli konuşacak, tartışacak değiliz, saygı duyar geçeriz.. değil mi?
Açıklamanız için teşekkür ederim.
Anlamadan anlaşamayız
Çar, 25/07/2007 - 21:05 — Ali DüzAnlamadan anlaşamayız gerçeğini tekrar hatırlatmak gerekiyor. Kendi kalıplarını ölçü kabul edenler de düşünmeli biraz.
Yazdığım sade bir yorumun nerelere çekildiğini görünce şaşırdım açıkçası. Bazı insanların; okuduğu metinlerde ayrımlara dikkat etmek, bağlamı takip etmek, amacı anlamak gibi dertlerinin olmadığı, elini kolunu sallaya sallaya okuyup elini kolunu sallaya sallaya yazdığını görmek üzüntü veriyor; ama bu bir gerçek. Gerçek karşısında üzgünlüğü mümkün olduğunca hızlı atlatmak gerekir. Karşına çıkan bir şeyden dolayı üzgün olmakla uğraştığın, üzgünlüğün hakim olduğu zamanlar, bir bakıma boş geçen zamanlardır. Üzgünlük, daha doğrusu üzgünlüğün hakim olması, bir boşluk durumunda olur. Boş kalmamak, hemen harekete geçmek, ayetin de söylediği gibi bir işi bitirdikten sonra başka bir işe hemen başlamak gerekir. Ne kadar ara verilmişse, gelecekteki işten kopma ihtimali o kadar artmıştır. Ve bir de şeytanın boşluğu doldurmaktaki ustalığı düşünülürse... Meseleyi çözmek için elinden kayda değer iş çıkan insanlar, üzgünlükle, kırılmakla, zoruna gitmekle, ve giderek bunlardan başka bir şey yapmamakla fazla zaman kaybetmeyenve somut bir amaca odaklanan, iş üreten insanlardır. Bu tastamam bir gerçektir. Diğer taraftan, üzgünlüğün kendisine hakim olduğu kişiler -ki zamanla bu üzgünlüğün de aşınmayacağı kesin değildir-, sürekli duygusallık çevresinde hareket ettiği için oldukça kırılganlaşırlar. Söylediğiniz sade, net bir şeyi dahi yanlış anlamaya, abartmaya, bağlamından koparmaya müsait bir durumdadırlar.
Sulugöz edebiyat derken -bu da benim uydurduğum bir tamlama değil- kastettiğim şey, sürekli olmasa bile çerçevesi bakımından çoğunlukla hüzün, üzgünlük, acı aşılayan; insanın bilincinde yeni bir hareket, oluşum, ilerleme meydana getirmeyen, ve dolayısıyla bir süre sonra insanı tümüyle kendi alanına hapseden edebiyattır. Artık çağından, çevresinden haber vermemeye doğru giden, fazlasıyla lirik -ve işin kötüsü niteliksiz- bir minicik düşünce ama tonlarca duygu taşıma alanına doğru kayan edebiyat. Ve maalesef, islâmi kesimdeki gençlerin çoğunluğu, derece derece böyle lirik bir havanın içinde, yazı denebilir ya da denemez şeyler karalıyorlar.
Buradan sonra yeniden birkaç kişinin yanlış algılarını düzeltmek çabasıyla birşeyler eklemem gerekirse, şunları diyeceğim.
"Ali Düz görüşlerinde genel bir isabet içinde ama üslubu farkında olmadı şekilde hatta bana göre özenti sonucu ortaya çıkmış bir tahrikle illetli vaziyete." Arif Havadis'in bu cümlesinin türkçesinden, şunu anlayabiliyorum; Arif bey bana tahrik taşıyan, özentili, hastalıklı bir üslubunuz var diyor. Oysa ben hasta değilim, kimseye özenmiyorum, birilerini tahrik etmek gibi bir illetli tavır içinde de değilim. Burada bana haksızlık ediyor. İspat edemeyeceği şeyler söyleyerek. Tekrar edeceğim şey şu; yorumumda şahıslara takılma durumu yok. İlk yorumum onu anlamak isteyenler için aslında açık, doğrudan, somut duruşları mesele edinen, kardeşçe bir yorum. Sorun bazı insanların bazı tip konuşmalara kilitlenmiş olması. Arif bey, görüşlerimde hatalı olduğumu söylüyor, ama hatayı açıklasa bari...
gülsüm ibrahim, çok daha basit meselelerde daha gereksiz ve sert çıkışlar yaptığımı düşünüyorsanız, lütfen o gereksiz çıkışlarımı o konuların başlığı altında eleştiriniz. Böyle toptan konuşmak doğru değil. Buyrun, bahsettiğiniz çıkışlarımın geçtiği yazıların altında eleştirilerinizi belirtin, ben de cevap vereyim! Buyrun.
Herkesin sinirlenme hakkı vardır. Bana hakaret edenlere de artık sizi rahatsız etmeyeceksem, cevap vereyim değil mi? Hayret bir şey! Adam bana çıkmış "terbiyesiz" diyor, oysa yazdığım yorumda terbiyesizlik kesinlikle yok, kendisi de ispat edemez, bu durumda ben cevap vermeyeyim mi buna? Bu sizi ilgilendirmez, bana hakaret edene elbette cevap vereceğim. Onlara hakkımı helal edeceğim ya da etmeyeceğim. Buna ben karar veririm.
seyhan sevinç'e de son bir cevap, yazdıklarımın hiçbir yerinden başörtülülere saygı duymadığım, onların duygularını anlamadığım, onların mücadelelerini es geçtiğim, oturduğum yerden konuştuğum çıkarımı yapılamaz. Aksine ben davaya, meseleye, zulme adı neyse artık ona tam bir inançla inanıyorum. Ve mücadelemi yapıyorum. Beni tanımadan beni tanıyormuş gibi konuşmanız doğru değil. "Kaç yaşında olduğunu bilmiyorum ama eminim ki verilen o mücadeleye, sönen o hayatlara, heder olan o gençliğe tanık olsaydın, kesinlikle saygılı olurdun." diyorsun, saygısız davrandığımı söylüyorsun yani, bu doğru değil. Yaşım 20; ama kimin ne yaşadığını iyi biliyorum, merak etme. "Düzeyim, kalibrem, kim ve ne olduğum" konusunda şunları diyeyim. Sana cevap vermeye net olarak yeter düzeyim; hatta anladığım kadarıyla fazlasıyla yeter, gerçekten. Ama cevap vermeyi değerli bulmayabilir düzeyim, çünkü ortada soru değeri taşıyan bir şey dörmüş değil, çünkü sen hakaret üretiyorsun. Benimse işim var. Ve lütfen uzatmayalım.
Lütfen Ali Düz..
Per, 26/07/2007 - 01:09 — Arif HavadisYazdıktan sonra gözatıp düzeltme yapmadan göndermişim, kusura bakmayın.
Farkında olmadan tahrik edici cümleler kuruyorsunuz dedim. Çünkü böyle bir şiiri 'sulugöz edebiyatı' olarak nitelemek son derece tahrik edicidir. Kime söylense alınır. Niçin? çünkü isabetli dahi olsa incitici bir söz bu. İnsanların en az yüzde doksanı alınır bundan alınır. Üzerine, bunun şiir bile olmadığı söylüyor vb pek çok ifade kullanıyorsunuz. Farkında değilsiniz dememin nedeni de bu zaten. Verdiğiniz cevaplara bakıyorum, siz ise kimsenin sözlerinden doğru dürüst alınmıyorsunuz. Hatta kızgınlık ifadelerine karşı neredeyse temeli olan, sosyolojik, analitik cümleler dahi kuruyorsunuz. Her ne kadar, sert ve bazısı ölçüsüz de olsa bir mütalaa, bir münazara üslubu kullanıyorsunuz. Bu da insanların rahatsız oldukları hususları fark etmediğinizi gösteriyor. Gelelim bu şiirin sulu göz edebiyatı olup olmayacağı meselesine. Hayır, değil. Burada sulu göz edebiyatı yapılmıyor. Bence sizi bu kanaate götüren sebep, konunun türban olması ve sizin bir şiirden, bir türban meselesini konu edinmiş yazıdan yana olan beklentilerinizle örtüşmemesi. Ben sizin bu tür şiirlerden hoşlanmadığınızı ve genel yaklaşımınzdan mülhem bir çıkarımla nasıl bir şey beklediğinizi tahmin edebiliyorum. Çünkü hangi şairleri beğendiğinizi, kimleri okuduğunuzu deşifre ediyorsunuz. İşte bu yüzden burada hata ettiğinizi, bu şiirin işlediği konuyla alakalı en fazla 'temcid pilavı' yakıştırmasının yapılabileceğini söylüyorum.
Özenti meselesine gelecek olursak. Bundan rahatsız olacağınızı biliyorum, çünkü kim olsa rahatsız olur..! Ancak bu o kadar açık ki! eleştirilerinizde kullandığınız konuşma dili, keskinlik ve tahrik edici cümleler yalnızca bir adrese işaret ediyor. Evet, siz çoğunlukla doğru şeyler söylüyorsunuz ve inanın ben sizin yaklaşımlarınızı çoğu kez hayranlıkla izliyorum ancak özendiğiniz kimseden kaptığınız bu üslup bir çuval inciri berbat ediyor. Sizden beni anlamanızı beklemiyorum ama ben bu duruma bir hayli üzülüyorum. Çünkü az buçuk da olsa bir birikiminiz var ve hadiseleri ancak olgun insanların değerlendirebileceği açılardan yaklaşıyorsunuz fakat haklı olarak herkes o tahrik edici üsluba takılıyor ve bu güzelim meseleleri çözecek yaklaşımlar gümbürtüye gidiyor.
Kardeşçe diyorsunuz. Ben sizin sözünüze inanıyorum ama siz sadece böyle olduğunu zannediyorsunuz.
Hayır, ben sizin görüşlerinizin hatalı olduğunuzu söylemedim. Bilakis genel olarak son derece isabetli olduklarını ifade ettim. Sadece burada olduğu gibi bir de hatalı olunca (ara sıra hatalı şeyler de söylediğinizi düşünüyorum çünkü), tahrik edici ifadelerin hiç çekilmediğini ifade etmeye çalıştım.
Tüm sözlerimi şöylece özetleyebilirim. Yaşınızın yirmi olduğunu söylemişsiniz. Yirmi yaşında bu bakış açısına ve isabetli değerlendirme yetisine sahip biri, üslubunu da düzeltirse otuz yaşına geldiğinde tadından yenmez biri olur. Ali Bey, kusuruma bakmayın ama dostane bir şey söyleyeceğim. Yirmi yaşınızdasınız ama ellilik İsmet Özel'den daha tahrik edicisiniz. O ki şairul şueradan ve yaşı da sanırım ellilerde. Büyüğümüzdür, şuaradandır deyip çekilir ammaaa kimsenin sizi öyle görmesini beklemeyin. Yirmi yaşında böyle davranırsa ne olur. Ayıp olur. İsmet Özel'ler o makamlara bu yaşlarında ayıp ederek gelmediler.
Benim kimseyi düzeltmek, değiştirmek gibi bir derdim yok. Sadece bu yaşında bu değerlendirme yetisine sahip birini kaybetmekten yana endişeliyim. Ve sizin her seferinde aynı sebepten dolayı uyarılıyor olmanızdan da rahatsızım. Bir özeleştiri yapıp, bu yanlış tavırdan vazgeçerseniz başkasını bilmem ama inanın ben çok sevinirim. Çünkü sizi okumak, ifadelerinizin altına gelen uyarı mesajlarını değil, o münazaraların devamını okumayı çok arzuluyorum. Onlardan istifade etmek, istifade edilmesini görmek istiyorum.
Selam ve muhabbetle.
başörtüsü
Per, 26/07/2007 - 00:28 — rüfeyde kiramArkadaşlar bu konuda ayrı görüşlere sahip olabiliriz ama başörtüsü haksızlığına son demeliyiz
YUNUS EMRE bey yüreğinize ve kaleminize sağlık.....
KaBiLe KaRşI HaBiL'leR NeRdE
FiRaVuNu BoĞaCAk KıZıL dEnİz NeRdE
EbReHe'NiN SoNu EbAbİl'LeR NerDe
Bi' HaBeR VeRin DosTlAr Bi' HaBeR VeRiN
çağrı!
Per, 26/07/2007 - 12:28 — Yunus Emregörülen o ki bu başlık altında, esma güneş'in bahsetmiş olduğu metod farklılığından çok, insanları kırmalar var.
bu başlığa son mesajım olacak. ben bu şiiri /şiir olarak kabul etmeyenler için metni/ samimiyetimle yazdım. ve bu tip şiirlerin bilinci az veya bilinci çok insanlarımızın unutturulmuş değerlerini hatırlamaları için, davamızın ulviliğini anlatmak, ve hâlâ yapılan yanlışlardan ibret alınmasına vesile olabilmek için yazdım.
ama görüyorum ki olay artık çığırından çıktı. çığırından çıkarttık olayı /kendimi dışarda tutmuyorum/
bazı kardeşlerimizin dediği üzere bu tip acıtasyon veya sulugöz edebiyatı olan metinlerin ve şiirlerin karşısında olmak neyi değiştirir?, neyi etkiler? neleri değiştirmez? veya bu tip meseleleri nasıl ele alacağız? gibi sorulara cevap yazmayacağım artık.
çünkü bu bir samimiyet meselesi, ihlas meselesi, perspektif meselesi, duruş meselesi, bakış açısı meselesi, metod meselesi....
bu liste uzar gider.
ama dedim ya olay çığırından çıktı artık. bir örnek ile bitireceğim;
imam-ı azam oğluna kelam ilmi alınmasını yasaklar. oğlu "baba sen zamanında kelam ilmini tahsil ettin, benim niçin kelam ilmimi yasaklıyorsun" diye sorunca imam-ı azam şu müthiş cevabı verir;
- oğlum, bizim zamanımızda tartışmalar hakkın ortaya çıkması için yapılırdı. şimdi bakıyorum da, tartışmalar insanların birbirlerini mağlup etmeleri için yapılıyor...
burada hak/batıl meselesi yok. ama dedim ya duruş meselesi, bakış meselesi, samimiyet meselesi falan.
lakin burada insanları kırma meselesi de var. yanlış anlaşılma meseleleri, kırıcı cümleler... ve konu öylesine hassas bir konu ki... o yüzden bir çağrım var;
bu konuyu burada bitirelim.
eğer birilerini rahatsız ettiysem özür dilerim.
hakkınızı helal ediniz.
selamlar/sevgiler
ûlvi ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com/ --
Anlaşılmaya dair
Per, 26/07/2007 - 15:01 — seyhan sevinçBenim isimlerle ilgim yok. Fakat görüyorum ki yaptığım şey "isim odaklı" bir tartışma zeminine çekiliyor. Yok, hayır bunu yapmayacağım. Bu bana asla ve kat'a yakışmıyor.
Dün de söyledim, eleştiriyi bir özne'ye değil, o öznenin yaptığı tanımlamalara, haksızca tanımlamalara yaptım.
Fakat olay yine de kişiselleştirildi. Olsun. Kardeşimiz hâlâ 20 yaşındaymış. O yaşları bilirim. Hayatın ve kainatın merkezinde siz varmışsınız gibi gelir. Bu yanılsamadan tek bir şey sizi kurtarır. Biraz daha yaşlanmak... Allah sağlıklı, uzun ömürler versin inşallah!
Evet konuya geleyim.
Ben o yorumumda, o genç kardeşimizin başörtüsü davasına yaklaşımını falan eleştirmedim.
Onun, başörtülülerin kendilerine dair anlattıklarına getirdiği isabetsiz tanımlamayı eleştirdim.
Bir başörtülü kendi insan hallerine dair bir şey anlatıyorsa buna "sulugöz edebiyat", (bu da ne demekse artık, uyduruk bu kadar tanımlamanın üretildiği bir mecrada ayrıca bununla ilgilenmeyeyim), tanımlaması yapmak ne kadar doğrudur.
Bu incitici tanımlamaları yapmaya ne gerek var.
Ben iki gündür bunu tartışıyorum. Ve bunun haddi aşan bir tanımlama olduğunu savunuyorum.
O arkadaşımız ve ona destek çıkan birkaç yorumcu ısrarla, sanki onun yaklaşımını, duruşunu eleştiriyor muşum gibi bir tavır içerisindedir. Başörtüsü davasına sahip çıkmak, çıkmamak meselesi değil tartıştığım şey. Başörtüsü mağdurelerinin kendi insan hallerine ilişkin anlattıklarına getirilen iki kelimelik "sulugöz edebiyatı" tanımlamasını tartışıyorum. Ama görüyorum ki hâlâ bile anlaşılmış değilim.
Bir kez daha söyleyeyim: Ben yapılan tanımlamalara itiraz ediyorum.
Bunu yaparken başörtüsü mücadelesinin ne kadar önemli bir mücadele olduğunu anlatmanın nedeni de, o mücadelenin içinde bulunan kız kardeşlerimizin hassas durumuna ve bizim açımızdan özel konumlarına dikkat çekmek içindi.
Onlar, ne derse desin başımızın üstünde yeri vardır diyerek kabullenmek ve onları anlamaya çalışmak varken, ahkam kesen bir pozisyonda, rencide edici tanımlamalar yapmak ne kadar doğrudur?
Ben bunu sorguladım.
Yapılan şeye terbiyesizlik demem hataydı. Çünkü yaşım itibariyle, söylenene değil, söyleyene bakmam gerektiğini bilmeliydim. Ama bir anlık gaflet işte... O arkadaşımızın, kendisinden her türlü olgunluğu bekleyeceğimiz bir yaşta olup olmadığına dair herhangi bir bilgim olmadan, eleştiriyi bu kadar sert bir şekilde yaptığım için üzgünüm.
Gerçekten Ali Düz kardeşimizin yaşıyla ilgili bir bilgim olsaydı, daha farklı bir üslup kullanırdım. Gençler, hele de 20'li yaşların (Zeka yaşı olarak değil; sadece biyolojik yaş olarak) kredileri çok yüksektir bende...
Dediğim gibi, üzgünüm.
Eğer o arkadaşımızın o yaşta olduğunu bilseydim o zaman şöyle derdim: "Sevgili kardeşim, yorumundaki genel tema ve olaylara yaklaşımına bir şey söyleyemem. Ama yorumun hemen başındaki o tanımlamaları yapmanın, birilerini rencide eden bir üslup içerdiğinin bilmem farkında mısın?"
Fakat talihsizlik işte...
Neyse, fazla vaktim yok. Beni bilenler bilir, bilmeyenler için bir kez daha söyleyeyim. İsimlerle hiç bir zaman ilgilenmedim. Yemin ediyorum, o yorumu yaparken karşımdakinin Ali Düz olduğundan bile haberdar (Bilsem bile bir şey değişmeyecekti. Çünkü kendisiyle ilgili en ufak bir fikrim yoktu) değildim. Çünkü o kişiyi değil, orada yazılan o tanımlamayı eleştiriyordum. Dolayısıyla ismin Ali Düz ya da Veli Eğik olmasının benim için hiç bir anlamı yoktu.
Ha bilsem (bu artık tanıdığım) Ali Düz'dür, bir şey değişir miydi?
Bilmem... Çünkü kendini beğenmiş biri değilim. Her düzeyde insanı kolaylıkla muhatap alacak insani ve irfani olgunluğa sahip olduğumu düşünüyorum.
Konuyu lütfen burada kapatalım.
Çünkü bunun kimseye faydası yok.
Bir kez daha söylüyorum. Başörtüsü ile ilgili yazılan her şeyde, zaten kalpleri kırılmış, vicdanları sızlatılmış, tutunacak bir dal, kendilerini dinleyecek bir dost, konuşacak bir yaren arayan ve duygu dünyaları örselenen kardeşlerimizin duyarlılıklarına dikkat edelim.
Benim amacım bunu açık ve net bir şekilde anlatabilmekti. Bu uyarıyı yapmayı bir mü'min olarak üzerime vazife görmemi her halde kimse yadırgayamaz, değil mi?
Allah, heppimize mü'min kardeşlerimizi anlama idraki versin!
Selametle!
Alıştık ne de olsa
Salı, 21/08/2007 - 17:34 — Şeyma SubaşıUnutulmuş bir yazıyı,hele de kırgınlıklar bulunan bir yazıyı tekrar alevlendirmek istemem.Ama birşeyler söylemeden edemeyeceğim gerçekten.Bu sebeple affınıza sığınıyorum.
Bir dostun blogunda gördüm sevgili Ali Düz'ün yorumunu.Ve açıkçası bu yorumu tutarak oraya koymasına şaşırdım :) ..Bir kere 'bizim acımızı erkekler anlamaz zaten,siz anlamayın,gidin' demeyiz biz,ama böyle bir yorum üstüne işte söyleyebiliriz bunu.Evet belki uzatmanın acı üstüne acı ekmenin,hergün ağlamanın,uyuyamamanın lüzumu yok.Ve bu kadar acı veriyorsa bu bize,bunun çok yerde çok şekillerde anılmasınada hiç mi gerek yok.Ama var da bir yandan.Eğer siz bizim halimizi anlamış olsaydınız zaten bunu söylemezdiniz.Ben hergün karşılaşıyorum bununla,türlü türlü kılıklarla.Biliyorum diğerleride kaşılaşıyorya.Evet peruğu takıp takmamak benim elimde. Gidip gitmemek benim elimde. Ama keskince yargılamak sadece Allah'a mahsus.Ben peruk takan kıza acımam,üzüntüsünü anlamam demek bence insana yakışmıyor..
Ben Ali Düz'ün demek istediğini anlıyorum ama o da beni anlar inşaallah.Çünkü ben hergün bir yerlerde bir şekilde dışlanmaktan çok üzüntü duyuyorum.Ve hep oluyor bu.
Yıllar öncesinde -çocuklukta güzel olan- çok samimi olduğum bir arkadaşım bana ben ona kurandan birşeyler anlatmaya çalışırken yaşıyorum.Bana -sen de çok dindarlaşmışsın- derken mesela.Bunu silkinerek söylerken ve söylediğim ayete saçma derken.Sonra bir lokantada balık yerken yaşıyorum tuhaf tuhaf bakışlarla,gülüşlerle.Masadan kalkar görünümlü bir aile için garsona -oraya geçebilirmiyiz?- derken aile -hayır biz daha oturacağız- diyor. Ve defterime birşeyler karalarken çok geçmeden masa kapılıyor. Sonra geçenlerde gittiğimiz bir piknikte, (bir izci evi) yaşlıları bir ziyaret edelim diyoruz.Emekli öğretmenler kalıyormuş orada.İçeri giriyoruz bir kısmımız (bende dahil) ellerini öpüyoruz 89 ve 84 yaşındaki teyzelerin.Bir teyze biraz daha mütevazi.Diğeri birden lafa karışıp duruyor.Torunlarının hepsini okuttuğundan bahsediyor iştahla ve şiddetle.Ellerini öpüp vedalaştığımızda,herkes dışarı çıktıktan sonra ben aynada başörtümü düzeltirken büyük teyzenin konuşmalarına kulak misafiri oluyorum:
-Sevmiyorum efendim işte bunları.Polislerin içeri sokmaması lazım aslında.
Diğer teyze olsun vb. ifadeler kullanırken o:
-Kuraldışı efendim,kuraldışı
diyor bizim için.
Peki ben birkaç haftacık içinde tüm bunları yaşıyorum Sevgili Ali Düz,evet belki günlüğümde durmalı bunlar benim.
Ama hakediyormuyum?Hep o tuhaf bakışları o tuhaf sözleri.
Dershanede coğrafyacı önüne Allah'ı koyduğu halde (Allah'tan koydu) -işte böyle ilginç dünya,istesende böyle düzenli yapamazsın- diye dünyadan bahsederken.Biz başörtülülere dönüp ,Ama tabii siz dar bir kafa ile düşünmeyin,herşeyide o açıdan değerlendirmeyin,daha bilimsel biçimde inceleyin olayları. derken bize?.....
Tabii,herşeyi Allah'a bağlamak;düpedüz darlık :)
Neyse...Canınız sağolsun Ali Düz.Şimdi ben böyle derken de sanki sulugöz edebiyatı falan oldu di mi?Ne yapalım Allah cümlemize hidayet versin.nokta