Kilon doksan, boyun iki metre olsun.. içinde taşıdığın neyse sen ancak osun. Bakma cüssenin iriliğine. Korkak bir fare yada ormanlar kralı oluşunla alakası yok bunun.. İri kıyım bir ödlek olabilirsin mesela.. sıska bir cesur ya da.
Giysiler aldatmasın kimseyi. Grand tuvaletin içinde cimriliğinden dolayı özü fakir ve zelil olan biri olabilir karşınızdaki. Kıyafetlerimiz gibi bedenlerimiz de elbisemizdir bizim. Her iki elbisemizden dolayı göze güzel yada çirkin gelişimiz, ancak gözlerin kör yada bakışların eğriliğindendir. Bozuk bir gözle net bir görüş sağlamak mümkün değildir. Derinliği süzemeyen göz bakan bir gözdür, gören göz ise ancak sinelerdedir. Yanlış yerden bakan ve elbiselerle ilgilenenler göremeyen körler gibidir.
Gördüğünün ne olduğu şekil ve şemâl ile alakalı bir durum da değildir. Her şeyin bir ruhu vardır.. ve onların ne olduğu ancak ruhlarına/özlerine göre nitelenebilir. Nesneler, niteliklerine göre birbirleri ile yer değiştirebilen şeylerdir. Hırsa kapılmış çıkarcı insan, kirli bir para olabilir mesela.. devamlı konuşan malayanî de, geveze bir dil. Soylu diye taktim edilen biri soysuzların en soysuzuna dönüşmüş olabileceği gibi, hiç kimsenin itibar etmediği bir diğeri meleğe de dönüşebilir.. Taş insan olur mu hiç? Yada insandan daha kıymetli bir taş ! Evet olur. İki ayaklı eşek dahi.
Eline bir kitap alıp okursun. O çoğu kimse için bir kitap olmaktan ibarettir.. ama aslı bir lağım çukuru yada çok kıymetli bir hazineden mürekkep olabilir. Ne okuyorsun dendiğinde hazine yada bir pislik olduğunu söyleyebilenlerdir şekilden sıyrılıp öz ile ilgilenenler.
Bakmanın ötesine geçip görmeyi başarabilmektedir maharet. Kundaktaki bebekten cennetin kokusunu alıp, okyanusun sesindeki sınırsızlığı duyabilme bahtiyarlığına erişmek... Bunu başarabildiğin an, kuşların nasihatinden insanın havlayışına kadar her şeyi olduğu gibi görüp işitebilirsin.. İşte bu yerde insan havlar mı diye sorman, dinlemeyi öğrenememiş olmanla alakalı bir durumdur. Zira duyuyor olmak dinliyor ve anlıyor olmakla eş değer değildir. Duymak bize bedavadan verilmiş bir yetidir. Dinlemek kazanılmış bir kabiliyet.. anlamak ise maharettir. Ancak marifet anladığının gereğini yerine getirmektedir.
İşte bu sebeble! sakın zengin yada zekî, asil yada güzel olmaklığına güvenip övünme. Fakir yada bilgisiz, çirkin yada avamdan biri oluşunla da yerinme. Çok ibadet edip çok verişinle, kürsülerde kükreyişinle, yaldızlı sözlerinden dolayı itibar görüşünle.. Hatta kendini dindar oluşunla/zannedişinle bile.
Ey gökyüzü.. Ey mavi asudelik ! Kimi için bir boşluktan ibaretsin sen.. göğse ferahlık verip ufkumuzu yüceltensin
Ey çiçek ! Veriliş maksadına göre bir dikensin.. yıldızdan daha güzel coşku dolu sevgisin
Ey okyanus ! kulağa değen hışırtıdan ibaretsin ancak.. sonsuzluğun şarkısını terennüm eden de sen
Ey yağmur ! toprağı çamur edip elbisemi kirletensin, sevgilinin gözünden akıp gelen hüzün dolu özlemsin
Ey rüzgar ! bedenimi titreten soğuk, gurbetin kokusuyla yürekleri diriltensin
Ey insan ! bir alemsin sen. Baktığını gören.. ya da kör bir sürüngen..
Görünüşün ne olursa olsun.. içinde taşıdığın neyse sen ancak osun.
Yorumlar
Daha ölmedik..
Cum, 02/07/2004 - 02:49 — Selim SevkiogluToplumun dönüştürmesine ramak kaldı. Direnişimizi kırmak isteyen bütün gözler, yenildiğimizi görmek için iştahla bize bakıyor biliyorum. Göz boyamacılık üzerine kurulmuş koyu kapitalizmin salyaları bulaşıyor üzerimize. İmaj, kompliman ve madde eksenli büyük bir oyunun tam ortasında esas duruşu bozmadan durmaya çalışmanın yorgunluğunu taşıyor yüreklerimiz. Sosyolojizm ve historizm galip gelmek üzere. Biz ise uyku ile uyanıklık arasında bekliyoruz. Daha yenilmedik lakin. Son kozumuzu kullanmış değiliz henüz. Kapanmış değil gözlerimiz. Sadece bir kaç perde kaldı hakikat ile aramızda. Üzeri külle örtülmüş köz gibi yüreklerimiz. Ateşi olmasa bile henüz sönmemiş. Bir rüzgar bekliyoruz özü ezelden.. Bin dörtyüz sene evvel Hira'dan esen.. yükselen sesi takıp getiren.. bir rüzgar bekliyoruz..
Bir Hadis-i Şerif'ten mülhem hikaye..
Pzt, 05/07/2004 - 11:03 — Selim SevkiogluHalktan üç beş kişi aralarında, insanların yüzüne baktığı zaman içlerindekileri gören adam hakkında konuşup, böyle birini duyup duymadıklarını sual ediyorlardı. O'nun kemiksiz olduğu ve gölgesinin bulunmadığı söyleniyordu. Konuştukları mevzudan etkilenerek oradan geçen insanlar hakkında fikirler yürütmeye başladıklarında, yanlarına bir ihtiyar gelip konuşmalarına kulak misafiri oldu.
O sırada yanlarından, halkın eşrafından olduğu için itibar gören biri geçince hep bir ağızdan hakkında methiyeler düzmeye başladılar. İhtiyar araya girerek " gururlu birine benziyor.. onun gibi olmak isteyeceğinizi zannetmem dedi ".
Sonra fakir olduğu için itibar görmeyen biri geçti yanlarından. İçlerinden biri dudak bükerek " böyle olmak da var " dedi. İhtiyar; tevazu sahibi birine benziyor.. diğerindense böyle olmayı tercih ederdim diye ekledi.
Tam o an bir miskin beliriverdi karşılarında. İçlerinden biri hemen atılıp " bunun kadar tembel, asalak, işe yaramaz birini bilmem " diye kükredi. İhtiyar " dünyaya tamah etmene mazeret üretmeyesin sakın " diye karşılık verdi.
Sonra kapkara suratlı ve tanıdır bir adam gördüler. Kendisi ile arası pek te iyi olmayan biri " Yüreği de yüzü gibidir dedi. Bu gıybet karşısında ihtiyar " Şu an kalbine konan nokta kadar olamaz " diye karşılık verince, yaşına hürmeten cevap vermemek için kendisini sıktı.
Sonra daha önce oralarda hiç görmedikleri, üstü başı yırtılmış, suratı çizik ve yaralarla dolu birini gördüler. Hep bir ağızdan " Kim bilir ne belalı biridir " diye düşünerek hakkında kötü şeyler söylediler. İhtiyar önyargının iyi bir şey olmadığını, günaha girdiklerini söyleyince artık tahammül edemeyip kendisine karşılık verip didişmek istedilerse de karşılık göremediler. Sinirlenerek son geçen adamı yoldan çevirip nereden gelip nereye gidiyor olduğunu ve ne iş yaptığını sual ettiler. Adam, kendisinin öğretmen olduğunu, bir okula giderken haramilerin yolunu kesip kendisini hırpaladığını, üstünü başına yırtıp dövdüklerini ifade ettiğinde, gözleri yanlarında bulunan ihtiyarı aradı. Lakin ihtiyar oradan uzaklaşmıştı. Ve ardında baktıklarında gölgesi olmayan tek bedenin ona ait olduğunu fark ettiler.