İran, dünya'nın en eski ve en ilginç ülkelerinden biri. Eskiliğinin içinde onlarca etnik unsur, onlarca yıkılmış devlet, birçok din, sayısız sanat antikası ve kendine has türüyle dünyadan kopuk bilimini barındırmakta. İlginç oluşu da, onun bu eskiliğine sıkı sıkıya bağlı. İran, komşuları için yüzlerce yıl sırtında güvenilirliği değil, kuşkuyu taşıdı. Kendi coğrafyasında kurmaya çalıştığı hakimiyetin temelinde ise entrika ve milattan önceye kadar uzanan siyasi mirasın çok alaşımlı harcı vardı ve İran 19. ve 20. yüzyılda İngiliz egemenliğine girene kadar da bu mirası kendi hükümranlığı adına çok iyi kullandı. 20. yüzyılın ikinci yarısında Amerika ve İngiltere'nin sıkı işbirliği ile yıkılan Musaddık Hükümeti'nden sonra onlarla işbirliği yapan İran Şah'ı kendi petrolünü Amerikalılardan ve İngilizlerden kurtaramadı. Halkı açlık ve yoksullukla boğuşmaya devam etti. Hanedanlığın halk nezdin deki güvenilirliği bitti ve yine zinde güçler marifeti ve stratejileriyle askerler sık sık darbe yapmaya devam ettiler. Ortadoğu ve Güneybatı Asya SSCB ile Batılı emperyalistlerin çatışma alanı olmaktan kurtulamadı. Türkiye, İran, Irak, Mısır Amerika ve İngiltere destekli askeri darbelerle kuşatıldı, egemenlik altına alındı. Diğer küçük ülkeler etnik çatışmalarla boğuşur duruma getirildi.
...
İran döngüsel kaoslarından kurtulabilmek için etnik çeşitliliği "şiiliğin katı ve affetmez ruhban sınıfıyla" baskı altına aldı, devrim yaptı. Amerika ve Batı yanlısı asker ve bürokratları etkisiz hale getirerek döngüden kurtulabildi. Ya da kurtulduğunu sandı. Ancak döngünün İran ayağı gerçekten kırılmıştı. İran olası risklerden korktuğu için doğrudan olmasa bile dolaylı olarak batı ile ilişkilerini sağlama almaya başladı. Ruhban sınıfını güçlendirdi, yetkilerini arttırdı, yönetsel baskıları azaltmak adına "Hiyerarşik Yönetim Kurulları" oluşturdu. Yönettiği insanları çelişkilerle baş başa bırakmayı tercih etti; ayaklanmaların yöneleceği hedefleri çoğalttı. Seçimlerle gelenlerin ancak "belediye" işleri yapabileceği bir alan bıraktı. Ve oluşturduğu sistemle büyük bir idari koordinasyon sağladı; dünya ile kurduğu derin ve hassas siyaset, ticaret, eğitim ve iletişim ağlarıyla "bağımsız" bir ada devlet rolünü oynadı.
...
İran'ın komşu ülkeleriyle ilişkileri de yüzlerce yılın eskiliğine ve siyasi mirasına uygun bir yapıda, sinsice gelişti. Osmanlı ile girdiği egemenlik mücadelesine Türkiye ile devam etti. Türkiye'nin batı güdümünde kalarak İslam ülkeleri nezdinde "itibarını" yitirmesi İran için "lider ülke" olma rüyasını sürdürmesi ve realize etmesi için büyük bir fırsat oldu. İran komşu ülkelerde; Türkiye, Pakistan, Afganistan, Irak, Suriye, Arabistan, Mısır, Hindistan ve Azerbaycan da kendisine bağlı gruplar oluşturdu, kendine has "dini" özellikleri olan, sosyalizm ve İslam sentezi ile altyapısı oluşturulan kurumsal kimlikler ve önderlik edebilecek kişilikler üretti. İslami felsefe üretiminde gerçekten lider olmak adına çok büyük adımlar attı. (Halen İslam ülkelerinin çoğunda İranlı din ve düşünce adamlarının düşünceleri birçok aydının fikri altyapısını oluşturmaya devam ediyorlar).
...
İran'ın İslam için oluşturduğu küresel hedef ile İngilizlerin iki yüzyıl önce dünyadaki sömürgeler için oluşturduğu hedef arasında stratejik olarak hiçbir fark olmadığı attığı derin adımların 21.yüzyılın başlarında verdiği meyvelerle ortaya çıkmasıyla anlaşılabildi. İran Kendisine ait mezhebin, şiiliğin, sunnilik karşısında elde ettiği ezici üstünlük bu meyvelerden en olgunu oldu. Sunni düşünürlerin yüzlerce yıl dışladığı ve İslam'ın özünden sapmalar içermekle suçladığı İran Şiiliği, 21.yüzyılda söz edilen türden suçlamalarla karşılaşmaz olmuştu. İran bu farkı oluşturmakla, İslam Ülkelerinin "zımnen kabul"ü ile "liderliğini" tescil ettirdi. Ancak çok büyük bir sorunu vardı; Amerika, dünyanın ağası.
...
1 Mart tezkeresi sonrası Türkiye İran'ın tüm hesaplarını altüst etti. Dünyadaki sunnî ülkelerin temsilcisi olma yolunda attığı adımlar,İran'ı büyük bir bunalıma sürükledi. Ancak bunu gizledi; yansıtmadı. Türkiye'nin Amerika karşısında zaafa düşmesini bekledi. Beklediği olmayınca ve süregelen Amerika tehditleri ciddileşmeye başlayınca Türkiye ile sürtüşmemeye çalıştı. Aksine daha önce zikzaklar çizdiği enerji alanında ince bir hamle yaptı; daha önce Rusya, Fransa ve İtalya’ya sağladığı enerji yatırımları ve enerji transferi ile ilgili kolaylıkları birdenbire Türkiye'ye sağladı ve Türkiye ile çok kapsamlı enerji anlaşmaları yaptı. Amerika'yı "Ortak Düşman" gören iki ülke "müttefik" oldular. Lakin İran, Türkiye ile ilgili hesaplarını sümen altında tutsa bile yüzlerce yıllık "ikiyüzlü" politikalarını sürdürmekten vazgeçmedi. Kendisi Kuzey Irak'taki terörist hedefleri Kuzey Irak'ın içlerine kadar uzanarak vurduğu halde, Türkiye'nin bu tür operasyonlarından rahatsız olduğunu, siyasi/diplomatik çözümün esas olması gerektiğini vurguladı. Suriye'yi de Türkiye'ye destek vermekle suçladı.
...
İran şimdi yüzlerce yıldır yaptığını yapmaya devam ediyor. Kendi pers egemenliğini sağlamak adına Osmanlı' yı batılılarla ittifaklar yaparak sırtından vurmaya alışmış olan bir İran'ın Türkiye'yi dost olarak algılaması siyasi tarih ve egemenlik pradigmalarına göre imkansızdır. İran her zaman yaptığı gibi, tehlikelerden kurtulduğuna kanaat getirdiği anda Türkiye'nin ayağına kement atmaktan çekinmeyecektir. İran Cumhurbaşkanı'nın Ermenistan ziyaretini,soykırım anıtını ziyaret etmekten kurtulmak için yarıda kesmesi de, İran'ın ikiyüzlülüğünün delillerinden biridir. Amerikan temsilciler meclisinde tartışılan ermeni tasarısı ile eşzamanlı olarak İran Cumhurbaşkanı'nın Ermenistan’ı ziyaret etmesi, ziyaret programı içinde "sözde soykırım anıtının ziyaret edilmesi" gibi "özel" anlamlar yüklenebilecek siyasi ayak oyunları Türk Stratejistler tarafından çok ciddi bir biçimde algılanmak/değerlendirilmek zorundadır. Ziyaretin yarıda kesilmesi de Türkiye'ye bir jest olarak görünse bile, ardındaki kötü niyeti alenen beyan etmesi de işin ayrı ve özel bir yönüdür. Gerektiğinde İran'ın ne denli acımasız ve hain olabileceğinin açık bir kanıtıdır.
...
İran, Amerika ile görünürde sürtüşüyor olsa bile,yeni orta doğu haritalarında Amerika ile masaya oturmanın hesaplarını yapmaktadır. Nükleer Silah almaşığı İran'ın hegemonya alanlarını genişletmesine araç olmaktadır. Irak, Suriye ve diğer komşu ülkelerdeki "şii" unsurları kontrol edebilen bir İran, Amerika için vazgeçilmez bir "stratejik ortak" olma yolundadır. Dünyanın enerji merkezindeki siyasi yapıları kontrol etmek isteyen ülkelerden Amerika, İngiltere ve İsrail İran'la ortaklık arayışının temellerini savaş çığlıklarının arkasına saklanarak yapmaktadırlar. Çok iyi bilinmelidir ki; Türkiye gelecekte bu çıkar çarkının belaları ile uğraşmaya devam edecektir. Dün kendi sınırlarından geçişine izin verdiği, beslediği terör unsurlarını, gelecekte de kullanmaktan vazgeçmeyecektir. Türkiye, Suriye ve Irak ile kurduğu "Kürtlere karşı sözde ittifak", Amerika destekli bir senaryonun parçasıdır.
27.10.2007
Yorumlar
iran dost değildir diyen kime dostluk selamı çakar
Cts, 03/11/2007 - 07:10 — murat tuzcuselamun aleyküm
iran düşmanlığı üzerine bina edilmiş bir yazıyla yüzyüzeyiz.
ne diyor sayın seçkin deniz:
''İran şimdi yüzlerce yıldır yaptığını yapmaya devam ediyor. Kendi pers egemenliğini sağlamak adına Osmanlı' yı batılılarla ittifaklar yaparak sırtından vurmaya alışmış olan bir İran'ın Türkiye'yi dost olarak algılaması siyasi tarih ve egemenlik paradigmalarına göre imkansızdır...''
niçin imkansız sayın seçkin deniz?
çünkü onlar şii.
arkadan vuranlar hain araplar! değil miydi ey ulusal sularda yüzenler.
şimdi arkadan vurmalar masalı islam devrimi mücahitlerine kaldı öyle mi?
masal içinde masal bıyık altında sakal misali hop terelelli bir kuyu var burada.
çünkü onlar arkadan dolanarak büyük şeytan amerika'yla masa başında.
hatta israil'le bile al gülüm ver gülüm öyle mi?
bu dil bizim dilimiz değil.
bu dil zehirlenmiş bir kuyunun içilemez hale gelmiş suyudur.
gelin görün ki pet şişelerde pazar pazar gezmekte.
birde şunu söylüyor:
''Sunni düşünürlerin yüzlerce yıl dışladığı ve İslam'ın özünden sapmalar içermekle suçladığı İran Şiiliği, 21.yüzyılda söz edilen türden suçlamalarla karşılaşmaz olmuştu. İran bu farkı oluşturmakla, İslam Ülkelerinin "zımnen kabul"ü ile "liderliğini" tescil ettirdi. Ancak çok büyük bir sorunu vardı; Amerika, dünyanın ağası.''
mezhebi taassuba yönelik tenkidler devam ediyor sayın seçkin deniz.
hem ''islam'ın özünden sapmalar'' neden şiiliğin malı olsun.
sünnilikte ne kadar varsa sapmalar komşusu şiiliğin içindede var.
hem müslümanlar birbirlerini dışlamayıp konuşmaya başladıysa bu gocunmanız niye acaba?
kim bu gocunmalardan fayda sağlayacak olanlar?
islam ümmeti mi yoksa büyük şeytan ve itleri mi?
ve:
''İran, Türkiye ile ilgili hesaplarını sümen altında tutsa bile yüzlerce yıllık "ikiyüzlü" politikalarını sürdürmekten vazgeçmedi. Kendisi Kuzey Irak'taki terörist hedefleri Kuzey Irak'ın içlerine kadar uzanarak vurduğu halde, Türkiye'nin bu tür operasyonlarından rahatsız olduğunu, siyasi/diplomatik çözümün esas olması gerektiğini vurguladı. Suriye'yi de Türkiye'ye destek vermekle suçladı.''
ne yani şimdi bunlar.
kimin ağzıyla konuştuğunuzuz farkında değilsiniz herhalde.
iran ve türkiye yakınlaştıkça uzaklaştıklarımız kimseler piyasa oluşturarak mezhebler üzerinden fitne hücumlarına başlıyor.
ve birileri de tencere kapak tiyatrosunda figüran rolüne soyunuyor.
bu yazı şii olsun sünni olsun türk, fars, arap, kürt vs olsun islam ümmetine muhabbet besleyenleri yaralamıştır.
islam devrimi'nin aziz önderi imam humeyni'yi ve devrim şehidlerini karalamak kimseyi daha fazla müslüman ve daha fazla sünnet ehli yapmaz.
ayrıca ali şeriati'ye taassupla saldırmak kuyuya taş atanlara selam çakmaktır.
dini, siyasi, kültürel münafıkların diliyle komşuya ''ikiyüzlü'' düşman muamelesi yapmak birilerine dostluk yapmakla eşdeğerdir.
iran dendiğinde yüzünü buruşturanları sevindiren bu yazıyı kaleme alan seçkin deniz'i kınıyorum.
imam humeyni ve islam devrimi şehidlerinden ve de ali şeriati'den bahsederken ortalara ''ikiyüzlü'' diller döşeyenleri bir daha kınıyorum kınıyorum...
murat tuzcu'ya
Cts, 03/11/2007 - 13:21 — Aydın Altaybir iranlı ama tc vatandaşı olarak yazara vermiş olduğunuz yanıttan dolayı size bütün iran islam cumhuriyeti müslümanları adına teşekkür ediyorum, hepimiz kardeşiz... saygılar zeyd yegani (aydın altay)
kınamak?...Anlamını biliyor musunuz?. Lümpence bu.
Paz, 04/11/2007 - 03:47 — seckin deniz"bu yazı şii olsun sünni olsun türk, fars, arap, kürt vs olsun islam ümmetine muhabbet besleyenleri yaralamıştır"
cümlesine karşılık bir iki şey yazmak istedim. İslam ümmeti var mı ortada? Varsa nerede? Osmanlı milyonlarca ümmet ferdini savaşta kaybederken,mondrosla başlayan katliamlarla binlerce kadın,çocuk öldürülürken İran nerdeydi?İslam ümmetini Iraktaki felaket yaralamıyor,ama o felakete karşı durması gerekenleri durduran iranı eleştiren bir yazı yaralayabiliyor. Söyler misiniz bu ümmet varsa siz bu ümmetin neresindesiniz?.
seçkin deniz
sen git tarihe tapın ve tepin...
Paz, 04/11/2007 - 20:27 — murat tuzcusonrada cıngar çıkartmaya yeltenen çıngıraklarını piyasaya cıngıl olarak sür.
sonra tarihine dön, aslına dön, titre kendine dön.
dön yine dön.
ki tüm yönler seni göstersin senin olsun.
en osmanlı en türk en sünni olarak rap rap rap.
en ulusal en derin en bilen en cesur rap rap rap.
tarihin derin sularında gezin.
doğu ve batı ve dön yine kendine.
işte göreceksin rap rap rap.
rap rap rap.
islam ümmetinden rap rap rap ümmetine cumburlop atlayanlara.
rap rap rap ümmetinden islam ümmetini mezhebiyle kırbaçlayanlara.
çok derinlerden yeryüzüne sövenlere.
tarihin dibinden gelip gelinen dibe tapanlara.
süklüm püklüm yazdığını sanıp ay beni anlamazsınızcılık oynayanlara.
osman sarı'dan
taş taş değil bağrındır taş senin
nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin
art niyetli bir yazı, sizi kınıyorum
Cts, 03/11/2007 - 13:15 — Aydın Altaybilimden yoksun ve son derece maksatlı bir yazı... hayatınızda ne iran'ı görmüşsünüz ne de iranlı tanımışsınız. içinizde ki mezhep taasubu o kadar habis ki içinizde tutamayıp kaleme bile almışsınız. yazınızda "katı" ifadeniz bir anlamda islama karşı olan düşüncenizin dışa vurmuşluğudur. iran islam cumhuriyeti osmanlı'nın egemenliği altına girmediği için muviye ve yezid siyasetiyle şekillenen şam islam anlayışı sizin gibi kişilerin kafayapısına uygunluğunu göstermiş durumda. eğer sadece ilgi çekmek için böyle bir konuyu ele aldıysanız ki buna gerek yok, bu bilgiler son derce basit ve yalandan ibarettir. yok eğer sırf "yazar"lık gibi bir düşünceyle yazdıysanız buna gerek yok biz doğruyu ve güzelliğe sahip çıkmayı biliriz, yeter ki siz adam akıllı şeyler yazın... zeydaydin@hotmail.com
habis olan hangisi?.
Cts, 29/12/2007 - 22:02 — seckin denizSizi cevaplayacağım,Sayın İranlı,diliniz ve kininiz buna değmese de...
Yorumunuz yazımdaki içeriğin kanıtlarını sunuyor okuyanlara. İranı görmem gerekmez,ama iranlı tanıdım;ancak o tanıdığım iranlılara bakarak yazmadım yazımı. Yazsaydım sizin gibi bir dil kullanmak zorunda kalabilirdim.
yazınızda "katı" ifadeniz bir anlamda islama karşı olan düşüncenizin dışa vurmuşluğudur"
demişsiniz,Hiç Allah'tan korkmadan. Şiiliğe düşman değilim,ama siz İranın mezhep farklılığından kaynaklanan düşmanca tutumlarını eleştirdiğim yazıyı "İslam" a karşı yazılmış olarak algılıyorsunuz. Yani sizce Şiilik=İslam. Diğerleri zındık.
"iran islam cumhuriyeti osmanlı'nın egemenliği altına girmediği için muviye ve yezid siyasetiyle şekillenen şam islam anlayışı sizin gibi kişilerin kafayapısına uygunluğunu göstermiş durumda. "
demişsiniz birde. merd-i kıpt-i şecaat arzederken sirkatini söylüyor,demek mesele egemenlik meselesi;tebrikler itirafınız için.(Bence vatandaşlığınızda ikiyüzlülük içeriyor) İran İslam cumhuriyeti kuruluş taihi 1979,Osmanlının Yıkılış tarihi 1923. Bu da sizin bilimsel bakışınız.
Ayrıca bu ülkede Ehli Beyte sayıgısızlık yapan herkes nahoş karşılanır. Hele Yezid den etkilenmesi imkansız.. Siz kininizi böyle suçlayarak yansıtırsınız. Benim meselem de bu zaten. Bunu saklamanıza mani olmak kendimce.
seçkin deniz
mehmet ali birantın iranı=denizin iranı
Cts, 03/11/2007 - 14:17 — okan şahinbaştan sonra ırkçı, şoven ve tarihsel putların ezikliği altında yazılmış iğrenç bir bakış. mehmet ali birantın durmadan ana haber bültenlerinde gösterdiği iran görüntüleri gibi aynı niyetin etrafında döndürülüp durmuş, olanı değil olması gerekeni hayal eden seviyesiz bir kıskançlık kusması...
irana bu kadar lafları edecek cesareti olan birinin dönüpte kendine ve biz dediği şeye bakması gerekir. o zaman ben delikanlı adamı görürüm.
iran sinemasından, bilimine, dünyaya bakışı ve tavrına kadar kendini müslümanca göstermiş bir ülke. kendi bölgesinden bütün dünyayı etkileyecek üç büyük devrimden birini gerçekleştimiş bir devrimin sahibi (fransız devrimi, bolşevik devrimi, iran devrimi).
türk aydınlarının bile haranlıkla izlediği entellektüellerinin çöl topraklarından dünyaya seslenişidir iran.
Şeriati'nin imanı ve aşkı bile iranı sevmeme yeter. gerisi bu yazı da olduğu gibi sinsidir, bayağıdır.
antoropolojik müslümanlığından müslümanlara bakanlara ve bir kavme karşı kızgınlığından o kavme karşı adaleti esirgeyenlere yazıklar olsun.
selamlar.
Bizimki bize ait,kimseninkine eşit değil. ya sizin iranınız?
Paz, 04/11/2007 - 03:57 — seckin deniz"baştan sonra ırkçı, şoven ve tarihsel putların ezikliği altında yazılmış iğrenç bir bakış"
bu cümle sizin adınıza utanç verici olmalı,utanabilirseniz.Allahtan korkmadığınızın da belgesi;gözünüz dönmüş. Doğaldır sizin iranınızı eleşritene küfretmeniz. Bunu geçelim.
"irana bu kadar lafları edecek cesareti olan birinin dönüpte kendine ve biz dediği şeye bakması gerekir. o zaman ben delikanlı adamı görürüm."
Tarzınız ne kadar bayağı bir tarz.Delikanlı iseniz birazcık öğrenin ve sonra bu tür tepkilerin cahillerin tepkisi olduğunu farkedin. Fransız devrimiyle başlayan devrimciliğiniz nedense insanlık tarihindeki "BÜYÜK İSLAM DEVRİMİ"ni görmüyor. Hz Peygamberin devriminden daha büyüğü yok. Ama onu saymıyorsunuz. Devrimcilik bu demek ki. .körlerin dokundukları filin organlarını fil sanmaları gibi birşey bu. Zaten benim meselem de bu çelişkileri ortaya koymak. İslamı İranla başlatanları göstermek.
seçkin deniz
mehmet ali birant iranı=denizin iranı-2
Paz, 04/11/2007 - 09:16 — okan şahinseçkin bey, gözü dönmüş olarak tabir edilen sözleri biraz farkedederseniz çoğunu sizin yazınızdan aldım.
hz.peygamber devriminden daha büyük yok derken de dediklerimi anlamamazlığa vurmayın. iran devrimi modern dönemlerin en büyük devrimlerinden biridir. modern dönemleri de gidin araştırın, ne demek istediğimi anlarsınız. ve kendi bölgesinden bütün dünyaya diğer devrimler gibi mesaj verebilecek bir söyleme sahiptir ve çıkış noktasıda kur'andır. iran devriminin yazarlarını okursanız ki okumadığınız çok belli bunu daha iyi anlarsınız. büyük islam devrimi falan diyerek de peygamber dönemine bakarsanız da güdük bakışınızla işin içinden çıkamazsınız. konuyu saptırmayın! peygamberin yüceliğini burda tartışan da yok. hamasi söylemlerinize peygamberi sıkıştırmak "şeytan sizi allahla kardırmasın" ayetine karşılık gelir dikkat edin.
iranın türkiye ile tarihsel süreçteki manevralarından hareket ederken neden tek bir türkiyeden ve osmanlından bahsediyorsunuz. türkiyede ki hükümetlerden ve siyasi anlayışlardan ve onların iran ile olan menfeate dayalı politik duruşlarında ki çok yönlü siyasetlerini, neden konu etmediniz yazınızda.? edemezsiniz çünkü magazine dayalı ve resmi tarih anlayışı ile olaya bakarsanız iran kötü ve onun iyi olmalarının arkasında hinlik ararsınız. ve hinliğinizinde ırkçı boyutlarda olduğunu görürsünüz. bu düzeydeki zihniyetler de dönüp kendilerine bakmaz.
ayrıca tek bir irandan ve tarihsel süreçte değişmeyen bir şeytandan bahseder gibi bahsetmek yazınızın yakışıksız tarafı. bu bakış tarihten günümüze gelen tabirleri ile başlayan doğrusal bir şovenleştirme oyununa gelme bakışıdır. hükümetlerin siyaseti gün be gün değişir. ama halkların taraflılığı varsaymış olduğunuz sinsi niyetlerle değişmez. dünyanın amborgosunun olduğu bir ülkeye dünyadaki müslümanları koru gibi iddia döner sizi de bulur. türkiye bosnadaki müslümanlara, bulgaristandaki türklere, musul- kerkükdeki türkmenlere şanlı tarihine tapan biri olarak size soruyorum ne kadar yardım edebildi. osmanlı, arkasından vurduğunu ilan ettiğiniz halkları bir devlet olarak ne kadar koruyabildi. onları istemese de kendi kaderleri ile başbaşa bırakmadı mı.? şimdi bu topraklarda olduğu gibi oralarda da güçsüz devlet olmasının sonucu olarak, zayıf devletçiklerin ortaya çıkmasına hainlik mi diyeceksiniz.? üstelik bunlardan şimdi ki insanların suçu ne?
iranın elindeki amerikanvari silahları kıskanıyor musunuz yoksa onlardan bir israilli gibi korkuyor musunuz? ben onlardan korkmuyorum çünkü bir müslüman olarak iranın bu tehlikeyi bana da yöneltebileceğine inanmıyorum. ama öyle şeyler söylüyorsunuz ki tam bir turancı ağzı ile irandan korkuyor, osmanlıyı şaman devletlerinden biri yapanlar gibi tarihsel mitlerinizle müslümanca varolamaya çalışan bir halkı sinsilikle suçluyorsunuz. sinsi baştan sona bu yazıdır.
ayrıca yazınızdaki ithamlar ve hakaretler olmasaydı sizden öğrendiğim bayağılıkları size döndermezdim. ve yine söylüyorum yazınızdaki ithamlar baştan sona sizdeki çirkin bakışın dışa vurmasıdır. ve bu çirkin bakışında nedeni düşünceleriniz deki ırkçı sınır çizmelerdir.
biz kimiz? size yardım edeyim. müslüman olan herkes...
selamlar
Başlık sizi yansıtıyor. Lütfen daha özgün olun Okan Bey.
Paz, 04/11/2007 - 19:51 — seckin deniz"büyük islam devrimi falan diyerek de peygamber dönemine bakarsanız da güdük bakışınızla işin içinden çıkamazsınız."
Hz Peygamber dönemini analiz etmemiş olan,edememiş olan o dönemin insanlık tarihine en modern ve en kesin devrimi yaşatmak adına bir başlangıç olduğunu anlamayan/anlamaktan ziyade "falan" diyerek küçümseyen bir bakış açısına söylenebilecek bir şey yok. Asıl güdük olan anlamadan feveran eden bir zihnin üretim kabiliyeti değilse nedir?.
İranı okuyun ve bilhassa islam Cumhuriyeti adını aldığı dönemden bu yana özellikle düşman dediği kliklerle nasıl işbirliği yaptığını görün. Bizdeki yönetim evreleri nasıl farklıysa onlarda da farklıdır.
Size cevap verme gereğim bitmiştir
seçkin deniz
mehmet ali birant iranı=denizin iranı-3
Paz, 04/11/2007 - 22:12 — okan şahinbizdeki yönetim evrelerini de yazsana senin sunni devrimciliğini/ tarihini görelim... iranın hangi şer odakları ile anlaştığını varsaydığın gibi yazacaksın ama.
savunduğun düşünceler ile eleştirilere verdiğin cevapların yakışıyor mu? kim yazıp verdi eline bu yazıyı. kaç kişisiniz? tuncay özkan ve hulki cevizoğlu sunni midir, senin kültürüne pardon milli anlayışına göre.?
selamlar
bu zamanda iran'ı savunmak...
Cts, 03/11/2007 - 18:00 — Ümit Demirpeygamberimiz sallallahüaleyhivesellem, müşriklere karşı ehl-i kitab olan hıristiyanları desteklemiştir, diye biliyorum. çağımızın tanınmış âlimlerinden kardavi ise abd'ye karşı iran'ı savunmanın farz olduğu fetvasını verdi daha yenilerde. bazı şeyleri yazıp çizerken dünü olduğu kadar bugünü ve de yarını da hesab etmeli, görünenden ziyade bir de perde gerisini hesab etmeli, diye düşünüyorum. şu an için en önemli olan konu emperyalizme karşı islamın bayraktarlığını yapabilmek ve bu konuda ehl-i kıble ile dayanışma içinde olmaktır...
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Sayın Ümit DEMİR
Paz, 04/11/2007 - 04:05 — seckin denizYorumunuz takdire şâyân. Haklısınız."şu an için en önemli olan konu emperyalizme karşı islamın bayraktarlığını yapabilmek ve bu konuda ehl-i kıble ile dayanışma içinde olmaktır..." demişsiniz.Tüm kalbimle destekleyebileceğim birşey bu.Ama hep sorarım ,Haçlı seferleri arefesinde ve ertesinde İslam bayraktarlığı yapan Osmanlı ehl-i kıble değil miydi İran'a göre?Cumhuriyetten sonra kıbleden vaz mı geçti dedelerimiz?.
"bazı şeyleri yazıp çizerken dünü olduğu kadar bugünü ve de yarını da hesab etmeli, görünenden ziyade bir de perde gerisini hesab etmeli, diye düşünüyorum." demişsiniz. Bunu düşündüğüm için yazımı yazdım zaten. Tehdit geçsin görürüz hep beraberce yeniden İran'ı.
Selam ile.
seçkin deniz
şovenist misin, cıa mısın yoksa pkk mı?
Cts, 03/11/2007 - 18:06 — isa marangozSeçkin Deniz!
İran hakkında bunları düşünebilmen için;
1.fazla ırkçılık dolması yüzünden kafayı çizmiş bir sovenişt
2.türkiye ile iranın, iranla suriyenin, türkiye ile suriyenin; anlayacağın bütün ortadoğu ülkelerinin birbirlerine düşman olmasını isteyen bir cia ajanı
3.ya da "büyük kürdistan" hayali kuran bir pkklısın
hangisisin?
Hangisi olursan ol; arkanda Amerika var.
Bu iğrenç/salak ötesi fikirlerini alıp hürriyete, radikale falan gitsene sen. Cemaat'te ne işin var?
Eleştirilerinizi değerli bulmalı mıyız?
Paz, 04/11/2007 - 02:34 — seckin denizÜzgünüm. Uluslararası siyaseti, Osmanlı tarihini,islam tarihini ve özellikle islam ülkelerindeki derin ayrışmayı,İran'ın Afganistan,Suriye,Irak,Pakistan,Azerbaycan gibi ülkelerde yaptıklarını ve dahası Türkiye-İran çatışmalarını bilmeyenlerin yazımı anlamalarını beklemiyorum. Eleştiri gibi görünen sövgülerin hiçbiri doğru düşünebilen insanlar tarafından yazılmış değildir,bunun kanıtı da yazıyla aynı düzeyde eleştiri yapılamamış olmasından,bilakis küfür edilmesinden anlaşılabilir.Bu ülkenin ve bu dinin menfaatleri adına yazılmış bir yazı eğer aşağılık küfürlerle ve hakaretlerle karşılanabiliyorsa, asıl vahim olan budur. Bu ülkenin hiçbir haklı davasına uluslarası mevzilerde destek vermemiş olan bir İranı,bizlerle müttefikmiş gibi gösterenleri de açıkça kör olmakla suçlamak çok kolay. Türkiye'yi cumhuriyet dönemiyle sınırlamadan yazılmış bir yazıda, İran'ın Türkiye'yi yıllarca kafir ülke diye islam ülkelerine empoze ettiği -böylece kendisine yer açtığı-gerçeği de,Yavuz Selim'in -ve daha sonra gelen Osmanlı Padişahlarının-mecbur kaldığı savaşlarla doğu ve güneydoğu anadoluyu İran'ın mezhep kışkırtıcılığından koruması da işlenmedi. İran'ın Osmanlı ve Türkiye aleyhine çevirdiği dolapların listesini arşivlerden bulmanız çok kolay. Biraz araştırmanız yetecektir. Kaldı ki;Şu an Türkiye'yi yöneten iktidar,İran'ın etki alanına dönüşmüş alanlarda İran'la mücadele ediyor. Zira İran kendi hayat alanlarını elde etmek için çok büyük çabalar sarfetti ve bu alanları Türkiye'ye terketmemek için elinden geleni yapacaktır. Madem İranla müttefik görünüyoruz,özellikle bu iktidar zamanında İran hangi bir konuda uluslararası destek verdi Türkiye'ye?. ABD nin baskı uyguladığı avrupa ülkeleri ambargoya katılmaya başladığında,Türkiye ile enerji anlaşmaları yapmak mıdır iranla müttefik olmak? İran Türkiye için mi Türkiye ile yakınlaşıyor?. Ya yoksa kendi bataklığında yalnız kalmamak için Türkiye ile birlikte mi görünmek istiyor?. Madem İran'la müttefikiz,Irakta öldürülen şii Türkmenler için İran ne yaptı?.İRan güdümlü raklı Şiilerin Kuzey Irakla ilgili düşünceleri neden açık değil? Türkiye'nin ABD ile denklik mücadelesinin 1 Mart Tezkeresiyle başladığını bütün dünya biliyorken 2003 ten bu yana Türkiye ile yeni tarihli enerji anlaşması hariç ne gibi ortak projeler üretmiştir İran? ABD ermeni tasarısı ile Türkiye'yi boğmaya alışırken Sayın Ahmedinecad'ın Ermenistan'da işi ne?. İşgal altındaki Dağlık Karabağ bölgesi dibindeyken bu haksız duruma neden hiç müdahale etmedi?.
...
Müfteri'nin İslam'a göre cezası bellidir. Haksız isnadlarda bulunanları Allaha havale ediyorum.
seçkin deniz
kalkış noktası
Paz, 04/11/2007 - 04:49 — cemalcalikOldum olası ne dış ne iç siyasal çözümlemelerden hazzetmedim. Hem de “sosyoloji” eğitimi almış biri olarak. Hazzetmedim çünkü “egemen paradigma” bağlamında üretilen kavramlarla yapılan çözümlemelerin bir yanılsamadan öte anlamı olduğuna inanmıyorum. Bir yanılsama üzerine bina edilen “şey” üzerine kalp kırıcı olmak, kalplerin kırılmasına vesile olmak, benim yapacağım en son şey olacaktır.
Sayın Seçkin sizin yazınız da –ister istemez- “egemen paradigma” üzerine kurulu bir deneme. Bu paradigmanın temelinde ise “insan- insanın kurdudur” önermesi yatmakta. Ve “insan-doğa çatışması, insan-insan çatışması” postulasını kesin bir veri olarak değerlendirerek tarihsel olayları çözümlemeye kalkışmanın kaçınılmaz sonuçlarıdır.
Şimdi aşağıdaki tümceler size ait. Yüzlerce yıldır olduğuna vurgu yaptığınız tümceler:
“İran şimdi yüzlerce yıldır yaptığını yapmaya devam ediyor. Kendi pers egemenliğini sağlamak adına Osmanlı' yı batılılarla ittifaklar yaparak sırtından vurmaya alışmış olan bir İran'ın Türkiye'yi dost olarak algılaması siyasi tarih ve egemenlik pradigmalarına göre imkansızdır”
Aşağıda iranda egemen olmuş güçlerin hepsi sizin ve sizin gibi değerlendirenlerin ölçüsüyle nereye konulacaktır?
Persler,Sasaniler, Dört Halife Dönemi, Emeviler Abbasiler Tahiriler hanedanı, Alavi hanedanı, Seferî hanedanı, Samani hanedanı, Ziyari hanedanı, Büveyhoğulları hanedanı, Gazneli İmparatorluğu,Gurlular hanedanı, Büyük Selçuklu Devleti, Eldenizler İmperatorluğu, Harzemşahlar, İlhanlılar İmparatorluğu, Muzaffariler hanedanı, Çobanîler hanedanı, Celayirîler hanedanı, Timur İmparatorluğu, Karakoyunlu İmparatorluğu, Akkoyunlu İmparatorluğu, Safevi Devleti, Hotakiler hanedanı, Avşar hanedanlığı, Zandiya hanedanı, Kaçarlar, Pehlevi hanedanı, İran İslam Devrimi (1979),Geçici Hükümet (1979–1980), İran İslam Cumhuriyeti (1980–Günümüz)
Bu hanedanlar arasında birçoğu da Türk, araplar da var. Araplar ve Büyük Selçuklu devleti gibi sair pers olmayan egemen güçler birer kırılma mıdır yüzlerce yıldır uygulanan pers siyasetinde? Kırılma ise günümüz iran islam cumhuriyeti de böylesi bir kırılma sayılamaz mı? Sayılmaz ise kırılmaların ırkla ilişkisi olduğunu mu savunacağız? Böyle bir arguman nefsimize hoş gelse de nesnelliği konusunda elimiz boş olmayacak mı?
Osmanlıyı arkadan vuran safevi hanedanı bir türk hanedanı değil miydi? Ve şii olmadığı halde Osmanlı karşısında egemenliğini meşru kılmak için Şiiliği devlet mezhebi yapıp binlerce sünniyi öldürürken, muadili yavuz selim de iç anadoludan doğu anadoluya kadar Şiileri öldürmedi mi? Ha sahi o safevilerin kışkırtması ve Osmanlı zorla savaşmıştı değil mi? Mesela ta mısıra kadar gitmesi de öyle oranın zenginlikleri için değil, değil mi Seçkin bey? İlayi Kelimetullah için kölemenlerin hükümran olduğu memlekete – onlar da müslümandı- kadar gidildi. Osmanlı kendi egemenliğini sağlamak için yollara düşünce eyvallah ama safeviler yollara çıkınca ıhh.. sebep? Safevileri savunmuyorum.. hiçbir sarayı savunmuyorum. Saray hükümranlığı özde islamdan sapmadır.
Hey hat “onlar bir ümmetti.. geldi geçti.” Ve “biz onlardan sorulacak değiliz.”
Bugün olan biten karşısında alacağımız tavırlardan sorumlu olacağız. Ben öyle biliyorum. Kim hangi mezhepsel kışkırtmada bulundu buna karar verecek merci ben değilim. Ama dün Sünnilerce “gayr-i İslami” sayılan mezhebim şükür bugün öyle sayılmıyor. 1950’lerde başlayan bu kaynaşmayı her birimizin daha da derinleştirmesi gerekmez mi?
“insan-insanın kurdudur, insan doğa çatışması-insan insan çatışması” postulası yerine “ancak inananlar kardeştir” mutlak hakikatini çözümlemelerimize temel almamız daha sağlıklı olmaz mı?
İranın bugün yaptıklarına ilişkin sorularınızın yanıtı için de aynı ölçü geçerlidir. Bu ülkedeki egemen güçlerin her defasında “mollar irana” diye haykırarak yığınları sokaklara dökmesinden tutun da, topraklarını batılı ve batıl güçlere açan egemenlik karşısında nasıl bir tavır sergilemesi gerektiğine öyle hükmedin.
Ruminin bir beyti ile son verelim;
“mahrum inhuş cuz bihuş nist
Merzebanra müşteri cuz guş nist”
Hürmetler..
Egemen paradigma mı,paradigmalar mı?.
Paz, 04/11/2007 - 20:08 — seckin denizSayın Çalık,yorumunuza temel yaptığınız sosyoloji eğitimi almış olma referansı,suçlamalarınıza güç katmıyor. Yanlışlarınıza altyapı sağlama gayretinden başka bir şey değil. Her yazı kendi "altyapısı"nı yansıtır.İsterseniz CV kaydı tutmayalım,olur mu? Yarış kaygınızı öteleyiniz.Kırıcı olma olasılığınızdan korkmanıza gerekçe ne?. Kırmayı mı hedeflediniz?.Benim böyle bir hedefim yok,olmadı da. Ama edebe aykırı bir çok söz ve yorum okudum bu yazı sayesinde. Cevap verin analizdeki sorulara neden hakaret ediyorsunuz?Yanlış olabilir düşüncelerim. Doğrularınızı koyun ortaya.
Egemen paradigma ve paradigmalar,ancak rüzgarlara güvenerek yol alan gemilere hükmeden kaptanlar içindir.Lütfen bu yakışıksız tamlamanızı düzeltiniz. Yada sizin böyle olduğunuzu düşüneceğim. Zira yaşadığınızı başkalarında yaşanmış zannedersiniz.
Yazıyı tekrar okuyun. İran,düzlemi dışında bir düzlem kullanmadım. Irklara dair bir tek sözcük yok. Mezheplerin üstünlüğüne dair bir önerme de yok. İstiyorsanız Doğu Roma'nın mecusi İranlılarla yaptığı savaşta Hz Peygamberin kimleri desteklediğini de söyleyeyim. Ve RUM suresini de. Ama derdim bu değil. Kümülatif İran, sözettiğin herşeyi içeriyor,yazımın girişinde de bu belirtildi. Belki siz bana İran'ın neden Türkiye ile yakın İşbirliği içine girmediğini söylersiniz,ha Cemal Bey?.Bu arada unutmayınız;sosyoloji bir tek paradigmanın tek başına yeterli olmadığını diğer paradigma türleirninde gerekli olduğunu söylemedi mi size?. Bunlara egemen güçlerin kullandığı paradigmalar desek,sosyolojiye biraz siyaset bilimi eklesek olmaz mı sizce?.Zira bir ülke sırf sosyolojik unsurlarla idare edilmez ve egemenlik paradigmaları inanılmaz çokluktadır. Araştırınız. İşte iran üzerinden eleştirdiğim de bu. İran egemenlik paradigmalarından sadece birini "mezheb"i araç olarak kullanıyor.Gerçek bu.
Selam ve sevgiyle
seçkin deniz
suçlama
Pzt, 05/11/2007 - 04:22 — cemalcalikselam ve dua ile;
bu "cv"yi hiç anlamam.. bir ayağı çukurda biri olarak her hangi bir yarışa kalkışmayı da çoktan unuttum. sosyoloji eğitimine vurgu yapmamın esbabı mucibesi bir paye çıkarmak değil, kalkış noktalarının biricik olmadığını bildiğimi bilmenizi istemem. ben bizatihi sizi suçlamadım. ne haddime suçlamak. değerlendirmelerinizden çıkarsadığım "çatışmacı kuramın argumanları" bağlamında vargılara ulaşmanız. bu bir suçlama değildir. "niye sen çatışmacı kuramı, bilerek ya da bilmeyerek kalkış noktası yapıyorsun?" demiyorum. nihayet o da tarihi okuma biçemlerinden biridir. yani bir suçlama değildir. ha şunu da diyebilirsiniz ki "ben çatışmacı kuramı kalkış noktası yapmış değilim siz yanlış algılamışsınız, kalkış noktam şudur.." açımlamasını yapacağınız kalkış noktasının benim nazarımda nesnelliği olmasa da "niye bunu seçtiniz?" türü bir şey demem. böyle bir şeyi deme hakkım olamaz. bu birincisi..
ikincisi benim yorumumun hangi satırında, hangi tümcesinde bir tek küfür vardır? lütfen.. ben benim adımın yazılı olduğundan sorumluyumdur. yazınız altına düşülen her yorum bana ait değil. analizinizdeki hangi sorudan hareketle hakaret ediyorum? bu sitede iki yılı aşkın üyeliğim var, hasbel kader yayınlanmış hiç bir yazımda ve yorumumda küfür ve hakaret bulamazsınız.. dolayısıyla şahsıma bir özür borcunuz var.
üçüncüsü;
"iranı niye eleştiriyorsunuz?" demiyorum ben.. niye övmüyorsunuz? demiyorum. madem siyasal bir analizdir yaptığınız ve bilimseldir, şu aşağıdaki ifadeleri hangi bilimsellikle açıklayacaksınız: "şiiliğin katı ve affetmez ruhban sınıfı- sinsice gelişti- sırtından vurmaya.. ne denli acımasız ve hain.." bunlar değer yargısı yüklü neseb ve mezhep asabiyyesi ifadeler değil de nedir? ne zamandan beri bilimsel literatüre girdi bu ifadeler? madem bilimsel argumanlarla konuşacağız.. benim itirazım da bu idi. yüzyıllık pers geleneğinin kırılma noktaları olmuş mudur? olmamış mıdır? sorusu hakaret mi..
dördüncüsü;
ben caferi mezhebindenim.. mezhebimin "katı ve affetmez"liğini görmedim. biz caferiler yaşayan bir alimi taklid ederiz günlük işlerimizde.. sanırım mezhebimiz hakkında yeterince bilginiz yok.. bu konuda merhum Kaşif'ül Gita'nın "Caferi Mezhebi ve Esasları" adlı merhum Abdulbaki Gölpınarlı'nın türkçe çevirisi eksiğinizi giderecek yeterliliktedir. bu ifadeleri lütfen hakaret olarak almayınız.. çünkü bilmezlik bir kusur değildir.. ben de sünni dünyayı daha yakından tanımak için kırkını aşkın halimle gayret etmekteyim..
beşincisi;
"Kırıcı olma olasılığınızdan korkmanıza gerekçe ne?. Kırmayı mı hedeflediniz?" kırmayı hedeflemedim sizi.. yazınızın altına düşülen bir takım yorumlara göndermeydi.. bunu es geçmenizi de anlayamadım.. yine de sürçü lisan ettiysek affola.. bir gönül kırdıysak affola.. hürmetler
cemal çalık
anlaşıldı senin neyin peşinde olduğun
Paz, 04/11/2007 - 15:00 — isa marangozYazı yaz, insanlar yazdıklarına gıcık olsun, yorum yazsınlar, sen de onlara cevap yaz; yükselsin popülariten. Ha ha ha.
Seckin Deniz denen insan; tam olarak da bunu yapıyor ve ben de tam olarak bu tuzağa düşüyorum.
Sayın Deniz, sizin hiç bir reel-politik algıya dayanmayan; president Bush'un akıl hocalarının dünyada dolaşıma soktuğu fikirleri derdest ettiğiniz sersem sepelek yazınıza, oturup diyelim Taha Mansur'a, diyelim İsmail Kılıçarslan'a, Fatih Tezcan'a cevap yazar gibi cevap yazacağımı, bu sersem sepelek, şovenist zırvaları ciddiye alacağımı bekliyorsanız çooook beklersiniz.
Sayın Erdoğan'ın Gürcistan'da işi neyse, Sayın Ahmedinecad'ın da Ermenistan'da işi o. İran PKK'ya vaktiyle niçin destek verdiyse Türkiye de Halkın Mücahitleri'ne o sebeple destek verdi. Ama sizinle bütün bunları tartışıp tam da sizin istediğinizi yapmayacağım. Bunun yerine size tekrar soracağım:
Şovenist bir hödük müsünüz?
Art niyetli bir CİA'ci misiniz?
Büyük Kürdistan hayali kuran bir PKK'lı mısınız?
Ya da İran-Türkiye ilişkilerine, tam da sizin baktığınız gibi bakan yukarıdakilerin dışında tek bir öbek gösterin.
Ve bir söz de cemaat yönetimine. Nasıl yayınladınız bu saçma sapan, bu zırva dolu, bu kasıtlı yazıyı anlamıyorum. Adamın derdinin ne olduğunu görmüyor musunuz? Burası "Müslümanlar kardeştir" fikrine destek veren bir site değil mi? Demokrat mı oldunuz? Fikir hürriyetine mi inanıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz yahu? Böyle adamların ne işi var "abdestsiz girilmeyen" bu güzelim sitede. Gitsin Radikal'de, Hürriyet'te, ülkü ocakları sitesinde falan vızıklasın bu arkadaş. Lütfen.
mezhebi taassubun kör ettiği gözler...
Paz, 04/11/2007 - 19:59 — murat tuzcuselamun aleyküm
tutturmuşsunuz tarihte şu oldu bu oldu diye.
tarihe iman edenler var biliyoruz.
bir de allah'a iman edenler.
şu oldu bu oldu nerdeydi iran.
yok efendim ermenistan'da ne işi var ahmedinejat'ın.
sana mı soracak adam ülkesini idare ederken.
bir de niye dağlık karabağ işgalinde yardım etmemiş.
hani uluslararası siyasetinin u'sun girip t'sinden çıkan sizdiniz.
cumburlop girsinler öyle mi?
o zaman sormazlarmı adama türkiye niye girmedi diye.
sonrada cart curt.
evet aynen cart curt.
bu zamanda böyle kaşıyıcılık yapmak akıllı işi değil.
ama tarihe tapanlarla mezhebi körlüğe yakalananlar hariç.
onlar için varsa yoksa şu tarihte şunu yaptılar bunu yaptılar.
peki o tarihte berikilerin yapıp ettikleri.
her iki tarafında fitnecibaşıları muhakkak olacak.
önemli olan fitnecibaşlarının dilini taşların altına sokup ezmek.
1 mart tezkeresi pazara çıktı.
ondan önce şuydu bundan sonra şu oldu.
peki incirlikten kalkıp ırak halkını bombalarla yakan kefereler ne?
onlara müslümanları bombalamaya kim müsade ediyor topraklarında.
bunları görme sonra cart curt onlar şii şu tarihte şöyle yaptılar.
yemezler sizin fitnesaçan dil düşüklerinizi.
kan ve kin kokan o çok derin analizlerinizi gidiniz devletin derinlerine ekiniz.
çünkü o hezeyan kokuları oraya yakışır.
buraya değil.
ve bataklık cümlesi:
''ABD nin baskı uyguladığı avrupa ülkeleri ambargoya katılmaya başladığında,Türkiye ile enerji anlaşmaları yapmak mıdır iranla müttefik olmak? İran Türkiye için mi Türkiye ile yakınlaşıyor?. Ya yoksa kendi bataklığında yalnız kalmamak için Türkiye ile birlikte mi görünmek istiyor?. ''
bu düşmanlık neyle açıklanabilir acaba?
bu kin ve haset nedendir?
bu tarihe tapıcılık tarihin taassup saçan kalelerinde nefer olmak nedendir?
allah insanın dört zindanından kurtulmayı nasip etsin.
analiz düşündürücü...
Paz, 04/11/2007 - 04:03 — Osman Uluseçkin bey,yalnız şu enerji anlaşması ile ilgili zamanlama çok enterasandı dikkat çekmek isterim.
tamda bizde seçim meydanlarının olduğu dönemdi.pkk,meydanlarda ve şehid cenazelerinde mecburi gündemdi.
herkes seçim kampanyasını pkk üzerinden yapıyor,mhp ve dp anketlerde yükseliyor,şehid cenazeleri akp için kabus oluyordu.seçimin güvenlik gerekçeleri ile yapılmaması bile konuşuluyordu.
seçime az bir süre kala (sanıyorum 15 gün) iranla yapılan bu enerji anlaşmasından sonra, pkk gündemden düşmüş,baskın polemik tekrar cumhurbaşkanlığı olmuştu...
yine aynı dönemde iran, nükleer programından dolayı iyice sıkıştırılmaya çalışılıyor,abd giderek savaş çığlıklarını yükseltiyordu.
acaba türkiye, iran'a en daraldığı anda nefes almasını sağlayan bu girişimi ile pkk nın maşasını elinde tutanların dikkatini çekmiş ve istediğini alarak enerji anlaşmasını bekleme konumuna almıştır,denilebilir mi?
seçimlerimizi bizden daha dikkatli takip eden bush ve ahmedinecad ın taraflarından bakınca,tek başına akp yada koalisyon ikilemlerinden acaba hangisi onları mutlu ederdi?
ben tayyip ve ahmedinecad ın kesişen çıkarlarının bush a karşı iyi bir sayıya dönüştüğünü düşünüyorum.
olabilir mi?
Evet Osman bey;olabilir.
Paz, 04/11/2007 - 04:23 — seckin denizAncak savaş çığlıklarının daha başka neleri sakladığını da düşünmeli değil miyiz?.Bugünkü gazeteler İran Dışişleri Bakanı'nın Türkiye,İran ve Suriye ile ortak bir terör organizasyonu yapabileceğini beyan ettiğini yazıyor. Bu da bir hamle. Ama esas oyuncu kim?. Dikkat ederseniz tekliflerin hepsi İran'dan. Kendisi Kuzey Irak'a bildiriler dağıtıp hava saldırısı başlatacağını duyurdu ve saldırdı. Gazeteler günlerce bunu işlediler, bizde destek verdik İran'a. Onlara terörü diplomasiyle çözün demedik,Irak merkezi yönetimiyle oturun konuşun da demedik. Tezkere çıktığı gün İran bize diplomasi tavsiye etti. Suriyeyi de bize destek vermekle suçladı?
Sayı,oyuncuların hanesine yazılır,ama ortada takım varsa sayılar toplanır ve maç kazanılır. Asıl sorun,serbest atışları bile fileden geçirmeyen oyuncunun biz ekarşı ikiyüzlülüğünde
selam ile
seçkin deniz
iran la türkiye hatta abd aynı kategoride değerlendirilmeli mi?
Paz, 04/11/2007 - 05:49 — Osman Ulutürkiye deki siyasi yapı,iç politika,egemen basın ve propaganda güç dengesi ile,
iran ve abd nin manevra alanları denk midir?
değilse,dış politik hamlelerin yorumlanması açısından ülkelere göre farklılık olmalı değil mi?
bana göre iran ın bize diplomasi tavsiyesini daha farklı değerlendirmek de mümkün.hatta ermenistanla olan ilişkisinide.hemen kuşkucu düşmanlıktansa tayyibin dediği gibi kazan-kazan daha mantıklı geliyor...
yarın devam edelim inşaallah,kızım müsaade etmiyor... :)
kazan-kazan imkansızdır.Nash öyle dese de. Feragat vardır
Paz, 04/11/2007 - 19:42 — seckin denizTürkiye için sözettiğiniz sorunlar iran ve ABD için yok mu acaba?. Her ülke kendi iç ve dış komplikasyonlarıyla ilgili analizler,sentezler yapar ve projeler tasarlar.Tarihsel kökleri güçlü olan İki devlet;Türkiye ve İran işbirliği yapmalı,yapmak zorunda. İran Türkiye'nin geçmişteki tutumlarına göre haklı gerekçelere sahip olabilir,ancak Türkiye eski Türkiye değil. Türkiyeyi yöneten kadro sözettiğiniz sorunların farkında olarak yeni hedefler belirleyebiliyorsa,İran bunu neden yapamıyor?.İran çok yoğun bir şekilde sıkıştırıldığı bu dönemde Türkiye ile ittifak yapmayacak da ne zaman yapacak?. Yazıma esas olan düşünce de bu. İran neden Türkiye ile ittifak kurmaktan aciz?. Yazımda yaptığım tesbitler dışında bu acze yapılacak bir açıklama varsa bunu öğrenmek isterim.
Ayrıca Osman Bey,"kuşkucu düşmanlık" suçlamanızı artdiyetli olarak algılamak istemiyorum.
Kazan-kazan diye bir şey yok. Sadece karşılıklı olarak eşit oranlı/eşzamanlı feragatler vardır. Be eskiden de böyleydi ve adı anlaşmaydı. Sayın başbakan eski çözümsüzlükleri yeni sözcüklerle ama aynı yöntemlerle çözmeyi hedefliyorsa bunu takdirle karşılamak gerekli değil mi?.
seçkin deniz
ortadoğu da iran ve türkiye ağabeydir...
Pzt, 05/11/2007 - 01:36 — Osman Uluseçkin bey,
kastım elbette kuşkucu düşmanlık yapıyorsunuz değildi.artniyetli algılamadığınıza sevindim.ben kuşkucu düşmanlık izlenimi veren iran hamlelerinin dikkatle değerlendirilmesi gerekliliği üzerinde durdum.
malumunuz ortadoğu batının asla kendi haline bırakamayacağı kadar önemlidir.her süper gücün kontrol altında tutmak istediği dünyanın en önemli enerji havzasıdır.bu bölgede iran eğer kendi haline bırakılsa yada türkiye içindeki sorunlardan silkinip kafasını kaldırsa bilinmelidirki batı ,avucunu yalayacaktır.
işte iranın ve türkiyenin şartların tetiklemesi ile birdenbire yakınlaşması bölgedeki tüm dengeleri altüst edecektir.
bu bağlamda hem iran hemde türkiye dünyaya ortak ve ittifak halinde değilde,bazen ittifak bazen ihtilaflı görünmeyi tercih edecektir.zaten öylede olacaklardır...
iran ın gözettiği kendi çıkarları ile ilgili dengeler ve türkiye nin arap ülkeleri ile yakaladığı politik durum, bunun böyle olması gerektiğini daha da güçlendiriyor.
bırakın iran, kafkas politikasını sizin için değiştirmesin ! (normal karşılamalı.)
beklentilerinizi karşılayan bir iran hayal etmeyin,kalbiniz kırılacaktır.aynı şekilde türkiye de ortadoğuda irana hizmet ediyor değildir...
(bu arada ben iran savunması yapmıyorum karıştırmayasınız ,aynı zamanda türkiye nin dış politikasını ümit verici buluyorum.)
seçkin deniz'e sorular
Paz, 04/11/2007 - 04:54 — Fatih TEZCANesselamualeykum seçkin deniz bey ;
yazınızı okuduğumda gerçekten sarsıldım. "içimizden" böyle seslerin hala kalabildiğini görmek üzücü ve düşündürücü.ama olsun.konuşarak anlaşılmayacak bir konu değil.ben uzun bir yorum yazmayı düşündüm önce yazınıza.ama sonra sizin ve fikriyatınızın hakkınızda malumatımın çok eksik olduğunu görüp önce düşünsel haritanızın eksik parçalarını anlamak adına sorular sormayı yeğledim.bu arada burada size yazılmış her yorumu soğukkanlılıkla göğüslemeye çalışmanız kesinlikle dikkate ve takdire değer.tebrik ederim.
seçkin bey;
1."dört hak mezhep" tasnifi için düşünceniz nedir? diğer bir varyantla soracak olursam, iran/şia sizce sapık fırka mıdır?
2.iran/şia'yı tekfir ediyor musunuz?
3.eğer iran/şia'yı tekfir etmiyorsanız "iran/şia bizim din kardeşimizdir" diyebiliyor musunuz?
4.abd ve/veya avrupa ve/veya israil ile iran/şia arasında olabilecek bir savaş/çatışma/sıcak temasta Türkiye'nin siyasi ve/veya askeri alandaki tavrı ve tutumu sizce ne olmalıdır?
5.şii-sünni-selefi ayrımının savunumu ve yaşanımı sonucunda bulunduğumuz katastrofik çukurumuz malumken ve siz dahi "ümmet nerede" derken, iran/şia'nın siyaseten damgalanmasının ve "güvenilmez" ilan edilişinin, ittihad-ı islam için reel yapıcı yanının ne oldugunu öngörüyorsunuz?
6."İran, Amerika ile görünürde sürtüşüyor olsa bile,yeni orta doğu haritalarında Amerika ile masaya oturmanın hesaplarını yapmaktadır. " demişsiniz.delillendirir misiniz? bunu neye istinaden söylüyorsunuz?
7."Dünyanın enerji merkezindeki siyasi yapıları kontrol etmek isteyen ülkelerden Amerika, İngiltere ve İsrail İran'la ortaklık arayışının temellerini savaş çığlıklarının arkasına saklanarak yapmaktadırlar." demişsiniz.delillendirir misiniz? bunu neye istinaden söylüyorsunuz?
8."Türkiye, Suriye ve Irak ile kurduğu "Kürtlere karşı sözde ittifak", Amerika destekli bir senaryonun parçasıdır."demişsiniz.delillendirir misiniz? bunu neye istinaden söylüyorsunuz?
seçkin deniz bey;
tahmin ettiğiniz üzere, amacım sizi köşeye sıkıştırmak veya ukalalık yaparak sorular dizmek değildir.
benim hassasiyet sahibi olmaya çalıştığım beş konudan birisidir ittihad.
ve bu bağlamda taaccüp ettiğim ve tepki duyduğum ilk konu değil zaten bu sizin durum,
bakabilirsiniz isterseniz de: http://www.cemaat.com/node/2107
zaten yazıyı yazıp buraya gönderirken göze almış olduğunuz bir durumdur benim gibilerin sorularına muhattap olmak sanırım.
şimdi siz şu konjuktürde bu yazıyı yazacak bir fikriyata sahip olmakla gerçekten dikkatimi çektiniz.
cevablarınızı bekleyeceğim.üstüne konuşmaya devam edebiliriz dilerseniz sanıyorum.
Allah'e emanet ediyorum.esselamualeykum.
Fatih TEZCAN.
Aleykum Selam Fatih Bey,
Paz, 04/11/2007 - 20:38 — seckin denizSorularınızın içtenliği yazımdaki içtenlikle ölçülecek düzeyde olsaydı keşke. Siz sizce bu tavırla size sorulan soruları cevaplar mıydınız?. Sizin hedefinizle benim hedefim aynı değil. Benim kimseyi sıkıştırmak gibi bir gayeyle sorulmuş sorularım yok. Ama isterseniz "İttihat" merkezli hassasiyetlerinize "içinizde hala olan birisi" olarak bir sürü örnek verebilirim. Ama öğrenmenizi ısrarla istediğim birşey var. İranın ittihat gibi bir derdi yok. Ayrıca ittihat adına en çok gayreti sarfedenlerin ve bunun bedelini ödeyenlerin kimler olduğunu da öğrenin. Ne siz ne de başkası derdi ittihat olmayana ittihat diye bir hedef seçtiremezsiniz. İhtilafları oluşturup byüterek egemenlik sevdasına ulaşmak isteyenlerin ittihat gibi "luzümsuz " bir işle iştigat etmeleri mümkün değildir. Ben hala haçlı seferlerindeyim. İran'ın İslam'ın bayraktarlığını yapan Osmanlı'yı yoketmeyi hedefleyen Haçlılarla neden ittifaklar yaptığını anlamak istiyorum?.Ben hala Fransa İngiltere,Rusya ve İtalya ile sıkı işbirliği alanları oluşturmuş İranın derdinin ittihat olmadığını söylüyorum.Üstelik Dünya'nın tüm müslüman ülkeleriyle çatışma noktaları oluşturmak adına gayr-i müslim devletlerle yaptığı işbirliklerini öğrenmenizi tavsiye ediyorum. Unutmayın ABD nin bazı skandalları İranlılarla yapılan gizli işbirlikleriyle anılıyor.
"Reagan yönetimi döneminde, Lübnan'daki ABD'li rehinelerin serbest bırakılmasına karşılık, İran'a İsrail üzerinden gizlice 508 adet TOW tanksavar füzesi satılması olayı, ABD siyasi tarihine "İran - kontra" skandalı olarak geçmişti. Bu ismin kullanılmasına, İran'a silah satışından elde edilen paranın, yasadışı kanallardan Nikaragua'daki Sandinist rejimi devirmeye çalışan "kontra" güçlerine aktarılması neden olmuştu. "
Yukarıdaki bir alıntı. Doğruluğunun analizi yıllarca yapıldı,unutuldu. Sorularınızı daha nezih bir dille sormuş olsaydınız,cevaplardım Fatih Bey. Özellikle 6,7 ve 8. sorularınızın cevaplarını bilmeniz,delilleri görmeniz için size yığınla analiz yapabilirdim. Fakat emeğinize karşılık şunları ssormakla yetineceğim. Irakta Şii Direniş neden durdu? Ya da neden duruyor-devam ediyor ve yine duruyor? Irak Nüfusu 2o milyondan fazla olduğu halde 4 milyonluk nüfusa sahip Kuzey Irak nasıl hem cumhurbaşkanlığı hem dışişleri bakanlığı makamlarını işgal ediyor?. Şu an ki Bağdat Yönetiminde Şiiler neden var?. Neden Sunniler gibi katılmayı reddetmiyorlar?. Bu işgalcilerin işlerini kolaylaştırmak değil midir?. Ya da masaya oturmuş olanların davranışları böyle olmaz mı,diye sormalı değil miyiz?.
Unutmayınız,elbette İran'daki devrim emperyalist batıya karşı yapıldı. Bunu kimse reddedemez. Ama sormaktan vazgeçmeyeceğim şey şu;ezilen müslüman ülkelerle neden sıkı işbirliği yapmadı İran? Neden kendi egemenlik paradigmalarını dayatıp kabul ettirmek istedi,müslüman ülkelere? Neden şimdi sıkışınca küçümsediği ülkelerden destek umuyor?.
Selam ile
seçkin deniz
bir fitnecinin 8 deşifresi
Pzt, 05/11/2007 - 01:00 — Fatih TEZCANŞimdi oldu...
Ben yazımda özellikle altını çizdim art niyetli olmadığımın, bu soruları sıkştırmak için falan sormadığımı..
kaldıki nasıl sıkıştırabilirimki? el kaide veya ismail ağa mensubu olup şia küfrdür veya sapıklıktır da diyebilirsiniz veya 4 hak mezhepten başkası yoktur deyip 124 bin peygamberi mezhepsiz de ina edip tahkire gidebilirsiniz.iran alenen askeri ve siyasi düşmanımızdır dalalım da diyebilirsiniz veya tahranda ömür boyu kalmak üzere trene de atlayıp gidebilirsiniz.
aynen de isa marangoz'un dediği gibi cemaat.com'sal ikbal adına provakatif yazılarla iştigal eden birisisiniz.
ibda'dan tutun da pkk'ya kadar herkesi dinleyen ama sözün güzeline tabi olan, mümeyyiz nazarı müşahade usülünün merkezine koyan, beyanı esas alan fikriyata mensub birisinin ortadaki yorum ve sorun enflasyonunu sıfırlamaya müteallik sorularına çamur atıp kapasitesizliğinizi ve fitneciliğinizi izhar ettiniz.
o soruları tüm cemaat bir daha okusun.
nerede nasıl bir taarruz ve fitne dili vardır bulan gözüme soksun.
siz dahil seçkin bey!
ha yok iki numara bol geldiyse hakla batılı ayıran sorularımız ve fitneyi önlemeye dair yaklaşımımız bu fitneci kimliğinizin ispatıdır.
Hadis
Paz, 04/11/2007 - 05:14 — Sule Demirtas`Kiyamete yakin bir takim insanlar gelecek, gecmislerine sovecekler`
Yorumumu sildim. Degerli bir arkadasimin fitneye sebebiyet verebilecegini soylemesi uzerine
selametle
hiç değilse siz...
Paz, 04/11/2007 - 20:43 — seckin denizHİç değilse siz bir hanfendi olarak dilinize küfrü bulaştırmasaydınız.
seçkin deniz
anlamadim...
Pzt, 05/11/2007 - 02:43 — Sule Demirtasyazdigim hadiste sia'yı kastetmistim. Agzima da kufur felan almadim.
yanlis anlamaya musaitsiniz
selametle
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
Estağfirullah.
Pzt, 05/11/2007 - 03:31 — seckin denizŞiilerin ve şiiseverlerin küfürlü -hakaretli saldırılarına maruz kalınca,sizin ima içeren yorumunuzu öyle anladık. Açıklamanız için teşekkürler. Kusura bakmayınız.
seçkin deniz
İtidale davet, akla davet, istikamete davet
Pzt, 05/11/2007 - 04:16 — ismail kılıçarslanSeçkin bey,
"Şiilerin ve şiiseverlerin" diye başladığınız yorumunuzu biraz önce onaylamış bulunuyorum. Ancak, onayladıktan sonra da iki çift sözüm olacak.
Cemaat.com'un editör süzgecinden geçen yazınız (ki tek karar verici ben olsa idim asla yayınlamazdım yazınızı. bilin isterim) etrafında oluşan tepkileri biraz "empati" ile karşılamanızı rica edeceğim öncelikle. İnsanlar, en nihayet "reel-politik" düzleminde değil, "Müslümanlar kardeştir" düzleminde tepki vermişler yazınıza. Ki bu durum, cemaati oluşturan insanlar dikkate alındığında gayet anlaşılabilir bir durum. Dolayısıyla, "şiilerin ve şiiseverlerin" diyerek dünya Müslümanlarının bir kısmını tahkir ettiğinizi; Şule hanımdan özür dilerken bir çuval inciri berbat ettiğinizi fark etmenizi umuyorum.
Diğer yandan, insanların yazınıza getirdiği ve hakaret içermeyen yorumların tamamına da kişisel olarak katıldığımı bilmenizi isterim.
Mevcut durumda "İranla Türkiye'nin, ya da Ortadoğu'daki herhangi bir ülke ile Türkiye'nin arasını açmaya çalışan" cenahta yer alıyorsunuz. Bunu, bilerek, isteyerek, kasıtla yaptığınızı söylemiyorum elbette. Ama görüntü bu. Tam 600 yıllık bir postulanın, yani "bölgede İranla Türkiye'nin çıkarları çatışır, zaten iki millet arasında mezhep farkı vardır" postulasının peşine takılmış yazınız. Ancak mesela "İranla Türkiye'nin ittifakı; hatta bu ittifaka Azerbaycan'ın katılımı ortaya bir süper güç çıkarabilir" yorumunun peşine takılan insanların ağırlıkta olduğu bir site burası. Bunu, romantik, reel-politike ters, imkansız falan görüyor olabilirsiniz. Ancak, "biraz romantizmi reel-politike tercih eden" insanların oluşturduğu bir cemaat burası.
Öte yandan, mesela size asla hakaret etmeyen insanlara hakaret ederek; nasıl derler, gereksiz bir agresyon içine girmişsiniz sanki. Mesela, Murat Tuzcu, mesela Aydın Altay ilk yorumlarında size tek kelime hakaret etmiyorlar; ama siz onlara "lümpence" ile hakareti basıyorsunuz. Sonra onlar da cevap veriyor ve iş büyüyor. Mesela size tek kelime hakaret etmeyen çok sevgili Cemal Çalık ağabeyimize "Belki siz bana İran'ın neden Türkiye ile yakın İşbirliği içine girmediğini söylersiniz,ha Cemal Bey?" diyerek inceden dalmaya çalışıyorsunuz. Mesela sevgili kardeşimiz Fatih Tezcan size tek kelime hakaret etmiyor; ama siz ona yazdığınız yorumun ilk cümlesinde "Sorularınızın içtenliği yazımdaki içtenlikle ölçülecek düzeyde olsaydı keşke" yazarak Fatih'i terörize ediyorsunuz. İsa Marangoz ya da Osman Şahin'e dilediğiniz cevabı verme hakkınız doğmuş ama bence. Bunun da hakkını verelim.
Yazdıklarınızdan, kusuruma bakmayın ne olur, keskin bir İran karşıtlığı algılamamak neredeyse imkansız. Konjonktürel olarak "keskin bir İran karşıtlığının" bölgede kimlerin ekmeğine yağ süreceğini hesaplamak da gayet kolay. Hele şu Ortadoğu'dan şu lanet Amerika'yı kovalım; sonra oturur "bölgenin lideri İran mı olsun, Türkiye mi" tartışmasını yaparız.
Yeri gelmişken söyleyeyim. Ne Anadolu'daki "Türkmen alevileri" katleden Yavuz Sultan Selim'i, ne de Türk komutanlarına "sizin çadırınızda bir oğlancık varmış; onu bana gönderin" mektubu yazan Şah İsmail'i severim. Bunun için de, iki tane yürekli adamın (ki bunlar Recep Tayyip Erdoğan'la Ahmedinejad değil; mesela Abdullah Gül ile Ali Hamaney'dir; ya da bambaşka iki isim. Ama bu iki isim mutlaka bulunur) Yavuz Sultan Selim'le Şah İsmail'in pekiştirdiği o iğrenç düşmanlığı ortadan kaldırabileceğini düşünüyorum. Türkiye bunu Suriye ile başarmıştır, Yunanistan ile başarmıştır, İran ile niçin başaramasın? Zordur, ama imkansız değildir. Tabii, birileri bize sürekli bağlam dışı olduğunu bile bile "Rum suresini", "Haçlı seferlerini", "şah dönemini" hatırlatmadığı sürece. Yunanistan'la savaşımız 85 yıl önce, İran'la savaşımız 500 yıl önce bitmiştir. Yunanistan Hristiyan, İran Müslümandır.
Ez cümle. Sizi ve değerli Cemaat.com üyelerini itidale, akla, istikamete davet ediyorum.
selam ve dua ile; sevgili
Pzt, 05/11/2007 - 04:32 — cemalcalikselam ve dua ile;
sevgili İsmail Kılıçarslan şu aşağıdaki ifadenizle "Yeri gelmişken söyleyeyim. Ne Anadolu'daki "Türkmen alevileri" katleden Yavuz Sultan Selim'i, ne de Türk komutanlarına "sizin çadırınızda bir oğlancık varmış; onu bana gönderin" mektubu yazan Şah İsmail'i severim." gönlümde yeniden taht kurduğunuzu bilmeniz istirham ederim.. binlerce teşekkür.. hürmetlerimle..
cemal çalık
geçmiş-bugün
Paz, 09/03/2008 - 23:20 — Ümit Demirrahmetli hocam şöyle derdi mealen; "biz daha günümüzdeki olayları tetkik edip sağlıklı yorumlamaktan aciziz. kaldı ki geçmişteki olaylar için adaletten sapmadan, bir tarafı haksızlığa uğratmadan birşeyler söyleyebilelim."
yavuz sultan selim'in alevi katletmesi!, nedenleri, niçinleri belki bu dünyada tamamen hiç anlaşılamayacak. ama zaman içinde elde edilen bilgiler bizleri biraz daha külhanbeyi edasıyla değil de istanbul efendiliği ile konuşmaya çekecektir.
konuyla alakalı olarak mustafa armağan'ın yazısı
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
son söz
Pzt, 05/11/2007 - 04:43 — seckin denizismail bey teşekkürler itidal öneriniz için,keşke bunu çok daha önce yapabilseydiniz. Keşke her hakaret-küfür içeren yorum yayınladığında bir çift söz etseydiniz. ve bu kadar düzeyi düşük saldırı vuku bulmasaydı. Bizde hasbelkader şu sınırlı mekandaki ölçüsüzleri kastederek "şiiler ve şiiseverler" gibi genelleme yansıtabilen söz dizinini sarfetmezdik. En çok bu hususta üzüldüm. Zira ikinci halifeden beri islam'a sokulan nifakı/fitneleri hala hazmedebilmiş değilim.İran'ı suçlamamın temelinde de bu yatıyor. Diğer yorumlara verdiğim cevaplarda da görüleceği gibi mezheplerle kişisel olarak bir sorunum yok. Sorunum İran'ın mezhep farklılıklarını işlemesi,ayrılıkları körüklemesi. Hala aynı fikirdeyim. Yorumlara cevap vermeyerek sanırım gereksiz yere bu kadar uzayan bir işi sona erdirebilirim.
Selam ile
seçkin deniz
Beyin ishaline yakalanmak
Paz, 04/11/2007 - 16:48 — Muhammed AtasoyBeyin ishaline yakalanmak diye bir tabir kullanırlar eskiler bizim buralarda. Bir de şey derler : "Sonradan imam olanın camiye sığmaz sesi/Sonradan kadın olanın hamama sığmaz tası"Şimdi ben bu yazıyı sadece yazarını incitmemek için yorumlamayacağım.Zaten çok söz Kur'an'da yakışır...
:::))))yazık'.
Paz, 04/11/2007 - 20:41 — seckin denizSözü sizden mütevellit değilse küfürle karşılarsınız değil mi? Hele bir de yukarı perdelerden tutturduğunuz ritm varsa. Fikriniz var mı? İncitmek neden? BU yorumunuzdan daha aşağılık ne var sizce?. Daha nasıl inciteceksiniz?.
seçkin deniz
seckin deniz yazıları: bir saptama
Paz, 04/11/2007 - 21:40 — isa marangoz5 yazısı var seckin deniz denen insanın cematte:
İranla ilgili yazısından daha önce kaleme aldığı dört yazısı 4 Kasım 2007 saat 18:14 itibarı ile toplamda "812" kez okunmuş ya da tıklanmış. Beyefendinin bu dört yazısına alabildiği toplam yorum sayısı "1".
Örneğin, İran ile ilgili yazısından önce yayınladığı yazısı sadece 180 kişi tarafından okunmuş ve bulunduğu sayfanın en az okunan iki yazısından biri.
Dolayısıyla, beyefendinin bu yazısına yorum giren herkese yorum yetiştirme telaşını; beklediği fırsatı sonunda yakaladığı gerçeğiyle değerlendiriyorum. Bırakalım da tadını çıkarsın.
Genel Değerlendirme
Paz, 04/11/2007 - 22:17 — seckin denizKast Göçerlerinin Bunalımı veya Aydın Bunalımı"
Türkiye büyük bir "aydın bunalımı" yaşıyor. Bu bunalım çok farklı analizlerle anlaşılabilir ve çözümlenme düzlemine indirgenebilirse -ki; bunu yapacak olanlar da kesinlikle "aydın" kavramıyla taltif edilmemiş, bilge kişiler olacaktır- sosyolojik bir çok sorun kendi çözüm mekanizmalarını üretecek ve onları geliştirecektir. Sorunların kendi çözüm mekanizmalarını üretmesi gerçeği, doğru soru ve doğru cevapların analizlere kılavuzluk, denetleyicilik yapmasıyla mümkün olabilecektir. Türkiye ne yazık ki; doğru soru sorma "bilgeliği" ne ulaşabilmiş yeteri kadar nitelikli "insan" a sahip değil.
...
Bir ülkeyi ilgilendiren sorunların tümü için doğru çözümlere, doğru sorulara verilebilen doğru cevapların ülkenin bireyleri için kılavuzluk edebilme gücüne sahip olmasıyla ulaşılabilir. Küresel egemenlik kaygısı/hülyası taşıyan ülkelerin sahip oldukları en aslî güç gerçekte sadece budur. Doğru soru sorabilen "bilge" kimliklerin ülkelerin mevcut gerçeğiyle gelecekteki gerçeği arasına koydukları genişleme-derinleşme-yükselme merkezli geçiş ilişkilerini anlamak, sorunların kendi çözüm mekanizmalarını ürettiğini fark etmeye yardım edecektir. Muhakkak ki; hiç bir toplum tüm unsurlarıyla gelişkin ve "bilge" bir yapıda olmamıştır. Ancak bir toplumun "aydın bunalımı" yaşamaması için onun tüm unsurlarının gelişkin ve "bilge" olması gerekmiyor. Gerçek ile algılanan arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmaya hedeflenmemiş bir yapısal bozukluk varsa ve bu yapısal bozukluğun adı " aydın" ise, herhangi bir yakın zamanda o toplum için etkili ve kılavuz olabilecek güçte "bilge " insanların var olması imkansızlaşacaktır. Fakat belirtildiği gibi bu büyük sorun da yakın olmayan bir zamanda kendi çözüm mekanizmalarını realize edecektir.
...
Türkiye'de yaşanan "aydın bunalımı" tipik gelişmiş ülke algoritmalarından biri değildir, aksine kendine özgüdür. Zira hiç bir gelişmiş ülkede bu tür algoritmalar iki yüz yıl sürmemiştir. Büyük bir sosyolojik travmadan sonra herhangi bir ülkenin kendi "bilgelerini" ürettiği bilinen bir gerçektir. O bilgelerin, kendi zamanlarından bir önceki zamanda "aydın bunalımı" yaşayan "kast göçerleri" n den ders aldıkları da aynı tarihsel gerçeğin içindedir. Bu tür dersler doğrudan vakâlardan veya vakâların yansımalarından alınmış derslerdir. Bir sonraki zaman için "tarih" olagelen her bir neden-sonuç ilişkili vakâ, "bilgelerin" doğumunda etkin rol oynar.
...
Türkiye'de 1800'lü yıllarda başlayan ve büyük bir telaşla süren "münevver olma" hayali, çok sonra İttihat-Terakki altyapılı bir "bunalıma" dönüştü. Cumhuriyet, ittihat ve terakki bunalımını aynı çekinik duygularla sürdürdü. Bilgeliğe dönüşmekte asla etkili olamayacak olan "kast göçeri aşağılık kompleksi", münevverlikten , " gücün beğenisi"ni esas kabul eden "aydın müsveddeliği" ne geçişi hızlandırdı. "Aydın" hızla kategorize edilmiş olan "kast göçerleri" ne sıkıştırılmış bir etiket olarak ikram edildi. Bu sebeple çok büyük iki yıkım(savaş)dan çıkmış olan bir halkın kendi sorunlarından kendi çözüm mekanizmalarını kuracak fırsatı olmadı. Kasıtla kısıtlanmış "aydın" baskılı üretim merkezlerinde "Bilgeler" de doğmadı. Belki de yeteri kadar sayıda doğmadılar veya kılavuzluk edebilecek güce ulaştırılmadılar. Bu çalışmaların hepsi de Türkiye'de "aydın bunalımı" nın sürmesini sağladı. "Aydın" kavramının yaşadığı anlam kaymaları sorgulanırken,"aydın" nitelemesiyle taltif edilmiş kişilerin söz konusu kavram üzerinde oluşturdukları tahribata da değinmek gerekebilir. "Aydınlar" kendi durağan, dar, uyuşuk, uşak alışkanlıklarının sosyolojik genlere sirayet etmelerini sağlayacak kadar güçlü oldular. Her farklı düşünce bu salgından nasibini aldı, her gurup kendi "bunalımlı aydınını" ortaya çıkardı. Onu, onları destekleyerek bilgelerin doğmasını engelledi. "Aydın" kavramı ile kavramın kendi gerçel /özgül kimliğini oluşturmasının öyküsü bu şekilde gelişti...
...
Türkiye'de "aydın bunalımına" katkıda bulunanların hepsi, diğerlerini "kast göçeri" olarak suçlamaya devam etmektedirler. Rasyonel anlamda,"asgarî müşterekler" nesnellikle az da olsa ilgili aydınları bir araya getirebilmelidir. Bu maalesef başarılamadı.
...
Aydın bunalımı, bu ülkede kıyamete kadar sürecek değildir. Kılavuzluk edecek bilge kıtlığı bu ülkenin hızla ilerlemesini engellese de, doğru soru sorabilip doğru cevap bulabilenlerin de ilerleyebilecekleri kendi özel yolları olacaktır. Bu da başka bir algoritmadır. Sorunlar kendi çözüm mekanizmalarını bu tâli yoldan gerçekleştirmeye alışkındırlar. "Aydın bunalımı" bu tâli yollardan gelip büyüyen bilgeler eliyle kıyamete kadar cehaletin içine, geldiği yere gömülecektir. Eşya'nın doğası,insanın dünya macerası bunu gerektirir. Takdir Allah'tandır.
seçkin deniz
yavaş ol yavaş!!!!
Paz, 04/11/2007 - 22:23 — gökhan çanakcı (doğrulanmadı)son günlerde cemaat.com a bişeyler oldu adeta sıradan bir forum sitesine dönüştü burası .Arkadaşlar yapmayın etmeyin ne oldu birden size anlamadım gitti.Seçkin bey kendi düşünceleriyle bi yazı kaleme almış kesin doğrular olduğunu kimse iddia edemez bunu seçkin beyde iddia edemez sanırım.neticede kendi görüşü ölçüsünde bir yazı kaleme alıp İranı eleştirmiş,yani Allah aşkına iran eleştirilemez mi? ,l Seçkin bey bi yorumda bulunmuş İranla alakalı varsa karşı yorumunuz buyurun yazın yani ne gerek var hakarete beyin ishallerine sizce biraz ayıp kaçmıyormu .Sizce bu sekilde mahalle ağzıyla yapılan yazışmalar bu sitenin mevcut yapısını bozmuyormu?
Ben yazıyı okudum bi çok noktasına katılmıyorum? ancak ne beyin ishali diyorum ne küfrediyorum sadece her devlet gibi İran da eleştirilebilir diyorum ...
not:Aman sakın bana bu yazımdan sonra küfüre felan kalkışmayın benim yaptığım bi uyarı sadece yoksa bundan sonra ne haliniz varsa görün ne diyeyim !!!!
Öğrenmek isterdim.
Pzt, 05/11/2007 - 20:43 — Mehmet Demirciwww.karakalem.net
İran üzerine bu kadar olumsuz kanaatlere sahip olan yazarımızın İran tarihi konusundaki bilgisinin sıhhatinden şüphe duyuyorum.Çünkü milliyetçi tarih anlayışına dayananlar bir şeyi hep es geçerler.Türkiye'nin İran'a soğuk bakmasına yolaçan Safevi hanedanı Türk kökenlidir.Şah İsmail Türkçe şiirler yazan bir insandır.
Ama maalesef bunu bilmeyen ya da görmezlikten gelen insanlar hep İran'ın bizim düşmanımız olduğundan dem dururlar.
Bu jargon genelde Amerika'nın bölgedeki çıkarları tehlikeye düşünce şiddetle nükseder.Amerika'nın çıkarlarının korunması için arada ıstılıp gündeme sokulur.
İşin bir de mezhep ayağı var.Ama işgalci Amerika şii değil de Hristiyan olduğu için şu an onu Türkiye'de kullanmıyorlar.
Ne de olsa Hristiyanların şiilerden bize daha yakın olduğunu söylemek mümkün değil.
Bilgi
Pzt, 05/11/2007 - 23:47 — seckin denizAlıntı;
İran’ın nükleer program konusundaki çalışmalarını hızlandırdığı, ABD’nin de Körfez’deki askeri gücünü arttırdığı bir dönemde uzun zamandır gerçekleşmesi beklenen görüşme nihayet gerçekleşti. 28 Mayıs 2007 tarihinde vukuu bulan bu tarihi olayda, ABD ve İran’ın Bağdat Büyükelçileri Ryan Crocker ve Hasan Kazemi Ghomi ülkelerini temsil ettiler. Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin Bağdat’taki ofisinde gerçekleşen görüşme yaklaşık dört saat sürmüş ve Irak makamlarının da doğruladığı üzere, müzakere Irak’ın istikrarı ve Irak sorununun çözümüyle sınırlı kalmıştır. Toplantıdan sonra Ryan Crocker basın açıklaması yaparak görüşmelerin olumlu geçtiğini aktarmış ve iki tarafın görüşleri ve tutumları hakkındaki soruları yanıtlamıştır. Bu müzakerenin hiç şüphesiz en önemli özelliği, yıllardan beridir devam etmekte olan monologların diyaloğa dönüşmesi ve iki tarafın da somut sonuçlara varmak üzere niyetlerini ortaya koymuş olmasıdır.
...
Önemli olan nokta iki tarafın bir araya gelerek yıllanmış tabuyu kırması ve diplomatik süreci başlatan düğmeye basmasıydı. Bu tarihten sonra sorunlar doğrudan masaya yatırılacak ve orta yollar aranmaya başlanacaktır. Bu görüşmede de bazı sorunların ele alınmış olması önemli bir gelişmeydi. Henüz somut kazanımlar elde edilmemiş olsa da iki taraf prensipte Irak hükümetini destekleme ve güçlendirme konusunda anlaştı. En basitinden İran heyeti, ABD-İran ve Irak’tan oluşan üçlü bir güvenlik komisyonunun kurulmasını önerdi ve Irak ordusu ve polisini eğitmeye, aynı zamanda teçhizat sağl