renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İki Rüya Arasında Uyurgezerim…

Araya araya bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü…

Camı açık bırakmış olmalıyım. Kaskatı kesilmiş, camdan içeri üfüren rüzgar biraz da hissizleştirmiş sağ yanımı. Bir rüya olmalı tüm gördüklerim. Karanlık bir dehlizin içinden adeta güneşe açılan bir mağara gibi çıkıvermişti karşıma. Yüzeye varamadan ışığın hüzmelerinden anladım nefessiz kalan ciğerlerime rağmen son bir gayret itiverdim kendimi yeryüzüne. Allahım ne kadar da korkuluydu. Bir kabusun içinden geçip karanlık odama dönüşüm. Evet odamdayım tamam sehpam. Üzerinde uyurken açık bıraktığım kitabım , gece uyumadan once yediğim bir kaç şeftalinin çekirdekleri de orada duruyor, yarım bardak suyum. Masa lambam her şey yerli yerinde. çok şükür bir rüyaydı tüm gördüklerim.

…………………

Pek alışık değilim rüyaların diline. Aslında her gece rüyalar gören bir adam da değilim. Arada sırada şeytan aldatması kabilinden gördüğüm mahrem düşlerim, ay sonuna doğru artan iş yükünden dolayı şefimin kırmızı, damarlı yüzünü gördüğüm sıkıntılı rüyalarımı saymazsam bir elin parmaklarını geçmez gördüğüm rüyalar. Bir de yıllar önce yitirdiğim dedemin aksakallı yüzü mezarının üzerindeki dikenli güllerin arasından görünür rüyalarımda. Dertsiz tasasız kocaman uykularım vardır. Yattığım gibi uyanırım. Hani tabiri caizse kuzu gibi uyurum ben yıllardır.

Uyumak benim için bir resmi tören kadar ciddiye alınması gereken günün belki de en önemli eylemi. Uyumadan önce eller ayaklar bir tamam yıkanır mis kokan sabunlarla, dişlerim gıcır gıcır parlamalı, ağzımının içine diş macununun tarçın kokusu yayılmalı, sonra bir cezve kaynatılmış sütü özenle kulplu fincanıma doldurup bir kaç dakika ılımasını beklemeliyim ve ağır ağır içmeliyim sütümü. Fakat ardından yine bir büyük boşluk, eksiklik duygusu kaplar içimi tekrar dişlerimi yıkamazsam dünyada yatağa giremem uykumda sabaha kadar böcekler ağzımın içinde gezinecek düşüncesinin dehşetiyle koşar gibi lavaboya giderim. Tekrar özenle fırçamın üzerine yatırırım macunu mutlaka fırçanın iki yanından eşit mesafede tam orta yerinde olmalı macunum. Sonra keyifle aynada yavaş yavaş gelen uykunun küçültmeye başladığı göz bebeklerime dalarak ağır hareketlerle tadını çıkararak fırçalarım dişlerimi. Ben böyleyim her işim törensel olmalı.

Ardından odama dönerim. Yıllardır biriken yalnızlığın kokusu bütün eşyalarıma sinmiştir. Biçare koltuğum, tenha halım, bir başına kalmış sefil elbise dolabım bu büyük yalnızlığı sanki benimle paylaşarak azaltırlar. Çarşaflarım sabun kokar. Haftada bir kez en özel deterjanlarla yumuşatıcılarla yıkar özenle ütülerim onları. Onlar iyi bir uykunun vazgeçilmez aksessuarları. Yatağım ki en özel varlığım, onun anne kucağı kadar merhametli, bir sevgilinin kolları kadar sıcak yumuşaklığı olmasa hayatımdan nelerin eksileceğini tahmin bile edemezsiniz. Bir çok konuda pinti bir adam olmama rağmen neredeyse bir servet ödeyerek özel olarak yaptırdım o yatağı. Yaylarının arasına kauçuktan destekler koydurttum, üzerinize afiyet çocukluğumdan beri müzmin bir bel ağrısından muzdaribim. Bir dönem hayatımın en önemli en keyifli anlarını benim için birer işkenceye çeviren bu bel ağrısından çok şükür kurtuldum. Yatağım benimle kırk yıllık uyumlu bir dost gibi vücudumun şeklini alır beni sarar sarmalar.

Karyolamın başlığına bitişik bir ufak sehpa üzerinde elimin küçük bir hareketiyle söndürebileceğim abajurum ve mutlaka ayda bir kaç kez değiştirdiğim kitaplarım bulunur. Ha unutmadan söyleyeyim öyle kitap okumaya meraklı bir zat hiç değilim. Babamın marangoz atelyesinde yazları çalışmak benim için gerçek bir eziyetti. Hayır gün içinde türlü oyunlarla kaytaracak gözlerden uzak köşeleri seçecek çözümleri bulmakta mahirdim fakat sabahları güneşin ilk ışıklarından evvel babamla beraber o sonsuz genişlikteki çocukluk uykularımın kollarından babamın vicdansız naralarıyla çekilip koparılmaktı esas zor gelen bana. Babamın bütün azarlarına rağmen yüzüme kesinlikle su değdirmezdim uykum iyice açılmasın atelyeyle ev arasındaki 20 dakikalık yolda da bir miktar uyuyayım diye.

Işte bu eziyetten dolayı orta mektebi sonuna kadar okuyup bitirdim. Bütün okul hayatımda da lakabım hiç şaşmaksızın uykucuydu. Hani şirinler çizgi filmindeki uykucu gibi. Sahiden hayranıydım ben uykucunun. Gördüğüm tek gerçek kahramandı o. bütün derslerde ya arkadaşlarımın uyukladığımı farkedip yanıma yaklaşan öğretmenlerimden önce beni uyandırmayı başaramamalarından dolayı öğretmenlerin zalimlik seviyesine göre merhametli bir dokunuşla, değneğin ucuyla ya da enseme inen sert bir şamarla uyandırılmam vakayı adiyedendi. Fakat her halde sınıf arkadaşlarım için en matrak olanı uykumun bir sözlü imtihanla kesilmesi durumlarıydı. Çoğu zaman öğretmenlerin ani sorularına hazırlıksız yakalanıp cevapların içine beni son derece gülünç durumlara düşüren çocukluk düşlerimin içinden bir kısım enstantaneler yerleştirmem olurdu.

Öyle böyle uykularımın arasında öğrendiklerimle, biraz hayal biraz gerçek mezun oldum orta mektepten. Okul hayatına bu denli katlanmam babamın marangoz atelyesine bir ömür boyu sabahın ilk ışıklarıyla uykularımı bölerek gitmek korkusuydu. Orta mektebin ardından dayım hızır gibi imdadıma yetişmeseydi bir ömür boyu uykusuz ve mutsuz bir insan olmam işten bile değildi.

Velhasıl yatağımın başında duran kitaplar sadece her gece gözlerimi biraz daha yoran her satırın daha tatlı bir uykuyu davet etmesi içindi. Öyle kolay kolay teslim olmazdım kimi zaman bu sayede onlarca sayfayı bir çırpıda okuyuverirdim ne kadar uzun süre gözlerime kum gibi dağılan uykuya direnirsem sonunda elde edeceğim mükafatın yani kendimi kollarına bırakacağım uykunun da o kadar derin olacağının farkındayım. Derin kuyulardan serinletici bir hayali çeker gibi elimde kelimelerden bir halat satır satır yaklaşırdım o kutlu uykuma. Bu sayede yıllardır bir hayli kitap okuduğumu söylemeliyim hani bir kitap kurdu sayılmam belki ama belli başlı yazarların kitaplarını üç aşağı beş yukarı okuyup bitirmişimdir. Kitaplarımı beni en tatlı uyutanlardan aklıma attıkları çetrefil sorularla uykumu kaçıran o fena kitaplara doğru sıralarım kitaplığımda. Uykumu bir kez kaçıran kitabın artık hayatımda yeri olamaz. Onu mutlaka hayatımdan uzaklaştırırım. Iyi kitap insanı en tatlı uykuya götürendir. Iyi yazarda tatlı uykulara yatıran kitapları yazabilendir. Işte benim edebiyat anlayışım. Hani kadim tartışma sanat toplum için midir. Yoksa kendisi için midir. Edebi olan çok satar mı iyi yazar nobelle ödüllendirilen midir kitapları çok satan mıdır vs türünden tartışmalara bu vesileyle bir son vermek isterim. Evet edebiyat da sanat da kültür de felsefe de insanı sadece derin bir uykuya yatırabildikleri ölçüde değerlidir. Böylece tatlı bir uyku kitap sayfalarının arasından bir hayali tül perde gibi beni sarar sarmalar içine doğru çeker, düşünsenize gittikçe bedeniniz hissizleşir uzuvlarınız teker teker sizi terkeder ve uzaklaşır. Geriye ise sadece bir ruh kalır. Evet bu arada ruha inanırım çok dindar biri olmasam da Allaha inanıyorum ben de herkes kadar. Ve madem ki insana uyumak gibi bir nimeti bahşetmiş O her türlü övgüye ve teşekküre de değerdir. Beden böylesine çekildikten sonra insan sınırsız bir özgürlüğün içinde uzun seyahatlere çıkabiliyorsa zamansız mekansız ölçüsüz izansız bu seyahatlerden elleri boş dünüyorsa uyandığında yine kendini karanlık odasında yapayalnız buluyorsa başka bir yerler de mümkün olmalı değil mi? aman.. neyse, bu sorularla kaybedecek ne vaktim var ne de sabrım…

Hayatım böylece akıp giderken binlerce tatlı uyku biriktirirken ömrümde evlenmeyi barklanmayı yurt yuva, çoluk çocuk sahibi olmayı bile düşünmedim ben. Bir kere insanın hayatında bir kadın demek dehşet verici bir korku da demek benim için. Düşünsenize aynı yatağı paylaşmak zorunda olduğunuz bir ikinci insan ve bir çocuk onun büyüyüp kendi kendine yetecek bir yaşa varana kadar sizden çalacağı uykuları bir düşünün bunlar insanı derinden ürküten şeyler. Işte ben de bu düşüncelerle aile büyüklerimin “bak artık yaşın kemale erdi seni de baş göz etmenin zamanı da artık geldi. Yaşıtların yurt yuva sahibi oldular sen hala … “ kabilinden telkinlerine kulak asacak kadar ferasetimi hiç bir zaman yitirmedim çok şükür. Belki aklınızdan geçecektir ben peşinen söyleyeyim evet ben de birini sever gibi oldum. Hani görünce kalbimin küçük bir serçe gibi pırpırlanıp havalanmak istediği uzaktan da olsa yüzüne gözlerimi ayırmadan bir kaç saniye baksam gözlerimin nemlendiği birisi oldu. Beraber büyüdüğümüz komşumuzun küçük kızı, benden tam beş yaş küçük ben 12 iken o henüz yedisinde. Kıvır kıvır kabarık saçları kısacık şortlarının altında incecik sopa gibi bacaklarıyla bir erkek çocuğundan farksızdı. Fakat gülümseyince sıcacık bir şeyler dolardı içime. Bir kere erik ağacından düşüp dizini incittiğinde öleceğim sanmıştım acımdan. O büyüdü serpildi karanfil gibi bir genç kız oldu. Biz de büyüdük bu arada, hayat da bizi farklı yerlere savurdu. Bu uyuma merakı kimseleri görecek göz takip edecek azim mi bıraktı ben de….sırasıyla once annem ardından babam ebedi aleme göç ettikten sonra iyiden iyiye yapayalnız kaldım bu dünyada yalnızlaştıkça daha bir üzerine düşer oldum uykularımın. Dayımın ısrarlarına dayanamayıp girdiğim memuriyet sınavının ardından tam da kendime göre bir iş buldum maliyede vergi tahsildarıydım artık… tam bana göre bir işti. Kör kuşun yuvasını Allah yaparmış ya işte aynen öyle. Memuriyet olmasa ben de aç sefil işsiz güçsüz kalırdım bu dünyada. Günde bir kaç saatlik bir çalışmayla bana verilen dosyaları titizlikle bitirdiğim, amirlerime karşı sonsuz saygılı hallerim için ve bulduğum her fırsatta uyuyarak kimsenin gizli kapaklı işlerine karışmayıp dedikodusunu da etmediğimden olacak iş yerimde de keyfim gıcır, huzurum yerinde. Babadan kalma eski ev ve elime geçen memuriyet aylığı çok şükür bütün masraflarıma yetiyor gözü tok da bir adamım üç kuruş fazla kazanacağım derdiyle öyle rüşvetle yolsuzlukla işim olmaz. Yapana da hiç karışmam ama ben yapamam arkadaş, bu işlere bir kez girersen arkasından toplamak için kafanda dokuz tilkiyi ardarda takman gerek ki ben böyle kendimi meşgul edecek, beni gece tatlı uykularımdan mahrum bırakacak netameli işlerden nefret ederim. Yoksa mesele hukuk, vicdan, din iman meselesi değil hani. Bir ihtiyacım da yok hatta zaman zaman arkadaşlara borç da veririm. Borç dediysem geri almak umuduyla değil bir anlamda toplu rüşvet diyelim sus payı… hani beni bir köşe başında uyuklar görüp de dedikodumu etmesinler ya da amirlerim aradığında idare etsinler diye.. öyle çok da hesapsız kitapsız bir adam da değilim ben de işimi bilirim vesselam…

Kendimden başka kimselere zararım yok. Bazan düşünmüyor da değilim bu kadar uyumasam acaba bu ömür nasıl geçer diye… cemiyet için insanlık için ne bileyim vatan millet için hayırlı işler peşinde koşsam nasıl olur. Bu düşüncelerle gençliğimde siyasete de bulaştım. Şaşkınlıktan donakaldığınızı görür gibiyim evet bir gün bir siyasi partinin bizim mahalledeki temsilciğine gidip üye olmak istiyorum dedim. Cemiyet için çalışmak istiyorum ben deyince heriflerin gözleri kocaman açılıverdi. Sonra aklımda günlerdir biriktirdiğim cümleleri döküverdim orta yere. Uzun bir nutuk oldu, önce ilgiyle dinlermiş gibi yaptılar ama sonra buna bile gerek duymadan esnemeye başladılar. Açıkçası bundan keyif almadım da değil. Bir yandan da içimden “ bak oğlum Üzeyir şimdiden cemiyete hizmet etmeye başladın, ne de tatlı esniyor herifler” diye geçiriyorum. Konuşmam bitince elime bir kağıt uzatıverdiler bir de kalem “bu formu doldurun. En doğru tercihi yaptınız hayırlı olsun dediler” gel zaman git zaman bir de baktım ki ben artık partinin müdavimlerinden olmuşum. Her toplantıya eksiksiz katılıyorum bir tanesini bile sektirmeden en ön sırada kendime yer bulup, defterime dikkatlice notlar alıyorum gelen konuşmacılara sorular soruyorum. Inanır mısınız esnemelerime hakim olup uykularımı kovuyorum. Ki bu gün en çok da bu yüzden pişmanlık içindeyim siyasete bulaştığımdan dolayı.

Kısa sürdü siyasi maceram ilçe başkanının oğluyla belediye başkanının kaynının birlikte kurdukları inşaat şirketinin, belediyenin de ilçedeki bütün diğer inşaat işlerinin de ihalelerini aldıklarını farkedip bunu yönetim kurulu toplantısında olanca saflığımla "iyi de inşaat şirketinin araç ihalesinde ne işi var başka şirket yok mu? " diye sorunca siyasi maceramın da sonu gelmiş oldu. Ama inanın bu da bana bir ders oldu. sen misin dilini tutamayıp konuşan el alemi eleştirmek sana mı düştü. Işte bundan sonra parti dernek işleri benden uzak olsun… siyasi konuşmalardan da korkarım anladım ki siyaset siyasetçilerin siyasetçi olmayanlara karşı kullandığı bir dil imiş bu yönteme siyaset denirmiş. Kıscası siyasetçinin işine akıl sır ermez…

Sonra bu hayat bomboş akıp geçiyor. Ne camiye uğrarsın be adam ne de tekkeye. Ağzından bir Allah kelamı işiten yok ne de alnın bir kez olsun secdeye değer dedim. Içkim kumarım hovardalığım yoktur ilk gençlik yıllarımdan beri. Hayır zaten istesem de yapamam ürkek bir yaratılışım var benim, bu işleri becerebilmek için de insanda biraz azim, girişimci bir ruh ne bileyim kazanma isteği değişime yeniliğe mücadeleye açık bir tabiat olmalı. Ben de bunların hiç biri yoktur, pısırığın tekiyim. Neyse doğuştan şeytanın bile çok işine yaramayacak bir adamım ben. Şeytan dahi bırakayım uyusun, bu nasıl olsa uykudan ne günaha ne de sevaba fırsatı da olmaz dermanı da deyip beni kendi halime bırakmış olmalı. Fakat bir gün her halde babamın ölümünün ardından olacak beni fena halde bir ölüm düşüncesi sardı. O güne kadar sonsuz rahat sessiz kocaman bir uyku gibi gördüğüm ölümden korkar oldum. Hayır bir kısım ağzı laf yapan cami cemaati kabir azabından yılandan çıyanlardan bahsedince bu kabirdeki feryat figan halimi uykusuz günlerimi gecelerimi düşünerek diriyken uyuduğum canım uykularımdan da olmaya başladım. Her gece terleyerek uyanıyorum her tarafımı hafakanlar basıyor parmak uçlarımı yılanlar ısırıyor çift başlı uzun dişli peri kızları saçlarımı çekiyor.

Bir gün karar verdim günahlarıma tevbe edeceğim ve kendimi hayır hasenat işlerine vereceğim namaz da kılacağım oruç da tutacağım. O gün bu gündür ibadetimi tek bir an olsun aksatmam ya gerçekten kabir azabı varsa korkusuyla yıllardır kendi halimde bir müslüman, yaşar giderim. Din adına çalım satanlara, kar hanesine sevaplarını tüccar gibi yazanlara hiç aldırmam aman bana sıkıntı vermesinler herkesin derdi kendine yeter. Kabir azabı benden uzak olsun da tabii bir de cehennem ateşi. Aman Allahım anlatırken ürperiyor insan… Kuş tüyünden yastıklarda serin bahçelerde geniş döşeklerde çekeceğim cennet uykularını düşününce daha bu dünyadan gevşemeye başlıyorum. Öte yandan harlı ateşlerde alevlerin içinde acılar içinde bölünen uykular aklıma gelince dehşete düşüyorum. Neyseki beş vakite beş katıyorum kimsenin işine gücüne karıştığım da yok. Ben cennete gitmeyeyim de kimler gitsin…

…………………

Böyle asude derli toplu bol uykulu hayatım yine bir uykunun arasında alt üst oldu. Dehliz sonsuz, kilometrelerce uzayan dehliz bir okyanusun dibindeyim. Uçsuz bucaksız bir karanlık. Üzerime binen tonlarca suyun ağırlığı. Nefes alamıyorum eziliyorum, Allahım ne olur bitsin dayanamıyorum. Kalbimin üzerinden bütün bedenime yayılan bir sıkışma. Bulantı, bir büyük ağrı kafatasımı çatlatacak gibi. Allah’ım neresi burası neden kulaç kulaç uzuyor bu mesafe. Kimseler yok mu nasıl bir genişleyen yalnızlık bu. Bir damla ışık. Bir nefes hava ne olursun. Etrafımda karanlığın içinden görünüp kaybolan suratlar. Amirlerim, iş arkadaşlarım, cami cemaati, mahalle bakkalı, annem, babam, belediye başkanı bir dolu insan yüzü sanki plastik birer maske gibi görünüp, büzülerek pörsüyerek kayboluyor. Donmuş gözlerle bana bakıyorlar. Sanki hiç biri beni görmüyor çığlıklarımı işitmiyor. Ne kadar vefasızmış hepsi bunların.

Bana gülümseyen bir yüz var arada, saçları omuzlarında komşumuzun küçük kızı, birlikte büyüdüğümüz o küçük kız. O hep öyle gülümsesin istiyorum. Sonra kalabalık maskeler onu yutuyor ellerim kollarım bağlı uzanamıyorum. Karmaşa, uğultu, ciğerlerim patlayacak alnım çatlamak üzere. Işte o anda bütün suretler çekiliyor bir yüz beliriyor önümde., yüz uzuyor kendinden uzuvlar çıkarıyor bir beden doğuruyor sanki yüz. Sadeleşiyor, tenhalaşıyor, ferahlıyor her yer… Ellerimi uzatsam dokunacağım uzun boylu sakallı bir ihtiyar, kaşları çatık yüzünde ağarmış sakalı. Yalvarırcasına uzanıyorum ona doğru. Yaklaştıkça kalbimin ağırlığı da azalıyor sanki. O ise kımıldamaksızın duruyor. “Ne olur uyanmak istiyorum” ben diyorum. Cevap vermiyor bana. “Ne olur uyanmak istiyorum”. Sanki beni işitmiyor. Çaresizlikle ellerine akıyorum sanki ben de su gibi bir şeyim. O anda dile geliyor ihtiyar “yetmedi mi uyuduğun yetmedi mi evsizliğin yurtsuzluğun?” diye sesleniyor bana. İrkiliyorum. Sarsılıyor bütün bedenim saçlarım uzuyor sanki ellerimde bir ışık. Avuçlarımdaki çizgiler siliniyor, sonra yüzeye doğru yükseliyor ihtiyar beni de kendi anaforunun içinde ışığa sarmalayarak ardından çekiyor sanki tek gitmek istemiyorum ardım sıra çekiyorum komşumuzun küçük kızını da elleri ellerimde ışığa çıkıyoruz ….

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

uykunun kolları

benden daha uykucuları varmış :) ama başarmışsınız iyi bir yazı yazmayı neden mi okurken uykum geldi, sanki uykunun kolları açılmış beni bekliyor.artık uyuyabilirim :)

keş miyim yoksa?

Hakkinda bu kadar guzel bir hikaye yazamasam da, ask siirlerine tas cikartacak cumleler kuramasam da ugruna, uyku benim de en tatli zaaflarimdan. Firtinaya tutulan gemiye bir liman, can dayanmaz hastaliga dermandir uyku. Sorun da burda basliyor zaten. Gozlerimizi kapadigimiz andan itibaren tekrar uyanana dek tum dertleri unutturan, butun sorunlarla irtibatimizi kesen, bizi kundakta uyuyan bebek misali gamsiz yapan uyku, benim eroinim, kokainim, esrarim mi yoksa? Ameller niyetlere gore imis. Şimdi ben uyusturucu mu kullaniyorum? Yoksa ben keş miyim? :)