Bizim edebiyatımızda İslam’ın doğduğu memleket olan Arabistan’dan geldiğinden dolayı mıdır bilinmez nazım her zaman ön plandadır. Şairler ve şiirler en kıymettar bir meta idi. Osmanlı’ların divan edebiyatı kültürü muhteşemdir. Her padişahın iyi ya da kötü manzum eserlerine rastlamak mümkün.
Osmanlı şairlerinin siyasete karışmadığı ise koca bir yalan. Özellikle Mustafa Armağan beyin “İnsanlığın Son Adası: Osmanlı” ve devamı niteliğindeki kitapları okuduğunuzda Osmanlı’daki inanılası güç iktidar-muktedir mücadelelerine bakıp şaşacaksınız. Lakin Osmanlı şairinin kendini İntelijansiya sınıfına sokup ta “Ne olacak bu memleketin hali?” tarzı memleket kurtarma yazıları için Abdülhamid Hanı bekledikleri de ortada. Özellikle Tevfik Fikret ve etrafındaki bir zümre çok ağır hakaretler savurarak kendilerinde “milleti aydınlatma” vazifesini yerine getirmekteydiler.
Bu durumun cumhuriyete kadar devam ettiği söylenebilir. Artık sanatçılarımız siyasetle iştigal etmemeye başlamışlardır. Tek parti zorbalığının hükmü altında ne yazabilirler ki. İşte “Otuz Beş Yaş” tarzı şiirler, ya da Orhan Veli tarzı suya sabuna dokunmayanlar…
Artık yüksek seçkinci intelijansiyamız sıkı bir CHP taraftarıdır ve muhalefet edecek bir durum da bulunmamaktadır. Yalnız iki kişi müstesna. Biri Necip Fazıl diğeri Nazım… İkisi de yazmış ve çile çekmişlerdir. Nazım komünizm için Stalin’in önünde “Beni sen yarattın !” derken, Necip Fazıl’da zindandan Mehmed’ine mektuplar yollamıştır. Hatta o zindan senin bu zindan benim anlayışını bile geliştirdiğini söyleyebiliriz.
Özdemir İnce dedemiz de cumhuriyetin tosuncuklarından. Bu “tosuncuk” ifadesi bana değil Hüseyin Üzmez’e ait. Neyse baktı ki yavaş yavaş bu ülkede mürteciler iktidarı ellerine alıyor bir şeyler yapmak zamanı geldiğine karar verdi. Özdemir dedemiz şiirle artık insanlar fazla ilgilenmiyorlar o zaman bir gazetede köşe yazarlığı yapalım bari deyiverip Hürriyet’te eski tüfek bazı arkadaşlarıyla yazmaya başladı.
Özdemir dedenin ilk haberi tam bir bombaydı. Fransa’da yaşanan bir olayı yakalayan hafiyeden beter Özdemir dede ulu Fransızcasıyla yakaladığı haberi Hürriyet’ten sürmanşette yayınlayabilmişti. Manşet hala gözlerimin önünde: Paris’te mini etekli kızı diri diri yaktılar…
Aman da aman. Özdemir dede bir haber bulmuştu ki sormayın. Ama iki sonra eski şair yeni yazar –hatta araştırmacı gazeteci- Özdemir dede’nin hevesi kursağında kaldı. Zira haber en hafif tabirle bir yalandı ötesi ise hakaret. Özdemir dede yerinden hiç kalkmadan yazdığı bu haberle bir anda tongaya düşüvermişti.
Sonra uzun bir sessizliğe bürünüverdi dede. Kendi köşe ve çapında memleket kurtarıyordu, aynı 100 yıl önceki selefleri gibi…
Şimdilerde dede yeni bir haberle çıktı. Güya Sosyal Bilimler lisesi “Fethullahçı”laşmıştı. Dedemiz bu iddialar çok ciddi derken köşesinden alevler fırlıyordu. Hele ki son cümlesi tam bir alemdi dedemizin. Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere bahsettiği sorumluları ihbar ediyordu. Ama Özdemir dede yapılmaz ki.
Özdemir dede Paris’teki öğrenci olaylarından mı nedir aşka gelmiş polis-devletlerde olabilecek bir şekilde ihbar ve fişleme yapıyordu. Çağımızın en büyük ve intelijansiyamızın en çok öçnek aldıkları polis-devlet ise SSCB idi. Yazık ki Sovyetler yıkılalı çok oldu ve siz Nazım değilsiniz Özdemir dede diyesim geliyor. Dede uçmuş diyeceğim ama yok yok olmaz.
O da olmasa biz kime güleceğiz değil mi ama?
Son yorumlar
5 dk. 49 sn. önce
4 sa. 57 dk. önce
5 sa. 31 sn. önce
5 sa. 17 dk. önce
5 sa. 28 dk. önce
15 sa. 28 dk. önce
14 sa. 33 dk. önce
17 sa. 7 dk. önce
17 sa. 51 dk. önce
18 sa. 30 dk. önce