ibrâhîm
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhîm
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrâhîm
gönlümü put sanıp da kıran kim
Asaf Halet Çelebi
Bir ayrılık varsa ortada terkeden suçludur her zaman. Hayatında yokum artık ya da yokmuşum gibi davran diyendir günah keçisi.Birileri suçlanacaksa şayet bu kesinlikle giden olmalıdır. Peki niçin terkeder terkeden. sevmekten vazmıgeçmiştir artık, yoksa nefret mi ediyordur, gerçekten bitmiş midir her şey de dönüp gidebilmiştir böyle kolay. Peki gidişi ardına dönüşü kadar kolay mı olmuştur gerçekten? Hiç sanmıyorum. Öyle olsaydı ayrılık acısı hep tek taraflı yaşanmalıydı. Aylar hatta seneler sonra onu tanıyan birini görünce utana sıkıla o nasıl diye soramamalıydı terkeden.Umrunda olmamalıydı, yaşayıp gitmeliydi işte, biri giderse biri gelir diyerek. Onu tanıyanı görünce sırf o gözler onu gördü, ona baktı diye gözleri parlamamalıydı, hatta dolmamalıydı, geçen günler hatıra bile gelmemeliydi. Peki neydi sebep. Neden gitmişti ve şimdi neden suçlanıyordu? Bu hal gösteriyor ki terkedilen kadar terkeden de çekiyordu o acıyı. Belki biraz daha fazlaydı ama az olmadığı kesindi.
Yanılgı onun bize geldiği zannımızdan kaynaklanıyor. Onu bizim çağırdığımızı ve gün gelipte gönül evimizin kapısını çaldığında ona kapımızı sonuna kadar açtığımızı unuttuğumuzdan.Hatırlasanızsa ettiğiniz dualarınızı? Kalbinizden kalbine köprü kurmaya çalışmadınız mı? Hiç değilse dualarda, dualarda buluşsak olmaz mı Allah'ım deyişlerinizi? Buyuruyor Efendiler Efendisi(s.a.v) kişi sevdiğiyle beraberdir diye. Biz hep istemedik mi onunla olmayı ve biz atmadık mı acıya doğru ilk adımı. Unuttuk onun da bizim gibi bir insan olduğunu. Gönül evimize çat kapı gelmemişti ama biz çat kapı yakalanan bir ev sahibi gibi acemi davranmıştık. O geçmesi gereken yere kurulmuştu da, biz illaki baş köşeye oturtmaya çalışmıştık onu, yerinden memnun olduğunu düşünemeden. Sonra o yerin bir sahibi olduğunu da görmezden gelmeye çalışmıştık küstahça...Oysa daha doğduğumuz gün mührünü vurmuştu oraya, tapusu ona aitti. Vermeyecekti o yeri vermemeliydi. ebu cehil bile çıkaramamıştı onu yerinden. ebu cehilin bile elinden tutmuştu ezel ve ebed sahibi(c.c) Bir gün Hz.Ali sormuştu ya hani: Ya ebu cehil! gerçekten hz. Muhammed'in(s.a.v) peygamberliğine inamıyor musun? Ve cevap gelmişti. Biliyorum ki O (s.a.v) bir peygamberdir ama neden O...Evet bırakmamıştı ev sahibi bizi bırakmayacaktı da. Ama karar yine de bize aitti. Çünkü öyle istemişti. Hal böyleyken biz onu oradan çıkarmaya çalışarak ebu cehli bile sollamış olduğumuzu farkettik. Evimize sadece bir misafir olarak geleni ve her an gidebilecek olanı kendimize put edindik. Çıkış yolu bu diyerek kendimizi kandırdık. Putumuz kırıldığındaysa putumuzu suçladık. Yani çıkış yolumuzu. Hani bizi o kurtarıcımızdı bizim, evimizin yegane misafiriydi? Hayır o sadece kendi ellerimizle yaptığımız putumuzdu. içimizdeki put...
Gelen kendi ayaklarıyla değil çağrımızla bize geldiğine göre, gidişi de kendi ayaklarıyla olmayacaktır elbet. Ve biz iyi bir ev sahibi olmayı öğreneceğimiz güne kadar geri dönüşü olmayacaktır bu terkedişin ya da terkedişlerin. Madem dualarla yaptık çağrımızı, bir dua daha edelim şimdi 14 asır öncesinden muştulanan. Allah'ım! Kalbimizi dinin üzerine sabit kıl...AMİN...AMİN....AMİN
Yorumlar
Ya mukallibel kulubi ....
Per, 23/06/2005 - 21:41 — bengisuturhanYa mukallibe'l kulubi sebbit, kalbi ala dinik...kalbi ateşten yananın duaya sarılması hesabı biraz belki ama , acizliğimize dahi dualar refakatçi..yüreğine sağlık..
Gitmek-Kalmak ve İçimdeki Ateş!!!
Cum, 23/12/2005 - 16:17 — Ayşe AKÇADAĞBitmeyen Umutların Kırık Hatırasına....Malatya/Darendeden "Hulusi Bir Kalp Diliyle ve Hulusi Bir Dil Rızasıyla Darendevi Selamlar..."
Bir Zamanlar Birisi "Gitmek mi Zor Kalmak mı?" diye sormuştu gitmeye hazırlanırken.. O zamandan beridir kaldırımın bir o tarafına bir bu tarafına geçip kalmak ve gitmek rollerini oynayıp duruyorum.Yoldayken de duraktayken de gözümde taşıdığım hep aynı sızı, heybemde birikenlerin rengi hep aynı...Yolcu olmak bu galiba!İbrahim olmak bazen ateş atılmayı bazen putları kırmayı gerektiriyor.Ama kırılan putların parçalarını yerine koymadan...Ama parçalarından oluşan bir başlangıca başlamadan İbrahim olmak gerekiyor.
Seyyid Osman Hulusi Efendi Haz'lerinin dediği gibi;
"Aşık isen özge karın olmasın
Yar olup her varı varın olmasın" duruşuna bürünmek gerekiyor...
İBRAHİM!!!! İçime bu ateşi koyan kim?