
Son günlerde ateşli bir tartışmadır almış gidiyor. Öncelikle bu konu hakkında birşeyler söylemek ihtiyacı hissettim. Türkiye Kuzey Irak’a girmeli mi girmemeli mi? Eli kanlı terör örgütünü bu topraklarda sıkıştırmalı mı yoksa mücadelesini sınır içinde ya da müttefikleriyle(!) birlikte mi yapmalı?
Yalın’a Soralım
Bu kadar soru sorunca ister istemez aklıma pop şarkıcısı Yalın’ın kararsızlık abidesi şarkıları geldi. Bakarsınız bu konu hakkında da bir şarkı yapar.
“ Yoksa Irak’a hemen mi girmeli
Yola devam edip içeride mi halletmeli” şeklinde.
Girmesi kolay, kolay da her kaldırım köşesinde maşallah strateji uzmanı yatan eşsiz memleketimde işlerin sonunu düşünen yok. Ben şahsen girelim ya da girmeyelim şeklinde bir görüş bildiremem. Bu konuda gerekli ehliyetim yok. Benim söyleyeceklerim elbette halkın söyleyeceklerinden farksız olarak temenni boyutunda kalacaktır. Devletler yeni yetme tarzı davranışlar içinde olmazlar. Bu işler hesap kitap işleridir.
Atın Ölümü Arpadan Irak’a Girelim Zarpadan!
Bu duygusal ve bir anlık gazla söylenmiş sözler bana rahmetli dedemin sık sık kullandığı bir atasözünü hatırlattı. “Elimde hıyar var diyene bir hapaz tuzla gidilmez” . elbette sözü erdem ve adap süzgecinde makaslayıp sunuyorum. Aslını bilen bilir.
Kendini tekrarlayan ve anarşist bir tutumla sadece eleştiren , yerine bir şey koyamayan, kendilerini de zamanın da gördüğümüz bir gurup ve bu gurubun temsilcisi bazı çevreler bizi bilmediğimiz ve daha çok acılar yaşayacağımız “talihsiz serüvenler dizisi” serisinin baş kahramanı yapmaya çabalıyorlar.
Ancak bu lümpen “kaptan mağara adamları” unga munga sesleri ve “girerük! girerük!” nidaları içinde hangi güçlere tabi olduğunu siyasi ve ekonomik alanda kimlerin kıskacında olduğumuzu bilemeyecek kadar cahil ve körler. Halen tam bağımsız olduğumuzu rivayet eden şamanlar bile var.
Parayı Veren Borazani’yi Çalar
Tüm siyasi ve askeri kuvvetimizi birleştirip girdik diyelim Kuzey Irak’a.Kimle karşılaşacağız?Pkk? ABD?
Aaa bir de Kuzey Irak Kürt yünetimi var.Pkk’ya sempati duyan ve destekleyen bir zümre de bunlar. Barzani ve saz arkadaşları Türkiye’ye düşmanlıklarını her defasında belirmişlerdir. Şer odağının en merkezinde yer alan bu kukla lider hakkında en merak ettiğim şey ise Bush’tan daha aptal olup olmadığıdır. “Türkiye’ye karşı vatanımızı savunuruz “ derken yanından geçen işgalci ABD ordusunun askerine saati soran bu zihniyet açıkça işgal güçlerinin Kuzey Irak valisidir. Yani ABD’nin borozanı.
ABD’nin kullan-at mendillerinden bir tanesi. Bakalım ömrü ne kadar sürecek.
Bush Oğlu Bush
Bilmem rap müzik dinler misiniz? Yahu dinlenir mi o techno kabile müziği demeyin.Bazı şarkıların sözleri oldukça eleştirisel. Eleştirilerin altında geniş bir birikim ve bilinç elbette yok. Fakat bu müzik türünün kökeni itibariyle eleştiri had safhada. İşte birkaç örnek cümle:
“Her günü tarihe kazımak için USA daha fazla para ve kan,
Harcar televizyonlar emrinde her gün Hollywood’a alkış marabadan”
“Savaş gene mi kekeme oldum bak bu vakit alır
var bir makinalim savaş yakınsa akıl alımda buradadır biz sakınalım
barışa çare bakınalım çok hasta o kanı akıtanın hesabı çoksa nakit alın
pardon şu camı kapatalım bu çok soğuk bir dünya napalım biz
patron üşümüş Ortadoğu’dan yakıt alın
iyice kanı da akıtalım ki izimiz olsun kahrolun
savaş bir sayfa kapatalım yoksa biz de yakılalım”
ya da;
“Barış yalan savaşsa gerçek savaşma gerzek anlaşmış herkes
dayanmış hançer kafanda mavzer
önünde panzer mezarsa mahzen
felaketi bir bilsen istemezdin
erken vakit gelir melek alır canı ben ağlamazken”
Rap müziğine kadar inmiş bu eleştirilerin muhatabı elbette Amerika kıtası değil; bu kıtayı iki yüz yıl içinde herkesin iğreneceği bir şer odağı haline getiren başkanlar ve bunların icraatlarıdır. Avrupa’dan akın akın göçen eşkıyalar, hayat kadınları ve köleler ordusunun katlettikleri yerlilerin kemikleri üzerine inşa ettikleri medeniyetin ayıbını bir yana bırakırsak yüzyılımızın kasaplarınadır bu eleştiriler. Yani Bush ve onun oğluna.
Babası ne idi ki oğlu ne olsun. Babası biraz daha liberal ve dışa açılan Türkiye için daha güven verici, sağlam yapıda görünüyordu. Ama elbette sadece görünüyordu. İran-Irak savaşında ver füzeyi al doları ver uçağı al doları zihniyetiyle Irak’ı mermi manyağı yapan Coni’ler bu sefer İşgali işgalle bastırmış ve petrol memelerine yapışan Irak isimli bu haylaz bebeği Baba Bush ile bertaraf etmişlerdi. Zaten Arap coğrafyasına silah satmak dışında fazla uğrayamayan ABD için bu savaştan sonra kaptığı üsler en büyük kazanç olmuştu.
Üstelik mahallenin kap-kaç ile tanınmış bir başka hınzır çocuğu İsrail de sonunda yanında profesyonel hırsız abisini(ABD) görebilmişti.
Yıllar yılları kovaladı. Scutlar patladı petriyotlar karşıladı.Al bomba ver suikast Ortadoğu(oryantalist bir ifadedir ama mecbur kullanmak durumundayız) kana bulandı.
Ve ne tesadüftür ki ABD’nin on yıl içinde yıkmayı düşündüğü ikiz kuleleri bir gün (tesadüfen o gün ikiz kulelerde çalışan hiçbir Yahudi işe gelmemiştir) Usame Bin Laden’in Afganistan’daki Boeing eğitim üssünde(!) eğitilen adamları tarafından yerle bir edildi.
Teksaslı aptal kovboy sahneye çıktı ve aldı sazı eline Afganistan, Irak, arada Suriye ve İran’a göndermeler Pakistan’a kıskaç.
Yani Bush Oğlu Bush’ların eline kaldı onca Müslüman’ın kaderi. Gerçi buralara gelerek hem demokrasiyi öğrettiler barbar halka(!) hem de batılı masum devletleri “kitle imha silahları” tehlikesinden kurtardılar. Ne de olsa Irak’ta düzinelerce ABD malı el bombası ve kimyasal silah diye araştırmaya alınan hacıyağlarını buldular.
Koridor mu Cam Kenarı mı?
İşin insanı yaralayan kısmı halkın siyasi olaylar üzerinde yorumda bulunması ( halkın aydınlaşması) değil yorum da bulunacakların “ortayolcu” tavırları. Ne suya dokunan var ne sabuna. Zaten bu yüzden “Aydın Üzerine Bir İnceleme” adlı yazımda bu zümreye iyice dolamıştım. Bu kastlaşmış ve refah seviyesi yüksek “entel” zümresi halkına ve siyasi iradeye birikimiyle faydalı olacakken patronlarını veya nemalandıkları keseyi incitmeyecek iki arada bir derede fikirleriyle işgalcilerden bile iğrenç durumdalar.
Başını her defasında kuma gömen , dış ve iç mihrakların uşağı gazete yazarları, ne hikmetse temsilciliklerini hiçbir yerde göremediğim ama belediye otobüsü yakma, kundaklama, kamu mallarına zarar verme gibi işlerde ön saflarda yer alan sivil toplum örgütleri temsilcileri, kendi işi dışında her şeyi yapmaya çalışan YÖK ve Anayasa Mahkemesi gibi entelektüel beklenti içinde olduğumuz tüm zümreler sanırım,belirsiz bir geleceğe umut adıyla yola çıkan Türkiye otobüsünün koridor koltuklarında biletlerini almışlar. Cam kenarında oturup olan bitenden haberdar olmalarını beklemiyorsunuz ya.
Yorumlar
Dedeler doğru söylemiş...
Paz, 18/11/2007 - 14:41 — mehmet akbulutGidişin istikamet mecraı minvalinde gitmediğini ilmelyakin tedkikten sonra neticenin hangi virajlara konuşlanacağını aynıyla beyan eden bu yazın için seni kutlarım kardeşim Serkan. Uzaktan davulun sesinin hoş geldiğine dair en iyi delil, televizyonlarımızda bu meselenin halli için sabahlara kadar program yapanları göstersem yeter sanırım. Birileri ölür, birileri nemalanır. O yüzden senin o deden, bizim köye gelince aynen şunu söylemiş:
"Bir kelbini bir kelbine kırdırtır Allah
La havle vela kuvvete illa billah"
Selam ve esenlikle kal.
Bir Ok Attım...
Paz, 18/11/2007 - 23:40 — Serkan SERDARAziz Kardeşim Mehmet,
Malûmundur ya "Bir ok attım kebab oldu.Bir ok attım göl oldu.Bir ok attım aşûre oldu."hikayesi. Rahmetli dedem de kesin biliyordu bu hikayeyi.Kanal kanal gezip baksaydı konuşulanlara, sayfa sayfa çevirseydi yazılanları oku ile aşure yapanları fazlasıyla görüp gamlanırdı. Hem benim dedem hem de senin deden.
Bindik bir alamete, bakan yok maharete. Eksik olma kıymetli kardeşim.
Selam ve Dua ile...