
Türkiye’deki İslami hareket onu anlamamış mıdır? İsmet Özel kendini anlatamamış mıdır? Veya İsmet Özel’in böyle bir sorunu hiç olmuş mudur? Şüphesiz bu ve benzeri sorulara, İsmet Özel okurları, onun eserlerinde değişik şekillerde cevap bulmuştur. Meselemiz aslında bu değil.
İsmet Özel’in okurları (onu anlayamayanlar bile) onu neden sevmiş, ona neden her zaman saygı duymuştur? Son eseri “Çenebazlık”ı okurken bir daha düşündüm bu sorunun cevabını. Aslında yıllardır bildiğim bir cevabın giderek daha da netleştiğini gördüm. Halkın Dostları dergisinde Ahmed Arif’e cevaben yazdığı bir yazıda bakın neler diyor üstat:
“Ahmed Arif ilk sayımızda yer alan bildiriye imza atmaktan çekindiğimi söylemeyi nedense gerekli görmüş. Açık sözlülükten, giderek dürüstlükten uzaklık anlamını içerebilen bu ağır suçlama, dilerim ki bir dil sürçmesidir. Önce, derginin kurucuları bellidir. Bir derginin çıkış bildirisinin de kurucuları tarafından imzalanmış olduğunun keşfedilmesi güç olmasa gerek.(…) Hiç yoktan korkaklık ya da içtensizlik suçlamasına girişmek yoldaşça bir tutum değildir. (…) Halkın Dostları’nın “inkârcılığı” dillere destan olduğuna göre bu yazarların tavırları ancak “restimizi görmek” biçiminde yorumlanabilir. Bana kalırsa “As”lar beş tanedir, ama ayakkabısından kâğıt çekenin kim olduğunu zaman gösterecek.”
Bu satırlar, 1971 yılında yazılmış. Yani üstat yirmi yedi yaşlarındadır. Yirmi yedi yaşında bir gencin, dönemin en önemli şairlerine karşı duruşu, biçemi, özgüveni sizce de dikkat çekici değil mi?
Peki, ne anlatmaya çalışıyorum?
İsmet Özel bu ülkenin Müslümanlarına her şeyden önce güven duygusu aşılamıştır bence. Bakın şu mısralara:
“Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.”
Bu mısralar yıllardır niçin yüreğimize iliştirilmiş bir muska gibi dilimizdedir? Ben bunun şiirde bulunan, yıllardır arayıp da bulamadığımız özgüven duygusu olarak değerlendiriyorum. Hani ona kendini beğenmiş, burnu havada, muhatabını önemsemeyen tavırları var, diyorlar ya. Anlatmak istediğim tam da bu işte. O bize “Ey Müslümanlığı (Türklüğü) dert edinen insanlar siz de biraz benim gibi olun” diyor belki de. Politikacısından iş adamına, öğretmeninden doktoruna “İslamcıyım” diyen insanların alnındaki suçluluk (?) duygusu zamanla nasıl da iğrenç bir aşağılık duygusuna dönüşmektedir. Suçluluk ve savunma psikolojisiyle nasıl da en büyük imkânımız olan imanımızdan utanır hale geliyoruz, değil mi?
“Türküm ama Müslüman değilim” diyen adam, gözlem altına alınması gereken bir insandır. Bunun aklî dengesi yok. Ama “Ben Müslüman’ım ama Türk değilim.” diyebilirdi. “Ben Müslüman’ım ama Türk değilim dediği zaman, benim arkamda Irak’ı işgal eden kuvvetler var.” demiş olur.”
İşte her Müslüman’ın cesur bir dille ifade etmesi gereken keskin gerçekler…
Peki, Türkiyeli Müslümanlar, İsmet Özel’i anlayamamış mıdır? Yıllardır hep konuşulan bir mevzu. Bu düşünceye katılmadığımı da açık ve kesin bir dille ifade etmek isterim.
İsmet Özel’in çığlığı büyük bir boşlukta yankılanmaktadır. Bu çığlığı, elbette bir gün hepimiz ilk günkü tizliğiyle duyacağız.
Yorumlar
ismet özel
Per, 04/01/2007 - 15:39 — sami yaylalıİsmet özel hayranıyım. İsmet Özel iyi bir şair iyi bir düşünür ama berbat bir hatip. İsmet özel'i dinlemeyi sevmiyorum onu okumak zevk veriyor. Bu hitabet meselesi bu yaştan sonra değiştirilecek bir şey değil ama İslam aleminin birinin sözlerini kabul etmesi için o sözlerin bağıra bağıra ben burdayım şeklinde duyurulması gerekir. İsmet Özel bunu çok iyi yapmıyor yapamıyor. Yani okunmaya mahkum biri İsmet Özel. Ve bu yüzden özel zannımca.
selam + dua = baki dostluk
neyi ikrar?
Per, 04/01/2007 - 20:42 — cemalcalikyine denecek ki anlamamış.. eh peki.. biri anlatsın ozaman..
" ben Müslümanım ama Türk değilim dediği zaman, benim arkamda Irak'ı işgal eden kuvvetler var." demiş olur."
Raci Carudi (Roger Garaudy) Türk değil, Yusuf İslam (Cat Stevens) Türk değil, Abdulkadir Essusfi (İan Dallas) Türk değil, Ebubekir Siraceddin (Martin Lings) Türk değil, Malik Elşahbaz (Malcolm X) Türk değil, isimleri uzatabildikçe uzatmak mümkün.. ve bu isimlerin hiç birinin amerikan yandaşlığı yaptıklarına dair en ufacık bir ima dahi bulunması mümkün değil..
Cengiz Çandar (Hem Türk hem müslüman olduğunu söyleyenlerden) Cüneyt Ülsever (Hem Türk hem müslüman olduğunu söyleyenlerden), Taha Akyol (Hem Türk hem müslüman olduğunu söyleyenlerden), Güneri Civaoğlu (Hem Türk hem müslüman olduğunu söyleyenlerden, gerçi bunun müslümanlığı ramazan pidesi ve türklüğü de boğazda rakı içmekten ibarettir, bu dahi kendi ifadesidir, kendini sık sık böyle tanımlardı ikibinli yıllara kadar) listeyi uzatmadan libarel arkadaşların hemen hepsi kendini hem Türk hem müslüman diye tanımlar ve bunların ortak payadası da abd yandaşlığıdır.. bu durumda yukardaki yargıyı nereye koyacağız? nasıl tevil edeceğiz? hürmetlerimle
cemal çalık
İsmet özel
Per, 04/01/2007 - 21:17 — sami yaylalıİsmet özel'in Türk'ten kastettiği şey farklıdır. Yani milliyetçilik anlamında bir Türklük değil onun söylediği.İsmet Özel'e göre Türk: Küfre karşı savaşan her müslüman Türkdür. Bu savaşın içine ilmi,irfani maddi manevi tüm cepheler girer. Cemal abimizin bahsettiği insanlardan ilk saydıkları İsmet Özel'e göre Türk ikinci saydıkları ise Türk değildir.
selam + dua = baki dostluk
ismet özel, müslümanlık ve türklük
Cum, 05/01/2007 - 00:19 — fatma iffet turgut"zulme karşı savaşan her müslüman türktür". bu cümleyi biraz da açmanız mümkün müdür? tekrar tekrar okudum, bir anlam vermeye çalıştım ama hala saçma geliyor. "İsmet Özele göre türk" nasıl bir tanımdır? Bir mecaz var da ben mi anlamıyorum?
Kalın Türk mevzuu
Cum, 05/01/2007 - 00:42 — misafir(samimiyetle...)
"İsmet Özel'e göre Türk.."
Bu isimlerden, misal ; Yusuf İslam'a desek ki:
"Sen aslında bir Türk'sün..." ne diyecektir sizce ?
En iyi ihtimalle tebessüm edecektir.
Yoksa kendisini Türk olmaya inandıracak mıdır ?
biraz daha ışık lütfen...
gardaş, ışık geldi la
Cum, 12/01/2007 - 14:15 — Mustafa KalıntürkGardaş, şimdi bu İsmet Özel abimiz, sağlam abi. Bunun 80 öncesi leşi var diyollar! Onun için öyle antin kuntin ayakları çekmeyin. Yusuf İslam. Adı da Türk, soyadı da Türk la. Ben onu gördüm. Sakalları da var. Aha sana Türk. Bak bi de Oray Eğin var. Adı da Türk değil, kendi de la.
Ahaaa. Şimdi geldik meselenin ışıklı, cafcaflı yerine la.
Adam Türklüğü kendince tanımlarken "tutarsız bir önerme" mi kuruyor la. Adam diyor ki: "Gavura kılıç çeken herkes Türktür!" Hah. Gördün mü? Şimdi, gidek Yusuf İslam'a, sorak: "Gardaş! Sen gavura kılıç çekiyon nu la?" Cevap: "Çekiyom gardaş!" O zaman Yusuf İslam, İsmet Özel'in tanımına göre Türk. Ama "milliyet olarak" değil, "İsmet Özel'in tanımına uygun olarak."
Gardaş, Atsız oku la sen. Vallaaa. Çok değişik, çok farklı la.
Söndürüyom gardaş ışığı. Haaa.
"Tanrı Türk'ü korusun, Allah müslümanı!"
Tüm kavramlar
Cum, 05/01/2007 - 01:26 — sami yaylalıBunu anlamak için İsmet Özel'in tüm tanımlamalarını kavramak gerekiyor. Ben de henüz kavramış biri değilim. Bildiğim kadarıyla İsmet Özel bu tanımlamaları yaparken batılı gözüyle bakıyor ancak bu bakış açısı bence artık değişti. Çünkü İslam denince Türk akla gelmiyor artık. İslam denince adamlar terör kelimesini kullanıyorlar maalesef. Leonardo Dicaprionun dinleri simgeleyen ağaç resminde İslamın yerine Türk bayrağını kullanması İsmet Özel'in haklılığını değil Leonardonun İslam bayrağını çizemeyişini ya da çizmekten çekindiğini gösterir.
selam + dua = baki dostluk
İsmet Özel yazısı ve yorumlara dair..
Cts, 06/01/2007 - 21:14 — Ali DüzUstalara ilişkin yazılan yazılar en azından, bence bir hüküm belirtmeli ve o hükmün alanında yazarın gördüklerini bizim istifademize sunmalıdır. Yazıdan istifade edebilmek için, yani yazının bir şeye yaraması için onda yenilikler görmemiz gerekiyor. Ya işlenen konuya ilişkin görülmemiş bir noktayı görme ya da görülmüş olan bir noktanın daha da önem kazanmasına derinleşmesine yönelme gibi. Parlak bir işaret!
Yukarıdaki yazı da bu bağlamda dağınık bir yazı! Bizi, bize işaret etmeye çalıştığı şeylerin alanında tutmuyor pek.
İsmet Özel'in Müslümanlara güven duygusu aşıladığı söylenmiş yazıda. Meselâ bu, bir yazı konusu için fena bir cümle değil. İsmet Özel'in sahip olduğu güven, ve aşılamaya çalıştığı güven?? Bu alan üzerinden yazı genişletilip bir bağlama oturtulsa daha istifadeli olurdu bence. Tabii, İsmet Özel'in taşıdığı ve aradığı güvenden bahsederken, onun 19 yaşında yazdığı "Waterloo'da Bir Dişi Kedi" şiirinden şu dizeleri aktarmak gerek:
"Zengin dul dişi bir kedi seviyor ya kucağında
belki bu insanlara güvenimi doğuruyor durmadan"
Daha ilk adımlarını attığından beri Özel'in aradığı önce aradığı bir şey bu güven? Zaten dostluktan bahsederken de bunu görüyorsunuz. Özel, mealen söylersek, düşünceler yoluyla kurulan dostluğun yerine geçer başka bir dostluk yoktur diyor.
Dostluğun temeli de güven değil midir zaten? İnsanın her hareketinin temelinde, o hareketi engelleyici şeye karşı kendinde olan bir güven vardır. Güvenin belirdiği yer harekettir. Her hareketimiz, içimizde ve dışımızda onu engelleyici etkiye karşı bir güvenimiz olduğu için doğmuştur. Güvensiz hareket olmaz, küçük işlerde dahi açıkça beliren güven hâli, büyük hareketlerde de esastır. Güven hareketin içindedir, harekette belirir. Özgürlük de buradadır: "Özgürlük işlevde belirir."
Dost arayışımız, güven arayışımız ve güven arayışımızın oturması demek oluyor. Dost, kendisine güvendiğimiz insan. Dost, kendisine bir şey söylediğimizde bize nasıl tepki vereceğini bildiğimiz insan. Bize verilecek olan tepkinden emin olduğumuz yerde başlar dostluk. İnsanın en yakın dostu kardeşidir, bu esas bağlamında.
Sözü çok uzatmayalım. Ve zaten, "Bu adam beni satmaz" yazısını yazan da İsmet Özel değil miydi?
Bakın yazıyı buldum sizin için.(Gerçi yanılmıyorsam "Bilinç Bile İlginç"de de var bu yazı.)
(http://www.yenisafak.com/arsiv/2000/mart/21/iozel.html)
"İsmet Özel Neden Özel Biridir?" yazısının bu yönüne kısaca değinmek istedim. Zaten başka bir yönü de pek yok.
Yazıya gelen yorumlar içinse, bence önce şu şart; İsmet Özel'in en azından Türklükle alakalı tüm yazdıklarını okumak. Gerçi diğer yazdıkları da alakalıdır ama, en azdından yani. Meselâ "Cuma Mektupları"nın ilk sayıları da Özel'in üzerine kitap yazmaya kadar giden Türklük bahsinin hangi temeller/yargılardan sonra geldiğini görmek açısından önemli. Sonra diğer kitaplar. O zaman böyle küçük alıntılarla konuşmak yerine daha geniş bir çerçeve tespit edilmiş olur. Ve, "Türklük tarihi bir vakıadır. Kavmi, ırki, hatta kültürel bir vakıa bile değildir." sözünün etrafında temellenen konu daha iyi anlaşılır.
İsmet Özel'in, "Yancağızımda Bir Türk Daha Olaydı" diye bir kitap yazmakta olduğunu biliyoruz. Hatta bu kitaptan bir metin Merdivenşiir'in son sayısında yer aldı. Bu kitabın yayımlanmasıyla belki konu daha da genişleyecek, bazı zihinlerin karışıklığı giderilecek. Belki.
İKAME NİÇİN
Paz, 07/01/2007 - 03:32 — cemalcalikKimi savlar, üzerinde düşünülmek yerine, kimin söylemiş olduğu vurgulanarak, “Madem O söylemiş öyle ise vardır bir hikmeti.” çıkışıyla düşünmenin önü kesilmekte. Ya da “ Madem O söylemiş öyle ise el hak öyledir, biz kim O’nun söylediklerini anlamak kim” denerek düşünmeye kalkışanı hor görü sağanağında boğmaya kalkışılır. Denmez ki son mesaj (Kur’an) okuyanı, inananı, kendine kulak vereni, gönül bağlayanı düşünmeye akletmeye çağırır. Sen de düşün, sen de aklet!”
Ben –enaniyetten Allah’a sığınarak- uzun zaman önce İsmet Özel Bey’in “Müslüman” ismi, adı kavramı yerine ikame etmeye çalıştığı “Türk” ismi, adı, kavramı üzerine, aklettiklerimi yazma gereği duydum. Bu güne nasipmiş.
“Türk” adını, ismini, kavramını basit bir ırkçılık, bir ırk, kavim, ulus bağlamında almadığını, kullanmadığını yazılarından sözlerinden anlıyorum. Anlamadığım ise “Müslüman” adının, isminin, kavramının yerine niçin bir başka isim, kavram, ad ikame etmeye çalıştığı.
İmdi, insan bir ad vererek, bir şeyi isimlendirerek onun kendindeki eksikliğini giderir. Ad vermenin, isimlendirmenin bütün esprisi budur. Ad vererek, isimlendirerek onu bende var ederim. O bende bir ada kavuşmadan önce yoktur. Eksiktir. Adı olmayan “şey”den bahsetmenin, ismi olmayanı anlatmanın muhal olduğunu söylemek fazlalık olsa da biz muhal olduğu yargısını dillendirelim.
Madem bir “şey” bir ada kavuşmadıkça –kendinde var olan olması, bizatihi var olan olması bu hakikati değiştirmez- bizde yoktur, bizde eksiktir öyle ise ad vermenin, isimlendirmenin titizlikle yerine getirilmesi zorunludur. Bu titizliğe Hz. Adem’in meleklere üstün kılınmasında “ Ademe isimleri öğrettik..” açıklamasıyla vurgu yapılmaktadır. Adem olmak için, halife olmak için isimleri bilmek gerek, isimlendirebilmek gerek, isimlendirme yetisini kullanabilmek gerek.
İsimler, onlara yüklediğimiz anlamlar bize içinde yaşadığımız dünyanın duyumsanmasında aracılık ederler. Hem kendimizi, hem içinde bulunduğumuz evreni anlama ve anlatmada ve böylece kendimizi var etmede isimlendirmenin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Evreni ve kendimizi var ederken muhtaç olduğumuz isimlerin bir kökeni olması da bu açıdan zorunludur. Duyumlarımızı, duyumsayışlarımızı temellendireceğimiz bu kökendir. Ya kendimizi ve evreni bir rastlantı sonucu oluşmuş bir varlık olarak değerlendirecek ve isimlendirmelerimizi ona göre yapacak böylece eksikliklerimizi gidereceğiz ya da vahyi temel alarak kendimizi ve içinde bulunduğumuz evreni isimlendireceğiz, isimlendirerek bir anlam katacağız. Duyu ve duyumsayışlarımızı ve tavır alışlarımızı buna göre oluşturacağız.
Vahyin dışında kalındığında isimlendirmenin, anlamlandırmanın göreceliği mutlaktır. Çünkü o isimlendirmeler, anlamlandırmalar sanılara, heva ve heveslere göre şekil alacaktır. Nihayetinde burada ölçü insan tekidir. Ve her insan tekininin de kendince bir evren duyu ve duyumsayışının öyle olmadığını kanıtlayacak ussal kanıtları, öyle olduğuna ilişkin ussal kanıtlar kadar nesnesiyle örtüşmezliği savı sözkonusu bile olamaz. Vahiysiz bir var edene inananın ussal kanıtları da bu bağlamda aynı yazgıyı paylaşır. Ve var edeni kendileştirir. Var edeni kendileştirdiğinde kendi eksikliklerini de var edende görür ve var edenin eksikliklerini kendi usunca tamamlar. Tamamlama eyleminde bulunur. Tamamladığını sanır. Bu sanıyı Kur’an’ı Kerim Araf suresi 71. ayette şöyle zikrediyor: “(Hûd) dedi ki: "Artık size Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah'ın hiç bir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!”
Vahyi kendine temel alan ise vahyin doğrultusunda duyu ve duyumsayışını temellendirir. Ve bu temel üzere tavrını belirler. Vahyi iletenin (Peygamberler) bildirdiği temel isimlere, kavramlara yeni anlamlar yükler. Kavramların, isimlerin eksikliği gibi bir inanç asla gönlüne düşmez. Gönlüne düşse bile onun lanetullah’ın bir vesvesesi olduğunu bilir ve ona göre tedbirini alır. Kendinde eksik olanı tamamlama ameliyesinde “vahyin bildirdiği isimler ve kavramlarda eksiklik görme” gibi bir halet-i ruhiyeye düşmeyecek, kendinde yer etmesi, anlam kazanması için yeni açılımlarda bulunurken “vahyin kavramlaştırma ve isimlendirmelerini”n olduğu yerde kendi heva ve hevesince o kavram ve isimleri değiştiremeyeceği bilgisini de kalbine ve kafasına kazıyacaktır.
Kalbine ve kafasına vahyin isimlerini kazımayan da kendi heva ve hevesine uymanın kolaylığını yaşayacaktır. Ve bu kolaycılığın onu düşüreceği, düşürdüğü şaşkınlığı ne denli zeki olursa olsun göremeyecek, ayrımsayamayacaktır.
Son mesaj (Kur’an) bize tarafların isimlerini vermiş midir? Vermemiş midir? Vahiy bize (insana) tarafların ismini vermiştir. Mümin-münafık, Hizbullah-hizbuşşeytan, mustazaf-müstekbir vb. Bir de genel bir adlandırma vardır. O da Müslim-Müşrik. Ve Kur’an bize, yani vahyi kendine temel aldığını söyleyenlere “ Müslüman” ismini verdiğini beyan etmektedir: “Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size MÜSLÜMAN adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!” (Hac: 78) Burada vahyi kendine temel alanın yapacağı şey bu isimleri kendinde anlamlandırmaktır. Onların yerine kendince isim ikamesi vahyi kendinde mezcetmemişlerin yaşadıkları bir çelişkidir. Arafta olduklarını bile ayrımsayamamışlardır.
Vahyin bildirdikleri, vahyin seçtikleri isimler, adlar birer heva ve heves sonucu değildir. Değildir diyen, dediği halde var olan, bildirilen isimleri, kavramları değiştirmeye kalkışıyor ise yeniden tanımlamakla, ikame etmenin aynı şeyler olmadığının ayrımında olmadığını gösterir.
cemal çalık
Yerine değil yoluna
Paz, 07/01/2007 - 19:01 — Ali DüzEtkilenmeyi, kendini tümüyle başkasının içinde var etmeye kadar vardıran ve artık kendilik bilgisinden, kendi üretiminden uzaklaşıp; başkasının ürününü taklit ederek, bu sayede o başkasına sırtını dayamak kolaylığında, şeytani bir tembellik ve gaflet hâlinde laf geveleyip duran insanlar olmaktan, Allah'a sığınırız.
Yalnız, kendini neredeyse tüm yorumlardan mücerret bir konumda tutup/gösterip , kendi yerini bizzat başka bir yorum/alternatif hâline getirmeye çalışan, yani apaçık bir enaniyet hâl ve görüntüsünde bulunmaktan da Allah'a sığınırız. Böyleleri zaten attığı taşlarda renklerini belli eder.
Müslüman ortayolcudur bu anlamda.
Ayrım noktaları üzerinden konuşmak en istifadeli olanı bence.
(Kastedilenleri anlıyoruz elbette. Harici durumu işaret etmiş olduk.)
Cemal Çalık'ın, "...İsmet Özel Bey'in "Müslüman" ismi, adı kavramı yerine ikame etmeye çalıştığı "Türk" ismi, adı kavramı üzerine, aklettiklerimi yazma gereği duydum.", "...Anlamadığım ise "Müslüman" adının, isminin, kavramının, yerine niçin bir başka isim, kavram, ad ikame etmeye çalıştığı." ifadelerindeki iddiaya katılmıyorum ben. İsmet Özel de katılmıyordur bence.
İsmet Özel'in yaptığı şeyin, "Müslüman" kavramının durduğu yeri değiştiren bir şey olmadığını düşünüyorum. Müslümanlığı Türklükle eşitlerken, birinin diğerini kapsama hâlini gözden kaçırmıyoruzdur sanırım. Burada Türklükten bahsedilmesinin sebebi bir sahip olma, fark etme, yol açma gerçeğidir. Vahyin getirdiği bir adın, kavramın yerine geçemez elbette insanın getirdiği bir tanım, kavram. Hâşâ! Sadece insan kendi ürünü olan şeyle vahyin ürünü olan şeyi anlatmayı tercih eder. Yani buradaki kendi ürünü de sonuçta Allah'ın müsadesiyle kazandığı üründür, yani esas olanın anlaşılması için, onun önünün açılması için bir araç olarak kullanır kendi tanımını. Amaçlı araç. Türklükle Müslümanlığın eşitliğinden bahsederken, kapsayanın elbette Müslümanlık olduğunu ve aslında birinin diğerinin yerine kullanılmadığını görebiliyoruz. Türklük bahsini İslâmlık bahsinden ayırmak imkânsız Özel'in bu tarifiyle.
İ. Özel, zaten kendisi için kimilerinin söylediği, "İslâmcılıktan Türkçülüğe geçti." sözünü de reddediyor. Peki durup dururken Türklükten bahsetmek niye? Gerçi Özel'in, adını koymasa da bu minval üzere sözleri önceden de vardı, ama Özel'in kendi ifadelerinden okuyalım, şimdi Türklükten bahsetme sebebini: (Gerçek Hayat, 18 Nisan 2003)
"Murat Menteş: Okurlarımızdan gelen soruların önemli bir kısmı ‘Türklük’ bahsi üzerinde yoğunlaşıyor. Kimileri konuya ilişkin meraklarını dile getirirken, kimileri de tepkilerini ifade ediyorlar. Türklük-Müslümanlık bağlantısı ve Türkler ile ‘ümmet’ arasındaki ilişki, sorulara konu edilmiş. Bu konular çerçevesinde neler söyleyeceksiniz?
İsmet Özel: Bence, öncelikle şunu sormak daha iyi olurdu: “Durup dururken bu Türklük nereden çıktı?” Yani, “Ne lüzumu var, niye ‘Türk’ diye bir şey çıktı ortaya?” ya da “Bu İsmet Özel, niye bu Türk lafını ısrarla kullanıyor?” Bunu açıklığa kavuşturmalıyız. Temel mesele aslında Türklük meselesi değil, Türkiye’nin bir geleceği olup olmadığı meselesidir. Türkiye bugün şikayet ettiğimiz şeylerin odağı olmanın da ötesinde benzersiz bir başarının temsilcisi bir ülke olacak mı? Ve dünyanın bugüne kadarki akışı dönüşecek mi? Böyle bir soru sorduğumuz zaman “evet” diyenler ve “hayır” diyenler diye insanları ayırmamız lâzım. Bazı insanlar diyecekler ki “Saçmalamayı bırak. Dünya belli bir akış içindedir; bunun nereye gideceğini kestirebiliriz ya da kestiremeyiz ama bu akış böyle devam eder. Yeni bir dünya kavramı, yeni bir yapılanma, farklı bir yaşama anlayışı ile karşılaşılmayacaktır.” Çoğu kimse, telaffuz etmese bile lisan-ı hal ile böyle söylüyor. İnsanların çoğu, dünyanın, şimdiye kadar nasıl değişime uğradıysa, bu istikamette bir değişimi idrak edeceği fikrindedirler. Bazı insanlar ise “Hiç de böyle olmayabilir, eğer insan kendine bir çekidüzen verirse, bu aynı zamanda çekidüzen verilmiş yeni bir hayat, çekidüzen verilmiş yeni bir dünya demektir. Biz kavrayış bakımından da, yaşayış bakımından da farklı, yeni ve şimdikine tercih edeceğimiz bir dünyanın mimarları olabiliriz.” diye düşünebilir. Bunu Türkiye için düşünün, deyin ki “Türkiye bir şekilde bir yerlere bugüne kadar gelmiş fakat bu mutlak bir belirleyicilik arzetmiyor. Türkiye yeni, şimdiye kadar olana göre daha olumlu ve tercih edilebilir bir yaşayış biçimine, düşünüş biçimine, davranış biçimine ulaşabilir. Hem yaşama alanı ve çevresi olarak, hem yaşama biçimi ve ilişkisi olarak yepyeni, üst düzeyde, değer verilebilecek hayat Türkiye içinde geçerli olabilir.” Var mı böyle söyleyen insanlar? Varsayıyoruz ki var. Yani bazı insanlar ya da birkaç kişi diyor ki “Türkiye şimdikinden çok daha iyi ve olumlu bir duruma gelebilir.” Bu iyi, olumlu, değerli ve uğruna birtakım sıkıntılara katlanılmasının değdiği durumu kim ortaya çıkaracak? Ama önce olabilir mi, olamaz mı buna bakacağız. Eğer Türkiye şimdikinden daha iyi bir Türkiye olacaksa, bu Türkiye’nin kurucuları lâzım. Bu kurucuların ancak Türkler olabileceğini düşünüyoruz. Türk’ü ve Türklüğü vurgulamamızın nedeni bu. Benim Türk meselesini vurgulamamla, Türk’ün ne olduğunu açıklamam eşzamanlıdır. Şimdiye kadar Türkiye’de Türk kelimesine Avrupa’dan telkin edilmiş yaklaşımlar çerçevesinde anlam verildi. Ben, özellikle diyorum ki, “Türkiye Türk’ü yapmıştır, Türk Türkiye’yi yapmıştır.” Eğer bir Türk varsa, Türkiyeli biridir. Eğer bir Türkiye varsa bu Türk’ün yaptığı bir yerdir. İyi ya da kötü. Trabzon’a ve Van’a “Burası Türkiye” diyorsan, oraların Türklerin yaptıkları yerler olması lâzımdır. Ama “Hayır, burası Pontus’tur” ya da “Burası Armenia’dır” dediğin zaman o zaman tabii ki “Türkler Pontus’u yaptı”, “Türkler Armenia’yı yaptı” denemez."
(Söyleşi için: http://www.ismetozel.org/site/modules.php?name=News&file=article&sid=110)
muhabbetle
Pzt, 08/01/2007 - 00:52 — cemalcalikmuhterem Ali bey; bilmenizi istirham ederim ki, İsmet Özel Beyi 70'lerden bu tarafa takibe çalışmaktayım. yeni devir adlı mevkutede yazdıkları bir hayli ses getirmişti. hele "üç mesele" -şahsi kanaatimdir elbet- bu gün dahi aşılamamıştır türkiye düşünce dünyasında. İsmet Özel bey'in kendisi dahi onu aşacak bir eser serdetmemiştir türü bir iddiayı dahi seslendirmekten çekinmem. ancak doksanların yarısından bu tarafa söylediklerini, hükümlerini anlamaktan çok uzağım. bundan öncekileri hakkıyla anladığım iddiasında da değilim. ancak bu kere söylediklerini gerçekten kendimde bir yerlere koymaktan çok uzağım. zira Hac 78. ayet kendi anlayışım doğrultusunda yolumu kesmekte. ayeti tekrar buraya alıyorum:
"Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin! Sizi O seçti, üzerinize dinde hiçbir zorluk da yükletmedi. Haydi babanız İbrahim'in milletine! Bundan önce ve bunda(Kur'an'da) size müslüman adını o Allah verdi ki peygamber size şahid olsun, siz de bütün insanlara şahidler olasınız. Şu halde namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sıkı tutunun ki, sahibiniz O'dur. Artık O ne güzel bir sahip, ne güzel bir yardımcıdır."
özellikle şu cümle: "Bundan önce ve bunda(Kur'an'da) size müslüman adını o Allah verdi ki peygamber size şahid olsun, siz de bütün insanlara şahidler olasınız." bu adlandırmada eksik olan nedir ki bir başka adlandırmayla eksiklik giderilsin? ya da niye bu kavramla eşitlenecek bir kavrama, ada gereksinim duyulur? bu sorular bir tartışmanın sürdürülebilir kılınması için yinelenmiş değildir. samimiyetinize güvenerek söylüyorum, samimi olduğuma inanın ve salt anlayabilme uğruna soruların yinelendiğine kanaat getirin.. hürmetler..
cemal çalık
Türklük vurgusu üzerine...
Paz, 07/01/2007 - 20:14 — Nihan İkbalÖncelikle şunu belirtmek isterim; İsmet Özel’in düşünce ve şiir bağlamında sıkı bir takipçisi değilim henüz. Bir iki eserini okudum yalnızca. İsmet Özel hakkında şimdiye kadar başka ağızlardan ve kalemlerden malumat sahibi oldum.
Tefsir okumalarım sırasında dikkatimi çeken bir hususu da İsmet Özel’in Türklüğe yaptığı vurguya belki farklı bir açılım olur düşüncesiyle paylaşmak istiyorum.Kehf Suresi’nin 95 -98 ayetleri Zülkarneyn’in bir kavim yardımıyla sed yapması ve kıyamete doğru bu seddin yıkılmasından bahsediyor malumunuz. Alıntılayacağım ifadeler, bana İsmet Özel’in Müslüman-Türk vurgusuyla doğru orantılı bir bakış açısı sunabilir gibi göründü ve bu vurguyu anlamlandırmada İsmet Özel adına bana,aydınlık bir kapı araladı.İfadeler şöyle;Bu kavim(yani seddi yaparken Zülkarneyn’e yardım eden kavim) tefsir bilginlerinin naklettikleri şekliyle türk idiyse,Zülkarneyn’e kuvvetle yardım eden Türklerin geçmişte yeryüzünü bozgunculuktan kurtarmak için ettikleri hizmetin önemi anlatılmış olduğu gibi,yüce Peygamberimizin,peygamber olarak gönderilmesinden sonra İslam’a yapacakları hizmete de işaret edilmiş demektir.Ve şu halde Türklerin yok olması, Yec’üc ve Me’cüc seddinin yıkılması,yeryüzü düzenin bozulması demek olacaktır ki,kıyametin alemetlerindendir.”(Hak Dini Kur’an Dili,5.cilt,Kehf Suresi,349.syf.)
Bugün kimilerince, Türkiye’nin Ortodoğu ‘da yaşanan problemlerin yegane çözüm noktası olduğunun vurgulanması da bu bağlamda anlamlı gelmiştir bana...
Selam ve Saygılarımla…
Ataviklik
Pzt, 08/01/2007 - 17:57 — rüştü hacıoğluözellik burdan geliyor kanısındayım. Hani eskiden bulmacalarda çıkardı, '' atacılık ''; cevabı : '' atavik '' olurdu. İsmet Özelin ataları çingene olsaydı ve buradaki egemen güç çingeneler olsaydı; müslümanlık '' Türklük '' olmayacaktı; ama bu ikame (!) çabasının güçlüden yana olacağı kesin olacaktı. Cemaate değerli yorumlarıyla zaman zaman neşe katan sayın Nuh A. Tuna 'nın daha evvelki bir İsmet Özel tartışmasındaki yorumu şuna benzerdi: '' müslüman - türk ilişkisi; aborjin - japon ilişkisi '' hani şair diyor ya : '' hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır.. '' gibi. Özellikte böyle birşey, insanın kendini ve kendinden dolayı kendi ile alakalı herşeyi en özel kabulü.
Yazının yeni bir bakış getidiğini söylemek zor; İsmet Özel söylemişse elbet bir kerameti vardır; e bide türk İsmet Özel'in söylemeside ayrı bir değer. Ben bu konuda şunu söylemek istiyorum:
İnsanın tuttuğu takım sürekli yenilmeye başlayınca insan buna dayanamıyor ve takımını güçlüden yana değiştiriyor. Yenilmek en sevmediği şeydir '' özel insanların'' . Bir tek hayatlarında, hep yenilenden yana olmak ne kötü be birader. Oysa atalarımızn gücüne bir bakın. Yenilmez adamlar; nerde o günler. Bekleyin yakında. Bi keramet olmalı ya da vardır ya da olacak...
Ben, Nuh A. Tuna ya katılıyorum; bence bu keramet aborjinlerin eliyle gelecek. Türkler hakkını kaybetti.
Cemal abiye kulak vermek lazım. Hoş Ali de fena şeyler söylemiyor ama İsmet abinin yanılmasını istemiyor. Rahat olalım. Türkler yenildi, İsmet abi yanıldı. Türkiyeli İslamcılar misak-ı milli sınırları içinde, yeni bir arayışa girdiler ama ben onlara yardım edemiycem; ben yerli değilim, evet çingene bile olabilirim ama yazıkki dünyalı bir adem oğluyum. Oysa, nasıldır bilirim en saklı yerimizde duran piyango bileti gibidir '' özel olmak ''.
Dalga geçmiyorum, şakaklarımdaki döğmeler benide ele vermiyor mu: '' üzgünüm '' Üzgün ve kederli. Bende haykırmak istiyorum kardeşlerim! Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan.
selamünaleyküm
Biz, bizim topraklarımız, bizim dinimiz ve Amerikalı olmamak.
Çar, 10/01/2007 - 01:11 — Ali DüzCemal Çalık ağabey, İsmet Özel'i 70'lerden beri takip ettiğini yazmış. Ağbi, estağfurullah, ben sizin İsmet Özel'i okumadığınızı ima etmedim zaten. Yorumların genelinde bir bağlam kopukluğu vardı. Gerçi bu sizin ilk yorumunuzda da var. "Ben müslümanım ama türk değilim dediği zaman..." diye başlayan alıntınızla alakalı olarak meselâ, hem Emre Şimşek'in yorumuna da cevap gibi olur bu kısım, şunlara değinmemeiz gerekir: O ifadelerin geçtiği konuşma, bundan yaklaşık bir sene önce Kültür Ocağı Vakfı'nda yapılmış. Konuşmanın tam metninden bağlamı koparmadan söz konusu kısmı alıntılayalım:
"Bir gün otobüsle eve giderken Beylerbeyi’nde, elle, metruk ahşap evin penceresinde camdaki tozun üzerine yazılmış: “Yuhanna 3:16” diye bir şey gördüm. Gittim eve, İncili açıp baktım. Şöyle yazıyordu: “Zira Allah dünyayı öyle sevdi ki, biricik Oğlunu verdi; ta ki ona iman eden her adam helâk olmasın, ancak ebedi hayatı olsun.” Bu olayın üzerinden belki yirmi yıl geçti. Caddelerde İncil’e göndermelerde bulunanların ne kadar mesafe kat ettikleri bilinmiyor. O bakımdan Türkiye’de ciddi bir Hıristiyanlaşma var. Bu demek, Türklükten istifa etmek demek. “Türküm ama Müslüman değilim”, diyen adam gözlem altına alınması gereken bir insandır. Bunun akli dengesi yok. Ama “Ben Müslümanım ama Türk değilim.”, diyebilirdi. “Ben Müslümanım ama Türk değilim.”, dediği zaman, benim arkamda Irak’ı işgal eden kuvvetler var, demiş olur."
Yani, alıntıdan anlaşıldığı gibi, o sözün muhatabı öncelikle Türkiye topraklarındaki Müslümanlar. Roger Garaudy, Yusuf İslam, Martin Lins v.d. isimlerin sözün bu kısmıyla burada alakası yok. Şimdi, diyeceksiniz ki, peki İsmet Özel'in "Dünya Türkleşmeyle Amerikanlaşmaya doğru gidiyor." sözü? Bu söz "Amerikalı olmamak" tavrıyla ilgili. Türkiye topraklarının dışındaki insanların Kapitalizme karşı bir tavrı, yeri olacak bu bariz olarak belirginleşecek mi belirginleşmeyecek mi ? Türklerin tarihte Kapitalizme karşı ve onun yanında bir imparatorluk inşa ettiğini biliyoruz. Yani bunu başaran tarihte yalnızca biziz. Bunu başaran ve yayan; Batıyı ezmişiz adeta. Dolayısıyla Türkiye dışındaki insanlar, Türklerin bu tavrına/kimliğine katılacak mı katılmayacak mı? Türk, kâfirle çatışmayı göze alan Müslümansa, Türkiye dışındaki insanlar kafirle/kapitalizme çatışmayı göze alacak mı? Yani söz/denklem Türkiye'nin dışına çıkınca topraklarımızla bağını hepten koparmış, Kapitalizme karşı bir tavrın varlığıyla yokluğunun bahsine dönmüş oluyor. Tarihi bir vakıadır, dediğimiz Türklüğün tarihteki misyonuna, Türklüğünü koruyanların hâlâ devam eden misyonuna dışarıdaki insanların katılıp katılmaması. Gayet açık durum. Ama sözün, parlak geniş bir söz olduğu belli tabi. Dikkat çekici bir üslûp kullanılmış. Zaten İsmet Özel'in Kaçak Yayın dergisiyle yaptığı söyleşide şöyle bir diyalog yaşanmıştı:
"-Bütün dünya Türkleşmekle Amerikalaşmak arasında kalacak gibi bir cümleniz var. Bu çok fazla iddialı değil mi?
İsmet Özel: İddialı olmadığınız zaman kimse bir şey anlamıyor yani.
-Bilerek böyle cümleler kuruyorsunuz…
İsmet Özel: Ama altı boş bir şey değil. Yani dünyada dünya sistemi diye bir şey varsa. Bir kere bunda anlaşmak lazım, dünya sistemi diye bir şey var mı? Bence var ve bu sistemin başkanı Amerika. Tarih içinde bir tek gerçek muhalif bölge ile karşılaştı o da Türkiye idi. Dolayısıyla bu dünya sisteminin reddi söz konusuysa bunu reddedebilecek olanlar Türklerdir."
Yani kavramın kullanıldığı yere göre oturduğu çerçeve belli oluyor.
Yorumlara birazcık daha değinirsek; fatma iffet turgut,
"İsmet Özel'e göre Türk" nasıl bir tanımdır, demiş. Eee yani bu ne demek. Açın yazdıklarını okuyun görürsünüz nasıl olduğunu yani. Yani Cemal ağbi, önce okumalı derken bunu kastettim. Gerçi Nihan İkbal, Özel'den henüz iki kitap okumuş olmasına rağmen çok değerli bir alıntı yapmış. Sağolsun.
sami yaylalı, İsmet Özel'in tanımlara yaparken batılı gözüyle baktığını söylüyor. Bence pes filan yani. Aksine Özel yıllarca Türklüğün Batılı bakışla ifade edildiğini söyler, Batılıların yutturmaya çalıştığı şeyin, İslâmiyetten önce de Türklüğün olduğu ve dolayısıyla İslâmiyetten sonra da olabileceği yönündedir. Türkiye'de, Türküm ama Müslüman değilim diyen insan sayısını artırmak için çaba sarfediyor Batılılar. Bizlere yutturmaya çalıştıkları tarih telakkisinde bu var. Amaç-sonuç bu. Oysa bizle aynı kökenden gelen ama müslümanlığını kaybettiği için Türk adını da kaybedenler var. Kalmuklara Kalmuklar diyoruz işte. Batılı bakış, müslümanlığını kaybedenlerin Türklüğünü de kaybettiğini görmeyen bakıştır.
Yukarıdaki yorumumda yazdığım gibi, İsmet Özel "Türk eşittir Müslüman" derken, -Müslüman eşittir Türk değil, Türk eşittir Müslüman. Matematiksel olarak aynı şeyi ifade etse de denklem, Türkçe düşünürken öyle düşünmemeli.- müslümanlığı Türklüğe büyükeşit alıyor. Müslüman olup Türk olmayabilir insan; ama Türk olup gayr-i müslim olamaz.
Türklükten bahsetme sebebi, Türkiye denilen ülke Türkiyeliğinde ısrarlı mı, sorusunun sebebidir. Yani bizim, bu toprakların sahibi ve bu toprakların tarihinin ürünü olan bizim, biz olan ve bizim olan unsurları korumak için bir savaşımımız olacak mı olmayacak mı? Yukarıda yazdığım ikinci yorumdaki alıntıda bu soruya koşut ifadeleri zaten aktarmıştım. Durum bu yani.
Şimdi Cemal Çalık ağbi tekrar demiş ki; Müslüman adında ne eksiklik var ki başka adlandırmayla eksiklik giderilsin. Ben yukarıdaki yorumumun başlığını "Yerine değil yoluna" diye koymuştum. Yani, hâşâ, Kur'ân'ın ifadesinde bir eksiklik olamaz tabi. Ama ikame durumu söz konusu değil. Bizim yaptığımız eşitleme, yani bir beşer olarak bizim yaptığımız şey, bizi anlama hâlimizle, bizim beşer olarak yaptığımız bir üretimle alakalı. İnsanlar Allah tarafından kendilerine verilen şeylerden yola çıkarak Allah'ı tanırlar. Allah aşkı da böyledir hani. Leyla'dan Mevla'ya deriz. Bizim ürettiğimiz kavram yine bizim içindir zaten ve bizim anlama yol açma, fark etme, endişe etme durumumuzla alakalıdır. Bize vahiyle gelen adın yerine değildir. Biz bizdeki ifadeden, müslümanlığımızdan bize gelen ifadeden yine müslümanlığımıza doğru gideriz. Toprağımızla bir bağımız varsa bu gelişi ve gidişi unutmamamız/hatırlatmamız lâzım. Bizim müslümanlık diye bir meselemiz varsa, bizim bu topraklarda bizliğimizi/Türklüğümüzü nasıl ve neyle sağladığımıza bakmamız lâzım. İnsanlara bir bilinç bir uyarı sunacaksak, bu, bu topraklara ait bir özellikten türeyecek. Bakın biz böyle geldik, böyleydik, böyleyizdir, ama bizi şöyle yapmaya çalışıyorlar, biz sizle aynı adı taşıyoruz ama aynı zamanda taşımıyoruz da, bizim sizle aynı olan adımız var ama bakın içerik budur işte, bu olmuştur. Gelin buna devam edelim gibi. Türkiye'nin her yerine doğru yapılabilecek bir açılımdır bu Türklük bahsinde söylenenler. Diğer insanların da böyle bir derdi olacaksa bunu görürler. Grekesinimin sebebi, bizim bizliğimizle alakalı yani. Tarihin cereyanında Türkler nasıl bir yer tuttular. Ve Türkler tarihteki o rollerini sürdürecek mi? Sürdürecekse, yani böyle bir derdimiz gereksinimimiz varsa, bizim nereden neredeye ve ne olarak geldiğimize bakmamız lâzım. İşte Türklükten bahsetme zorunluluğu ortaya çıkıyor burada. Bu topraklarda Türklüğün müslümanlıkla olan bağını görmek, ve bu bağı asla koparmamak ihtiyacı doğuyor.
Özne neden Türk? Biz öyle olduğumuz, tarihte bu böyle olduğu için? Yani burada Türke ait bir enaniyet yok. Tarihi bir vakıa olarak gerçeği görme ve yaşatma var. Örnek verecek olursak, meselâ şimdi Araplar çıksa dese ki, İslâmiyet bizim topraklarımızda doğdu, bizim toprağımıza indi vahiy, ilk muhataplar bizlerdik ve bizden tüm dünyaya yayıldı bu din. Dolayısıyla biz, önce ve öncü ve en önemliyiz. Bizim dediğimizi yapın bize uyun, filan.
Bu mantıklı bir şey olur mu? Hayır. Yani ırki olarak böyle bir ayrıcalığı olamaz kimsenin. Üstünlük takvadaysa Arapların böyle bir yaklaşımı mantıklı olamaz. Bunun gibi biz de eğer Türklüğü bu tarz bir enaniyet içinde konuşursak hata etmiş oluruz. Tavır bunun dışında bir tavır. Özümüz müslümanlık tabi. Müslümanlığımızı kaybetmemek için bizim kendi maceramıza bakmamız ve gerçeğimizi görmemiz lâzım. Kendi toprağımızda bizim maceramıza ve bizim önce bize sunacağı şeye. "İnsanlar insanlıklarını topraklarına borçludurlar." değil mi?
Türkiye'de, Türkleri Hristiyanlaştırma çabaları içinde olanların, bizim milliyetimizle dinimiz arasındaki bağı koparmak için, yok göstermek için yaptıkları şeylere karşı, bizim bize bağlı olarak üreteceğimiz konuşacağımız bilinç ne olacak?
-Yorum uzadığı için son önizlemeye bakamadım, yazım hataları varsa özür dilerim.-
"Ben Türk Dediysem Eğer"
Cum, 12/01/2007 - 00:35 — Ali DüzBen Türk Dediysem Eğer
Türkler dediğimde göndermelerim
Süprüntüleri şırfıntıları hamamoğlanlarını
Kapsadı kapsayacak
Sanıyorsan yanılırsın
Türklük şiir
Türkün eni Türkün boyu
Müslümanlığı kadar
Baksan bulacak mısın
Koskoca İstanbul’da
Nef’î diye bir semt
Ama Bayram Paşa var.
İsmet Özel
-Bu epigram ilk kez 8 Nisan 2005 tarihinde ismetozel.org'da yayınlanmıştır.
ismet özelin tezleri havadadır..
Cum, 12/01/2007 - 05:20 — Ali ŞerBen tek kelimeyle ismet özelin kuyu'lara taş attığını, düşünüyorum.
tuhaf tespitlerde bulunup bazen beni, ve bir çok insanı çileden çıkarıyor.
"İsmet Özel: Ama altı boş bir şey değil. Yani dünyada dünya sistemi diye bir şey varsa. Bir kere bunda anlaşmak lazım, dünya sistemi diye bir şey var mı? Bence var ve bu sistemin başkanı Amerika. Tarih içinde bir tek gerçek muhalif bölge ile karşılaştı o da Türkiye idi. Dolayısıyla bu dünya sisteminin reddi söz konusuysa bunu reddedebilecek olanlar Türklerdir."
Aslında şunu söylemek istiyorum.
Türkiye'nin amerika'ya muhalif konumunu bana hangi uygulama ve pratikle bağdaştığını, ayrıca gerçek muhalif' (s.s.c.b, Çin,Küba,iran) gibi ülkelerin hakkının gasp edildiğini ve bunları söyleyen ismet özel'in gerçekten real politik dünyadan bi haber olması gerekir, ayrıca yazarın bu tuhaf tesbitlerle belki'de kendisinin, anlamlı ve önemli sözlerinin'de anlamını kaybettireceği kesin,
Samimiyetle söylemek gerekirse yukardaki ismet özel'in tespiti gülünç,
ismet özel'in ortaya sürdüğü tezler havada'dır, toplum nezdinde kurmaya çalıştığı diyaliktiği destekliyecek altyapı ve birikimden yoksundur.
bu kanıya nerdenmi vardım; yukarıda alıntıladığımız saçma sapan tespit'i yapan bir yazarın, söyliyeceği hiç bir şey ciddiye alınamaz.
Delicesine akan bir nehir, göle dönüşünce,
İçimde sana olan öfkem büyüsün,
Taşsın, öfkemi şehirden sehire aksın
Balıkçıların ağına dolaşsın,
Sevdam bir ateş üzerinde közlesinler,
Kokusu, denize yayılsın,
Delicesine bir dalgayla sahile vursun ve parçalansın
maşallah maşallah
Cum, 12/01/2007 - 14:07 — Mustafa KalıntürkGardaş la. Sen İsmet Özel'i harcayacak birikime sahipsin ya la işte. O da azcık birikime sahip olsun müsadenle.
Söyleyeceği hiç bir şey ciddiye alınmadığı içindir belki de la "İsmet Özel" üzerine binlerce sayfa yazılmış; ama henüz "Ali Şer" üzerine, aha bu satırlardan başkası yazılmamıştır la.
Hem adam, kitabına benim soyadımı verdi biliyon nu la? "Kalıntürk" demek, aha böyle benim gibi "esnaf" adam demekmiş.
Vallaha. Kitap ince. Ama zorunan okudum.
Senin de kitabın varsa, söyle de okuyak gardaş la.
"Tanrı Türkü korusun, Allah müslümanları!"
Karamizah..
Cum, 12/01/2007 - 18:19 — Musab YasirTanrı sıfattır, ilah demektir. Allah isimdir. Bizim tanrımız Allah'tır. Benim arkadaşım Mustafa'dır yerine, arkadaşım diyebilirim, ilgili bağlamda Mustafa anlaşılır. Yani bu kısma artık bir son verelim. Tanrı kelimesi ile barışık nice düşünür var. Hâla bu noktanın penceresinden girmeye çalışıyorsunuz...
Baştan sona karamizah olan yorumunuzun altındaki imzanız ile sözümona gerçek bir ders ya da gerçek bir yüz göstermeye çalışıyor olabilirsiniz ve fakat bu da maalesef yorumunuz gibi gayri ciddi geliyor kulaklara.. Allah ile tanrı aynı anlama gider.. Bizim tanrımız Allah'tır..
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
'kalın' olma sorunu kafada mı başlar
Cum, 12/01/2007 - 20:46 — Ümit Demirolayın mantığına bakar mısın üstad; sen nesin ki o dev! keloğlan bile değilsin haddizatında bir devle başa çıkacak. oğlum otur yerine polis amcalar, iğneci ablalar ya da bilemedin öcüler gelir seni yer... ay aman! devlerle, korkularla, ulaşılmazlarla nasıl başa çıkarız biz!
'kalın' olma sorunu kafada mı başlar bilinmez artık... susmaya layık olanlar vardır, cevab verip yormazsın kendini. ama kendini dilsiz lanetlenmiş gibi de görmek istemezsin. eee napcaz şimdi? konuş be, kim tutar seni!
iyi de üstad benim bir kedim bile yok.. bak elin oğlunun hayvanat bahçeleri varmış çiftlik gibi. yok ne haddime, konuşmamam gerek! bak mesela turan dursun var, ne kitaplar yazmış be adam. senin neyin var aslanım! onu eleştirmek için kütüphane sahibi olmalısın. oldu paşam, emir buyurdunuz!
necip fazıl mı diyordu kafir ve mümin isimli kitabında. mümin, kafire hitaben; "senin inançsızlığına aslında beğenmediğin bir köylünün imanı dahi yeter amma..."
ismetîler tarikatının baş maddesi şeyhe şartsız şurtsuz uyulur üstad. yedin mi? ya hu iyi de benim de şeyhim var ama o demişti ki; "kitab ve sünnete uymuyorsam siz de bana uymayın"
türk dedik aslanım biz! sana ebced hesabıyla dahi isbat ederim bak. türk kutsanmıştır, laf söylenemez. tıpkı şeyhimiz gibi... eyvallah, gardaş ne bağırıyon devlerle korkutulan ufacık çocuğa. ben sadece anlama çabası şeettiydim. hah şöyle, hımmm!
millet, kavim, ilah, tanrı, Allah lafızlarını öyle bir kullanırım ki cümle içinde apışıp kalırsın. ben bişi anlamadığım gibi emin ol sen de anlamazsın diğer cemaat üyeleri de anlamaz. arada bazıları anlarmış gibi yapar sadece... maksat karizmatik sıloganlar atmak zaten. tanrı-türk, Allah-Müslüman... puslu havalarda ulur Ay'a karşı kurtlar; aaauuuuuuvvv!
abdye savaş açan herkes türktür de üstad çin sayılmaz. o çorbadan! onun dirilişi islamla olacak hem. türklükten önce hele bi islam olsunlar sonra sümme haşa aşama kazanırlar! hönk... ne diyon sen üstad!
boşver... tanrı-türk, Allah-Müslüman bağlamındaki kelimeleri anla yeter. kalın olma ama aaaa!
Al Buradan Yak!
Cum, 12/01/2007 - 14:14 — Mustafa Burak SezerSöylediği hiç bir şey dikkate mi alınmaz?!
Bırakın Cenabu Rabbil Alemin aşkına. Yazdıklarınız kaale alınıyor mu?
Alınıyormuş bakın. Ben almışım. Biraz saygı, sevgi. İsmet Özel eleştiriyorsun, Tuna Kiremitçi değil .
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Bir öneri
Cum, 12/01/2007 - 20:35 — Beyhan DemirciHani önüne gelen Cemaat.com'a sorgusuz sualsiz giriyor ya, Cemaat.com bir ön eleme yapsın üye olmak isteyenlere.
Bir sözlü mulakat olsun. Mulakatta aşağıda serd edeceğim sorular sorulabilir:
1: İSMET ÖZEL'i tanır mısın?
2: İSMET öZEL'i okudun mu?
3: İSMET ÖZEL'İ anladın mı?
4: İSMET ÖZEL'İ seviyor musun?
Bunların dördüne yada en az ikisinde evet cevabı vermeyen cemaate üye yapılmasın. Yorum yazamasın, sadece yorumları okusun.
Gayet adilane bir teklif mızmızlanmayın.. Belirli periyodlarla İSMET ÖZEL, - Tartışılıyor bile diyemeyeceğim- sevmek sevmemek konusu işleniyor.
Yeter bu kadar sığlık, yeter.. HÖH ARTIK HÖH.. sert konuşunca editörler yayınlamıyorlar..
Gayet objektif ve gayet tarafsız bir teklif. var mıdır başka önerisi olan?
Miş_Miş..
Sorgu sual derken
Cum, 12/01/2007 - 21:56 — Sakine AkçaBana hayli ilginç geldi. Objektif olduğu söylenen teklif sadece bir kişi üzerinden bir dizi soru cevaplanacak. Bu dört sorunun kaç ayrı cevabı olabilirini matematikçi arkadaşlar bilirler.
Bir de değerlendirme yapılırken nasıl puan verilecek. İlla tanırım okudum , anladım sevdim demek zorunda mı?
Adam harbiden tam tersini söylerse veya okudum anlamadım, tanıdım sevmedim derse hali ne olacak?
Yıllardır sınava girerdim bir edebiyat sitesine girişin ön koşulunun tek kişiye endekslenmiş sorulardan oluşacağını tahmin edemezdim.
Artık tahminlerimi daha hassas barometrelerle yapmak zorundayım. Bizimkiler eskimiş. Geceniz hayr olsun.
Kuyunun başındamısınız hala..
Cts, 13/01/2007 - 01:35 — Ali ŞerÖzel'ciler
Ben gerçekten size kuyu başında ne yapmaktasınız, demeye devam edeceğim.
Lütfen Hak'kaniyetli davranalım eğer bir yazar, aydın, entellektüel, alıntıladığımız, metindeki sözlerin ne manaya geldiğini anlatabilecek birisi varsa buyrun söylesin.
Eğer birisi ben şairim derse şair dir, güzel söz söyleyebilir derin manalar uyandırmaya çalışabilir, ama dünya daki politik yapılanmaya, çarpık tespitlerle ve tuhaf algılamalarla teşhis koyarsa ve bunda hissi davranıp, tam tersi kulvarlarda at koşturmuş bir coğrafyayı (türkiye tarihinin son 50 yılını bkz) bir hegoman'yanın karşısına dikerse bizde bir kaç kelime sarfedelim değil mi?
Ayrıca arkadaşlar vakit benim için değerlidir. bu kıymetli vaktimi insanların kafasını karıştırmak için metinler üreten ve bunları, popülerite ve entellektüel camiada antipati kazanarak bir yere gelmeye çalışan ayrıca bundan hoşnutluk duyan bir yazara, benim ayıracak vaktim yok. emin olun burdaki bir çok değerli yazar, Özel'in üstündedir.
YAŞASIN İSMET ÖZEL!
Cts, 13/01/2007 - 02:45 — Alişan DemirciBütün yazılanları okuyunca aşağıya alıntıladığım yazı aklıma geldi. Bağıra bağıra okudum tekrar!
YAŞASIN İSMET ÖZEL!
Osman Özbahçe
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak!
Bir gün milli takımımızı seyrederken gözyaşlarına boğulacağım hiç aklıma gelmezdi. Bir gün milli takımımız gol attıkça göğe uçacağım hiç aklıma gelmezdi. Sevinçten, coşkudan çatlayacağım hiç aklıma gelmezdi.
Ben sanırdım ki insan sadece İsmet Özel'in şiirlerini okurken hüngür hüngür eder. Ben sanırdım ki insan sadece İsmet Özel'den bahsederken ağlar, dili dolaşır. Ben sanırdım ki insan sadece İsmet Özel'den bahsederken yerinde duramaz. Ben sanırdım ki insan sadece İsmet Özel'den bahsederken yumruklarını sıkar, yumruklarını vurur! Çünkü İsmet Özel'den bahsetmek adaletten bahsetmektir! Memleketimizde dört köşe tutmuş dört şerefsizi çıldırtacak kelimedir İsmet Özel! Kötü şairleri, kötü hikâyecileri, kötü yazarları kudurtan kusursuzluktur İsmet Özel! Kötülerin öcüsüdür İsmet Özel! Köleliğe ret, özgürlüğe evet; çünkü İsmet Özel! Çünkü İsmet Özel! Çünkü İsmet Özel! Her kim dünyaya tek başına karşı durma gücü buluyorsa kendinde o İsmet Özel'dir!
Her kim haksızlık karşısında susmayı tek başına kalmak pahasına dahi reddediyorsa o İsmet Özel'dir!
Her kim nerde bir zalimin karşısında duruyorsa o İsmet Özel'dir!
Her kim nerde soytarılık görmüş ve katılmamışsa o İsmet Özel'dir!
Her kim köle olmak şartıyla kendisine uzatılan kemiği sahibinin kafasında kırarsa o İsmet Özel'dir!
Her kim nerde bir şerefsizlik görmüş ve katılmayı reddediyorsa o İsmet Özel'dir!
O İsmet Özel'dir! O İsmet Özel'dir! O İsmet Özel'dir!
Susmayan yürek! Atan nabız! Çalışan kafa! Yüksek ahlak! Yüksek ahlak! Yüksek ahlak!
Benim içimden Allah, Muhammed geçiyor dostlarım; çünkü Türk geçiyor; çünkü İsmet Özel geçiyor!
Benim içimden kös, davul, zurna geçiyor; bayram yeri geçiyor!
İçimden Osmanlı geçiyor! Memet geçiyor! İmparatorluk geçiyor!
Kafam bozuk ve dünyaya yeni bir nizam vermek geçiyor!
Eskiden İsmet Özel okuyunca yerimde duramazdım, çıkıp sokaklara saatlerce dolaşırdım. Hep bilmediğim, gitmediğim yerlere giderdim; tanıdık birinin karşıma çıkmasına dayanamazdım çünkü. Bir tek camiler tanıdık gelirdi bana o saatler, bulduğum her camide yüzümü yıkardım. Yüzümü bulduğum, yüzümü yıkadığım, merhaba ettiğim, merhaba bulduğum tek yerdi camiler; çünkü bütün bunlara layık tek yerdi camiler. O saatler karşıma çıkanı elimin tersiyle devirirdim. Ben çünkü büyük bir şeydim. Büyük, çok büyük bir şeydim. Geberinceye kadar dolaşmalıydım; çünkü ben biraz önce İsmet Özel okumuştum. Geberinceye kadar dolaşmalıydım; yoksa yaşayamazdım. Canımın ilmekleri arasından geçerdi İsmet Özel'in her mısrası. Canım İsmet Özel'in şekil verdiği bir şey olurdu. Canımı acıtan, beni gözyaşlarına boğan bir şeydi İsmet Özel. Şimdi çıkıp birkaç saatte dünyanın işini bitirmek geçiyor içimden; çünkü hâlâ İsmet Özel! Çünkü İsmet Özel okudukça büyük, çok büyük bir şey oluyorum ben! Dünyaya sığmaz bir şey oluyorum! Durdurulamaz, karşısına çıkılamaz, tutulamaz bir şey oluyorum! Yıkılamaz, sırtı yere getirilemez, bileği bükülemez bir şey oluyorum ben!
Kahrolsun, Türkiye'nin kazandığı her maçtan sonra çok iyi tanıtım yaptık, o biçim reklamımız oldu diyenler!
Kahrolsun, milli takımımız Güney Kore'yi yendiği için suratı domuz suratına dönen gavur televizyoncular, gavur spor müdürleri!
Kahrolsun, Hakan Şükür'ün golüne, rekoruna sevinemeyenler!
Kahrolsun, bütün televizyon kanalları, bütün haber kanalları ve TRT milli takım yayını yaparken, şaşkınlıktan bembeyaz kesilmiş ve suskun bir suratla atletizm arşivinden derledikleri görüntülerle yayın yapan habercilik!!! haber kanalları!!! ve spor müdürleri! Kahrolsun, böyle gavurları yüzüne tükürüp işten atmayan patronları!
Yaşasın İsmet Özel'in adı anılınca sakin olamayanlar!
Kahrolsun, İsmet Özel adı geçince bir yerlerine bir şey sokulmuş gibi kıvrananlar! Kahrolsun küçük adamlar, korkaklar, tavuklar!
Cuma Namazı'nın yüzünü kara çıkarmayan milli takımımıza teşekkür ederim!
İki üç gavurun kara dediği Cuma'ya ak diyen aslanlara teşekkür ederim!
Hayır dualarımızın yüzünü kara çıkarmayan milli takımımıza teşekkür ederim!
Lanetimizi boşa çıkarmayan milli takımımıza teşekkür ederim!
Kahrımıza, gazabımıza tercüman olan milli takımımıza teşekkür ederim!
Son maçta maçın adamı seçilen Hakan Şükür'e teşekkür ederim!
Kelle isteyen şerefsiz köpeklere kelle vermeyen Şenol Güneş'e teşekkür ederim!
Yaşasın Mehmet Âkif!
Yaşasın ana damar!
Yaşasın Necip Fazıl!
Yaşasın Sezai Karakoç!
Yaşasın Nurettin Topçu!
Yaşasın İsmet Özel!
Yaşasın Osmanlı tokadı!
Yaşasın Türkiye'nin en büyük hocası Şenol Güneş!
Yaşasın Türkiye'nin en büyük futbolcusu Hakan Şükür!
Yaşasın Hakan Şükür'ün uykusuz çıktığı maçlar!
Yaşasın Hakan Şükür'ün halkı için döktüğü gözyaşlar!
Yaşasın Ankara, Konya, Diyarbakır, Batman, Kars, Ardahan!
Yaşasın dünyanın başkenti İstanbul!
Yaşasın Türkiye!
Yaşasın al sancak!
Yaşasın en son ocak!
Yaşasın Cuma Namazı!
YAŞASIN İSMET ÖZEL!
YAŞASIN İSMET ÖZEL!
YAŞASIN İSMET ÖZEL!
YAŞASIN TAKIM KAPTANIMIZ, HOCAMIZ, BAŞKANIMIZ, REHBERİMİZ, İMAMIMIZ, ŞAİRİMİZ, YOL GÖSTERİCİMİZ, CANIMIZ, KALBİMİZ, KAFAMIZ, ŞAHDAMARIMIZ, SEVİNCİMİZ, SAVAŞIMIZ, KAHRIMIZ, GAZABIMIZ, RUHUMUZ, EN BÜYÜK AŞKIMIZ, BİRİCİK AŞKIMIZ İSMET ÖZEL! SENİ ÇATLARCASINA SEVİYORUM İSMET ÖZEL! SANA ÇATLARCASINA İNANIYORUM!
türk mü ismet özel mi, bi karar verin ya hu!
Cts, 13/01/2007 - 03:57 — Ümit Demirmevla bizi her türlü fanatizimden korusun diye son bir gün içinde üçüncü yazılışı olacak galiba cemaat bünyesinde.
karşı duruşlar türklük müydü, ismet özel'lik miydi! ya yapmayın arkadaşlar... gerçekten komik oluyorsunuz. bu denli fanatizme, abartıya bir kul olarak acaba ismet özel ne der!
hem de futbolla ilişkilendirilerek yapılıyor bu sözde savunma. hey arkadaşım sen futbolun kimlerin ekmeğine yağ sürdüğünü bilir misin; bir futbolcu parasına ne fabrikalar kurulacağını bilir misin; sözde futbolcu tıransferi altında bilmem ne kaçakçılığı olduğunu bilir misin; futbolun kumara götüren, insanı paraya taptıran bir şey olduğunu bilir misin; futbolun artık sipordan çıkıp ucube bir hâl aldığını bilir misin; futbolun bu ülkede bir din gibi algılandığını -en yakın örneği yukarıdaki satırların sahibi- bilir misin! futbol ve karşı duruş ha! futbol şu anki hâli ile afyondur, bilmeyenler öğrensin!
oofff yaa!
yapmayın lütfen! ismet özel'i böyle ucuza harcamayın! ismet özel de kendini yıpratmasın.
ne türklük ne de ismet özel'lik tanımlamasına gereksinim var;
(De ki:) "Biz Allah'ın (İslam) boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah'ınkinden daha güzel olan kim olabilir ki? Biz ancak O'na kulluk edenleriz." Bakara 138.
ha bir de ismet özel okuduktan sonra durdurulamayacak biri olan osman özbahçe'nin durumu hakkında son bilgileri alabilir miyiz? okyanusları aşıp özgürlük anıtına varmış mıdır ki aceb?
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
eyvah ki eyvah!
Cts, 13/01/2007 - 17:51 — cemalcalikselam ve dua ile;
bir savın tartışılması için aralanan bir kapıdan kişi seviciliğinin, kişi tahkirciliğinin üşüşmesini hayretle, dehşetle, ibretle izliyor ve eyvah ki eyvah demekle yetiniyorum..
cemal çalık
Ayıp oluyor.
Cts, 13/01/2007 - 22:57 — Ali DüzYukarıdaki bazı yorumları okuyunca çok şaşırdım açıkçası. Bazı yorumların nasıl yayımlandığına da şaşırdım.
Konu ne, neyi konuşuyoruz? Milletin lafı getirdiği yer neresi? İsmet Özel'in avukatı değilim elbette. Aksine, eğer bir konuda bir fikir geliştirsem, ve o fikrim İsmet Özel'inkine uymasa bunu İsmet Özel'e söylemekten hiç çekinmem. Çekinmedim de. Kimseyi eleştirmekten korkmam. Ama önce o konuda eleştiri yapabilecek bir birikimim var mı, varsa da eleştiri yapmam gerekir mi, bu neye yarar? İşte bunları düşünürüm. Adımızı, güya yazdığına yorum dediğimiz bazı kişilerin ismetözelci, ismeti bilmem ne falan filan yakıştırmalarına alet edilmesini istemeyiz.
Bir şey yazıyorsanız o şeyin arkasını da yazın kardeşim. Biz kendi çapımızda emek verip bu ekranın karşısına geçip düşüncelerimizi yazıyorsak siz de aynısını yapın ki, ortak bir alanımız, derdimiz olduğu belli olsun. Kısa cümleler, hızlı cümleler, vurkaçlar yapma ayaklarına gerek yok.
Bu sitede çaba ürünü yazılanlarla, 'bari bir şeyler sallayayım ben de' ya da 'yaptım oldu işte' tarzı yazılanların aynı başlık altında görüntülenmesinden rahatsız oluyorum açıkçası. Üstat Sezai Karakoç bahsinde yapılan mukayeseler de neydi öyle! Şimdi de bu yazının altında olanlar! Kötü şeylerin yanında iyi şeyler de kaynamamalı. En azından emek zayi olmamalı. Buna müsade edilmemeli. Mesela, Ali Şer adlı kişinin yazdığı yorum. Elbette ona cevap vermek için zaman harcamayacağım. Daha yaptığı alıntıyı bile anlamamış. Saçma sapan şeyler. İsmet Özel'e karşı harcama tavrı ise pek çok kelimeyle anlatılabilir ama buraya uygun olanını söyleyeyim, haddini bilmezliktir. Susarak cevap verdiğimizi anlıyordur herhalde. Ümit Demir'in yazdığı yorum ise çok yumuşak. Mizah yapmak vardır, bazen gereken odur harbiden. Yani cuk oturur yerine. Ama bazen de mizah; kaçmak, konudan kaçmak düşünmekten kaçmak emekten kaçmaktır. Uzaktan laf çevirmek zor değildir. Buna cevap vermek de zor değildir.
Her neyse, uzatmak istemiyorum yorumu. Beyhan Demirci'nin yazdığı yoruma da bir anlam veremedim. Kıt Türkçe'mle bir şeyler anlamaya çalıştım ama yok yok yani. Bu sitede İsmet Özel'i sevmeyenler acımasızca eleştiriliyor, küçümseniyor ya da ne bileyim onlara haksızlık yapılıyor filan mı demek istenmiş. Öyleyse nerede var bu? İsmet Özel yazısı altında ne konuşacaktık? Bir şeye sığlık demişsiniz ama neye dediğinizi anlamadım.
Şu Ali Şer'in bir yorumu daha. Kardeşim bir dur ya. Yazdıklarını oku. Yukarıda yazılanları oku. Meselelerin bağlamını anlamaya çalış önce, sonra gel döv kimi döveceksen.
Ama yani böyle olmaz, Mustafa Kutlu'nun bir sözü vardır, "Bir Erzurumluyla konuşurken dikkatli olacaksın!" Biraz dikkatli olmak lâzım, bir şeye mensup insanlarla konuşurken. Dikkat titizlikten, titizlik de ahlâktan geliyor. Titizlik konusunda İsmet Özel'in yazdıklarını okuyun bari.
Her neyse, şu tartışma bahsi uzamaz inşaallah. Buna gerek yok çünkü. Hepimizi ilgilendiren şeyleri konuşmadığımız zaman konuşmaya gerek yok.
ama önce onlar başlattı!
Paz, 14/01/2007 - 00:14 — Ümit Demirismet özel sorunu değil benim öncelikli sorunum. şahıslarla uğraşmamaya çalışıyorum genelde. mustafa kalıntürk'ün mantığına bir kaç kelam etmek istedim. sonra da içime sinmeyen türklük- müslümanlık denkliğine dokundurmaya çalıştım.
bir insan âllame olsa bu hatasız olacağı anlamına gelmemeli. peygamber efendimizi(sav) düşünün; ağaç dikimi/aşılamasında bir metod öğütler ashabına, fakat o şekilde iyi ürün vermez ağaçlar. efendimiz der ki; "siz dünyayı/dünyalığı şüphesiz benden daha iyi bilirsiniz. bildiğiniz gibi yapın"
islamoğlu hoca üç muhammed'i yazmıştı, şu yazılanlardan sonra üç ismet özeli de yazsa yeridir diye düşünüyorum.
peki, tamam; bizim adlarımızı tek tek yazmak suretiyle bize cevap verdiniz. ya diğer arkadaşlara hık mık da mı demiceksiniz? ismet özel üstad eminim onların yazdığını okusa onlara da sitem eder. sevmekle perestiş etmeyi ayırt etmeliyiz.
Allaha emanet
muhabbetle,
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
gardaş. bak şimdi. inceden
Salı, 16/01/2007 - 05:01 — Mustafa Kalıntürkgardaş. bak şimdi. inceden yorum yaptık. ayarımı bozma. garışmam, vitesten sallarım.
bir-iki susayım dedim; ama senin frenin yok herhalde. yavaş yavaş. sağ yap gel. sol yap gel.
gardaş. benim yaptığım sizin komik tartışmanıza yancı olmak la. vallaaa la. sen şimdi benim mantığıma kimse laf edemez. ocaktan yetiştim. çokellaya ekmek bandırıp yetiştim. site yurdunda çok acı çektim de yetiştim. anlamam ismeti de özeli de. emanetten anlarım ama. zulada...
akıllı olun arkadaşım...
sıtop.gardaş.sıtop
Salı, 16/01/2007 - 12:59 — Ümit Demirgardaş.sıtop. bak şimdi.sıtop. inceden yorum yapmışsın.sıtop. garışmaz,sıtop, vitesten sallarmışsın.sıtop. buna güldüm.stop.
uzun cümleler seni yoruyor galiba gardaşım. olsun, ben seni böyle de anlarım.
haa bak ben mironi yapmayı burada öğrendim desem yeridir. rüştü hocam sağolsun. gerçi alt yapı, üst yapı neyim hepsi vardı da arkadaşlar tutuyorlardı; "boşver abi sen onlara uyma..." ayağı... bilirsin.
yaptığım sizin tartışmanıza yancı olmak, demişsin ki asıl bunu benim demem lazımdı. senin hani laf edilemez dediğin mantığına bal gibi de laf ederek girmek mecburiyetinde kaldım bu tartışmaya. mantığına laf edecek biri anasından karnından doğmuş işte gardaş. örtem ki üstünü üşüme ayazda.
ince yorum demişsin, bak buna da gülerim. lo nesi ince lo! elin adamını tefe koymuşsun lo. sen adam mısın demeye getirmişsin lo! ismet özel'e laf edecek biri misin, senin hakkında anca ben gibi biri yazar demişsin lo! (bak burda biraz haklısın; sen gibi biri yazmışsa eyvah!)
ama yönetim/yazı kurulu ben hâlâ ironi yapıyorum. hep aşk yazıları yazmakla olmuyor can dündar gibi... arada absürd olacaksın.
lo gardaş; benim de ocaktan yetişen arkadaşlarım var. ssk'nın çay ocağından... çok iyi çay yaparlar. sen tanıyon mu onları! gerçi hangi ocak olduğunu dememişsin. mermer ocaklarında da var bissürü ahbab! ya harbiden ya gardaş, ne ocak bu ocak! yine aylardan ocak mı yoksa! ama çokella filan diyon. olsa olsa ilk tahminimdir; çay ocağı... ben de çok severim çayın yanında çokellayı. gerçi bu aralarda uzak tutuyorum sofradan ama...
bir de sende muavinlik de varmış gardaş, maşaAllah kırk bin kere. aman da aman, büyümüş de muavinlik yaparmış abilerine... sen bu potansiyelle havaalanlarında uçak şoförüne iyi muavinlik yaparsın he! hiiyooopp; kaptaayynn, saa yap bakeemm! (zzııtt... noldu ya sinek sesi gibi... kaptan, bizim muavin sizlere ömür... tekerleğin altında kalmış... haa! iyiydi be rahmetli!)
gardaş lo! madem ismetten özelden neyin annamazsın ne diye her işe sokarsın burnunu. ne demişler; bilmediğin aş...
ya burda da her canı yanan beni ya kovası oluyor ya da zuladan emanet gösteriyor! ooyyy...
gardaş ben bak iki emanet bilirim. ötesine sağır dilsizsem habil'in kokusu üstüme sinmiş. öyle ince yorumlar da kamuoyunu gerer tamam mı gardaş! çok pornografik bi zula o zula... o ince yorum cemaatin byte'larında nasıl yer buldu şaşarım ayrıca! inceldiği yerden kopar çünkü...
hadi Allaha emanet kalasın
sen daha fazla akıllı olasın,
muhabbetle.sıtop.
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
aloooo
Salı, 16/01/2007 - 15:39 — Mustafa Kalıntürkgardaş, bahçelinin parkta buluşak. emanetsiz neyim.
bu böyle olmayacak la. gozlarımızı paylaşak.
ayrıca, ssk çay ocağı meselesine hiç girmiyom.
alooo. huzur verin arkadaşım iki dakka.
Doğru olma ok gibi yabana atarlar seni..
Paz, 14/01/2007 - 21:46 — Beyhan DemirciTam olarak neresini anlamadınız Sn. Düz? Onu söyleyin uzamasın iş ordan başlıyayım açıklamaya..
Alişan, Bu alıntıladığın yazı var ya bu yazı.. Ahh bu yazı.. Osman Özbahçeye hayırlı bir ömür diliyorum, sırf bu yazısı yüzünden bile Allah'tan cennetinin en a'la yerini ona vermesini dulalarımda istiyorum..
Evet holiganik (ben uydurdum, ne demekse) olmuş yazı. Ama nee.. Çok güzel olmuş, hoş olmuş.. kendimi dışarı atasım geldi, dilerim benim torunlarım da böyle yazılar yazabilirler:))
Not: Bahsi geçen, Sn. Düz tarafından anlaşıl-ın-madığı ifade edilen yorum, sert bulunduğundan editörler tarafından düzeltilmiş olup, bazı cümleler çıkarılmış, bazı kelimelerin yerine de daha soft kelimeler seçilmiştir.
Miş_Miş..
Yettiimmm...
Salı, 16/01/2007 - 14:53 — Sule DemirtasNe kadar komik gözüküyor bu yakadan; edebiyatla komedinin iç içe girişi, kalem'in en güçlü silah olduğunun unutuluşu, ülkücü geçmiş travmalarının basit flash backlerle alaya alınması...Başka komik gözüken şeyler yok mu? Anlatayım.
İsimler yetmiyor bu şahıslara. Kişilikler yetmiyor beyinlerinin metaforlarına. O yazdığını kendi ismine nakletse, kendi ismi başını gelebilecekleri kaldırmaya muktedir değil. O hakaret edemez ya! O zula'yı gösteremez ya. O ülkü ocaklarının sigara dumanına boğulmuş koridorlarından çıkıp, ivedik metrosuna atlayamaz ya....Zulayı kendisinden değil, paravandan gösteriyor...Maşa diyoruz buna. Ülkücüler iyi bilir...
Şimdi bunu başkaları anlamıyor, anlamasın muhim değil. Ama bizler tarafından barizliğin sırıtıyor be arkadaşım. Burada olan kredini böyle har vurup harman savurmana sanıyorsun ki sonuna kadar eyvallah diyecegiz. Niye diyelim arkadaşım. Sen ben gibi bir kulsun, babamın oğlu musun?
Biz ismet özel'i eleştirmeye kalksak, izmet özel kadar kitap yazmaklığımız mı gerekir. Bak Enis Batur'a. Kurmuş koloniyi, alem onu eleştirsin diye gözünün içine bakıyor. Hangi şair eleştriden nasip almamış ki, ismet özel almasın. İsmet Özel edebiyatını sevmiyorum kardeşim...Suç mu LA?
Sadece Şule Demirtaş olarak girdiğim yorumlarıma bir yenisini ekledim...Hangisiyle okursan ona atıfta bulunsun. Afiyetle ye la? Bölünmek iştah ister, emek ister, her biriyle ayrı cephelerde savaşmak ister...
Di mi LA?
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
Bu konu başlığı altına
Salı, 16/01/2007 - 20:02 — Ali ŞerBu konu başlığı altına yaptığım yorumları, açma gereği duyuyorum.
ne yazıkki tartışma yorumculara indirgendiği için, arada bana ve bazı yorumculara taşlama biçiminde eleştiriler geldi, (hakaret ve ukalalık içerenleri kale almıyorum her söz sahibine aittir..)
Tartışma'ya dönmek gerekirse vurgu yapılan "türklük" kelimesi olduğu için (ne kadar "müslüman türklük" denirsede aslında türklük'tür) bu fikri sahiplenen "kalıntürkler" ve türkiyedeki milliyetçi cephenin "ismet özel"in şahsına yeni bir hayran kitlesi oluşturduğunu düşünüyorum.
ve bu tartışmalardan kafası karışacak kesim ise (ümmet,vahdet)/(vatan,millet) çizgisini netleştiremiyenlerdir?
ve konunun seçilme biçimi zaten tartışma yaratacak cinsten, kuyu benzetmesi bundandır, yani netice alınamıyacak bir konu ve konunun sunuluş biçimi ve özellikleri, içinden çıkılabilecek gibi bir şey değildir.
bundan dolayı şahsen ismet özel'e çok kızgınım....
İsmet Özel'in- insanlığı müslüman türklerin eliyle kurtarma çabası aslında bu kurtuluşa bir darbe vurma girişimidir desem. çoğunuz ya çok kızacak ve ya güleceksiniz ama gerçekten böyledir.
çünkü dünyadaki islami toplum ve devletlerin kurtuluş yolu ancak bir birine öncülük ve liderlik etmeden, yani birilerinin çıkıp baş olma ve arkamdan gelin'i değildir.
Günümüz dünya koşullarını; gerek siyasi, gerek ekonomik, gerek toplumsal, gerek coğrafi ve gerekse sosyolojik açıdan incelediğimizde özellikle müslüman toplumlar açısından pek de iç açıcı bir durumun olmadığı ve müslümanlar arasında hep bir uçurumun var olduğu görülmektedir. Nedenine gelince her ülke kendi milliyetçiliğini öne çıkarıp gerçekten önderlik etme hevesine girişmesidir.veya bu tür girişimde hiç bir şekilde yer almamasıdır. aslında bu tespitler doğrudur. en azından şu gözümüzün önünde değilmi 50 yılllık bir direniş geçmişine sahip olan filistin bile son günlerde direniş gruplarının davayı sahiplenme adına sözde bir birine üstünlük kurma çabaları bunun aslında ne kadar zor olduğunu ortaya koymaya yetmiyormudur.
Ayrıca şu zaman diliminde kafa karışıklığı yaratacak her şey islam toplumuna ve müslümanlara zarar vermekten öteye gidemez. en azından ismet özel'in çıkışı şu anlamda çok zararlıdır. türkiyede müslüman kimliğini net oluşturmamış gençler üzerinde bir şöven türklük dalgası oluşturabilir. yani ümmeti mi seçsem milletimimi seçsem ikiliminden milletime dönüşümün fikir alt yapısı hazırlığıdır.
çünkü ismet özel'in fikrinden ümmet'ten millete dönüş sezinledim. bunu çok net vurgulamak istiyorum. bu meseleyi tekrardan genişleterek devam edeceğim.
Ümit Demir ve Şule Demirtaş'a hürmetlerimi sunuyorum.
Her daim muhabbetle
"Özel" konular...
Paz, 21/01/2007 - 22:17 — misafir(inadına samimiyetle...)
KalınTürk mevzuuna virgül koyup Özel'in bir söyleşisinden alıntıladığım bölümü paylaşmak istiyorum...
Soru:
"Siz Müslüman olmanız ile ilgili “Ben hangi sebeplerle sosyalist oldumsa, aynı sebeplerle Müslüman oldum ” diyorsunuz. Sebepler aynı ise ha sosyalist olarak kalmışsınız ha Müslüman olmuşsunuz… Yani arada bir fark olması lazım değil mi bu değişim için, neydi o?
İsmet Özel:
Jules Romains diye Fransız bir yazar var. Bunun Türkçe’ye çevrilmiş “Dirilen Şehir”diye bir kitabı var. İncecik bir kitaptır o. O kitapta helâ duvarına yazılmış bir yazı zikredilir. “Midesine indirdiği her lokmanın karşılığını o topluma da geri iade etmeyen, vermeyen kişi o toplumda asalaktır.” Bu beni çok etkiledi.
Seni başka insanlar bir yere getirmiş bu belli bir şey. Bu başka insanlar annen baban olabilir, akrabaların olabilir, devlet olabilir. Onların sağladığı imkânlar olmadan kendin olamazsın, yani ben çalıştım, kazandım diyorsun da nerde çalıştın ve neyi kazandın. Bütün bunlar sana başka insanların verdiği şeyler. Onların sana verdiğini sen de onlara geri vermek zorundasın. Bunu yapmıyorsan asalaksın.
Asalak olmak da benim hoşuma giden bir şey değil. Şimdi ben sosyalist iken Arapça harflerini öğrenmeye başladım. Çünkü eğer ben bu toplumun iyiye gitmesini istiyorsam, bu iyiye gidiş ancak bir yerden bir yere gidiş olabilir. Hoppadanak iyiye gidilmez değil mi?
Dolayısıyla geçmişi olmayan bir toplumun geleceği olmasının imkânı yoktur. Bunun geçmişi nedir? Benim derdim oydu. Dolayısıyla da Arap harflerini öğrenmeye başladım. Ondan sonra hemen olmuş bir şey değil. O çok erken bir şeydir benim Arap harflerini öğrenmeye başlamam ama bu ihtida meselesi gerçekten öyle çok da genel açıklanabilen bir şey değil.
Şu manada çünkü eğer kişiliğinize ait bir şey değilse çok kısa bir süre sonra rengi atar ya da kokusu çıkar. Onun gerçekleşmesinde doğrudan doğruya sizin özünüze giden bir şey olması lazım..."
Soru:
Peki. Modern Türk şiiri yok, yazılmıyor gibi iddialı sözler etmiştiniz bir söyleşinizde de. Bu biraz tepki çekti şiir çevrelerince, böyle mi düşünüyorsunuz gerçekten? Yoksa söylediğiniz bir şeyi yanlış mı anladık?
İsmet Özel:
Şimdi yani buzlukta Türk şiiri taş çatlasın 1970’ekadar aktif bir şeydi, canlı bir şeydi. 1970’den 2006’ya kadar 30 sene geçti hiçbir şiir yazılmadı. Benim yazdıklarımı da şiir saymayacak mıyız? O yani bir parantez. Yani o yüzden diyorum buzlukta.
Bundan sonra bir gerçekten kendi kıymetini kabul ettirecek bir şair zümresi çıkarsa… Çünkü tek tek kimse altından kalkamıyor. Belki bir şair zümresi… Garip bir şekilde son dönemde Türkiye‘de şiir yenileşmeleri de biraz ekip hareketleri oldu. Garip şairleri var üç tane. Sonra İkinci Yeni’de de gene kümelenmiş şiir çevreleri ile yoluna girdi. Belki bundan sonra da o buzu kırarak ortadan kaldıracak bir şair zümresi lazım. İşte menfaat grupları oluyor. Al gülüm ver gülüm bir şeyler oluyor.
>>>bu cevaplar sizce yeterli midir ?
İsmet Özel severler
Salı, 16/10/2007 - 01:14 — gezgin öztürksayın cahit öz'ün "İsmet Özel’in okurları (onu anlayamayanlar bile) onu neden sevmiş, ona neden her zaman saygı duymuştur?" sorusu gerçekten,bir ismet özel takipçisi olarak benim de merak ettiğim ve havada kalmış bir soru(bu başlık altında demek istiyorum)...tekrarlıyorum...
anlamadan sevmek olur mu?
Salı, 16/10/2007 - 14:18 — Ali DüzBir insanı anlamadan onu sevmek mümkün müdür? Bilinçsiz bir sevgi olmaz. Birini, birşeyi sevebilmek için ne tür anlamalar yeterlidir, bu düşünülebilir. Ama şu kesin ki, sevgi, saf birşeydir. Yani katışıksız, fıtrattan, kendiliğinden, yani sevgi için arada fıtrata, karektere, zihne, kalbe denk düşen bir bağ gerekir. Sevgiyle değer aynı yerde. Değer verdiğimiz, değer verecek birşey bulduğumuz kişileri/şeyleri severiz. Mantığı olmayan bir sevgi olmaz. Aklı doyurmayan sevgiye sevgi demiyoruz; ne diyebiliriz, hırs, çıkar hırsı, ego rahatlatma aracı, yani bu tür sevgi ya da sevmek insanda gelip duran, elegeçmeyen, gerçek bir sevgi değildir. İnsandaki bir maksada, çıkara doğru giden ve o çıkarla beraber gidebilecek olan bir sevgidir, sevmektir. Doğal ve gerçek sevgi insanın karekterine, uğraşlarına yerleşir. Sevgi tam olarak mantıklılığın üzerine kurulur. Zaten tecrübelerimizden biliriz, başkası bize "şu adam çok değerli onu sev" dediğinde biz eğer o adamla kendimizin oluşturduğu bir bağa sahip değilsek onu sevemeyiz. Bir insan başka bir insana birşey öğretemez mesela. Öğrenme kendi başımıza yaptığımız birşey. Diğerleri hep taklit olur, ince ya da kalınm taklit. Kendimizin anladığı, anlamlandırdığı şeyi kendimiz severiz. Birisini seveceksek onunla kendimizin bir anlam bağı kurması gerekir. Diğer tür sevgiler, diğer tür sevgilerdir:) Bir rüzgar eser yok olur gider. Kur'an'da bir ayet vardı onu hatırlayamadım şimdi, birşeyler olur dedikten sonra "rüzgarı kesilir" diye bitiriyordu. Çok güçlü bir ifade, böyle birşey yani.
Birisini anlamadan onu sevmemiz mümkün değil, bence. Sevginin tam olarak fıtrattan benlikten yani doğal ve saf olması da gerekir, böyleyse sevgi sevgidir. Karektere yerleşmesi gerekir. "Ehl-i dil diyemem sinesi sâf olmayana" diyor Nefî.
Birisini anlayınca artık onun tarafındayız demektir. Bu cümle de anlama-mantık-sevgi-taraf olayını doğru ifade eden cümlelerden biri. Çünkü gerçekten anlamakla gerçekten hissetmek arasında boşluk yoktur. Bu da tarafını oluşturur. Bazen "seni anlıyorum ama sana katılmıyorum" deriz, bu yanlış aslında, bu tür bir anlama anlama değildir, bu tür bir anlamada zihinde bir belirsizlik hissedişte bir şüphe vardır hâlâ. Anlayamadığımız çözemediğimiz şeylerle ilişkimizde ufak da olsa böyle bir belirsizlik alanı şüphe alanı vardır. Ya da işte "seni anlıyorum" dediğimiz kişinin anlattığı şey yanlıştır. Yanlış olanı anlamak mümkün değil çünkü. Anladım diyorsan bile, boşluk vardır içinde mutlaka, yanlışsa eğer anladığın.
Zihindeki belirsizlik, yani tamamalanmamışlık, hissedişteki şüphe, anlamak, sevmek, taraf olmak, bunlaer beraber düşünülebilir şeyler.
Bu durumda İsmet Özel'i anlamadığı halde sevenler, İsmet Özel'in sözleri adı vesairesi üzerinden hava atmak, bir ortamda varolmak, konum elde etmek için sevenlerdir.
Aşağıdaki alıntı İsmet Özel'in Sky-Turk'teki bir programda söylediklerinden:
"—Peki
—Biz Türkçe konuşuyoruz, Türkçeyi nasıl konuşuyorsak her şeyi de o şekilde anlıyoruz. Biz ne yazık ki çok bozuk ve yetersiz bir Türkçe konuşuyoruz; onun için her şeyi çok bozuk ve yetersiz anlıyoruz. Anlamak dediğimiz şey bir şeyi kendine yakın bularak çözümlemek demektir. Yani siz, bir arkadaşınıza ‘‘seni anlıyorum’’ dediğiniz zaman, ‘‘senden yanayım’’ demiş olursunuz, değil mi? Yaptığın hatayı biliyorum fakat yine de seni anlıyorum, demiş olursunuz.
—Bir ortak payda mı yaratılır orada?
—Anlamak mutlaka o anladığınız şeyden yana olmak demektir.
—Peki, şey olamaz mı? Yaptığınız eylem veya söylediğiniz söze katılmıyorum, ama anlıyorum, yani.
—Tabii, işte o da aynı şey.
—Bu bir katılım ifadesi midir?
—Onun taraftarlığını yapmıyorum, fakat onun bir yeri olduğunu biliyorum, demektir. Bu çok önemli bir şey. O yine de o anladığınız şeyler, yani dediğim gibi onun müdafii değilsiniz. Ama onun bir şekilde o işin içine girmiş sayılıyorsunuz, müdahilisiniz yani. "