renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İhtiyar ve Bunak İhtiyar

İhtiyar

bana bir teneke yağ ve bi çuval un verir misiniz?

bana bir teneke yağ ve bi çuval un verir misiniz?

anladım, vermezsiniz.

saydım, sabahtan beridir girdiğim tüm dükkanlardan –ki sayıları dokuzdur- bıyık altından bakan, hayasız yüzlerle karşılaştım her seferinde, sırtımı dönüp çıktığımda fısır fısır, ne utanmaz adam, yaşından başından da utanmıyor dilenmeye… cümlelerini işitiyordum, her kelime gözlerimden keder olup, yağıyordu kararmış umutlarıma. insan öldü derlerdi de inanmazdım. tek dayanağım olan inancımı yitiriyorum yavaş yavaş.

okunan ezana dayıyorum sırtımı, güçlükle çıktığım merdivenlerden vardığım geniş avludaki şadırvandan elimi yüzümü ıslatıp giriyorum camiye, tüm genişliğiyle orantısız, birkaç kişinin namaza durduğunu görüp, biraz aceleyle sol taraftan saf tutuyorum.

(sadakalar) kendilerini allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. iffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. sen onları yüzlerinden tanırsın. insanlardan arsızca (bir şey) istemezler. siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz allah onu bilir. (bakara-273)

yüreğim daralmış bir halde çıkarken, merdivenlere oturmuş iki kadından sessizce bekleyenin mendiline uzatıyorum avucumu, o kadar eskimiş olmalıydı ki bıraktığım ses çıkarmadı bile…

kalabalıktan, seslerden, arabalardan, kaldırımlardan geçiyorum. vardığım alanda bekleşen benden birkaç yaş küçük iki ihtiyar var yalnızca. ben de bir teneke bulup, yanlarına oturuyorum, onlar gibi. sadece ağızlarından ve burunlarından çıkan duman bizi birbirimizden farklılaştırıyor. onlar sabahtan gelmişlerdir, biliyorum, bende her sabah gelirdim ve her akşam giderdim. yaşlıyım ama bir gence taş çıkarırcasına çalışırım laflarıma kimse itibar etmiyor olacak ki, hiçbir pikaba binemedim. bugün de binemeyeceğim düşüncesindeyim, bu yüzden önümüzde duran pikaba bakmadım bile…

* ihtiyar, madem gelmeyeceksin, neden burada bekliyorsun…
* ben mi, bana mı seslendiniz…

bunak işte, sözlerine aldırmadan pikaba atladım. şehri geçip, girdiğimiz patikadan vardığımız kocaman bir çiftlikti. koyunların bulunduğu kulübenin duvarı çökmüştü, bunu tamir edecektik. hepsi buydu işimiz, hepsi bu. hemen koyulduk işimize, ihtiyarın getirdiği kumlara çimentoyu katıyor sonrasında suyla karıştırıyorduk, harcımız tamamlandığında tuğlaları üst üste koyuyor ve duvarımızı yükseltiyorduk. arada sırada gelen gencin getirdiği çayları içiyorduk. diğer ihtiyar gelen çayla birlikte cigara da içiyordu, bana da sarmış ama ben içmiyordum. bilmiyordu. akşama doğru duvarımız iyice yükselmişti, üstünü de attığımız naylon ile kapatınca işimiz bitmişti. baktım, baktım…

evet, evet güzel olmuştu.

geldiğimiz pikapla dönüp şehre vardığımızda gece örtmüştü kalabalığı…

* bana bi teneke yağ ve bi çuval un verir misiniz?
* tabi amca, hangisinden istersin?

29/02/2007