renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İnsana Yakın Olmak

Modernitenin filozofları insan nedir?... sorusuna değişik cevaplar vermişler. Kimi düşüncesi, kimi aklını kullanan canlıdır demiş...kimileride kullandığı eşyalarla değerlendirip, alet kullanan hayvandır diyerek tanımlamışlar insan olmayı...Bunlar tabi ki mistik düşüncenin karşısında bilimin popülerlik kazandığı 18. ve 19. yüzyıl yaklaşımları.

20. yüzyıla gelindiğinde indirgemeci yaklaşımlardan vazgeçilmiş, davranışları ile insanı algılamanın ve anlamanın yoluna gidilmiş. A.Camus başkaldıran varlıktır demiş ve isyan eden bir varlık olarak görmüş onu. Sartre utanır demiş mesela, insan ne değilim derse aslın da odur, diyerek sözlerinin ötesinde, yapıp etmeleri ile anlamaya çalışmış. Nietzsche hayaları olmasaydı Tanrı derdim diyerek mükemmel ve hata yapabilir görmüş insanı; Dostoyevski, herkesin kendisinden beklediği gibi davranmayan, salaklığı seven bir varlıktır demiş insan için.

Bu yazarlar insanın tanımı ve anlaşılmasını bu kalıplara bırakıp çekilmiyorlar tabi ki.

Düşünürlerin dünyasına yazdıkları metinlerle girdiğinizde kendinizi buluyor, ruhlarınızdaki ve eylemlerinizdeki fark edemediğiniz gerçekliklere onlarla birlikte sizde ulaşıyorsunuz. Varsaydıkları insan tanımlamalarının çok doğru olmasa da çok yanlış olmadıklarını da anlıyorsunuz. İnsan, insan olarak alet kullanıyor, düşünüyor, aklıyla kendine yön çiziyor ve saçmalıklarıyla herkesi kendisine şaşırtıyor..

Batı medeniyetinin günümüzdeki diğer medeniyetlerden üstünlüğü, insanı gören ve tanımlayan bu yaratıcı yazar ve düşünürlerinin çabasına da bağlı. İnsan olma halinin evrenselliğini yakalayan bu medeniyet yazarları insanlık adına o kadar ciddi yüzleşmelerle karşılaşıyorlar ki görmedikleri, tanımadıkları insanların bile doğasına ilişkin bir şeyler söyleyebiliyorlar.

Doğu toplumlarına baktığımızda ise güdümlü düşüncelerden olsa gerek insan evrenselliğini ve değişimini yakalayan bir sanatçı ve filozofa rastlayamıyoruz. Kafalardaki şablonlar ve insanı bu şablonlara sıkıştırma çabası, insan manzaralarını; yüceliğin aracı olan sanatın ve düşüncenin konusunun olmasını engelliyor.

Batı Rönesansa kadar sanat ve düşünce adına ne yaptıysa İsa ve Meryem adına yaptı. Onun için önemli olan dindi. İnsanlık söz konusu olduğu zaman lanetlemeler başlar ve aşağılık görülen insan Tanrının oğlu İsa ile Meryem ile aynı karede yer alması yakışık almazdı. Çünkü bu sanatçı için hem korkulacak bir şey hem de insana verilecek değerin düşüncelerdeki zayıflığından kaynaklıydı.

Aynı dönemde İslam dünyasında da toplumsal hayatı düzenleyen başat kurum din olmasına rağmen yaşamın merkezinde problem olarak duran insandır. Her türlü arayış ve sonucunda oluşan bilgi, Allah’ın yarattığı insan içindir. İnsanı anlamakla başlayan İslamlaştırma; dini dayatmanın değil bir düzeltmenin aracı olarak gördüğü için, her türlü insani duygulanım ve gerçeklik, düşüncenin ve sanatın konusu olarak insanı merkez edinmiş ve onun ıslahı için çaba harcamıştır. Halk için olan Hak içindir ilkesi o zamanlar batıda bilinmeyen ve verilmeyen değerin, doğulu alim ve iktidarlar tarafından insanlara verilmesine neden olmuştur.

Mevlana gibi doğulu düşünürleri büyük yapan ve insanları kapısına getiren ayrıcalıklı tarafının da bu olduğunu düşünüyorum. İnsanı aşağılandığı yerden alıp, düştüğü yerde insana seslenirken ruhunun derinliklerinde onunla birlikte başka alemlere yolculuklara çıkar ve yolculuklarda önce kendinizi tanırsınız ve sonrasında Mevlayı... Bu okumalar da duygular öyle bir yükselir ki O konuşurken akıl Mutlak olanın kendisi ile feraseti yakalar.

İnsanı tanımak ve onu anlatan kavramları bulup çıkartma, insan olmakla gelen zaaflara biraz olsun yakın olmakla ilgili. Batılı düşünürlerin insanı görmesi ve doğulu bilgelerin insanı tanımlama biçimi belki de düşün dünyasında hala referans alınıyorsa bu yakınlaşmalar ve insanlaşmalardan kaynaklı.Bunun içindir ki insan özünde anlaşılmak ve varolmak isterken kendisini anlayan her şeye de yakın duruyor, inat edip hayır dese bile...