Giderek yaygınlaşan internet kullanımı, ölçülü ve bilinçli kullanılmadığı takdirde bağımlılık yapıp insanları yaşamdan koparıyor. Özellikle toplumdan ve aileden uzaklaşan çocuklar için internet, kötü alışkanlıklara kapı açan bir kâbusa dönüşebiliyor.
Bu doğru. Fakat bizler bu durum karşısında ne yapıyoruz? Nasıl yanlışlar yapıyoruz ki, bir türlü durduramadığımız kartopunu andıran bu canavarın gittikçe büyüdüğünü görmekle kahroluyoruz?…
İnternet Evin Pislik Yuvasıdır!
İnternet özellikle bizim (Tarık Tufan’ın lügatindeki “bizim mahalle”sindeki “biz”e atıftır) camiamızda ilk yaygınlaştığı zamanlarda “internet kullanmayın, günah” türünden yazılar yazdık. “İnternet evin pislik yuvasıdır!” başlıklı radikal yazılarla internet sitelerini doldurduk. Öyle ki bu yazıları yazan kardeşlerimiz, internetteki sitelerde kendi köşelerinde yayınlayarak komik duruma düştüler. İnterneti kötüleyenlerin bu söylemleri, interneti kullanarak bir babanın oğlunun karşısında sigara içtiği bir anda oğluna “Oğlum sigara içme, zararlıdır…” demesi gibi ilginç, tuhaf ve radikal söylemlerdi.
Çocuklarımıza internetin nasıl kullanılması gerektiğini, internete girildiğinde Allah’ın bizleri her an gözetlediği gerçeğini “De ki size bir tek öğüdüm var. İster tek başınıza, isterseniz de başkalarıyla beraber olun ama sakın ha sakın Allah’ın huzurunda olduğunuzu unutmayın, Allah’ın huzurunda esas duruşunuzu bozmayın.”* ayetinin bilincini vermeyip de “İnternete girmek günahtır, İnternet pislik yuvasıdır!” tarzındaki söylemlerimiz ne kadar doğru, ne kadar bilinçli ve bu söylemler ne kadar başarılı?
Çocuklar her fırsatta internet kafelere kaçmadı mı?
“Bir Müslüman interneti nasıl kullanmalıdır?” sorusunun cevabındaki şuurdan öte, yasaklama getirdik. Ve olayın çocuktaki psikolojisini gizemli kıldık. Çocuk düşündü, “Niçin yasak olsun ki? Bilim adamları kullanıyormuş, hatta bizim öğretmenlerimiz bile kullanıyorken niçin yasak?…”
Ve çocuğumuzun bilinçaltında sırlı bir dünyayı yasaklayarak, İnterneti gizemli kıldık. Çocuk da fırsat bulup İnternete girerek, bir Müslümanın girmemesi gereken yerlerde kötü arkadaşlarının anlattıklarıyla karşılaştı. Ama biz hâlâ “Bir Müslüman interneti nasıl kullanmalıdır?” sorusunun cevabındaki bilinci vermemekte devam ettik. Belki de veremedik… Tıpkı “Bir Müslüman TV’yi nasıl kullanmalıdır?” sorusunun cevabındaki bilincini veremeyip de, “Ya 5 dakika kanalları dolaşayım, bakalım ne var, neler olmuş dünyada” deyip de 3–4 saat reklâmdı, filmdi, programdı, haberdi derken TV’nin başından kalkamadığımız, namazları ve aile içi muhabbeti kaçırdığımız gibi…
İnternetin de, TV’nin de bir amaç için açılması ve kullanılması gerektiğini yazamadık nedense. Amaç için değil de vakit doldurmak, eğlenmek için açtığımız için saatlerin de nasıl geçtiğini fark edemedik… Dolayısıyla kitaplardan, aile içi muhabbetlerden, dostlarla sohbetten gittikçe uzaklaşıyoruz maalesef…
İnterneti yasaklayıp internet bilincinden uzaklaştığımız sürece kendimizi daha da çok internete kaptırıyoruz.
Şeytan Şimdi Oturum Açtı!
Ve MSN… MSN kullanmayı kötü gören, kullananlara da uzun yıllar kötü gözlerle bakmış bir camiayız. MSN kullanmayı da bir zamanlar yasakladık, haram dedik, iki genç gerçek hayatta olmasa da sonuç itibariyle aynı pencereyi paylaşıyorlar, caiz değil dedik.
MSN kullanmak İnternet kullanmak gibi aynı kategoride değil, bunu söylemeliyiz. Akraba ilişkilerini, insan ilişkilerini azaltıyor, konuşmayı muhabbeti bitiriyor dedik, kınadık. Kimimiz “zaman kaybettiriyor, ben gerekli görüşmelerimi telefonla yaparım, saatlerce pencerede konuşmaya gerek yok” deyip MSN kullanmayabilir saygı duyarız. Lakin MSN’yi sadece gerekli görüşmelerinde kullananlara “MSN kullanmayın ya da Ey Müslüman! Titre ve kendine gel, buralarda tebliğ yapılmaz” tarzından radikal söylemlerde bulunan kardeşlerimiz haksızlık ettik.
Birincisi tebliğ “bir insanı karşına alıp bir hakikatten bahsetmek” midir sadece, bunu sorgulamak lazım. Yoksa tebliği bir hayat felsefesi edinip de her ortamda, kişinin her anında hayatına geçirerek hakikati bir duruşa, bir tavra dönüştürebilmesi midir?…
İkincisi ise Bir Müslüman için internet de MSN de gerekli kullanılabildiği gibi gerekli kullanılamayabilir de… Bir bıçak nasıl ki caninin elinde insanları öldürmek için bir araç ise, bir doktorun elinde şifadır. Gelişen teknoloji ve yaşam şartlarıyla İnternet ve MSN çok faydalı da olabilir, amacının dışında kullanıldığında, haram boyutuna varan süreçlerle çok zararlı da olabilir.
Şam’da, Bosna’da ya da bir başka ülkede kısacası uzakta bulunan bir kardeşimizle sadece internet ücreti vermekle çok ucuza görüşebilme, konuşmamız gereken konuları Görüntülü Arama ile ya da yazışma yoluyla konuşabilme imkânı varken diğer yandan gençlerin sohbet odalarında vakit geçirmelerine, arkadaş bulma isteklerinde aracı olarak da kullanılabilir.
Kişi kendini harama götürebilecek riske sahip her durumu, iyi olma ya da iyi sonuçlar alabilme ihtimali de olmasına rağmen hayatından çıkarmalı mıdır?… Gündelik hayatın her noktasında karşımıza iki yol çıkmıyor mu ey okuyucu?… Ve bizim asıl olan görevimiz bu yollara arkamızı dönmek midir, yoksa bize verilen iradeyle doğru olanı, amacına uygun olan davranışı seçip de o yolda yürüyebilmek midir?
Kullanılma amaçlarına göre değişen bir olguya “tamamen iyidir” ya da “tamamen kötüdür” diyemeyeceğimiz aşikâr.
Ne TV, Ne İnternet, Ne MSN değildir bizleri günaha sokan. Kötü niyetler ve nefsimize uyduğumuz kötü düşünceler, eylemlerdir günahlarımız…
Peki, pornografik siteleri nasıl yasaklayacağız? Dediğinizi duyar gibiyim…
İslam Birleşmiş Milletleri’ni, İslam NATO’sunu, İslam Ortak Dinarı’nı ne zaman kurarsak,
www denilen sistemin wiw ini kuracağız Allah’ın izniyle…
World Wide Web= Dünyayı Kaplayan Ağ
World Islam Web yani Dünya İslam ağı olmalıdır.
Sitelerden kurtuluş işte o zaman mümkün olur. Ama asıl kurtuluş kalptedir ve o bilinci yakalayamadığımız müddetçe karşımıza ne çıkarsa çıksın onu kötüye kullanırız.

Cahit Zarifoğlu’nun Facebook Alternatifi Kesinlikle Olurdu!
Son zamanlarda Bir de Facebook sendromu açıldı. Fatih Mutlu müthiş eleştirmiş geçen haftaki Gerçek Hayat yazısında. Katılmıyorum. Çünkü bu söylemlerle, bu yazılarla Facebook’tan uzaklaştıramazsınız Müslümanları…
“Cahit Zarifoğlu Facebook’ta olur muydu” başlığıyla yayınlandı zaten. Facebook bir moda, özel hayata karışıyor, ideallerimizi laçkalaştırıyor, Facebook internet zibidiliğinin entelektüel yüzü, yakışıklı erkekler güzel kızları ekliyor ve beraber İslamcılık oynuyorlar” tarzından laflarla Facebook anlatılmaz Fatih Mutlu abim.
Bir de Fatih Mutlu “Facebook üyesi pek kıymetli ablalarım, abilerim ve kardeşlerim bundan iki yıl öncesine bir dönsünler, O zaman kafalarda arkadaş, sevgili, dost kavramları nasıl, ne oldu?” sözleriyle yaşanan tüm modern değişimi Facebook’a atıyor. Haksızlık ediyor. Yaşanan değişimleri sadece Facebook’a atamayız. Müslümanlar dünyevileştikçe sevgiden, şefkatten, merhametten, muhabbetten, tavırlarından taviz veriyorlarsa bunun sadece etkeni Facebook değil! Şair, yazar, âlim, sosyolog, müzisyen, neyzen… yetişmiyorsa, yetiştiremiyorsak bunun sebebi sadece Facebook değil!
Fatih Mutlu abim, Cahit Zarifoğlu Facebook’ta belki olmazdı ama şu var ki, Cahit Zarifoğlu kesinlikle Facebook’a karşı alternatif bir oluşum başlatırdı.
Zaten Facebook’tan kurtuluşun yolu da bu. Onu “tu kaka” ilan etmek değil. Radikal söylemlerle yazılar yazmak hiç değil.
Ben de üyeyim Facebook’a. Elif Şafak, Numan Kurtulmuş, Sibel Eraslan, Fatih Okumuş, Şadan Ercan, Asım Gültekin, İsmail Kılıçarslan, Tarık Tufan… gibi isimler de üye. Yazar, Şair, Site Yöneticisi, Editörü, Siyasetçisi derken bakın kimler kimler üyeymiş… Hayır, ifşa etmek için değil ama bu insanlar niçin üye acaba?
Bu insanların üye olması da meşrulaştırmaz olayın boyutunu ama Facebook ile insanlar yıllardır tanımadıklarına ulaşabiliyorlar, aynı platformda resimlerini koyup yorumlayabiliyorlar, organizasyonlardan insanları haberdar edebiliyorlar, etkinliklerle ve açılan gruplarla “nasıl tavır alınmalı?” sorusuna cevap arayabiliyorlar…
Salt eleştiri, eleştiri değildir. Bizler Facebook’a alternatif oluşturamadığımız müddetçe de insanları Facebook’tan uzaklaştırmaya çabalamalıyım, komik duruma düşüyoruz.
Evet, Cahit Abi olsaydı kesinlikle farklı olurdu. Bir Tekkede muhabbet çevresi oluştururdu belki…
Kızanlar olabilir, ama belki de www.zarifcemuhabbet.com diye bir sitenin alt yapısını oluşturup, kurallarını kendisi koyduğu bir site açardı.
* (Sebe Suresi, 46)
Yunus Emre Tozal
Genç Dergisi, Eylül 2008
Yorumlar
elinize sağlık
Pzt, 08/09/2008 - 23:13 — nurbanu buyukcolakelinize sağlık.son zamanlarda sıkça gündeme gelen bir konuyu bakılması gereken taraftan ele almışsınız allah razı olsn.insanoğluyz ya işte fıtraten meyilliyz herşeyi eleştirmeye görünen bir icraatımız olmasada.ama artık zaman fazlasıyla değişti eleştiri topları eskiden olumlu yönlere gidebiliyordu belki kim bilir ama suanı biliyorz ki eleştiryle olmyr brşeylerin düzelmesi. fiili birşeyler bekliyor insanlar sizden. önce icraat sonra söz kelam kısacası.birseyler yapılması gerekyr, bu konu uzerinde konuşulması da gerekyr ama sadece sözlerle olmuyr. alternatif olabliecek sağlıklı iletişim yuvaları ya da onlarsz olabilecek hayat yuvaları istiyr eleştiri topuna maruz kalanlar.rabbim sizinde ve diğer guzel kardeşlerimiznde gönüllerine sıhhat versin insallah. duayla...
"lal.ezar"
Facebook'a Varamadım Günah Defterimi Sıfırladım!
Çar, 10/09/2008 - 04:46 — yusuf baybarsMüslüman dimağlar ne zaman ki karşı cenahın ürettiği tezlere karşı antitez üretmeyi bırakıp kendi piyonlarını elde tutabileceği teşekküllü bir tez üretir , işte o vakit hiçbir asimilasyon ve dejenerasyona kurban gitmeden kurtarır kimliğini . Velakin kainattaki üzümleri kullanmaktan atalet hasebiyle imtina eden Müslüman çehre, karşı taraf boşta kalan bu üzümleri kullanıp şarap yapınca 'tu kaka' bâbından yaylım marşları söylüyor yıllardır.
Boykot etmekten gayrısını kendini haram bilen, üretmekten ziyade tüketmekten dem vuran ve her tükettiğine karşı bir kabotaj uygulayıp kendi bağında üzüm yetiştiremeyen bireyler, böyle devam ederse bu çıngardan hiç kurtulamayacak. Ve şaraba sövmekten üzümün tadını almaya fırsat bulamayacak.
Facebook'a neden girmesin Müslüman? Girsin tabiki, ordan da nasiplensin. Ama asırlardır kaburgasında taşıdığı hayaya halel getirmeden. Yasak meyveye değil hurma ağacının gölgesindeki sükutun letafetine vurularak dolaşsın Facebook'un baltadan başka birşey girmemiş ormanında. Yok eğer birtakım ecnebi yularına dolanmış fason beyinlilerin işgüzarlığı yüzünden Facebook'u kendine bir tehlike addediyorsa, bir zahmet modemini satıp kendine bir zikirmatik alsın. İnternet bu, ne yapacağı belli olmaz. Hem bu vakitten sonra virüslerin bile muhafazakarı deveran edebilir telekominik ağlarda. Bizden söylemesi!
Deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa
Ne biçim bir dünyadır burası!
Andrei Tarkovsky ( Nostalghia )
eşyaya hakim olmak
Çar, 10/09/2008 - 14:49 — Mümine SenaEşyanın bizi kullanmasına müsaade etmeyip, eşyayı doğru kullanırsak ve altın kural dengeyi unutmazsak herşey yolunda demektir.
paylaşımınız için teşekkürler...
Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır. En’âm 103
...
"Otuzuncuharf"
simulasyon 'gerçeği'
Çar, 15/10/2008 - 21:44 — edip munisimdi, en başından söyleyeyim, sayın tozal'ın eleştiride bakış açısı, noktası postmodern(!) bir durumu yansıtıyor.çünkü internet üzerinde bir ağdan hareketle internet üzerindeki bir başka ağı eleştirmenin adı postmodernizm olur ancak.ikincisi, facebook'a alternatif oluşturmak da ne demek?ya reddedersin ya kabul edersin.ille de islamileştirmenin bir anlamı yoktur.bu durum, 169 sene evvel afişe olan ama elbette daha gerilerde kökü bulunan bir batı imajı'nın problemi:batı yapar biz kendimize benzetiriz, hatta bununla övünürüz.yetmez, batı'nın sadece teknolojisini alalım üstü kalsın, deriz.bu bir nevi savunmacılıktır.kendi kimliğini 'ben buyum' üzerinden inşa etmek değil, 'ben şu değilim' üzerine bina etmektir.
olayın bir diğer boyutu, teknolojinin simulatif alemleri.olayın sanatsal kökleri var aslında.şöyle ki eskilerde kurgular ve imgeler gerçek hayattan devşirilirdi, ve gerçek hayattan şekil alırdı.şimdi durum tersine dönmekle kalmadı, daha da karmaşık bir hal aldı.artık oluşturulmuş dünya yani kurgu ve simulasyon, gerçek hayatın yerine geçti,yetmedi gerçek hayatı da içeren daha geniş bir daire çizerek iki tanesi simulatif bir tanesi gerçek üç dünyamız oldu.internet bu dünyalardan simulatif olanı.facebook, msn gibi 'yaşam alanları' bu simulatif dünyanın şehirlei evleri bahçeleri.ve facebook'a üye olan kişi ile web sayfasında resmi görünen, mesaj alan, sohbet eden kişi aynı kişi değil.gerçek kişinin bir simulasyonu.kendi haytınıza bakın.msn'de facebook'ta aralıksız görüştüğünüz ama uzun bir zamandır yüz yüze görüşmediğiniz kişiyi gerçek hayatta karşınızda kanlı canlı haliyle gördüğünüzde ne yaparsınız?sarılmaz MSNız?özledim demez MSNiz?oysa akşam görüşmüştünüz msn'de facebook'ta, değil mi?
olay basit:yalnızlaşıyoruz, anlamsızlaşıyourz, bir çok şeyle bir anda karşılaşıp hepsini o an unutuyoruz yani hatırasızlaşıyoruz.msn ve facebook da modern dünyanın bu problemlere çözüm üretme çabasında ibaret.hatta biraz komik kaçıyor çünkü insana yönelelim diyorlar fakat çağ o kadar bozmuş ki anlayışlarını, insana bile ulaşamaıyorlar.facebook'a 'sosyal ortam' denmesi de işin tuzu biberi oluyor.
özetle, facebook zararsızdır çünkü yoktur, islamileştirmeye değer bir tarafı da yoktur,anacak kendimize acıma fırsatı verir...
Haydi Herkes Facebook'a değil, Haydi Bilinçlenmeye...
Per, 23/10/2008 - 00:41 — Yunus EmreSayın Edip Munis,
Ben de en başından söyleyeyim ki, postmodern(!) bir durumun analizini yanlış yerde durarak, yanlış pencereden bakarak yapmaya çalışmışsınız.
“İnternet üzerinde bir ağdan hareketle internet üzerindeki bir başka ağı eleştirmenin adı postmodernizm olur” diyorsunuz da bunu ben yapmıyorum, bunu yapanları internet kullanarak eleştiriyorum, çünkü interneti doğru zamanda doğru yerde, Allah’ın “bak” dediği yerden bakarak kullanmanın gerekliliğinden bahsediyorum. Dolayısıyla postmodernliği ben değil, eleştirdiğim zihniyetler yapıyor.
“facebook'a alternatif oluşturmak da ne demek? Ya reddedersin ya kabul edersin. İlle de İslamileştirmenin bir anlamı yoktur.” Diyorsunuz. Bu konuda size İsmail Recai Faruki’nin “Bilginin İslamileştirilmesi” kitabını tavsiye ediyorum. Bunu hava atmak için anlamayınız lütfen, demek istediğim ortamlara kanarak, bir şekilde erimek yerine alternatif üretmenin ontolojik kaygısını, özümüzden ayrılmama çabasında epistemolojik çabayı, fıtratımızdan uzaklaşmama adına doğru bir bakış açısı ile bakabilmemiz için ortaya koymak mecburiyetindeyiz. Yada kullanabileceğimiz sınıra kadar kullanırız, muhabbetle eş tutmak da ne demek?... “Tu kaka” ilan etmek çözüm mü sizce?
Ben şu değilim kimliğinden ziyade “İşte ben buyum” kimliğinden bahsediyor yazı, dediğim gibi farklı penceredesiniz.
Haydi herkes Facebook a diye bir haykırışım yok. Sadece ve sadece Haydi İnternet konusunda, facebook konusunda, msn kullanma konusunda “Haydi Herkes Bilinçlenmeye” tarzı bir haykırışım var.
Facebook’u muhabbet yerine koyan biri de değilim. Facebook’ta 5 defa görüştüğüm birine herhalde sokakta görsem kucaklaşırım. Bunu mukayese eden sizin sorununuz, yazıyı anlamadığınız gerçeğini ifşa ediyor. Çünkü ben yazıda muhabbetle hiç kıyaslamadım, kıyaslanamaz da zaten.
Muhabbetle…
ulvî ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com --
Zarifoğlunun umurunda olmazdın
Per, 23/10/2008 - 02:53 — umut yolcuMüslüman, tebliğ, aile, zarifoğlu, şefkat, şair, çocuk, sevgi, şam, kalp, bosna...
Ve bu mukaddes kelimelerin arasına dinamitlenmiş olan kelimeler;
facebook, msn, kamera, görüntü, internet, www, vesaire...
Laçkalaşmış iyice...
Şair adamdır zarifoğlu, şair...
Şair ?
kaçın modern olan her şeyden!
Per, 23/10/2008 - 09:23 — Yunus EmreŞair anlatılamazın anlatılamazlığını anlatmaktır diyor Aliya.
Zarifoğlu nun umrunda olmak, mı ne haddime?...
Ama ilköğretim fişleri bile
ali ata bak.'tan
laptobu aç.'a kadar değişen bir toplumda
şüphesiz Zarifoğlu sizler gibi "tu-kaka" ilan etmez, duruşuyla eylemleriyle tavırlarıyla bir alternatifi olurdu.
aslında olayın en başından beri,
Zarif Prensin ismi ile bir popülist yazı karakteri içinde hoş değil; itici. O da facebookta olur muydu demek aslında onu anlamadığımızı gösterir.
sayın umut,
niçin bana net yoluyla cevap veriyorsunuz?
Çünkü bunun bile alternatifini kuramadık. Yazıyı iyi okuyunuz.
Yıllardır sinemaya, tiyatroya "boş" gözlerle bakan bizler, mütevazilik adına mı kaybettik?
Yoksa mütevazi, mütebessim Üstad Hasan Nail Canat'ı tiyatro alanında yalnız mı bıraktık?... Güldük geçtik toplum olarak değil mi?...
Peki ne kazandık?...
ulvî ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com --