renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İçin İçin Yanıyoruz. Su Getirin Dostlar/ Bosna ve Güneydoğu Avrupa Müslümanları'nın Çığlığı Cemalettin Latiç'

Sevgili Yusuf Armağan'ın, Bosna ziyaretini yazıp blog girmesini beklerken bir davet alıyoruz kendisinden. -Şayet yanlış hatırlamıyorsam- Bosna'nın Mehmet Akif'i dediği Cemalettin Latiç'in, bölgeye karşı duyarlı ve etkin olabilecek kimselere, Bosna'nın sorunları hakkında hitap etmek istediğini söylüyor. Bu taleplerini de Bosna' da bulundukları esnada Fikir Dünyası adına irtibat halindeyken iletmişler Yusuf Armağan' a. Çok kısa bir sürede kollar sıvanıyor. Engin Noyan, Ulvi Alacakaptan, Ramazan Kayan, Hamza Türkmen, Servet Hocaoğulları, İbrahim Paşalı, Tarık Tufan ve Ekrem Şahin' den müteşekkil çekirdek bir kadro ile Fikir Dünyası' nda toplanılmış önce. Daha sonra bu toplantıya karar verilmiş. Yusuf Armağan, İbrahim Paşalı, Tarık Tufan, Selahattin Yusuf, Murat Kirişci ve Ekrem Şahin hazırlıklarını üstlenmişler bu ikinci toplantının. Hitapla birlikte, teklifler ve fikir alışverişinde bulunmak üzere organize edilen bir toplantı söz konusu olan. Devamının gelmesi ve etkin olması beklenen böylesi bir davete icabet edip iştirak etmek düşüyor bize elbet. Köşe yazarlarından, fikir adamlarına kadar bir çok isimle karşılaşıyoruz burada.. ve Cemalettin Latiç. Kendisinin ilahiyatçı kimlikli bir tefsir profesörü olduğunu öğreniyoruz bu arada. O halde Cemalettin Latiç efendi olmalı kendisi, hâlâ Osmanlı adet ve hitaplarının kullanıldığı bölgede. Cemalettin Latiç; rahmetli Aliya ile eski yıllarda dava ve sonrası savaş zamanında silah arkadaşlığı yapan münevver şahsiyet.''

Bizlerle birlikte olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu, samimi oluşunu ekleyerek ifade ettikten sonra, müslümanların yaşadığı coğrafyalara karşı olan ilgimizden dolayı taltif ediliyoruz. " Zor zamanda kardeşine yardım edene Allah da yardımcı olacaktır " hadis-i şerif'i ile müjdelenip onure ediliyoruz. Subhanallah, bu zor zamanda neyin nesi? diye geçiyor o an içimden. Bu sebeple, hafif şiddetli bir uyumsuzluk sezinliyorum konuşmasının seyrinde. Süregelen vahşi ve adaletsiz savaş bitip de barış sağlanalı epey bir zaman oldu halbuki.. ve dahi "kötü haber tez yayılır" denmesine rağmen, öyle ciddi addedilecek bir şey de ulaşmadı kulaklarımıza.

Uzun süren konuşma devam ederken, şaşkınlığımı kimselere hissettirme imkanı bulamamanın ızdırabını yaşıyorum yer yer. Detay almak için soru faslını beklediğim, hazin malumat aktarımlarının ardı arkası kesilmiyor bir türlü. Bölgesi ve Balkanlardaki Müslümanların umutsuzluğundan, sağanak halini almış anti İslam propagandalarının getirisi ezilmişlik kompleksinden, ve müslümanların kimliklerinden dolayı utanıyor oluşlarından bahsediyor. Bölge müslümanlarının, artık güzel ve sonuç getirici bir şeyler yapılabileceğine dair inançlarını yitirdiklerinden dem vuruyor. Bu halin neticesi olarak kardeşlik duygularının söndüğünü ifade ederek, bölgenin durumunun hiç de iyi ve iç açıcı olmadığını vurguluyor. Bizleri kahrederek, İslam'ım imajını kurtarmaktan bile bahsediyor bir ara.

Bosna ile üç beş sene öncesine kadar diyalog halinde olduğum için, anlatılanlardan dolayı şaşkınlığımı daha fazla gizleyemeyip " Nasıl olur, nasıl oldu böyle? " diye sual etmekten kendimi alamıyorum. Bu soruyu yanıtlarken, şahit olup yaşadıklarını anlatan Latiç'in, kederinin depreşerek, yüzünün renk değiştirdiğini müşahede ediyorum. Enginliğinin gereği olarak, sadece Bosna'dan değil Güney doğu Avrupa'daki diğer kardeşlerimizden ve yaşadığı bölgelerden de bahsediyor.

Pekala niçin anlatıyor bunları bize ve ne yapmayı amaçlıyor. Federasyon'a, Sırplara ve bir de ikisinin ortak olarak kurduğu üç tane TV kanalı olduğunu, ancak kanunlar ve hukukî olarak istedikleri gibi program ve yayın yapamadıklarını söylüyor. Federasyonun İslam'a ve Müslümanlara iltifat etmediğini büyük bir üzüntü ile ifade ediyor. Merkezi Sarayevo'da olan ve genişletmeyi amaçladıkları bir TV projeleri var. Projenin üçte biri tamamlanmış. Bu projeyi savaş zamanında Aliya ile birlikte, vakıf malı ve bir vakıf çalışması olması, haram yayın yapmaması şartı ile planlayarak gerçekleştirmeyi kararlaştırdıklarından bahsediyor.

Sırpların bu sene Sırp ayaklanmasının 200. yıldönümünü kutladıklarını, bunu yaparken Müslümanlar aleyhine çok ciddi bir propaganda faaliyeti yürüttüklerini, bunun tazyiği altında halkının ezildiğini, Bosna'da yaralı olan İslam'ın kangrene yakalanmasının an meselesi olduğunu büyük bir keder içerisinde anlatıyor. Özellikle, çocukların İslamî temelden yoksun olarak büyüyor olmalarından dolayı duyduğu sancıyı bizlere hissettirmeye çalışıyor. Kurmaya çalıştıkları RTV'nin sadece Bosna'da değil, tüm bölgede çok ama çok büyük olan bir boşluğu dolduracağının önemini vurguluyor. Kuruluş amaçlarının; Müslümanların bölgedeki kimliklerini koruyup, geliştirmekten başkası olmadığını ve bu amaçla Boşnakça, Arnavutça ve Türkçe yayın yapacaklarını belirtiyor.

Televizyon kanalından önce, Güneydoğu Avrupa Müslüman Düşünürler Birliği'ni kurup faaliyete geçirmeye dair olan arzusunu dile getirdikten sonra, konuşmasına şöyle devam ediyor; Bosna'da bin iki yüz civarında, cami, mescit, kütüphane vb. gibi yapı yıkıldı yada tahrip edildi. Bu kütüphanelerin sadece birinde yakılan on binlerce Osmanlı eseri bulunmaktaydı. Balkan Müslümanları, son iki yüz yıl içinde değişen beş, altı rejimden sonra birbirlerini tanımaz hale geldiler. Oluşturacağımız birlikle, bölgedeki Müslüman etnik gruplar arasında yok olmaya yüz tutmuş yakınlaşmayı sağlamaya çalışacağız. Televizyon kanalından önce, durumun aciliyet ve vahametine binaen Müslüman Düşünürler Birliği hareketini faaliyete geçirmek durumundayız diyor. Balkan Müslümanlığın yok edilmesi için ciddi planların hazırlanıp uygulandığı şu dönemde, duyarlı ve etkin olabilecek kimselerin projeyi takip edip, BÖLGENİN STRATEJİK ÖNEMİNİ gündeme getirmelerini, bölgeye daha yakın olmalarını ve hükümetin bölge için daha etkili projeler üretmesi hususunda çaba sarf etmemizi rica ediyor.

Cemalettin Latiç' in Türkiye' de bulunduğu süre içerisine bu birliğin kurulmasına yönelik olarak kişisel ilişkiler yoluyla ilk adımları atmış olduğunu öğreniyoruz. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir. Fikir Dünyası' nın 25-26 Eylül 2004 tarihlerinde düzenleyeceği 1. Uluslararası Müslüman Toplumlarda Aile Sempozyumu' nda tebliğ sunumu, Cemalettin Latiç' in çocuklara yönelik hazırlamış olduğu bir dramanın Türkiye' de Ulvi Alacakaptan tarafından sahnelenmesi, Engin Noyan' ın öncülüğünde kuruluş çalışmaları "Yol Açık Yola Çık" sloganıyla başlatılan "Açık Yol" derneği ile karşılıklı organizasyonlar içerisinde olmak, Türkiye' de mevcut bazı yazarların çıkarmayı planladıkları eserlerinin ilk basımlarının Boşnakça yapılması konusunda karşılıklı mutabakata varılması, Türkiye' den bazı düşünürler ile Bosna-Hersek' e davet edilerek bir ay süre ile çeşitli üniversite, medrese ve camilerde seminer ve toplantılar tertip edilmesi konusunda kontak kurulmuş olması, karşılıklı olarak kültür turizmi çalışmalarına hız verilmesi... Bir anlamda bu toplantıyla re'sen faaliyetlerine başlamış olan birlik bünyesinde neler yapılabileceği konusunda üzerimize düşen, sanıyorum ki biraz durup düşünmek ve haritalardakini değil belki ama kafalarımızdaki coğrafi sınırları alıp bir kenara koymaktır.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

"Şehrimize Bir Müslüman Geldi"

12 Ağustos Perşembe günü tertip etmiş olduğumuz toplantıya iştirak edenler arasında yer alan Sn. İbrahim Tenekeci Milli Gazete' deki köşesinde toplantıya ilişkin görüşlerini aşağıdaki çerçevede kaleme almış. İlgisinden dolayı kendisine teşekkür ediyoruz.

***

"Şehrimize bir Müslüman geldi

Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç'in silah arkadaşı, halen Saraybosna İlahiyat Fakültesi tefsir profesörü Cemalettin Latiç, geçtiğimiz perşembe günü ülkemizde idi. Cemalettin Bey, aynı günün akşamı, yirmi kadar gazeteci ve edebiyatçının katılımıyla, Ensar Vakfı'nın Vezneciler'deki genel merkezinde, Bosna'nın son durumunu ve bazı projeleri anlatan bir konuşma yaptı.

Sayın Latiç'in Türkiye'ye gelme nedeni, Türk halkının dikkatlerini tekrar Bosna'ya yöneltmek ve bazı projeler için kamuoyu desteği sağlamaktı.

Konuşması yaklaşık iki saat sürdü. Ve konuşması bittiği zaman, Bosna hakkında ne kadar az şey bildiğimiz ya da bildiğim ortaya çıktı.

Latiç, Bosna-Hersek'in şu anki halini, "karmaşıklar bütünü" olarak tanımlıyor ve durumun Müslümanlar adına her geçen gün kötüye gittiğini belirtiyor.

Daha, içimizden "nasıl yani" sorusu geçmeden, bu sorunun cevabını vermeye başlıyor: Aliya İzzetbegoviç Türkiye'de ve İslam dünyasında "Bilge Kral" olarak biliniyor ama, ülkesinde, hiçbir zaman yüzde kırkın üzerinde oy alamamış. Hatta geçenlerde, Saraybosna'nın merkez caddesine, onun adını vermek istemişler. Mecliste oylama yapılmış ve oylamayı, teklife karşı çıkanlar kazanmış; caddenin ismi tekrar Tito caddesi olarak kalmış.

Bosna-Hersek'teki söz ve icraat hakkı, bu iki örnekten de anlaşılacağı gibi, Müslümanların elinden çıkmış bulunuyor. Bu cansıkıcı gelişmede, hiç kuşkusuz Müslümanların da payı var. Sözgelimi, Bosnalı Müslümanlar, evliliklerin yüzde otuzunu Sırp ya da Hırvatlarla yapıyorlarmış. Bu oran, on yıl daha böyle devam ederse, ne olacağını varın siz düşünün. Cemalettin Latiç, üzgün bir yüz ifadesiyle bunu anlatırken, bir başka gerçeğin daha altını çiziyor: "Artık Müslümanlar, çocuklarına Aliya, Cemalettin, Ahmet, Mehmet gibi isimler koymuyorlar; Batı kültürüne ait isimler koyuyorlar." Salondan yükselen bir ses, Latiç'in canını iyice sıkmış olmalı: "Merak etmeyin, Türkiye'de de durum böyle..."

Sayın Latiç'in konuşmasından aldığım notların bir kısımını köşeme konuk etmek istiyorum: "Türklerin Bosna'dan çekilmesinden sonra, buralara altı-yedi değişik rejim geldi. Ve bu rejimlerin tek ortak düşmanı vardı, o da İslam. Sadece Bosna'da bin ikiyüz cami, mescid, kütüphane, imaret, medrese gibi Müslümanlara ait eser vardı; bu eserler, sözkonusu rejimler tarafından yakıldı, yıkıldı. Yakılan yerlerden biri de Şarkiyat Enstitüsü. Bu enstitünün içinde, binlerce Osmanlı el yazması eser bulunuyordu. Sırplar son olarak, Belgrad ve Niş'te kalan son Osmanlı camilerini ateşe verdiler.* Ve bütün bu yıkımların, cinayetlerin arkasında, ortodoks kilisesinin fanatik unsurları yer alıyor. Bu unsurlar, Balkan Müslümanlarını yok etmek için korkunç planlar hazırlamışlar."**

"Müslümanları yönetim altına almanın üç yolu vardır. 1- Çocuklarının eğitimini Müslümanların elinden almak. 2- İslam kardeşliğini bozmak, kardeşler arasında ayrım oluşturmak. 3- Şeriatı ortadan kaldırmak. Çünkü şeriat, hukuk alanından ve hayattan çekilince, adalet diye bir şey kalmıyor. Balkanlarda yaşayan Müslümanlar arasında, bu üç direk de yıkılmış durumda. Çocuklarımız, ateist ya da hıristiyan öğretmenlerin elinde, 'dindar bir Müslümanın özünde nefret ve kin taşıdığını' öğrendiler. Yeni nesiller İslam'dan habersiz büyüdü. İslam kardeşliği bozuldu ve bu bozulma neticesinde, artık Balkanlarda yaşayan Müslümanlar birbirlerini tanımıyorlar."

"Biz Türkiye'ye geldiğimiz zaman evimize gelmiş gibi karşılanıyoruz. Fakat siz Saraybosna'ya geldiğiniz zaman, soğuk karşılanıyorsunuz. Hatta, bir Hollandalı bile sizden daha sıcak karşılanıyor. Tabii küçük bir azınlık olan camii cemaatini saymıyorum. Onlar, Türkleri çok seviyorlar..."

Cemalettin Latiç, "biz" derken, Boşnak Müslümanlarını değil, Osmanlı'yı kestediyordu. Bu söyleyiş, ağlanacak kadar güzeldi.

Ve projeler...

Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç, Veda Hutbesi'ndeki "büyük ve ciddi şeyler yapın" cümlesinden ilham alarak bir proje geliştirmiş ve bu projesini vakıflaştırmış. Vefat edince de bu projenin yükü, Cemalettin Latiç'in sırtında kalmış. Stratejik önemi büyük olan bu proje, aynı zamanda Aliya'nın vasiyeti imiş.

Saraybosna, Priştina, Yeni Pazar ve Türkiye'yi içine alan bir televizyon! Boşnakça, Arnavutça ve Türkçe yayın yapacak Balkan Televizyonu... Projenin üçte biri tamamlanmış. Bilge Kral'ın vasiyetine göre, televizyonda dört şey kesinlikle yer almayacakmış: Yalan, alkol, şans oyunları ve pornografi.

Yine, Balkanlarda yaşayan bütün Müslümanları içine alacak olan Müslüman Düşünürler Topluluğu da televizyonla beraber kurulacakmış.

Bu iki önemli projeyle ilgili gerekli bilgiler ve girişimler bana ulaştıkça, ben de sizlere ulaştıracağım. Şimdilik bunları biliyorum...

*Tam burada, hükümetin şovu aklıma geldi. Köprü açılışı için Mostar'a gidip uçan balonlar eşliğinde şov yapanlar, Sırpların son iki Osmanlı eserini ateşe vermesi karşısında gık bile diyemediler.

** Bir de bizimkilerin ortodokslara tanıdığı imkanlara bakın!"

***

EK

Murat Yılmaz'ın kaleme aldığı 448 sayfalık Sancak* kitabını okuyorum. Kitap, sadece Sancak Müslümanlarını değil, Osmanlı'nın çekilmesiyle beraber Balkanlarda yaşayan Müslümanların dramını, mücadelesini ve tarihini anlatıyor. Murat Yılmaz'ı bu başarılı çalışma için, bir kardeşi olarak tebrik ediyor, kitaptan aldığım şu paragrafı dikkatinize sunuyorum:

"Balkan Savaşından yenilgi ile çıkan Osmanlı Devleti, Sancak'ı hemen boşaltmış, hemen akabinde Birinci Dünya Savaşı başlamıştır. Savaşta, Osmanlı Devleti ile yeni ittifak içinde yer alan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu kuvvetleri Sancak'ı işgal etmiştir. Sancaklı Boşnakların Osmanlı ile irtibatı kesilmiş (hem coğrafi hem siyasi) olmasına rağmen, binlerce Sancaklı, gönüllü ordusuna yazılarak Galiçya'da Ruslara karşı Osmanlı saflarında çarpışmış, hayatta kalanlar Anadolu'ya geçerek Kurtuluş Savaşına katılmış ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerine yerleşmiş, çok küçük bir bölümü ise Sancak'a geri dönmüştür. Bu şekilde Çanakkale cephesine gelen ve sonrasında da mücadeleye devam eden 24 yaşından küçük tam 15.700 Bosna ve Sancaklı gönüllü bulunuyordu. Gönüllü ordusunu organize edenlerin başında Yeni Pazarlı Muratbegoviç Rıza Bey ve Hamzagiç Ahmet Ağa vardı. Boşnaklar, ayrıca nakdi olarak da Anadolu'ya yardım etmişlerdi. Toplanan altın ve mücevherat, daha önce Sancak'ta üç yıl mutasarrıflık yapan Fevzi Çakmak Paşa'ya gönderilmiştir..."

Bu satırları iktibas etme nedenim; Cemalettin Latiç'in müjdesini verdiği televizyon için, Türkiyeli Müslümanlardan ileriki günlerde yardım talep edilebileceği ihtimalidir. Vaktiyle, Boşnaklar bize çok yardım etmişler. Yardım sırası bize gelirse, cimri davranmayalım, olur mu?

* Böyle önemli bir kitaba evsahipliği yaptığı için İ.H.H.'ya teşekkürü borç bilirim...

Güzel bir insan ve güzel projeler,

Toplantıya katılanlar arasındaydım ve Latiç ile tanışmaktan büyük onur duydum. Sevgili Yusuf Armağan'a bu toplantıyı organize ettiği için huzurlarınızda şükranlarımı iletmek istiyorum.

Bosna Milli Marşının da şairi olan Prof. Cemaluddin Latiç Güney Doğu Avrupa ve balkan müslümanları özelde de kendi halkı için ciddi kaygılar taşıyor. Balkan müslümanlarının birbirini tanıyamaz ve anlayamaz hale geldiğini ve İslam kültürünün yok edilmesi konusunda dış güçlerin çok ciddi çalışmalar yürüttüklerini, bu çalışmalarda da çok ilerlemeler kaydettiklerini söyledi. Latiç, sıcak savaş sonrasını şu cümlelerle özetledi; "Bosna'daki savaş ruhlar arasındaki bir savaştır. Kimin çocukların, gençlerin ruhuna sahip olabileceğinin savaşı. Malesef müslümanlar bu savaşta şu an yenik durumdalar..."

Müslümanların ciddi bir dini ve ahlaki erozyona uğramakta olduğunu, namus kavramının genç kızlar arasında yıkılması gereken bir tabu gibi görülmeye başladığını Bosna ve Kosova'da okullarda din derslerinin yasak olduğunu, hakim Avrupa ve Hristiyan kültürünün yeni nesli ve cahil müslümanları ciddi bir şekilde etkilemekte olduğunu belirtti.

İslam kültür ve medeniyetinin geliştirilmesi için Bosnalı ve Türkiyeli müslüman düşünce adamlarının bölge için ortak çalışmalar yürütmelerinin önemi ve gereğine değinen Prof. Latiç bu amaçla "Güney Doğu Avrupa Düşünürleri Birliği" oluşturulması gerektiğini ifade etti.

Dikkatimi çeken ve takdir ettiğim bir husus ta Sayın Latiç'in , beklentilerini dile getirirken sadece Bosna'yı değil Kosova, Makedonya, Arnavutluk gibi bölge ülkeleri başta olmak üzere Avrupa'nın güneyini de içine alan geniş bir coğrafyayı hedeflemesi oldu. Tarihte bölgeye hakim olan Osmanlı'nın hem bölgeye hem de İslam Kültür ve Medeniyetine katkılarını çok önemli olduğunu vurgulayan Latiç bu yönde eğitim ve kültür faaliyetlerinin birlikte yürütülmesi ihtiyacına da dikkat çekti. Osmanlı döneminde Bosnalı edebiyatçıların en büyük eserlerini Türkçe olarak verdiğini, Boşnakça'nın da Osmanlı'nın diploması dili olduğunu belirtti.

Alia İzzetbegoviç (rha) ile 3,5 yıl birlikte hapis yatmış ve silah arkadaşlığı yapmış olan Latiç dava adamı ve bir vatansever olarak halkı ve bölge müslümanları için yapmak istediği çalışmalar için muvaffakiyetler diliyor, cemaat.com olarak İslam Kültür ve Medeniyetine hizmet etmeyi amaçlayan projelerine elimizden geldiğince destek vereceğimizi beyan ediyoruz.

"Aliya İzzet Begoviç mirası bir proje ve Cemalettin Latiç"

Organizasyona ilişkin olarak takip edebildiğim kadarıyla olumlu tepkiler alınmakta. Hayırlısı olsun inşaallah. Bu güzel tepkilerden biri de bugün Vakit Gazetesinde yer alan bir köşe yazısı idi. Demet Tezcan hanımefendi blogda bahsi geçen toplantıya katıldığını ifade ederek bir yazı ile duyarlılık sahibi olanları oluşturulması kuvvetle muhtemel işbirliğine davet ediyor. Bunu cemaatin paylaşımına açarken bir yandan da ben ne yapabilirim onu düşünüyorum. Ve herkesi düşünmeye davet ediyorum. Düşünün bakalım cemaat ne yapabilir? Ey cemaat sen ne yapabilirsin?

***

"Aliya İzzet Begoviç mirası bir proje ve Cemalettin Latiç

Yusuf Armağan beyefendi, 12 Ağustos günü Merhum Aliya İzzet Begoviç'in Danışmanı, zindan arkadaşı, Bosna Milli Marşının yazarı, şair, Sarayova Üniversitesi'nde Tefsir Profesörü ve Bosna'nın kültürel İslâmi yapılanmasında büyük emeği geçen Fi Zilal-il' Kur'an gibi pek çok değerli eserin Boşnakça'ya çevrilmesinde öncü isim olan Cemalettin Latiç'le geniş bir yelpazenin bir araya gelmesini sağladılar.
İki ayağı olan toplantının birincisi " Fikir Dünyası'nda gerçekleşirken toplantının ikincisi Ensar Vakfı'nda yapıldı.
İkinci ayağına katıldığımız toplantıda pek çok isim vardı. AK Parti Milletvekili Hüseyin Kansu, Prof. Ahmet Ağırakça, Prof. Ümit Meriç, Dr. Senai Demirci, Milli Gazete'den İbrahim Tenekeci, Gerçek Hayat'tan Servet Hocaoğulları, Gülcan Tezcan, Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül, Ramazan Kayan, Marmara FM'den İbrahim Paşalı, Fikir Dünyası'ndan Murat Kirişçi, Mustafa Armağan ve ismini zikredemediğim birçok değerli ismin katıldığı toplantıda Sayın Latiç, gerçekleştirmeyi planladıkları Rahmetli Aliya İzzet Begoviç'in vakfiyesi olan televizyon- radyo projesinden, Bosna'nın bugününe ve yarınına dair plan ve kaygılarından söz etti.
Merkezi Sarayova'da olmak üzere Boşnak radyo, televizyonu daha sonra ise Balkan radyo, televizyonu olarak genişletmeyi düşündükleri ve şu ana kadar üçte ikisini tamamladıkları projeyi, rahmetli Aliya İzzet Begoviç ile savaş sırasında kararlaştırmışlar.
Aliya izzet Begoviç'in kaleme aldığı bir vakıfname de varmış. Vakıfname de yer alan maddenin biri şu cümlelerden oluşuyor: "İçinde haram olmaması kaydıyla kurulmasına müsaade ediyoruz. İçinde yalan, alkol, pornografi, loto dahil olmak üzere hiçbir şeyin olmaması. Tabii kuruluş amacı Boşnak ve Balkanlar'da yaşayan diğer etnik grupların kimliğini korumak ve bunu geliştirmeye yönelik. Daha sonra televizyon projesi geliştiği takdirde Boşnakça, Arnavutça ve Türkçe yayın yapacak.
Bu televizyonun kurulduğu merkezin bir bölümünü de Balkanlarda yaşayan Müslüman düşünürler olarak, Güney Doğu Avrupa Müslüman düşünürleri topluluğu mahiyetinde bir dernek kurma projeleri var.
Bundaki amaçlarının; İslâm kültür medeniyeti ('biz buna Osmanlı kültür medeniyeti diyoruz' diyor) tanıtılması ile ilgili faaliyet gösteren bir dernek.
Savaş sırasında sadece Bosna'da bin iki yüz cami, mescit, kütüphane, gibi kurumlar tahrip edilmiş. Yakılan merkezlerden birisi de Osmanlı döneminden kalma el yazması eserlerin olduğu Şarkiyat Enstitüsü imiş. On binlerce eser bu bina ile yok olmuş. Belgrat ve Niş şehirlerindeki son iki Osmanlı eseri olan camilerinde geçtiğimiz aylarda yakıldığını hatırlatan Latiç, en önemli sorunlardan birinin Osmanlı egemenliğinin sona ermesi ile birlikte Balkan Müslümanlarının beş-altı rejim değişikliği yaşadıkları ve bunun etkisiyle sonuçta birbirini tanıyamaz hale geldiklerini belirtiyor. Birbirimizin kültürünü tanımadığımızı vurguluyor.
Mesela: "Biz Türkçe bilmiyoruz oysa en büyük edebiyatçılarımız eserlerini Türkçe vermiştir. Siz de Boşnakça bilmiyorsunuz ki Boşnakça Osmanlı döneminde diplomasi diliydi" diyor. Amaçlarının her şeyden önce Müslüman etnik gruplar arasında yakınlaşmayı sağlamak olduğunu belirtiyor.
Bu ziyaret çerçevesinde karşılıklı kültür birikimini canlandıracak bir dizi projenin planları da görüşülmüş. Örneğin Ali Bulaç Bosna'ya davet edilmiş. Üniversite ve medrese öğrencilerine yönelik bir aylık seminer sözü alınmış. Ayrıca sayın Bulaç'ın Medine Vesikası isimli kitabının Boşnakça çevirisi yapılacakmış. Yine bu meyanda Ulvi Alacakaptan, Cemalettin Latiç'in kaleme aldığı "Şeytaniye" isimli dramayı sahneleyecekmiş.
Bu görüşmede büyük emeği olan Sayın Yusuf Armağan, kültürel alışverişin gerçekleşmesi için bu toplantıların devamının olacağını Eylül ayında uluslararası bir sempozyum düzenleyeceklerini, "Müslüman Aile" konulu bu sempozyumda Cemalettin Latiç'in de bir sunumu olacağını belirtiyor. Sayın Yusuf Armağan'ın aktardığı bir olay var ki, bu ilişki ağının geliştirilmesinin Müslümanlar üzerinde ne denli bir sorumluluk olduğunu ortaya koyuyor.
Mostar Köprüsü açılışına katıldıklarını ve o organizasyonda bir tek Müslümanın bulunmadığını, ne Mostar köprüsünün mimarı Hayrettin Ağa'nın, ne Kanuni'nin isminin anılmadığını, çok önemli bir unsur olan ezan taşının bugün Mostar Köprüsü'nde yer almadığını Aliya İzzet Begoviç gibi bir değerin isminin dahi anılmadığını ve bu köprünün tamamen Cofi Annan'ın eseri gibi gösterildiğini ve öyle anılacağını belirtiyor."

Demet TEZCAN