renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İçindeki Ses Ateşe Çağırıyor

Ekranda bir reklâm; "Çalkala Mehmet çalkala! Çalkala Zeynep çalkala…"

İsimlerin tarihî ve kültürel mânâlarını düşünürken görüntüler midemi ayağa kaldırıyor. İsimleri öyleyken kendilerinin Müslüman - Türk oldukları hiçbir yerlerinden ve hallerinden belli olmayan tipler habire çalkalayıp duruyor bir taraflarını. Aklıma düşen ise şu hikaye oluyor;

Zamanın birinde bir padişah karın ağrısı çekmeye başlar. Feci halde hasta olmuştur ve devasını da bulamamaktadır. Derken bir tıp bilgini aynı zamanda da hikmet ehli bir şahıs gelir. Durumu sorar, derdi dinler ve der ki " Padişahım siz öğünlerinizde ne yersiniz?" Padişah sayar da sayar. Neredeyse kırk çeşit yemek adı geçer ağzından bir öğün için. "Peki" der bilge hekim. "Şimdi o bir öğünde yediğiniz yemeklerden birer parça alıp bir tabağa koyalım. Diğer bir tabağa da sadece peynir ekmek koyup birkaç gün bekletelim." Hekimin istediği yapılır ve tabaklar uygun bir yerde beklemeye alınır. Aradan birkaç gün geçer ve hekim, padişahın huzuruna iki tabağın da getirilmesini ister. Padişahın her öğünde yediği yemeklerden oluşan numunelerin bulunduğu tabak pis kokusundan ve rezalet görüntüsünden dolayı oradaki herkesin tiksinmesine sebep olur. Birbirine karışmış yemekler küflenmiş, kurtlanmış ve kötü bir şekilde koku salar olmuştur. Bir de sadece peynir ekmek dolu tabağa bakarlar. O tabak diğerine nispeten daha sağlam ve sağlıklı kalmıştır. "Gördünüz mü padişahım" der bilge hekim. "İşte sizin midenizin ağrı sebebi! O kadar yemeği mide kabına doldurursanız midenizde buna benzer hale dönüşür ve elbette sancısını çekersiniz!"

Ekrandaki Mehmetler, Zeynepler çalkalarken aklım bu hikayede. Uzun zamandır geniş bir coğrafyanın insanlarına karmakarışık şeyler verdiler altın tepside. Çorbaya dönmesi yetmezmiş gibi bir de çalkalatıyorlar bize iyi mi? Çalkalattırılan Mehmetlerin, Zeyneplerin beynî sancıları, kafa ağrıları o kadar büyük ki! Fakat ne kadarı farkında işte o da başka bir sorun.

"Ana ve babaya öf bile demeyin" emri ile muhatab olan insanların ferdlerinden onaltı yaşındaki bir genç kız çarşafla annesini boğuyor, ardından arkadaşlarına parti veriyor. Bir diğeri sevgilisiyle ailesini yani anne, baba, abla ve ağabeyini öldürüyor. Bir başka liseli aşırı dozda eroin almak suretiyle daha onbeş yaşındayken intihar ediyor. Bunlar olurken evlerimizdeki bomba patlıyor, çıkan patlama sesi ise şunlar; "İçindeki Sesi Dinle!"; "Ateş Seni Çağırıyor"; "Ben Özgürüm!"

Tabiri caizse iffet tabağımıza dışı boyalı zehir koyuyorlar. Fikrimiz rotasını sapıtıyor. Sapıtan düşünceler hayata tutunamayınca bizden istenen "Çalkala aslanım çalkala!" oluyor. "İşte aldık fikrini, ruhunu, her şeyini… Bir hayvan gibi sadece bedenin kaldı. Bedenin payı ise bu dünyada, hayvanî zevklerdir ancak. Sen çalkalamaya devam eyle!"

Henüz sekiz yaşında olan bir kız "Onsekiz yaşıma gelince artık bana karışamayacaksınız" demiş babasına. Ta bu yaşında özgürlüğü kafasına sokmuşlar. İstediği gibi yaşamak, giyinmek, gezmek, eğlenmek… Medyadaki Özgür Kız'larımız bu yüzden vizyonda değil mi! Özellikle kızlar çünkü kadındaki iffeti alırsanız ailenin temeline dinamiti koymuşsunuzdur demektir. Ailenin kundaklanması ise toplumun dolayısıyla devletin yok edilmesi demek değil mi? Bu ne biçim sistem ki fikri, zikri, şükrü olmayan sadece özgürlük ve hayvanî zevkler peşinde bir nesil yetiştiriyor! Kim buna bilinçli olarak destek ise yazıklar olsun! Gaflette olanlara ise bir an önce gönül gözü açıklığı diliyoruz Mevla'dan.

Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de "Kötü duygularını kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü?"(Furkan 43) buyuruyor. İçindeki sesi ıslah edemeyip de insanlığını yitirenlere ve kendi nefsini kendine ilah edinenlere ne demeli ki acaba! Peygamber iken Hazret-i Yusuf bile "Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna."(Yusuf 53) demek suretiyle içinden yani nefsinden gelen kötülüğü kabul ederek bize örnek olurken bizim neye dayanarak içimizdeki sesi dinlememiz öğütleniyor anlamak mümkün değil. Rabbimiz yardımcımız olsun yeryüzünü nefs putuyla ve kanla dolduranlara karşı!

Özgürlüğü kullukta bulmanız duasıyla...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

tam bir sorgulama

reklamlar, diziler ve filmler bize yıllar sonra nasıl olmamız gerektiğini aşılıyor...

çocuklar asıl hedef kitle aslında... bizi değiştirmek onları ise en başından şekillendirmek amaçları değil mi?

Özgür Olmak Ne Demek?

Özgürlük günümüzde bir anlamda da kula, eşyaya, Rabbimizden başkasına kulluk anlamına gelmiyor mu? Şeytanın telkinleriyle yaşayan insanların özgürlük naralarıyla ortada dolaşması modern olmaksa böyle modernliği reddetmek gerekir kanımca. Özümüzde olan şeye karşı durarak nasıl kendimizi bulabiliriz ki...

Göğe yükselebildiğin kadar özgürsün!

özgürlük de maalesef zamanla içi boşaltılıp saman doldurulan kelimelerden...
mesela eflatun demiş ki; "Önemli olan; hayatta,'en çok şey'e sahip olmak' değil, 'en az şey'e ihtiyaç duymaktır"
keza yine mevlana'nın (rha) özgürlük tanımı da buna benzer; "sıyrıl seni bağlayan nefsî ve dünyevî isteklerden... ne kadar ki seni bağlayan pırangaların yok dünyaya, o kadar Rabbe yakınsın demektir"

üstad bediüzzaman'ı (rha) düşürdü mesela mevla aklıma... ondan geriye dünyalık adına ne kalmıştı; bir çift lastik ayakkabı, bir sepet, dört adet sefer tası, bir adet tencere, bir küçük çaydanlık, iki bardak, bir çarşaf, bir gömlek, üç mendil, bir havlu, pamuktan bir hırka, eski bir gömlek, eski bir havlu, eski bir mendil, bir bohça, kırık bir gözlük, bir dua kitabı, iki kalem, eski bir takvim, on beş lira bozuk para...

peygamberimizi düşünelim; tahta bir yatağa konulan battaniye, yorganımsı şeylere dahi tahammülü yokmuş. maddede rahatlık varsa orada nefse/şeytana tutsaklık başlar mesajı mı vermiş acaba bize hani o yumuşak yatakta uyuyup da teheccüd namazına kalmayınca? Allah bilir...

özgürlük kullukta! maddiyattan sıyrılıp maneviyatı tamamen Allah'a vermekte... ne kadar maddeye bağlı isek tutsaklığımız da o kadar oluyor galiba.

ötesine benim aklım ermiyor!