Kadın

Eski çağlarda, hemen bütün toplumlarda kadının hiçbir hak ve değere sahip olmadığı yaygın bir görüştür. Eski Çinlilerde kadın, kocasının kölesi sayılırdı. Kocası ve çocuklarıyla birlikte yemeğe oturamazdı; Ayakta durur, onlara hizmet ederdi. Mısır’da başlangıçta kadınlar erkeklerle aynı haklara sahip idiyseler de bu fazla uzun sürmemiş, Firavun’un emriyle yine köleleştirilmişlerdir. Batılılar tarafından uygarlığın beşiği olarak gösterilmek istenen Eski Yunan’da ise kadının hemen hemen kölelerle bir tutulduğunu görüyoruz. Koca karısını keyfince dövebildiği gibi başka birisine de armağan edebilirdi. Tüm miras erkek çocuklara kalırdı. Bir erkeğe edilebilecek en büyük küfür, ona “kadın” demekti. Bu aşağılamaların ötesinde ayrıca kadın tüm kötülüklerin kaynağı olarak da kabul ediliyordu. Eflâtun ve Aristo’nun kadının, erkeğin dûnunda/aşağısında olduğunu resmen ilan ettiklerini görüyoruz. Yunan’da bir erkeğin dengi yine bir başka erkektir. Bu bakımdan Yunan töresinde homoseksüelliğin bir fazîlet olarak algılanmasına şaşmamak gerekir… Eflâtun, bu konudaki görüşlerini günümüz homoseksüellerinin el kitabı durumunda olan Ziyafet adlı eserinde açıkca beyan etmiştir. Eski Roma’da ise kadın, babasından kocasına aktarılan bir maldı. Sonraları kadına birçok hak tanınmışsa da, eğitim eksikliği yüzünden bu haklarını kullanamamıştır. Açıkça görülmektedir ki gerek Yunan’da, gerekse Roma’da kadın erkeğin aşağısında kabul edilmiştir.

Yahûdilikte de kadının hiçbir değeri yoktur. Yahûdilerin her sabahki duâlarında şu cümle geçmektedir: “Ezelî ilâhımız, kâinatın kralı, beni kadın yaratmadığın için sana hamd olsun.”

Kadını aşağılama geleneğinin Hıristiyanlıkta daha da güçlendiğini görüyoruz. Zira Hıristiyanlara göre kadın, haram meyveyi Âdem (a.s.)’e yedirerek cennetten kovulmasına ve böylece insan neslinin günahkâr olmasına neden olmuştu. Bu yüzden Hıristiyanlık cinsel ilişkiyi bir günah ve kirlenme saymaktadır. Aziz Augustin’e göre insanın karısı veya bir fâhişeyle cinsel ilişkide bulunması arasında maddî bakımdan pek fark yoktur. Zira her ikisi de günahtan hâli değildir. Nihayet Papa Gregorie, iki asır sonra Aziz Augustin’in öğretisini onaylayacaktır: “Karı kocaların ilişkileri de günahtan hâli değildir.” Kısacası, Hıristiyanlıkta kadın kötülüğü, şeytana uymayı ve ayartıcılığı temsil ediyordu. Bu sebeple büyük ilâhiyatçılardan biri olan İskenderiyeli Clement’e göre, “Kadın, kadın olmaktan ötürü utanmalıdır.”

Gelelim Câhiliyye dönemi Arap toplumuna, genellikle bütün tarihçilerin kabul ettiği üzere kadının hiçbir değeri yoktu. Öyle ki kadın olmak utanç verici bir durumdu. Bu yüzden kız çocukları diri diri toprağa gömülüyorlardı. Kadının miras hakkı yoktu. Kısaca kadın, erkeğin kölesinden başka bir şey değildi.

Kur'an'dan anladığımıza göre, müşrik Araplar kendi zihinlerinde düşük ve değersiz saydıkları kızları Allah'a lâyık görüyorlar, beğenip hoşlandıkları erkekleri ise kendilerine izâfe ediyorlardı (16/Nahl, 57). Meleklerin de Allah'ın kızları olduğunu iddiâ ediyorlardı (43/Zuhruf, 19). Allah Teâlâ ise Arapların kendilerince değersiz bulduklarını Allah'a, değerli saydıklarını kendilerine ayırmalarını kendilerine ayırmalarını "çarpık bir paylaşma" olarak niteliyor (53/Necm, 21-22). Ve kızları diri diri toprağa gömecek kadar aşağılamaları hakkında "bak ne kötü hüküm veriyorlar!" (16/Nahl, 59) buyuruyor.

Yine Kur'an, çeşitli konuları işlerken, kadının toplumsal, hukukî uygulamalarda uğradığı zulümlere işaret ediyor. Meselâ: "Kadına zorla mirasçı olmanız size helâl değildir." (4/Nisâ, 9) mealindeki âyetten, kadının mal gibi miras kalması ve kadına zorla mirasçı olunması şeklindeki zulmün câhiliyye döneminde yürürlükte olduğunu anlıyoruz. Zıhar'ı yasaklayan âyetler de Kur'an'ın tâbiriyle "çirkin" bir geleneğin varlığına işaret ediyor. Boşanma ile ilgili âyetlerde, kadınların haklarını koruma noktasında mü'minlere Allah'tan korkmalarını emrediyor. Bu ve bunun gibi birçok âyetlerle, kadının câhiliyye dönemindeki, hukukî uygulamalarda zulme mâruz kaldığını, yaratılış itibarıyla da hor ve hakir görüldüğünü anlıyoruz.

Bu paylaşımdan sonra artık biz modern yerliler kadın hakkında şu tarifi yapabiliriz.. Kadın: İnsanın dişisi. Erkeğin eşi. Dişi'nin erişkin olanı. İslâm'da erkekle kadın bir bütünün parçaları, biri diğeri için vazgeçilmez hayat arkadaşı, İbadet ve muamelelerde cinsiyet ayrılığından doğan önemsiz bazı farklar dışında, dinî görev ve sorumluluklarda kadın-erkek eşitliği esastır diyebiliriz.

19. Asırdan itibaren İslâm toplumunda da kadının yeri çok tartışılmış, çeşitli inanç çevreleri ve düşünce akımları bu konuyu kendi açılarından ele almışlar sağolsunlar. "Geleneksel kadın", "Türk kadını", "Avrupaî kadın", "çağdaş kadın", feminist kadın", "özgür kadın", "müslüman kadın" bugün savunulan başlıca kadın tipleridir ki daha da sayabileceğiniz aşikar... Kadın konusunu çeşitli açılardan inceleyen bu tür farklı, hatta birbirine zıt görüşlerin ileri sürülmesi, konunun daha iyi anlaşılması bakımından esas itibarıyla faydalı ise de, bazen kavram kargaşasına yol açtığı için sakıncalı ve hatalı da olabilmektedir. Zâten uzun zamandır yaşadığımız ülkede de kadın hakkında yazı yazmak ve yayın yapmak bir âdet haline gelmiştir. Son yıllarda sadece Müslümanlar tarafından bu konuda yazılan iki yüzün üzerindeki kitap ve sayısız makale de bunun bir örneğidir. Kadın konusunda kimin, neyi, ne adına, niçin ve ne maksatla savunduğu iyi bilinmelidir. Aksi halde İslâm'la ilgisi bulunmayan birtakım görüşler İslâm'a mal edilebilir; hakla bâtıl karıştırılabilir. Unutmamalı ki, bâtılın en tehlikelisi, hak adına ve içine haktan bazı şeyler karıştırılmış olanıdır. Az da olsa içinde bâtıl bulunan hak da hak olma özelliğini kaybetmiş olabilir…

Elimde kadınlar ile meşrulaşmış birkaç bintane yazıdan sadece bir demetini sizler ile paylaşmak istiyorum bu konuda hemen hemen herkesin kendine göre bir çizgisi vardır elbette ancak eline mikrofon alan ve boş vakitleri satın almak isteyen ömür zengini insanların mikrofonlarından ve yazılarından düşen bir çok incileri gelin birlikte okuyalım. İşte buyrun kadın hakkındaki çarpık sözler, saçmalardan seçmeler…

"Her parasız kadın, koca peşinde koşan bir mâcerâperesttir." (G. Bernard Shaw)
"Kadının sözüne, bülbülün sesine pek kulak asma!" (Kalevala -Fin Destanı-)
"Kadın: Kaçınılması imkânsız bir kötülük kaynağı... Vesvese yatağı... Hoşa giden bir belâ... Bir iç tehlike. Gönülleri avlayan güzel eşkıya. Süslü püslü bir musîbet..." (Hıristiyan Büyüğü, Aziz Chrysostem)
"Kötü kadınlar bunaltır, iyi kadınlar da sıkar." (Oscar Wilde)
"Kadınlar, genellikle, ağırbaşlı erkeklere karşı iffetli görünürler, ama çapkınlara karşı değil!" (Fonvizin)
"Kadınları çok sevmiş olmanın cezâsı, onları daima sevmektir." (André Maurois)
"Kadın; yılanların en tehlikelisi, zehrinin ilâcı bulunmaz." (Bhartrihari)
"Kadında hayvan niteliği üstündür. Çünkü kadın, renge ve kokuya düşkündür." (Celâleddin Rûmî)
"Pek az kadın vardır ki, değeri güzelliğinden ömürlü olsun." (La Rochefoucauld)
"Aşk ve kadın; bütün öteki fenâlıklar, cinâyetler bunlardan dal budak salarlar." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
"Kadın erkeklere zevk vermez, keder verir, dert verir." (Anatole France)
"Kadınlar Cehennemin kapısıdır." (Hıristiyan Büyüğü, Aziz Hieronymus)
"Kadın kısmı kediye benzer. Sevmek istersen kaçar, yüz vermediğin zaman yaltaklanır." (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
"Dünya, kadınlarla doludur, kadınlar ise hile ve desise ile dolu." (Gelett Burgess)
"Akıllı bir kadın, iki kere budaladır." (Erasmus)
"Bir kurşunla vurul da, bir kadına vurulma!" (Faruk Nâfiz Çamlıbel)
"Kadınlar mâbedlerde evliyâ; sokaklarda melek; evlerinde şeytandırlar." (George Wilkins)
"Kadın, insanın kalbine, şeytanın girmesini temin etmek için açılan bir kapıdır. Erkeği, yasak ağaca sürükleyen varlıktır. İlâhî kanunu bozan, Allah'ın yeryüzündeki sûreti, çehresi olan erkeği aldatan iğrenç bir mahluktur." (İlk Hıristiyan liderlerinden Tertullian)
"Kadınlarla görüşmeye mi gidiyorsun? Kamçını unutma!" (Nietzsche)
"Kadından azgın hayvan, kadından azgın ateş yoktur." (Aristophanes)
"Kadınlar sade bal değil; zehir tesiri de yaparlar." (Halide Edip Adıvar)
"Erkekler, bilgiç kadınlardan nefret ederler." (Tennyson)
"Kadın devamlı erkeğin sessizliğinden; erkek de kadının o ebedî çenesinden şikâyetçidir." (Raif Necdet Kestelli)
"Kadının huyu, giydiği elbise ile değişir." (La Bruyére)
"Bir kadınla konuşurken ona gülümse, fakat dinleme." (Ly-Kin)
"Kadın her yerde kadındır. Bir melekle konuşmaktansa bir erkekle konuşmayı daha çok ister." (M. W. Holmes)
"Kadınların yanına mı gidiyorsun? Sakın kaçmayı unutma." (Nietzsche)
"Kadınların çoğu, uyandırılmadıkları için iffetli kalmışlardır." (Ovidius)
"Kadınlar, başka kadınlar için giyinirler, başka kadınların kocaları olduğu için evlenirler, başka kadınları kıskandırmak için evlerini süslerler. Başka kadınlar olmasaydı, kadınlar ne iyi olacaktı." (Paul Corey)
"Bir tek kadın cana yakın olabilir, fakat iki kadının bir araya gelmesi bir fâciadır, çünkü iki kadının, ancak üçüncü bir kadını fedâ etmek pahasına anlaşabileceğine inanıyorum." (Sacha Guitry)
"Kadın, gerekli olan bir kötülüktür. İstenen bir belâdır. Evin ve âilenin en büyük tehlikesidir. Ahlâksız ve edepsiz bir sevgilidir. Yaldızlı, aldatıcı bir musîbettir." (Hıristiyan Büyüğü, Aziz Sustam)
"İki kadın birbirleriyle sıkı fıkı arkadaş olunca, bu üçüncü bir kadının iki arkadaş kaybettiğini gösterir." (S. L. Perssey)
"Bir kadının yüreğindeki kötülük, yüzünde okunur." (Stendhall)
"Kadın, köpek ve dut ağacı, onları ne kadar döversen o kadar kazanırsın." (Thomas Fuller)
"Kadın, insanın gölgesi gibidir; kovalarsanız kaçar, kaçarsanız kovalar." (Chamfort)
"Kadın; en kederlisi eğlence düşkünü bir tâife." (Abdülhak Hâmid Tarhan)
"Kadın olsun da bir sözü cevapsız bıraksın, olacak şey değil; meğer ki dilsizini bul!" (Shakespeare)
"Kadın nedir ki? Doğanın işlediği bir yanlışlık." (Congreve)
"Kadın, istenildiği sürece melekten farksız, elde edildikten sonra da şeytandan beterdir." (Decourcelle)
"Kadın, Cehennemin kapısıdır." (Eflatun)
"Kadının istediği iki şey vardır: Erkeğin gözüne girmek, kadının gözüne çarpmak." (Franz Werfel)
"Az güzel bir kadın, çirkin erkekten çok daha çirkindir." (Gautier)
"Kadınları güzel yapan Tanrı, sevimli yapan şeytandır." (Victor Hugo)
"Kızların çoğu, hiçbir yere gitmemektense yanlış yolda yürümeyi düşünürler." (Doris Marie)
"Bütün kadınlar, sönmektense, yana yana tükenmeyi tercih ederler." (Montherlant)
"Kadınlar kendilerini sevenler için değil; onlara hükmedenler için can verirler." (Halide Edip Adıvar)
"Her dilde, şiirin konusu zevce değil sevgilidir. Kahramanı zevce ve konusu evlilik olan hikâyeden daha tatsız ne olabilir?" (Ahmet Hâşim)
"İnsanın karısı ile geçirdiği iki zevkli gün vardır: Birincisi, karısı ile evlendiği gün; ikincisi, karısının gömüldüğü gün." (Thomas İngeland)
"Öyle sanıyorum ki, insanın uygar yapabileceği son şey kadın olacaktır." (G. Meredith)
"Kadınların bizi mutlu etmek için bir tek usûlleri vardır; halbuki bizi mutsuz etmenin bin bir türlü yolunu bilirler." (Heinrich Heine)
"Kadın zayıftır, gariptir; kendini beğenmişlik onu kör eder, boş arzular onu etkisi altında tutar." (George Sand)
"Düşünen bir kadın, boyanan bir erkek kadar iğrençtir." (Lessing)
"Kadın, üzerinde her şeyin döndüğü bir vidadır." (Tolstoy)
"Yanındayken bal, uzaklaşınca zehir; kadın öyledir." (Bhartrihari)
"Kadın, çok defa en çok hoşlandığı şeye dudak büker." (Shakespeare)
"Hiçbir zaman hem zeki, hem güzel bir kadına rastlamadım." (Montherlant)
"Sözden hafif ne var? Şimşek. Şimşekten hafif? Rüzgâr. Rüzgârdan? Kadın. Kadından? Hiçbir şey!" (Seneca)
"Kadın, o bir kelebektir ki, her önüne gelen ağaca konar ve sonra uçar." (Süleyman Nesib)
"Kadının nefes aldığı yerde hava bozulur." (K. Kisfaludy)
"Kadın, süslü ve büyülü bir hiledir." (Raif Necdet Kestelli)
"Kadın, erkekten arslan yüreği içinde, kuzu itaatı ister." (Cenap Şehabettin)
"En tatlı kadın dahi acıdır." (Nietzsche)
"Kedi, ağzı şapırdayanın, kadın kesesi şıkırdayanın yüzüne bakar ve dizine çıkar." (Refik Halit Karay)
"Dünyada en iyi kadın, anasından doğmayandır." (Firdevsî)
"Kadını yedir, giydir, mücevherlerle ve başka güzel şeylerle süsle, fakat ona akıl danışma!" (Pançatantra)
"Kadınlar, erkeklerle eşit olmak için uğraşırlar, bunu sağladılar mı, o andan sonra erkeğe üstün olurlar." (Cato)
"İşte kadın! Ne olurdu ellerine düşmeden kollarına düşebilseydik." (A. Birce)
"Kadın; saçı uzun, aklı kısa bir varlıktır." (Schopenhauer)
"Bir kadının sevgilisine söyledikleri, rüzgârların ve hızla akan suların üzerine yazılmalıdır." (Catuli)
"Ne gariptir ki kadınların çoğu sevdikleri halde sevmiyor, sevmedikleri halde seviyor görünürler." (Raif Necdet Kestelli)
"Hâtun kişidir düşmeni her hâb u huzûrun -Kadındır düşmanı, her uyku ve huzurun-." (Fâzıl Ahmet Aykaç)
"Kadın erkek birbirini ikmâl eder, diyorlar; halbuki çoğunlukla biri diğerini noksanlaştırır." (Cenap Şehabettin)
"Kadın, her şeyi gören gözü bile aldatır." (Dostoyevski)
"Kadınlar kadar intikam almaktan zevk duyan canlı yoktur." (Juvenal)
"Kadınlar güller gibidir, bir defa açıldılar mı, yaprakları hemen dökülmeye başlar." (Shakespeare)
"Kadın, deniz gibidir, hiç güvenmek olmaz." (Tevfik Fikret)
"Kadın erkeği kılıçsız zapteder ve ipsiz bağlar." (Tos)
"Kadınlar istediler mi "sâhiden" hasta olurlar, hattâ kibirleri uğruna ölürler bile." (André Maurois)
"Kadınlarda fecî olan şey, ne onlarla, ne de onlarsız yaşanabilmesidir." (Byron)
"Her kadın ağlayıncaya kadar haksızdır, ağlar ağlamaz hak kazanır." (Haliburton)
"Bana göre; en çok korkulacak şey kadınlardır." (Said bin Müseyyeb)
"Dünyada en güç şey, kadını memnun edebilmektir." (Rıfat Necdet Evrimer)
"Akmayan dam, tütmeyen baca, kaynanasız koca." (Atasözü)
"Koca; devamlı kiracı." (Âlî Bey)
"Kocasının hastalığından en çok üzgün görünen bir kadın bile içinden sevinir. Çünkü kocası daima gözünün önünde ve avucunun içindedir." (Raif Necdet Kestelli)
"At, at oluncaya kadar sahibi mat olur, derler. Bazı koca da, karısı kadın oluncaya kadar iki kat olur." (Refik Halit Karay)
"Bir koca, eşinin iyi bir kadın olup olmadığını gösteren evlilik belgesini yüzünde taşır." (G. Gardony)
"Evindeki şerefsizliği en son koca öğrenir." (Juvenalis)

………….. diye giden binlerce söz… Bu kelamı sarf eden insanların sözlerinin içi ne kadar tutarlı? Konuştukları, yazdıkları kelimelerin ve içlerinin kaç tanesinin içi dolu bunu ise siz okuyucuların insafına sunmak istiyorum…

Kadını hor gören ve yanlış yargılarla itham eden görüşlerin sahiplerini de belirtiyorum ki, sadece Doğuluların kadını aşağıladığı zannedilmesin. Nice Batılı ve Batılılaşmış yazar ve bilgin de cinsiyet ayrımcılığını çirkin şekilde vurgulamıştır. İbret olsun diye örnekleri geniş tutmuşumdur. Aslında Doğululardan ziyâde, Batılıların temel kültürleri ve din anlayışları kadın düşmanlığına ve istismarına uygundur ve Batılıların kahir ekseriyeti, bayanları ya hor görür, ya da değer verir gözükerek istismar eder.

Evet! Allah'a teslim olmuş, sorumluluk ve yetkilerini bilen, görevlerinden kaçmadığı gibi İslâmî ve insanî haklarını da savunup mücâdelesini veren, onuruna sahip, tesettür ve iffetini bayraklaştırmış, İslâmî hareketin gönül dinamiği kadınlara selâm olsun! Selâm olsun analarımıza, eşlerimize, kızlarımıza ve bacılarımıza!

Kategori:

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

KADIN

'' Cenab-ı Hak Adem'i kendisine müştak* kılıp, kendisine delil kıldığı gibi, Adem'e delil olmak üzere, Adem'den mer'eyi, yan'i kadını halk etti. Ve kadın erkeğin cüz'ü olup, erkeğe delil kılındı. Adem kendisini mer'ede müşahade etti. Adem'in reculiyyeti** ve sıfat-ı fi'liyye*** ile ittisaf-ı ma'rifetine**** Havva mukkadime oldu. Havva olmasaydı, Adem bu sıfata zahir olamazdı.

Ona binaen Cenab-ı Nebi:

''Hubbibe ileyye min dünyaküm essalasetü ennisaü vettıybi ve kurreti ayni essalatü.'' ''Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi... diye ferman buyurduktan sonra, önce (Nisa)yı zikretmişlerdir.

Evet, kadın erkekten bir cüz'dür. Kadın, erkek içün, vücud-i saniyedir.*****

Erkeğin kadına muhabbeti, kendi aslına muhabbeti demektir. Kadının da erkeğe muhabbeti, kendi aslına iştiyakı demektir. ''

Şemseddin Yeşil'in 'İslam'da Nikah' adlı eserinden...
_______________________________________
*Arzu ve iştiyak gösteren, fazla istekli.
**Erkeklik
***Fiillere ait sıfat
****Marifetle sıfatlanmak
***** İkinci vücud.

U.Ali Birkardeşler | Paz, 19/11/2006 - 17:03

SCHOPENHAUER

Karamsarlığın Filozof'unun ''pek büyük, pek geniş, pek mühim bir konu'' olan kadın üzerine söylemiş olduğu bu pek sığ ''Kadın; saçı uzun aklı kısa bir varlıktır.'' sözünün altında sanıyorum ki edebiyat salonlarının gözde simalarından birisi olan annesine duyduğu kıskançlık yatıyor.

U.Ali Birkardeşler | Paz, 19/11/2006 - 18:13

Nietzsche'ye göre Kadın

Nietzsche Aforizmalar kitabında kadın ve erkeği karşılaştırmalı olarak ele almış. Batı'da tabir edildiği üzre Alman felsefesine kapıları kırarak giren filozofun bu konudaki düşünceleri hayli ilginç gerçekten. Kadını ve erkeği karşılaştırmalı olarak ele alan Nietzsche'nin yaklaşımları şöyle:

*Kadındaki herşey bir bilmece ve bir çözümlemedir.

*Gerçek erkek iki şey ister: Tehlike ve Oyun. O, bunun için kadını ister, en tehlikeli oyuncak olarak.

*En tatlı kadın bile zehir gibi acıdır.

*Kadın, erkekten daha iyi anlar çocukları; ama erkek kadından daha çocukçadır.

*Gerçek erkekte bir çocuk gizlidir, o çocuk oynamak ister.

*Kadın bir oyuncak olmalıdır, temiz ve narin. Tıpkı mücevher gibi, daha orada olmayan bir dünyanın erdemleriyle aydınlanmış olarak.

*Sevginizde cesaret olsun, sevginizle sizde korku uyandıranın üzerine gidiniz.

*Sevilmenizden daha çok seviniz ve asla ikinciler olmayınız.

*Erkek eğer kadın severse ondan korksun. O, bu taktirde her türlü kurbanı verir ve bunun dışında kalan herşey onun için değersiz olur.

*Erkek eğer kadın nefret ederse ondan korkmalıdır, çünkü erkek ruhunun dibinde kötüdür, ama kadın ruhunun dibinde fenadır.

*Kadın en çok neden nefret eder? Demir mıknatısa şöyle demiş:
Ben senden nefret ediyorum, çünkü sen beni çekiyorsun, ama kendine çekmek için yeteri güçte değilsin.

*Kadının ruhu yüzeydir. Bir sığ suyun üzerinde hareketli, fırtınalı bir deri. Erkeğin ruhu buna karşılık derindir, onun ırmağı yerin altındaki mağaraların içinde akar. Kadın bu gücü hisseder, ama kavrayamaz.

Fatih M. Tiyanşan | Paz, 19/11/2006 - 18:31

on-off

bir vecize de benden;
kadın; erkeğin fazla hassas çalışamayan duygu mekanizmasının on-off düğmesidir....

bazen şöyle düşünürüm.. hani rabbim kadını erkeğin kaburga kemiğinden yaratmış deriz ya; her halde o kemik; tam erkeğin kalbinin üstünden geçen kaburga kemiğidir.. kemikle beraber kalbinden bazı şeyler de kadına geçmiştir belki de...

çoğu erkeğin tek derdi; kadını egemenliği altına almaktır... kadından korkar aslında erkek... kimi zaman gözlerinde esir kalmaktan korkar, kimi zaman beğenmediği yemeği başına çalmasından...:)))

"eddai"

Ayşegül Genç | Pzt, 20/11/2006 - 00:52

Necip Fazıl Ve Kadın

Kadından bahsedilir de Necip Fazıl unutulur mu...

Hemen hemen herkesin evinde bir 'Çile'si vardır.

Bu deneme vesilesiyle, Necip Fazıl'ın Çile'sinin KADIN bölümündeki o 10 şiiri tekrar okumanın zamanıdır...

U.Ali Birkardeşler | Paz, 19/11/2006 - 21:51

'Malum'

Teknik olarak iyi bir yazı ama yeni bir şeye rastlayamadım açıkçası. Malumun ilanı olmuş diyebilirim ancak. Daha özgün bir bakışaçısı olabilirdi. Ayrıca "çirkinlikleri detaylı anlatmak, temiz zihinleri bozar." Bu kadar çok olumsuzluğun birarada olmasına gerek yoktu diye düşünüyorum.
Yine de bol şanslar!

Hatice İlhan | Pzt, 20/11/2006 - 02:30

Oluş, Özdeyiş ve Kadın

Yusa Irmak'a teşekkür ediyorum. Güzel bir derleme yapmış zaman içinde kadın'a dair söylenegelen özlü sözlerden.

Yalnız, Irmak’ın atladığı bir durum var: Onun sadece ifade eden ve ifade edilişle sınırlı olduğunu sandığı/düşündüğü ve bu nedenle karşı çıktığı durumlar (kadın türünün acziyet ve öbür basitlikleri) oluşla, yaradılışla da ilgilidir. Yani sorun sadece yukarıda özdeyişleri alıntılanan kişilerden ya da onların yanlış görüşleriyle sınırlı değildir. Sorun kadının oluşuyla/yaratılışıyla ilgilidir aslında.

Bilindiği gibi kadın'a dair bu tarz saptayımlar sadece özdeyişlerde değil, aynı zamanda atasözü ve deyimler gibi halk arasında asırların imbiğinden süzülerek gelen anonim sözlü kültürde de bolca yer almaktadır. Diyelim ki o anılan kişilerin hepsi zihnî sakatlıklarla maluldü ve saçmalıyorlardı. Peki, Kendi öz kültürümüzün asırların deneyim ve yaşanmışlığına dayanan verimlerini de mi saçmalıkla ve sakatlıkla suçlayacağız?

Lütfen aklımızı başımıza toplayalım ve kendimize, çevremize bakalım biraz, gözlem yapalım en basitinden. Kadınlar nelere kafa yoruyor, nelerle zaman geçiriyorlar görelim bir. Kısa bir sürede gördüklerimizin bile yukarıda alıntılanan özdeyişlere ve sahiplerine hak vermemiz için yeterli olacağını düşünüyorum.

AGU

Ali Görkem Userin | Pzt, 20/11/2006 - 11:51

çok muhterem erkeğe

Efendim siz bir kısım insandan bahsetmiyorsunuz...Bir cinsten bahsediyorsunuz..Dünyanın hemen hemen yarısından yani...Ne demek etrafımıza bir bakalım kadınlar nelere kafa yoruyor...Biraz daha düşünmeye davet ediyorum sizi..İçerlerde bir yerde hapis edilmiş bir ruh var sanıyorum.
Ve ayrıca sanırım kadının yaradılışında bir yanlışlık tesbit etmişsiniz ...Haşa bunu bu şekilde söylemek istemediğinizi biliyorum ,fakat bir dönün bakın neye varıyor.. Fordun yeni modelini eleştirir gibi eleştirmişsiniz.
Bi zahmet kadınların nelerle vakit geçirdiğinin bir gözlemini yapın ve bize bildirin..Yada daha kısaca buyrun efendim hodri meydan sayın sövün.Her bir kelimesi insanın canını sıkar cinsten..Sanırım devam edemiyeceğim.

Betul Sehrayin | Pzt, 20/11/2006 - 14:28

Özen, Değer, Önizleme vs

Betül Hanım;

Size bir önerim olacak: Yazdıklarınıza sizin verdiğiniz değerden fazlasını beklemeyin onları okuyanlardan. Yazdığınız ne olursa olsun, belli bir özeni muhafaza etmelisiniz. Değer'lendirilmek istiyorsanız eğer, öncelikle özene sahip olmalısınız.

Ford mord diyorsunuz ama ben otomobillerden, uçaklardan ve trenlerden falan anlamam pek. Bu yazdıklarınızı dönüp bir kez okuyun, düzeltin ve bir daha düşünün diye var bu "Yorum önizleme" seçeneği. Lütfedin ve biraz özen gösterin yazdıklarınıza.

Ciddiye alınmak istiyorsanız ciddi olmalısınız.

Not: Söylediklerimin bir kısmı Sayın Irmak için de geçerlidir. Onun da okumasında fayda mülahaza ediyorum.

AGU

Ali Görkem Userin | Salı, 21/11/2006 - 00:24

Var ise düşmelerimiz veriniz büyüklüğünüze...

Ali Görkem Bey,

Öncelikle, medeni cesaretinizi gösterip yorum yazdığınız için ben size şükranlarımı sunuyorum... Efendim yazdıklarınızı ciddiyetsizlik olarak asla algılamadığım gibi ciddiyetsiz nitelendirmesini de asla kabul edemem. Zira ortada kahkaha atıp oynayan yazdığınız yazıya cıvıklık, laubalilik gibi çirkin ifadeler ile yorum yazan yok. Eleştiriyi dilediğiniz gibi yapabilirsiniz. Bize göre eleştiri, birilerine savaş açıp onu asimle edip kişinin gönül kabesini yıkıp hakaret amiz ifadeler kullanmak değil... Bizim kitabımızda bir insanın gönlünü çirkin ifadeler ile yıkıp dağıtmak hayatta en son düşüneceğimiz şeydir. Yuşa Irmağın kesin ve kalın çizgileri vardır. Hayatı boyunca yalan söylemediği gibi, hayatı boyunca siyasi söylemler ve politik yaklaşımlardan kaçmıştır. Fakir kardeşiniz insanın gönlünü yıkmaktansa KABE’yi 100 kere yıkmaya hazırdır. Zira Kabe'yi Hz. İbrahim’in(AS) yaptığını bilir. Ancak insanın gönlünü ise Hz. Allah’ın(CC) yaptığını o gönülde dahi nice İbrahim'lere ruh verdiğini çok çok iyi tahlil etmiştir. Sizi ve okuyan tüm kardeşlerimize karşı en ufak bir gönül yıkıcı, bir cümlem var ise faş edin özür dileyeyim. Hak ve hakikat gösterirken birilerini dil ucuyla dahi yaralamalara gönlümüz el vermez. Biz sizden sadece ilminizi faş etmenizi isteriz bir bildiğiniz var ise faş edin efendim felsefi bir konu konuşmuyoruz birşeyi kıvarmadan anlatıyoruz kadın diyoruz böyle diyoruz şöyle diyoruz sizde "ERKEK" deyin yeni bir başlıkla yazı yazın bizde sizi eleştirelim ya da takdir edelim. Yine de tekrar tekrar söylüyorum vallahi, billahi, tillahi içinizde bana karşı en ufak bir buğz olmasın zira bende yok zerresi dahi yok... Dikkat edilmesi gereken şey karşılıklı saygı, karşılıklı anlayış ve tahammüldür. Gereken şey özgürlüğünüzün sınırını korumanızdır. Sizin özgürlüğünüz beni rahatsız ederse bu sefer benim özgürlüğüm devreye girer.. Hem alıcılarımız sonuna kadar açıktır.. Her daim bilginizden istifade etmeye hazırız ve nazırız... Yeter ki karşılıklı hoşgörü temelinde olsun.

yusa ırmak | Salı, 21/11/2006 - 01:19

rahatladım

Yuşa Bey, Allah razı olsun..
Ali Beyin cevabını okuduktan sonra, yine sinirlenerek bir cevap yazdım. Fakat iş boyut değiştirecek düşüncesiyle yollamadım, insanların fikrini alalım dedim. Belki de gerçekten çok ölçüsüzdü yazdıklarım (ki bir FORD benzetmesine bu kadar karşı çıkılmasını hala anlamıs değilim, müsait olan biri bana bunu anlatırsa çok memnun olurum), başka birinin teyit etmesini bekledim. Yuşa beyin cevabından sonra ona teşekkürle yetinebilirim, zira benim dilim daha sivridir, konuşmalarımda espri çokça vardır, bu benim tarzımdır, değişmezdir, değişmeyecektir. Ama söylenecek çok şey olduğunda susmak en güzelidir.

''Biriyle konuşmak istediğimiz zaman, yapmamız gereken, vicdanlarımızı başbaşa bırakıp, aradan çekilmektir.''

Betul Sehrayin | Salı, 21/11/2006 - 12:35

Kafka

"Kötü'nün elindeki en ayartıcı silah, savaşa çağrıdır..." -Kafka

AGU

Ali Görkem Userin | Salı, 21/11/2006 - 13:14

AGU

Hatırlarsan, geçen bayram namazında Süleymaniye'de tanışmıştık ayak üstü. İlginç biri olduğunu ortaya koymak için epey çaba sarf ediyorsun yorumlarından anladığım kadarıya; amma, Süleymaniye'de bayram namazı kılan birine yakışmayacak düzeyde olmamalı bu ilginçlik.

Mesela, senin gibi okumuş olduğunu belli etme çabasındaki bir kardeşimizden polemik üretecek bir Kafka sloganı yerine; velev ki yine Kafka'dan olsun: şatonun analizini, devlet-bürokrasi haşyetinin alttakiler nezdinde putlaşmasını; ya da Gregor Samsa'nın böcekleşmesiyle sonuçlanan yabancılaşma analizini ve tüm bu doğru çıkarımlarına rağmen modern paradigmanın bireycileşme merkezli inşasındaki rolünü bizlere aktarmanı beklerdim, Kafka'dan bir küfür değil; değil mi ki mürekkebe bulandığını belli etme derdindesin her daim bilgiç tavrınla, bilgiç de olsa faydalanabileceğimiz üç-beş cümle kursaydın!

Selamünaleyküm

rüştü hacıoğlu | Salı, 21/11/2006 - 13:43

AGU'nun Derdi

Sayın Rüştü Hacıoğlu;

Kendi ifadenizle "ayak üstü" tanışmış olmamız bana ve kişiliğime dair bu denli derin çıkarımlar yapmanız için ne derece kafidir bilemem. Ancak, çabalarım konusunda yanıldığınızı belirtmek zorundayım. Kaldı ki hiç tanımadığınız, sadece bir saat kadar aynı havayı solduğunuz bir insanın çabasını anlayamamanız da oldukça doğal olsa gerek. Öncelikle çok ilginç biri olduğumu düşünmediğimi belirtmek isterim. Öyle olsaydım da, bunu kendim ortaya koymaktansa beni tanıyan başkalarının bu konuda konuşmasını arzu ederdim.

İkincisi, ne okumuş'luğuma ne de mürekkebe bulanmışlığıma dair bir bilginiz yokken neyi dert edindiğimi nasıl iddia edebilirsiniz bunu da anlayabilmiş değilim.

Son olarak yazı önerileriniz için teşekkür ederim. Genelde öneri ve siparişle yazma gibi bir alışkanlığım yoktur. Çok nadiren önerilen konularda yazdım bugüne dek.

Benim de size ve burada ortaya bir şeyler koyduğu iddiasında olan herkese bir önerim olacak: Lütfen herkes bildiği, vâkıf olduğu konularda yazılar yazsın, yorumlar yapsın ve bilmediği konularda adam asmaca oynamaktan vazgeçsin.

Aleykümselam.

AGU

Ali Görkem Userin | Salı, 21/11/2006 - 13:57

Sabahları Gregor Samsa gibi uyanmak

Boyle bir konu hakkında bir aforizma yazacağız mesela? Mesela bu bizim imgelemimizi güçlendirir, mesela bu alıntılama dediğimiz şey yazının vurgusuna vurgu, gücüne güç, temizliğine temizlik katar. Ama alıntılamanın da bir alakası, bir harikası, bir fevkaladeliği olmalı değil mi canım arkadaşlarım.

Kadın mesela konumuz. Google'a "kadın" yazıp önümüzdeki maçlara bakmayacağız değil mi? Kafka'nın kadınla ilgili bu ne menem sözünü de sırf kafka'Dan olsun canımı yesincilikle mecraya salmayacağız arkadaşım di mi.

Ben tabi tanımam etmem, kişilik tahlillerine de talihsiz beyanatlarına dayanıp şahsın, imkan vermem... Ama burası Dingo'nun ahırı değil ki, böyle savaş sonlarını kadına ulayıp nerede bittiğini felan, anlamsız, hiç bir manası da olmayan aforizmalarla necislendirelim. Konuya vakıf olacak, mümkünse 12'den vuracak değil mi bir alıntılama...

Bilmem anlatabildim mi?

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Sule Demirtas | Salı, 21/11/2006 - 14:09

Yorumlara dair...

Esasen "kadın" hakkında bir yazı yazmak benim gibi bir kalemin ne kârı, ne üslubu ne de haddi değil di. Gönül bu kanayan yaraya cemaat içindeki aklı selim ve geniş bilgiyle donatılmış, kalemi kavi abi ve ablaların yazmasını isterdi… Ama ve lâkin yazmış bulunduk ve sizlerde okumuş bulundunuz. Yani ümidim ve isteğim sizlerin de bir şeyler katması idi. Ufuklarınızda, düşünce platformunuzdaki “KADIN” olgusu hakkındaki görüşleriniz ve izlenimleriniz benim yazdığımdan çok çok daha önemli idi. (Benim açımdan böyleydi bunu bütün samimiyetimle söylüyorum) Buna en güzel örneği ben saygısızlık görmezseniz Ayşegül Genç hanım efendiyi vermek istiyorum. Zira olgun bir bakış acısı her zaman nükteyle karışık yeni fikirler beyan etmekle olur. Bunu bekler ve isterdim, F. M. Tiyanşan gibi araştırma yapıp bu konuya neler kata bileceğinizi düşünmenizi isterdim, Ali Hamza gibi Necip Fazılı niye unutmuşsunuz kardeşim neden ona da yer vermediniz o da olsa doyurucu olurdu bu yazı demenizi beklerdim. Ali Görkem Userin, gibi tamam "söylediğiniz doğru ancak ancak derlediğiniz yazıda bana göre kadın hakkındaki sözleri söyleyen yazarların yine de haklılık payı var bakın atalarımız ve dedelerimizin imbiğinden süzülmüş bir çok söz var bunları da yabana atamayız" demelerinizi beklerdim. Ancak yeri gelmişken ben ali görkem beye bir şey hatırlatmak istiyorum efendim bizim derdimiz bir şeyler de hâk aramak değil, biz Allah’ın buyruklarına tabiyiz. Gelenek ve görenek te neci ki? Yani atasözlerimizin çok kaliteli tumturaklı, oturan ve üstüne daha konuşulamayacak olan binlerce içi dolu sözü var elbet. Ancak ben kadınlara çevremde bakıyorum çoğu çalışıyor ve edepleri ile bir şeyler üretmeye çalışıyorlar, eşlerine ve çoluk çocuklarına nafakalarını götürüp her zamanki gibi aileyi ayakta tutmaya çalışıyorlar. Çalışmayan bayan da evinde dizi seyreder, çocuklarının bakımını yapar, yeri gelir gıybet eder, yeri gelir meth eder, yeri gelir sinirlenir, yeri gelir barışır yeri gelir küser. Vb. Bu duyguları da mevlam onlara nasip etmiş. Beni kadınlarda ilgilendiren tek şey asırlardan bu yana kadın hakkındaki değer yargılarıdır. Ve islamın, kainat kitabının kadına bakış açısını dile getirmektir. Yani burada ben kadın hatasız, kadın, top one demek istemiyorum ki. Yani neden değer verilmiyor diyorum. Ya da neden itilip kalkılmış diyorum. Neden yani? Asırlardır kadına bu bakış açısı neden bunu irdelemek istedim. Yani o kadar kahrın içinde birde Kadının ne ile uğraştığına bakmak sanki bana ayrıntı gibi geliyor. Hem onlar kadın, yani sizin gibi benim gibi zaten düşünseler, bizler gibi hareket etseler aramızdaki fark ne olurdu ki? Kadınları aşağılayan bir atasözünü dile getiren bir kavime ya da topluluğu atam diyemiyorum beni bağışlayın… Allah’ın emri beni bağlar atalarımın değil… Atalarımızın bir şeyleri dinin özüymüş gibi gösterip kalben kabullenmediği, içi boş ancak kulağa iyi hoş gelen binlerce de sözü var... Her sözün kaynağı bir imbikten süzülmüyor ki. Kadın ile ilgili çok güzel sözler de söylenmiş bunlarında varlığından haberdar olmanız için bunları buraya ekliyorum. Buyurun güzel sözlerden seçmelere de bakalım.

"Sâliha bir kadın, dine ne güzel bir yardımcıdır." (Hadis-i şerif rivâyeti)
"Sayınız kadınları! Onlar fâni hayatı cennet bahçelerinin gülleriyle süslerler."
"Sevilen kadın bütün kadınların daima en güzeli değil midir?"
“Her başarılı erkeğin arkasında ona destek ve yardımcı olan mutlaka bir kadın vardır.”
"Kadın, kocasının, delikanlılıkta sevgilisi, olgun çağda arkadaşı, yaşlılıkta da hastabakıcısıdır."
"Bir erkeği eğitin, bir insanı yetiştirmiş olursunuz. Bir kadını eğitip terbiye edin; bir âileyi, hatta toplumun büyük bölümünü yetiştirmiş olursunuz."
"Kadın kendi başına ne gül goncasıdır, ne de diken. Koklamasını bilirsen gül olur, tutmasını bilmezsen diken."
"Adamı deli eden her kadına karşılık, deliyi adam eden bir kadın vardır."
"Kadınlar sadece insan oldukları için o kadar mutludurlar ki... Onları ille şeytanlar ya da melekler haline koymaya ne diye çalışırız sanki."
"Kadın melektir. Onu şeytan eden erkeklerdir."
"Kadınlar, erkeklerden daha çok hikmet sahibidirler; daha az bilir, daha çok anlarlar."
"Kadınlar şefkat kahramanıdır. En korkağı bile kahramanca ruhunu yavrusuna fedâ eder."
"Kadınların en yanıldıkları nokta, erkeklere benzemek istemeleridir."
"Allah kadınları, erkekleri evcilleştirmek için yarattı."
"Kadın öyle bir konudur ki, onu ne kadar incelersen incele, her zaman yepyenidir." (Tolstoy)
"Elbet sefîl olursa kadın, alçalır beşer." (T. Fikret)
"Her iyi kadın, erkek için mukaddes bir kalkandır." (Halide Edip Adıvar)

… diye giden binlerce de güzel söz var. Biz bunları duymak istiyoruz. Kuranın perspektifi ile kadını değerlendirmek istiyoruz…derdimiz bu bir kadını aşağılamak haşa....ve kella..

Hem kimin neyi ne maksatla söylediği önemli nazarımda. Hatice İlhan hanım efendinin yazdığı ise tam "kan donduracak" cinsten Ya hû ABLA! “Çirkinlikleri detaylı anlatmak temiz zihinleri bozar” demişsin. Yazımda da kadın ile ilgili saçma seçmeler demişim. Neden geniş tuttuğumun altını zaten belirtmişim... hem ben size hangi asırda yaşadığımızı sormak istiyorum? Ve bilginin iyisine de kötüsüne de ulaşmak bu asırda ne kadar kolay bir bakın yani Allah aşkına kullandığınız PC dahi içinde bir şeytan taşıyor… Evet bir tıkla dilediğinizi önünüze getire biliyorsunuz. Benim ki de acizane bir yazı yani burada çirkinlikleri faş etmek ne haddime! Bir şeyleri bozmak, darp etmek, yerine yenisini getirmek derdinde değilim, ben ilk başta yaptığınız eleştiriye canı gönülden katılıyorum evet teknik açıdan güzel ama hep duyduğumuz şeyler bunlar deyin kâfi yani... Şayet kafalarınızda, yazmış bulunduğum yazıdan dolayı şirinlik için dahi olsa kötüye teşvik ettirici, zihinlerinizi dilgir edici kelimelerim geçti ise siz okuyuculardan hem özür dilerim hem de haklarınızı helal etmenizi istirham ederim.

Betül Sahreyn hanım efendi sanırım bana bir şey dememiş. Ali Görkem beye söylemiş bir sözü var Ali beyinde konuşmaya hakkı var…

yusa ırmak | Pzt, 20/11/2006 - 16:37

on-off tan kaktüse..

her erkek kadını çevresinden tanır bence... annesinden, annanesinden, teyzesinden , kız kardeşinden ve en nihayetinde eşinden... dini bir sorumluluk hissetmiyorsa da kız arkadaşından, sevgilisinden.... vs...

kimi kadın çevresindeki erkeğe bir nadide kardelen gibi gelir... (çünkü günahlar içinde sevabtan beslenmek için ter döken bir kadındır, edepli ve narindir)

kimi kadın erkeğe bir dikenli bir sarmaşık gülüdür... ( kokusuyla kendine çeker ve göstermediği sürgünlerini erkeğin boğazına dolayıp bekler... kendinden bir sürgün yapar erkeği...)

kimi kadınsa erkeğe düpedüz kaktüstür... ( erkek o günahtan müteşekkil dikenleri de görür, kokusuz olduğunu da bilir... birgün secdelerde çiçeğe durmayacağını da bilir ama yine de bir kaktüs'ü olsun ister... o zaman dikenlere de katlanmak zorundadır... :)))

tüm bunların tersi de geçerli...

herkes şimdi bir göz gezdirsin çevresine... belki de ali usarin beyin çevresinde düzgün bir kadın profili yok...

betül hanımın çevresindekilerin ise belki hepsi düzgün.... yani bir genelleme çokta doğru değil... kadın da erkek te kamil birer müslüman olma yolunda ilerledikleri sürece profiller hep düzgünleşecek... mütevazi ve kamil insanlar artacaktır...

"eddai"

Ayşegül Genç | Pzt, 20/11/2006 - 19:33

Kadınlarımız neler yapar?

Yuşa Irmak kardeşime yazısından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum evvela. Bende kendimce gördüklerimi ve umduklarımı katmak istiyorum. Kadınlar, erkeklerin yaptıklarından farklısını yapmazlar. Ya da erkekler kadınlardan farklısını. İnsanlar bildiklerini ve iman ettiklerini yaparlar. İstisnasız bütün insanlar imanları üzerine yaşarlar; inanma ve ümit etmeyi kaybettikleri gün de fişlerini çekerler. İman etmek başlıbaşına bir anlam ifade etmez. Anlam ifade edeni, ne'ye niçin nasıl iman ettiğini bilmektir; ki bu ancak Allah'a iman etmekle karşılığını bulabilecek bir durumdur. Bunun dışındaki tüm iman seçenekleri köleleşme ve düşünmeme ile sonuçlanacağı için, ne nasıl ve niçin gibi sorularıda önemsizleştirir. Zaten bu durumda olan biri için '' önemsizleşme '' bile farkında olunmayan bir duyarsızlığın ifadesidir. Duymak, hissetmek, merak etmek, aramak, devamı bilmek, ayırdedebilmek-furkan, basiret ve hikmet.
Şimdi kadınlara gelince, tüm düşünme süreçleri onlar içinde aynıdır. İman etme ve imanlarını gerçekleştirme (amel-eylem) biçimleride. Hitaba muhatap olmaları bakımından da aynıdırlar. Bazı kadınlar pekçok erkekten fiziksel olarak daha güçlüdür; bazı kadınlar pekçok erkekten daha ferasetlidir... Bunun tam tersi bazı erkekler için de geçerlidir; ama insanların hüsranda olduğu bir oluş içinde, hem sorumlu kadın hem de sorumlu erkek sayısı pekaz olarak belirtilmiş bir istisnayla ifade edilirler.

Bizim mahallenin bazı kadınları, bazı erkeklerle beraber dün bir açılış yaptılar; bir başlangıç yani. İstisna olabilme gayretlerini ortaya koymaya çalıştılar; hüsrandan kurtulurlar, bir mazeretleri olabilsin umuduyla. Kendilerini, erkeklerini, çocuklarını, komşularını, insanlığı eğitebileceklerine inanarak. Ellerinde, Rahman'dan geldiğine iman ettikleri ve bir Rasul tarafından örnekleşmiş bir hayatı kuşanma, kuşatma adına bir yola çıktılar, kardeşleşebilmek, sorumluluklarına, sözlerine sadakat uğruna.

Kadınlar, insanlık dediğimiz genelin yarısı olmanın ötesinde, Rahman'a teslim olan müslüman insanın yarısı olmanın kendisidirler. Müslüman erkekler, eğer boş bırakılırsa insanlığın öteki yarısını tek başlarına dolduramazlar ve neyi umuyor idiyseler, onu yarım başlarına asla tamamlayamazlar. Bu da, sünnetullaha direnme çabasından öte bir anlam ifade etmez, istesede edemez.

Müslüman kadınlar, görmek istemesek de, tarihin akışını belirlediler erkekleriyle beraber. insanlığın umudu oldular ve hala da o umudu şahitlikleri ile taşımaya devam ediyorlar. Gidelim ve karışalım onların arasına, kardeşleşelim ve tevbemizi en halis biçimiyle beraberce sunalım Rabbimize.
Meryem, Hacer, Asiye, Hatice.... en bilinenleriydi ve binlerce bilinmeyen kahramanımız analarımız, bacılarımız, dava kardeşlerimiz olarak şahid oldular ve olmaya devam ediyorlar. Gidelim ve ortak kelimemiz etrafınada tavafa karışalım; çağrıya kulak tıkamayalım, şahid olalım.

Selamünaleyküm

rüştü hacıoğlu | Pzt, 20/11/2006 - 21:47

Teşekkür Ederim

Ve aleyküm selam diyeyim öncelikle Rüştü Hacıoğlu bey kardeşime katkılarından dolayı teşekkür ederim. Yorumun paralel olması önemli değil. Önemli olan budur yani gönül yıkmadan, bir yeri dağıtmadan hal lisanıyla, kal lisanıyla anlatılmak isteneni anlatmasıdır var ol kardeşim sağ ol kardeşim, Allah razı olsun...

yusa ırmak | Salı, 21/11/2006 - 01:30

KADIN ÇEŞİTLERİ

Medine Balcı Hanımefendi'nin kaleminden Kadın çeşitleri:

AK KADIN: Evi siler, süpürür durur. Başka bir şey arama. Kapıda; 'Kirli ayaklarınla girme! Sakın Kirleteyim deme! Usandım şu evin kirinden, pasından!' Kocası itiraz etse; ' Başkaları gibi eve temizlikçi kadın almıyorum.' diye sızlanır.

PAK KADIN: İki de bir banyo yapar, çamaşır yıkar. Kocasına 'kirli elbiselerinle oraya oturma! Eve girer girmez banyoya' diye çıkışır. Adama 'akşama kadar yoruldum, şimdi seninle uğraşamam' der.

LAK LAK KADIN: Uyanır uyanmaz yan komşuya günaydın demeye gider, oradan da alt kata damlar. Ayaklı gazetedir. Lak lak etmekten yemek yapmayı unutur. Kocasına: 'Bu akşam da peynir, zeytin ekmek yiyiverelim, üstüne de mis gibi çayları içtik mi ohhhh!' diye kocasını avutur.

YAK KADIN: İçi seni yakar, süslenir, püslenir, alımı çalımı ile erkeklerin gönlünü yakar. Aynaın önünde iken yemeği yakar. Bir sigara yakar, vitrinlere bakar. Ocağı açık bırakıp, evi bile yakar.

BAK KADIN: Evdeki kiri, tozu görmez ama sokaktan geçenleri, komşulara girip çıkanları görür. Bir eve gidince elbislerden, eşyalara kadar herşeye bakar. Yorum yapar, ikide bir aynaya bakar.

TAK KADIN:
Bilezik, kolye, küpe takar. Bazen de, üçünü beşini birden takar. Peşine erkek takar, am kendisi kimseyi takmaz. Kocasının boynuna da bir halka takar.

SOKAK KADINI: Sabah çıkar sokak sokak dolaşır. Turistik, sosyetik yerlere gider. Bıraksalar sokakta yatar. Ya kocası kendisini, yahut da o kocayı başından atar.

ATAK KADIN: Erkeklerin kadınları ezdiğine inanır. Kocasını, 'Bizi köle gibi kullanıyorsunuz' diye suçlar. Halbuki kendisi kocasının parasından yer, vaktini kadın derneklerinde, toplantılarda, panellerde geçirir. Evine hiç bakmaz.

BATAK KADIN: Erkek gibidir. Veresiye alış-veriş yapar. Borç takmadığı esnaf yoktur. 'Buyurun efendim, dükkan sizin ne isterseniz alın. Para önemli değil' dedirtir. Kocası taksit ödemekten de illallah der. Karısına yaklaşacak olsa 'dur ne yapıyorsun makyajımı bozacaksın' der.

HAK KADIN: Ev hanımı, mutfağa girer, sofrayı kurar, kocasının önüne koyar, akşam da onun gönlünü yapmaya çalışır. Evi temizler, çamaşırları yıkar, çocuğa bakar ama kimseye yaranamaz.

U.Ali Birkardeşler | Pzt, 20/11/2006 - 22:46

Kadın

Yorum yazacağım ama şunu söyleyeyim ki yazıların hiçbirini baştan sona okumadım (AGU'nun ve Betül Hanımınki hariç).

Zira buna gerek duymadım. Mesele karıştırılmaktadır. Özellikle hanım arkadaşların yazılarından bunu anlayabiliyoruz. Mesele şudur ki:

Kadın başkadır karım başkadır.
Kadın başkadır annem başkadır.
Kadın başkadır sevgilim başkadır.
Kadın başkadır kız arkadaşım başkadır.
Kadın başkadır akıl bambaşkadır.

Annem güzel yemek yapar, karım her eve gelişimde boynuma atlar, kız arkadaşım bana çiçek alır. Ama bunlar kadınlığın dışında bir şey olsa gerek. Bu şeyi hanım arkadaşların tepkilerinden çözebiliriz belki. Mesela Ford arabalarından bahsediyor birisi, bir diğeri dindar olmayanların kız arkadaşlarından filan...

Milletimizin kronik hastalığı şudur: Kadına olduğundan fazla değer verilmektedir. Şöyle bir tepki hemen gelecektir: "Efendim kadınlar da erkeklere gereğinden fazla değer veriyor güveniyor vs." Eyvallah doğrudur diyelim. Fakat bir ayrıntı daha var. Değer verecek olan kadın değil erkektir. Kadın emanettir. Değeri hak eder. Erkek hakkını teslim eder. Bunu; herhangi bir kafeye gidip bir kız ile bir erkeğin nasıl oturduklarına bakarak, yolda yürüyen bir çiftin hareketlerine bakarak, alışverişe çıkarak hatta hiç bir şey yapmayıp herhangi bir kadını karşımıza alıp bakarak görebiliriz... Aslında haketmediği şeyleri çoktan aldığını...

Her şeyin bir şerefi vardır.
Hak bu müsrifliğimizin hesabını soracaktır.

Hürmetler.

Alişan Demirci | Salı, 21/11/2006 - 00:39

Ez Cümle!

Alişan bey,

Güzel ilginç bir izleniminiz var. değer meselesinde kafama yatan bazı izlenimleriniz var. Evet hatta eskilerin dilinde de bu bir söylemdir. Yeni evlenen agabeyime kayın babası "oğlum kızım sana emanet " diyordu. Allah, ilk insan Adem (a.s.)'i topraktan ve o bir nefisten eşini yaratmıştır. (4/Nisâ, 1). Havva'sız Adem eksiktir; Adem'siz Havva'nın eksik olduğu gibi. Erkekle kadın birbirlerinin eksiklerini tamamlayan bir elmanın iki yarısı gibidirler. "Onlar (hanımlar) sizin için bir elbise; siz de onlar için bir elbisesiniz." (2/Bakara, 187). Elbise, hem ayıplarımızı kapatan, bizi zarar verecek dış etkenlerden koruyan bir sığınak, hem de hoşa giden bir süs olduğu gibi, takva ile de ilişkilidir. (Bkz. 7/A'râf, 26). Demek ki, kocası olmayan kadın çıplak olduğu gibi, karısı olmayan adam da çıplaktır. Sanırım anlattığınız şey ile bu ayet arasında bir tezatlık var. Ben saygısızlık görmezseniz bu ayetler ile söylemlerinizi tahlil etmenizi istirham etmek istiyorum yani bu ata sözü değil zira direk Allah'ın sözü. Sevgi ve saygılarımla.

yusa ırmak | Salı, 21/11/2006 - 23:49

Kybele - Ana Tanrıça

N.Ö.
insanlığın geçtiği binlerce yıldan sonra, hâlâ kadının yeri, kimliği, ne olup olmadığı üzerine bir şeyler yazılıyor olması cidden vahim bir durum..

sosyo-antropolojik olarak bir kere tarihin belli bir yerinden başlanılması sakat.. mülkiyet ve otorite(devlet)den önce, avcı-toplayıcı insan topluluklarındaki kadının konumundan, kybele ve ana tanrıça kültlerinden başlayarak konuşalım konuşacaksak.. bu şekilde olmaz..

kadın için söylenmiş vecizeler (?) dökülecekse, karşıtlarını da bulalım; olumsuz düşünenlerin de özel hayatlarını ve komplekslerini bir güzel sorgulayalım..

Nevin Özden | Salı, 21/11/2006 - 21:06

O kadar eskiye gitmeye gerek yok

Kıymetli Nevin hanım,

"Öncelikle insanlığın geçtiği binlerce yıldan sonra, hala kadının yeri, kimliği, ne olup olmadığı üzerinde birşeyler yazılıyor olması" Bizce vahim bir durum değil. Tam tersine olumlu bir durum. Zira geçmişten günümüze (siz geçmişe taa fii tarihi dahi diye bilirsiniz). Kadın bu asırdaki kadar tartışılmamıştır. Geçmişte ki kavim ve insanların bakış açısını zaten belirtmişiz. Bu asırda ise kadına verilen değer hâk ettiği değer olmasa bile Hâk ettiği yere gelmeye namzet bir değerdir. Zira halen Kuran'ı yetirince tahlil edemiyoruz okumaktan ve dinlemekten korkan bir toplumuz.. Ama ve lakin hamd olsun İslam coğrafyalarındaki aydın müminler kadına karşı zulm dahi etmiyorlar... Kadın için döktüğümüz vecizelerin hepsi zaten saçma vecizelerdi biz saçmalarını yazdıktan sonra saçma olmayan vecizelere de yorumda az da olsa yer vermiştik ancak sizde seçme vecizelerinizle kapımızın tokmağına vurup bize bu güzellikleri faş edebilirsiniz. Her daim bilgiye muhtacız... Sorgulanmaya ve sorgulamaya hazırız inşallah...

yusa ırmak | Çar, 22/11/2006 - 15:42

insan tartışılmalı: ayrımsız

N.Ö.
Yusa Irmak kardeşim,
anlayışla ve nazikane cevapladığınız için teşekkür ederim..

hâlâ tartışılıyor olmasından kasdım, bu kıstaslarla tartışılmasıydı.. elbette daha çok konuşulacak kadının sorunları; ve kutsal kitaplar tereddütte kalınan noktalarıyla aydınlığa kavuştukça daha da verimli olacak değerlendirmelerimiz..

kadınlar toplumsal hayattaki azimleri ve başarılarıyla hak ettikleri yeri alıyor artık.. yüzyıllarca eğitimsiz bırakılmalarının genlerinde taşıdıkları açlığıyla bilgiye dört elle sarılıyorlar. bu çok gönendiricidir.. ta ki kadın-erkek ayrımı kalmayıncaya, kadının evde ve toplumsal hayattaki sorunları bitinceye kadar bu mevzunun tartışılması zaruridir de..

fakat başka ölçütlerle tartışılması daha faydalı olacaktır.. mesela anayasal olarak aynı haklara sahibiz ama iş ve öğrenim hayatında eşit şanslar veriliyor mu? neden verilmiyor?

kısaca söylemek istediğim 1- kadının toplumsal ve kültürel evrimini ele alıyorsak eski kültürlerdeki yerini de ortaya koymadan eksik kalacağıdır.. ne olmuştur da kadın yüzyıllarca bereket simgesi (anadolu'da kibele kültü) iken kesif bir karanlığa mahkum edilmiştir.. sebebi aydınlatmadan çözüme varılabilir mi?

2- ve en önemlisi kadın erkek ayrımı yapılmadan insanın bugün geldiği düzey konuşulmalıdır.. insanlığın sorunları var, bilim ve teknoloji ilerliyor ama maneviyat bir o kadar geriliyor.. bu çağın utançlarından kadın erkek yan yana kurtulabiliriz ancak.. bu çabaya kadınlar da en az erkekler kadar katkıda bulunacaklardır.

esen kalın

Nevin Özden | Çar, 22/11/2006 - 19:14

Kadının yeri neresi?

Merhaba;
Sayın Yusa Irmak,
bahsettiğiniz ayetleri okudum. Elmalılı tefsirine de göz gezdirmeye çalıştım.
Elmalılı tefsirinde şöyle deniyor: "Hz Âdem "Şüphesiz Allah Âdem'i seçerek üstün kıldı" (Âli İmran, 3/33). Ve "Allah Âdemi topraktan yarattı. Sonra ona 'ol' dedi ve o da oluverdi" (Âli imran, 3/59) ayetlerinden anlaşıldığı üzere, topraktan seçilerek yaratılmıştır. Hz. Havva da, Âdem'in kendisinden ayrılarak yaratılmıştır. Bu mânâ hadislerde "Havva, Âdem'in bir kaburga kemiğinden yaratıldı". diye nakledilmiştir ki, bir yarılma mânâsına gelir. Ve bu mânâ eşlik ilişkisinin temeli demektir. Bir sahih hadiste, "Kadın bir kaburga kemiği gibidir. Kadın bir kaburga kemiğinden, bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kırılması da boşanmasıdır." buyurulmuştur.

Burada eğri kaburga kemiği, bu yarılmaya işaret etmekle beraber erkekle kadın arasındaki tabiat uyumsuzluğuna ve kadınların erkekleştirilmeye kalkışılması, onları kırıp atmak demek olduğuna dair uyarıyı içeren bir misaldir."

Diğer ayette de (Bakara,187) bahsedilen elbiseyi iki şekilde yorumluyor tefsir. Birincisi "elbisenin sarması gibi sarılmanız", ikincisi ise "elbisenin ayıpları örtmesi, soğuk ve sıcaktan koruması gibi, her biriniz, diğerinin hâlini gizleyip örter, namusunu muhafaza edip, günahlardan korur. Aranızda böyle bir beraberlik ve ilişki vardır." şeklindedir.

Şimdi ben bu ayetleri ve kısaca tefsirini okuduğum da kadının erkeksiz, erkeğinde kadınsız çıplak olduğunu çıkarıyor muyum bilmiyorum? Velevki çıkarsak dahi benim önceden söylediğim şeylerle çelişmez tam tersine destekler. Ben meseleye daha bir düz mantıkla bakıyorum sanki. Ve ayırdığım şeylere dikaat edilmesini istiyorum. Belki de yanlış düşünüyorum. Mesela namus meselesi. Kadın namussuzluk yaparsa erkek de namussuz oluyor. Ama erkek için böyle bir şey olmuyor. Erkek kadının namusunu temizliyor her zaman. Ben hiç erkeğin namusunu temizleyen görmedim. Ya da böyle bir genelleme yok.
Anlatmak istediğim ya da kısaca derdim şudur: Konu bir şekilde "kadın erkek eşitliği", "kadının hakları", "kadının özgürlüğü", "kadınlarda erkeklerin yaptığı şeyleri yapabilirler" gibi saçma sapan şeylere kayıyor. Oysa ben sadece şunu söylüyorum. Hz. Havva'dan peygamberimizin eşlerine kadar ya da sizin için önemli olan bir kadını ele alın ve günümüz kadınını ele alın. Sorunlar belli olmuyor mu? Bu söylediklerimin bayan Sabancı'nın başarısı ile alakası yok.
Ben bu yazıyı yazarken Nevin Hanım bir şeyler yazmış. Diyor ki "anayasal olarak aynı haklara sahibiz ama iş ve öğrenim hayatında eşit şanslar veriliyor mu? neden verilmiyor? Eyvah! Eskilere de bakalım diyor Nevin Hanım. Bakalım. Hz. Hatice'ye mi bakalım? Öğrenim hakkı için! Yoksa Yunan Tanrıçalarına mı? Bence anayasal olarak bile aynı haklara sahip olmamamız gerekiyor. İş hayatı ise tamamen kör bir konu. Modern manada iş hayatı son yüzyılın safsatası. Kadının yeri evidir demiyorum ama işyeri de değildir. Belki de kadın yerini bulamadığı için "çağın utancı" hala yüzümüze vuruyor Nevin Hanım. Yukarıdaki hadiste denilen "eğri kaburga kemiği"ni düzeltmek istersek kırılıyor. Tahammül edersek kadın kendi kendisini düzeltmeye kalkıyor. Bence kadın öylece kalmalı. Nezaket, zerafet, hayata kattığı anlam ya da kadınlığın getirdiği her türlü güzellik bu eğrilik de var. Düzeltmeye kalktıkça dünya da kırılıyor dünyamızda. İşte sayın Yusa "değer" noktasında söylemek istediğim tam da budur. Gerekenden fazla değer vermek düzeltmeye kalkmaktır. Gereken değeri vermek ise yerini sağlamlaştırır. Yerini sağlam tutmazsak hesap gene bizden sorulacak sanırım.
(Bu sayede bir çok ayet, hadis ve bilgi öğrenmiş oldum. Teşekkür ederim.)

Alişan Demirci | Çar, 22/11/2006 - 20:59

Kadın Ve Erkek Farklılığı Diyebilir miyiz Efendim?

Kıymetli Nevin hanım,

Evet tartışıldığı boyut bir ara iyi gitmiyordu ama hamd olsun dostlarımızda sonradan tartışmanın yönünü konuya yöneltmiş oldu. Evet Kadınların ciddi manada toplum içerisinde iş gücü olarak da aranması herkesi sevindireceğini umduğumuz bir gelişme. Bu gelişme sayesinde de artık anadoluda kesif karanlığa mahkum edilmişlik hızlı bir şekilde aydınlığa gark etmekte. Her ne kadar bu yenilenme ve kadının duruşu hızlı ilerlemese dahi... Bu kabuk değiştirme kadının erkek ile arasında bir farkın olmadığını da acık ve net bir şekilde hissetirmekte bu hissediş ise güzel şeylerin yapıldığını göstermektedir bi iznillah...

Efendim 2. cümlenizde esasen mesele ayrımdan değil Kadın-Erkek Farklılığından kaynaklanan bir hadise vardır. Halbuki yaratılışta, Allah’a kul olmada, sorumluluk yüklenmede, yüklendiği sorumlulukları yaşama ve yaşatmada kadın ve erkek arasında bir ayrımın yapılamayacağını biliyoruz. Ancak insanın kadın ya da erkek olarak yaratılması, her birinin kendine has fiziksel ve ruhsal farklılıklarla birbirinden ayrıldığını göstermektedir. Bu durumda zorunlu eşitliğin ötesinde, birbirini tamamlayıcılık özelliğinin ele alınması ve bu anlamda erkek ve kadının birbirine eşit olmadığının vurgulanması gerekmektedir. Bu farklılığın gözardı edilmesi, hele bunun kadın hakkı ve özgürlüğü adına yapılması, öncelikle kadına zulüm olacaktır. Çünkü eşitlik başka, adalet başkadır. Kadınla erkek arasında doğal farklılıkları görmezden gelerek yapılan bir eşitleme, kimlik bunalımına neden olduğu gibi bir çok sorunu da beraberinde getirmektedir.

Şimdi burdan yola çıkarak kadın erkek ayrımından insanın bu gün geldiği noktayı gelin kurandan dinleyelim. Efendim Kurandan anladığımıza göre, Rabbimiz, insan soyunun devamı için farklı fizyolojik özelliklerle donattığı kadın ve erkeği; birbirlerinde sükun bulmaları ve aralarında sevgi ve merhamete dayalı ilişkinin temellendirilmesi için adeta birbiriyle örtüşen bir kimlikle yaratmış. “Kaynaşmanız, sükünet ve tatmine ermeniz için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp da aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığı ve birliğinin) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (30/Rûm, 21).

Fizyolojik farklılıkların oluşturduğu bu tamamlanmışlık kadına; anneliği, anneliğe hazırlayan biyolojik farklılıkları ve dış görünümünden kaynaklanan çekiciliği tanırken, erkeğe; fiziki güç ve gücün hayata geçirilmesine imkan sağlayan özellikleri tanımıştır diye biliriz. Kadının erkeğe oranla daha çekici olduğu gerçeğini Kur’an-ı Kerim belirtmiştir: “Kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten, salma atlardan, sağmal hayvanlardan ve ekinlerden gelen zevklere düşkünlük ve bağlılık insanlar için bezenip süslendi. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Nihayet varılacak güzel yer, Allah’ın huzurudur.” (3/Al-i İmran, 14)

Cennet tasvirlerinde kadının cinsel kimliğinin kullanılması (44/Duhan, 53-54; 52/Tür, 20; 55/Rahman, 56; 56/Vakıa, 35, 38), Al-i İmran Sûresi, 14. ayette bahsedilen “züyyine -süslendi-” ifadesiyle daha iyi anlaşılmaktadır. Bu ayetlerde kadının erkeğe sunulmasının temel nedeni kadındaki bu cazibedir. Zaten bunun farkında olan kadınlar, insanlık tarihi boyunca bu özelliklerini erkeklere karşı kullanmışlardır. Ancak, burada sorun, kadının bu ayetlerde cazibesinin vurgulanmasıyla, onun onuruna bir eksiklik gelip gelmeyeceğidir. Kanaatimizce ayetlerdeki tasvirler, kadının yaratılış itibarıyla cazip kılınmışlığının anlatımıdır.

Cinsellik, hem kadın ve hem de erkek için “...Onlar (Kadınlar) sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz..." (2/Bakara, 187) ayetinde görüldüğü gibi nikah akdi ile meşrûlaştırılmıştır. Bu noktada, salt kadın ya da erkeği öncelemekten öte bir birliktelik, birbirleriyle huzura kavuşma ve aralarında sevgi ve merhametin olduğu bir beraberlik (30/Rûm, 21) sözkonusudur. Ayrıca Kur’an toplumsal ahlakı da gözönünde bulundurarak kadının cazibesinin istismarını örtünme emri ile engellemiştir. Hıristiyanlıkta görüldüğü gibi cinselliği lanetleme yerine olumlarken, bir taraftan örtünme emredilmiş ve bir taraftan da cinslere irade eğitimi tavsiye edilmiştir (24/Nür, 30-31). Ancak, şu tekrar vurgulanmalı ki; kadın-erkek farklılığını birinin diğerine üstünlüğü olarak almak, üstünlüğü takva çizgisinde değerlendiren İslam’ı değil; maddeci görüşün güç anlayışını ön plana çıkarmak olacaktır.

Güzel dinimiz saadet asrında, kadınlara yüzyıllardır gasbedilen haklarını tam olarak vermiştir diye biliriz gönül rahatlığıyla. İslamın zuhur etmediği dönemlerde kadın aleyhindeki statüyü, yeni düzenlemelerle kadın lehinde değiştirmiştir. Bu düzenlemelerle İslam tarafından kadına temel insan hakları tanınmış, yaratılışının farklı oluşundan ileri gelen farklı haklar ve sorumluluklar da akılcı ve gerçekçi bir biçimde düzenlenmiş, böylece erkeklerle kadınlar arasında hak ve görevler itibarıyla bulunması gereken dengeler adil bir şekilde ve her iki tarafın yararına olacak şekilde ortaya koymuştur. İşte kadının hak ve özgürlüğünü ise en güzel şekilde tamamlayıp kadınların önüne sermiştir.

Hem sadece kadının değil; erkeğin de hakları ve sorumlulukları (Kur’an ve Sünnet prensipleri doğrultusunda) yeni baştan ele alınarak çağın gereklerine ve toplumun ihtiyaçlarına uygun hale getirilebilir. Buna şiddetle ihtiyaç vardır. (Kadının tarihi süreç içinde ve genelde hâlâ devam eden çok çeşitli zulümlerine keffaret şeklinde kadının lehine olumlu ayrıcalık yapılarak) erkeğin hak ve görevlerini, ailenin yapısını dikkate alarak kadınların haklarını geliştirmek ve genişletmek kaçınılmazdır bunu aklı başında olan herkesin düşünmesi bu zamanda kaçınılmaz bir gerçektir.

Müslüman kadının sosyal durumunu belirlemede başvurulan kaynak eserler olan fıkıh kitapları bazı konularda kadınlara gerçekten makul ve faydalı haklar tanımıştır. Bu takdir edilecek bir husustur. Ancak, bazı yerlerde de kadın haklarını ve özgürlüğünü (fitne endişesi ve sedd-i zerai gerekçesi ve ataerkil örf-adet yaklaşımıyla) gereğinden fazla kısıtlamış, onu erkeğin bir uydusu haline getirmiştir bunu içtenlikle itiraf etmek durumundayız... Kadınların, Allah’ın kendilerine bahşettiği yetenek ve nitelikleri sonuna kadar serbestçe geliştirmeleri erkekler kadar onların da haklarıdır diye biliriz. Onların bu haklarına saygı göstermek, bunların gerçekleşeceği sosyal ortamı hazırlamak, bu konuda kadınlara destek olmak, erkeklerin görevleridir. Sosyal imkan ve fırsatlardan yararlanmayı sağlayan ortamın hazırlanması, erkekler kadar hatta onlardan daha çok kadınların görevidir. O zaman burada kadınların yapacağı şey ise bu değişime ve desteğe talip olmakla da mükellef, bu uğurda makul bir mücadeleyi yorulmayı göze almalıdırlar...

Kadının haklarını ve sosyal hayattaki hareket alanını kısıtlayan fıkıh kitaplarından çok; gelenekler, töreler ve Doğu zihniyetidir. İslâm’la ilgisi bulunmayan, çoğu zaman İslâm’a zıt düşen sözkonusu gelenekler, töreler ve zihniyet dinî bir renge, İslâmî bir kıyafete sokularak sunulduğundan; bunlara karşı olan, İslâm’a da karşı çıkmış gibi gösterilebilmektedir. Sözünü ettiğimiz Doğu zihniyeti ve onu yansıtan kadın aleyhinde oluşmuş gelenekler ve görenekler baskıcıdır, kadına karşı şüphecidir, ona güvenilmemesini ister. Kadını kayıtsız şartsız erkeğin egemenliğine sokar. Onun bir gölgesi ve uydusu haline getirir. Kadının da, toplumun da doğasına aykırı olduğu gibi, İslâm’ın da reddettiği ve zulüm saydığı bu anlayışı ve ona bağlı uygulamaları kaldırmak veya etkisiz hale getirmek kadın-erkek her mü’minin görevidir.

Kur’ân-ı Kerim’de: “Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, onları aşmayın.” (2/Bakara, 229) “Allah’ın koyduğu hudûdu aşanlar zâlimlerdir.” (2/Bakara, 229) buyuruluyor. Allah’ın koyduğu sınırlar vardır, erkeğe erkeklik tabiatının koyduğu sınırlar vardır, kadına ise kadınlık tabiatının koyduğu sınırlar vardır. Bu sınırlarda durmak, sınırları zorlamamak, sınırları aşmamak mutluluğun temel şartlarından biridir. Kadın kadın olduğu için, erkek de erkek olduğu için memnun, bahtiyar ve mutlu olmalı ve şükretmeli, biri öbürüne özenmemeli, onun gibi yaratılmadığı için kendisini talihsiz veya talihli saymamalı, Allah’ın kendisi için seçtiği cinsiyeti şükür ve iftiharla kabullenmeli, bu konudaki İlâhî takdire razı olmalıdır.

Bir kadının bir erkeği sırf erkek olduğu için ayıplaması ne kadar saçma ve sakat ise, bir erkeğin de sırf kadın olduğu için bir kadını ayıplaması o kadar saçma ve gülünçtür. Aslında bir kadını kadın olduğu için ayıplamak onu kadın olarak yaratan Allah Teâlâ’yı ayıplamak anlamına gelir ve bunu ancak aklen ve fikren nâkıs, mantıken zayıf kimseler (din ve akıl yönünden eksik) kimseler yapar.

Kadınlar hür ve serbest olmalıdır, diyoruz demeye getiriyoruz. Ancak, Allah Teala’nın, Rasülullah’ın ve kadınlık fıtratının koyduğu sınır zorlanmamalı, bu sınır aşılmamalıdır. Bir insanın haddini bilmesi, durması gereken noktada durması özgürlükten beklenen faydaların hasıl olmasını sağlar. Özgürlük; başıboşluk, keyfîlik, sorumsuzluk değildir. Özgür olmak isteyen İlâhî ve tabiî kurallar çerçevesinde nefsine hâkim olmalı, kendini disipline etmelidir. Haklar ve özgürlükler konusunda anlamı ve içeriği olmayan bir eşitlikten söz edip kadını erkekle yarıştıranlar ona en büyük haksızlığı yapmaktadır. Kadın-erkek birbiriyle yarışsın, birbiriyle rekabete girsin diye değil; birbirini tamamlasın, birbirine destek olsun diye farklı iki cins olarak yaratılmışlardır artık bu zihniyetin

Kadın hakları konusunda aşırı davrananlar da olmuştur. Bu ifratçılar, Allah’ın koyduğu kanuna ve kadının durumuyla ilgili İlahi yasalara karşı çıkmışlar, kadını her konuda erkekle yarıştırmışlardır. Tefritçiler kadını Doğunun çürümüş taklitçiliğine terkederken, ifratçılar da Batı taklitçiliğine mahkûm etmişlerdir. Bu ifratçıların amacı, erkekle kadını her konuda eşit kılmaktır. Onlara göre her konu ve konumda kadın erkekle eşittir. Ama şunu unutuyorlar: Allah’ın fıtrat kanunu, bu iki cinse bazı hususlarda farklı özellikler vererek onları birbirinden ayrı ve birbirini tamamlayıcı kılmıştır. Yüce Allah’ın hikmeti gereği, fizikî yapıları farklıdır. Her birinin yeteneğine ve tabiatına uygun bir görevi vardır. Bütün özellikleri, güzellik, fazîlet ve zorluklarıyla birlikte annelik görevi kadına aittir. Bu nedenle kadın, genel olarak erkekten daha fazla evde kalır.

Fıtrattaki bu ayrılık, kadının eğitimini ve çalışmalarını ihmal etmemizi gerektirmez elbette. Kadın hakları konusunda ifrata giden modernist yaklaşımdaki bazıları, Yüce Allah’ın, adaleti sağlamak gibi bazı zor şartlarla birlikte erkeklere bir’den fazla kadınla evlenme müsaadesi vermişken, onlar bunu uygun ve caiz göremiyorlar. Kur’an’ın genelde kadınla erkek arasındaki miras paylarındaki adil taksimine rıza göstermiyorlar; kızlara da erkek gibi eşit miras takdir ediyorlar. Yine onlar Allah’ın kanununda haram sayılan şeyleri helal göstermek için Kur’an ve Sünneti bilmiyorlar veya bilmezlikten geliyorlar. Neticede mevcut bâtıl düzeni temize çıkarmaya yelteniyorlar, yahut da yöneticilerin helali haram, haramı helal kılma gibi sapkınlıklarını görmezlikten geliyorlar. Burada siz bayanların çok akılcı ve zekice düşünmesi gerekmektedir. İnşallah meramımı anlata bilmişimdir...

yusa ırmak | Çar, 22/11/2006 - 23:14

Burayı bir okul gibi de telakki ediyorum

N.Ö.
Değerli Yusa Irmak kardeşim,
bu tafsilatlı açıklamalarınız için çok teşekkürler, geç tesadüf ettiğime üzüldüm. Yazınızı büyük bir hayranlıkla okudum, çünkü Kuran'ı Kerim'i baz alarak yaptığınız bu açıklamalar çok daha yetkindir.. Keşke diyorum ilk "Kadın" başlıklı blogunuzun yerine bu geçebilse..

Ben ne yazık ki İslami literatürden çok az okuyabilmiş biriyim.. Bu sitede bulunmamın amaçlarından biri de budur.. Burayı bir okul gibi de telakki ediyorum.. Yazılardaki referanslar benim okuma programımı oluşturacak bir anlamda..

Ağırlıklı olarak Batı filozoflarından, bilim ve edebiyat adamlarından okumalar yaptığım bir aydınlanma serüveni yaşadım.. Ama bunun da bir artısı olacağını düşünüyorum, şimdi okuduklarımla karşılaştırıp, irdeleyebileceğimi ve daha sağlıklı sentezlere varabileceğimi düşünüyorum.

Bu ayrıntılı cevabınızı okumadan önce, yani dün, "kadın" sorunu üzerine bir alternatif blog oluşturarak ve sizin de hoşgörünüze sığınarak site yönetimine göndermiş bulunuyorum.. Bilmem yayınlanır mı? Amacım sizin "Kadın" yazınızdaki vecizelere karşı bakış açılarını sunabilmekti..
tekrar teşekkür ederim.

esen kalın

Nevin Özden | Cum, 24/11/2006 - 14:54

Bonaparte ve Raphael

''Kadın olmasaydı, yetenekleri kim eğitirdi?'' dedi Bonaparte.

Mazinin koridorunda kaybolmuş, başına evet der gibi sallıyordu Raphael ''Annemin tek öpücüğü, ressam olmamı sağladı.''

U.Ali Birkardeşler | Çar, 22/11/2006 - 01:16

annemin öpücüğü

Belli bir yaşa kadar babamın mesleğini seçmeyi düşünmüştüm. Bu sürekli onunla işe gitmem neticesinde, o işi tanıyor olmamdan kaynaklanıyordu sanırım. Ve tabii çekiciydi benim için.

Sonra annemin yıllarca isteyip olamadığı, bari çocuğum olsun dediği bir mesleği seçtim. Onu daha çok istedim. Annem beni bu konuda ne kadar eğitebilirdi, orası tartışılır; ama annem beni, mesleğimi seçmem, ona inanmam ve gerçekten istediğimde olacağına inandırdı. Annemin öpücüğü buydu sanırım.

Betul Sehrayin | Çar, 22/11/2006 - 19:40

Yorumların Bizi Götürdüğü

Birçok yorum yazıldı birkaç gün içinde bu yazıya. Hareketlilik gerçekten sevindirici. Yalnız, şöyle bir durum var; yazılan kimi eleştirileri kişiselleştirmemeliyiz. Bu biraz da sanal âlemin sakatlığı olmalı. Ben, bir kişinin yazdıklarına yanıt olarak bir şey yazıyorsam, bu yanıt o kişiye değil o düşünceye, o görüşe verilmiş bir yanıttır. Burdaki insanların çoğu birbirini yakînen tanımıyor gördüğüm kadarıyla. Ve kişilere/kişiliklere dair yorumların hiçbir anlamı da kalmıyor böyle olunca. Lütfen bunu unutmayalım.

Kanımca, yazılan yorumlar arasında Ali Hamza’nın Medine Balcı’dan alıntıladığı profiller ve Alişan Demirci’nin gözlemlerinden hareketle kaleme aldığı değerlendirmeler önemlidir. Yazışmaların süreği de bunlardan hareketle ilerlerse tatminkar bir yere varılacaktır büyük olasılıkla. Kimsenin kimseyle hemfikir olması gerekmiyor tabii ki.

AGU

Ali Görkem Userin | Çar, 22/11/2006 - 11:15

Yorum Yap Ama İncitmeden Olsun...

Ali bey, evet sizinde dediğiniz gibi bir çok yorum yapıldığı. Görmek istediğimiz yorumlarda "birşeye" birşeyler katılmasıydı. Hamd olsun fazla büyümeden kardeşler arasındaki bu sakinlik beni sevindirdi. Sağ duyulu bir şekilde gönül kırmalara engel olacak cümlelerin kullanılmaması çok hoş. Yani ekmek arası sözler içi ballı özü tatlı laflar ile eleştirmek var iken neden dağıtıp arkamızdan beddua ettirelim ki değil mi? Hem fikir beyan edilir ancak karşı tarafa zulm edilirse karşı tarafında konuşmaya hakkı olur desturundan hiç bir kardeşin hiç bir kardeşe kırıcı konuşmasını gönül el vermiyor, istemiyor ve dahi muhatabından uzaklaştırıyor ona karşı buğz ettiriyor. Yani ben yorumunu sağ duyuyla yapan tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. Allah razı olsun.

yusa ırmak | Çar, 22/11/2006 - 15:12

yalnızca bir cümlem var..

Kadınlara ait yalnızca bir cümlem var..
-Anam dahil hiç birini anlamadım, onlar da beni..

Şahan Çoker | Per, 23/11/2006 - 03:12

Şahan Bey

Kıymetli Şahan bey,

Çok özlü bir söz söylemişsiniz. Anlamak mı zor anlamaya çalışmak mı? Her ne ise bu cümleniz lastik gibi nereye çeksek oraya gidecek. Yine de teşekkür ederim nezaket gösterip yorum yaptığınız için... Sağlıcakla kalın inşallah.

yusa ırmak | Per, 23/11/2006 - 23:51

Hatun

Hatunun Toplumsal Değeri Hakkında Bedevi Arapların Lügat Defteri*’nden bir kaç kavram:

Cemile: Yüz hatlarıyla birlikte rengi de güzel olan hatunlara verilen isimdir. (Ayrıca, sözlükte bir hatunun cemile sayılabilmesi için sadece fiziki güzelliği yeterli değildir. Aynı zamanda ahlak ve davranış güzelliğinin de bulunması gerekir.)

Vesime: (Yüz ve sima) güzelliği değişmeyen, bu özelliği bütün hayatında sabit olan hatunlara verilen isimdir.

Ra’i’a: Güzelliği kalbi istila ederek bir ürperti meydana getiren, görenlere sevinç ve sürur bahşeden hatunlara denir.

Ğaniye: Güzellik iffet ve hürmetiyle süs ve ziynete hiç duymayan hatunlara denir.

Nevar: Hayasıyla beraber her türlü şerden ve kötülükten nefret eden hatunlardır.

Hassane: İffet ve edebiyle hürmet kesbetmiş hatunlara da hassane denir.

Muhsana: (İslam, iffet, hürriyet ve) evlilikle koruma altına alınan hatunlardır.

Muncibe: Necip evlatlar doğuran, yetiştirdiği çocuklar güç ve kuvvet bakımından imtiyaz kesp etmiş hatunlara verilen isimdir.

Gerek bedevi Araplarda gerekse medeni Araplarda bir hatun için, muncibe olmak, hürmet ve kemalin en büyük gayesi ve zirve noktasıdır.

_________________________________
*Musa Carullah’ın Hatun isimli eserinden. Kitap, Hatun’un toplumsal değeri, Hicap, aile hayatı ve kadın hakları, Nikah ve çok eşlilik, Talak, Miras hisselerindeki farklılık ve hatunun şahitliği gibi bölümlerden oluşmaktadır. Bir de ek bilgi: Kitap, Mustafa İslamoğlu’nun tavsiye ettiği eserler rafında yer almaktadır.

U.Ali Birkardeşler | Cts, 25/11/2006 - 21:42

cahiliyye...

kız çocuklarının diri diri gömülmesi biraz sulandırılmış bir mevzudur..
ne hikmetse bu cahiliyye araplarının genel bir adetiymiş gibi gösterilir.. vuku bulmuş münferit olaylardan genel bir adete uzanmak tarihçilik değildir.. bu kadar önemli bir konuda Kur'an'ın söyleyeceği bir şey yok mu.. yok.. net olarak tek yerde geçer.. o da başka bir ifadeyi desteklemek amacıyla gönderme şeklindedir..

mirasta erkeğe iki kadına bir pay cahiliyye döneminde başlamıştır..
cenaze namazı.. gusul.. çaprazlama el kol kesme.. haram aylarda savaşmama.. ve bir sürü uygulamayı cahiliyye döneminde de görebiliriz.. dönem barbarlık dönemi değildir.. cehalet pratikte değil mantıktadır..

Hüseyin Yıldız | Paz, 26/11/2006 - 07:29

"Kadın"

yusa ırmak önemli bir konuya temas etmiş. Epey emek ürünü bu yazı için teşekkürler!
Kadın konusunu ayrıca konuşuyor olmamız aslında üzüntü verici. Gönül isterdi ki, "günümüz insanı" diye konuşalım bu meseleleri, kadın erkek için ayrı ayrı değil. Kadın konusu, bazen, magazine kaydırılarak konşulup herkesin söz söylediği bir alan oluyor. Bu da üzüntü verici.
Aklımdaki bir soru işaretini de yazmadan geçmeyeyim; yusa ırmak, yazısının sonuna, "İşte buyrun kadın hakkındaki çarpık sözler, saçmalardan seçmeler" girişiyle kadın hakkında bazı yazar-şair sözlerini koymuş. ırmak, eğer bu sözlerin tümünü yer aldıkları metinden/kitaptan okuyarak, bağlamından koparmayıp yazısına koyduysa teşekkürlerimi artırmak isterim. Buradaki bazı sözlerin "saçma" olup olmadığı ya da kadına hakaret edip etmediği kuşku verici çünkü.

Yukarıdaki yazı ve bazı yorumları okuduktan sonra, aklıma, Rasim Özdenören'in "Yaşadığımız günler" kitabında kadın konusu hakkında yazdıkları geldi. Onları aktarmak istdim. Ve aslında ben bu yorumu dün akşam yazacaktım; ama tam bitirmek üzereyken yazdıklarımı yanlışlıkla silince bugün yeniden yazmak durumunda kaldım. Dün, kitaptan belirlediğim iki kısmı da direkt alıntılamıştım yorumda; ama bugün o kadar uzatmak istemiyorum; altını çizdiğim ilk kısmı kitaptan ben özetleyeyim, ikinci kısmı ise direkt aktarayım:

R. Özdenören, kadının Batı'da sosyal hayatın parçası haline gelmesi sınai devrimden sonra doğal olarak olmuştur, diyor. Bunun sebebi ise, sermayenin ucuz işgücü arama isteği. Aynı işi yapan kadınlar ve çocuklar erkeklerden daha az ücret aldığı için istihdam edilmişler. Ama refah düzeyi yüksek olduğu için çalışma mecburiyeti hissetmeyen kadın zümresi de vardı. O zaman ekonomi dışı kalan bu kadınları hiç olmazsa dolaylı yoldan (tüketici olarak) ekonomiye dahil etmek çabaları görüldü. Kadınlarla ilgili bir takım dergiler çıkartılmaya başlandı (Dial, Godey's Lady's Book, Ladies' Magazine v.b.). Sanayi kapitalizminin ürünü bu dergilerde kadın bir yandan tüketici olarak devreye sokulurken bir yandan da "meta" olarak kullanılıyordu. "Güzel giyim, pahalı ama pratik bir değeri olmayan bir eğitim, giyim biçiminde abartılmış bir kadın bedeni" görünümünün yaygınlaşması ile bu yeni kadın-insan toplumda yaygınlaşmakta olan feminizmin şeyleştirilmiş ve zorunlaşmış bir biçimi olmaya başladı. Güzel giyinmek, dişice görünmek benimsendi. Kadının kocası sayesinde, komşularını çatlatacak bir gardrobu oldu. Bir anlamda kadın, kendisi neler yapabildiğini ve yapabileceğini göstermek yerine, bir başkasının onun için neler yaptığını, yapacağını ve yapabileceğini gösteren edilgin bir insan türüne dönüştü.
Bu yeni dönemde sevgi anlayışı da değişti. Kadını, kapitalist toplumun bilinçaltı sayan reklamcılık, alışverişi bir rüya-yaşam olarak düzenleyip kendisi için kullanmaya başladı. Kadın, reklamlıcıkta erkeğe göre yirmi kat daha verimli bir ikinci cinsiyetti.

Rasim Özdenören'in "Yaşadığımız günler" kitabından bu konuda altını çizdiğim diğer bir kısmı direkt iktibas ediyorum:

"Anlaşılacağı gibi, kadın, özgürlüğünü elde etmek için kendi özgür istemiyle bulaşmamıştır çalışma hayatına. Fakat şimdi, kadının çalışması böyle "yüksek fikirler"in ardına gizleniyor. Özellikle, Batı'nın yoksul bıraktığı ülkelerde bu tür sloganların gizemsel, büyülü etkileri insanlara çekici geliyor. Kadın hakları ya da kadının özgürlüğü gibi sloganlar çalışan kadınlar için ileri sürülürken, yukarıda değindiğimiz gibi, bu sloganların evcilleştirilmiş biçimi olan "feminizm" ekonomi dışı kalan kadını, tüketici olarak arka kapıdan ekonomik hayatta devreye sokmanın aracı olarak kullanılmaktadır. Feminizm adı altında kadına, ana, eş, evin yöneticisi veya Türkçe'deki yaygın deyimiyle "dahiliye nazırı" gibi ünvanlar verilip kadın bir yandan yüceltiliyormuşçasına bir duyguya sürüklenirken, bir yandan da onun "erkeksi" bir hale getirilmesine çalışılmaktadır. Feminizmin, asıl dikkate değer yönü de bu sonuncusu olmalı." (sayfa: 25)

Bu ifadelerin, yazı ve bazı yorumlara, bir de bu tarafı işaret etmek açısından verimli ve üzerinde düşünülmesi gereken ifadeler olduğuna inanıyorum. Ve, bu ifadelerdeki kaygıların türevi yorumları yukarıda da görebiliyorum.

Ali Düz | Paz, 26/11/2006 - 17:21

Ali Düz'e bende teşekkür ederim!

Kıymetli Ali bey kardeşim yorumunuz okudum ve bende yorum yazma zahmeti gösterdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim. Hatta abartmışsınız! Bu yazı için oturup nasıl bir yorum yazabilirim diye düşünmeniz sonra yazınızı yanlışlıkla silmeniz sonra tekrar yazmanız bu kadar zahmete değermiydi sorusunu akla getirdi?!:) ne ise...

Yazmış oldunuz okumuş olduk şimdi gelelim aklınızda takılan sorulara...

1. si şu ki esasen konu biraz hassas yani sizinde yorumunuzda belirttiğiniz gibi benimde yazdığım makaledeki bu konunun herkesin kendisine göre bir çizgisinin olduğu (bu tanım biraz yaşar nuri öztürk tarzı oldu hatırlayınız "kitabımda var, orda yazmışım okuyun" tarzına döndü...) aşikar idi. Yani biz kadın konusunda yazmak istedik özgür irademizle sizde "toplum insanı" diye bir başlık açıp yaza bilirsiniz bizde onu tartışalım, konuşalım... Hem cemaatin fikirler platformunda siz ve biz yazarlara bu yönde ciddi de teşviki var... 23 hafta 3 yarın bu yazıyı okuyor oluyorsanaz 4. gün olacak.. zaman süresi içinde yazmış olduğunuz yazılara ve yorumlara göre vedahi 87 doğumlu bir genç kaleme göre gayet ileri seviye bir yazar ve dost olduğunuz kanısındayım.. Hatta sizi bu kanaldan korpekalemler.com sitesine yazar olarak da davet etmek isterim. Zaman içerisinde burdan bir çok kardeşimizi de korpekalemler'e yazar olarak davet etmiştik zira...

Demişsiniz ki saçmalardan seçmeler olarak gözümün önüne faş edilen yazar cümelerini bağlı bulunduğu kitaptan metinden okunarak buraya aktırıldı ise teşekkürlerimi artırmak isterim demişsiniz ...Evet o yazıların çoğunu okudum. hatta bir kısmını internetten araştırdım. ve karşıma çıkmış olan kadınla ilgili tüm yazıları inceleyerek ordaki saçma seçmeler başlığı altında toplamıştım. Sonra burdaki yazarların yazdığı alıntıların bir çoğunun hakaret amiz ifade içerip içermediği kuşku verici demişsiniz. Evet bize hangisi düz mantıkla bakılınca (ilk akla gelen ve ilk intiba bırakacağı söze göre) hangisi kuşkulu ise onları yazın bizde onlar üzerine ikinci bir kez konuşalım derim.

Rasim Özderen Maraşlı dır bende Antepliyim hem hemşerim sayılır hemde çok keskin bir kalemdir. Kitaplarından bazıları benim yastık altı kitaplarımdandır. Rasim bey 66. yaşında olmasına rağmen halen Türkiye'nin yazdıkları ile yaşayan bir dinamiğidir diye biliriz ve rasim beyin sizin alıntı yaptığınız yazısına katılmamamız mümkün değildir demekle yetine biliriz 50 yıl bir insan kalem tellallığı yapmışsa bize karşısında sadece sükut etmek düşer... Sizinde dediğiniz gibi düşünülmesi gereken bir yazı ve inşallah yorum yapan dost ve kardeşlerimiz bununla ilgili de hafızalarına inşallah birşeyler almış olurlar öncelikle kendi adıma söylemiş olayım. vessalam..

yusa ırmak | Paz, 26/11/2006 - 20:03

kadın.. ve üstat Sezai Karakoç şiirlerinden bir parça..

yusa ırmak ağabeye cevabı için teşekkürler. "Hatta abartmışsınız!" demiş bana. Yok ağbi ya, bu yazı için nasıl yorum yaparım diye oturup düşünmedim ki ben. Nereden çıktı? Yazılanları okuyunca, Rasim Özdenören'in o ifadeleri aklıma geldi, aktarayım dedim, belki düşünülmesine vesile olurum diye, ama yanlışlıkla silince ben de kıyamadım tekrar yazdım.
Kasmak yok yani. Rahatız. :)

Konunun pek çok yerinden pek çok şey söylenebilir zaten. Ama bazı İslamcımsı ablaların da düştüğü bir hata olabiliyor; eskiden beri kadına karşı kimi yanlış-kaba yaklaşımların etkisiyle, bunlara karşı durmak adına, "feminizm" ya da bu ideolojiye yakın bir söyleme yaslanılabiliyor. Oysa R. Özdenören anlatıyor işte, "feminizm"in kapitalistler tarafından nasıl kullanıldığını. Batı'daki hümanist anlayışlar, bireyci hazcı yaşayış, cinsel devrim-özgürlükler ve sonrası dar ideolojilerle kadının nasıl kapitalizmin odağına yerleştirilmeye çalışıdığını. Bu yüzden yani, çerçeveyi geniş tutarak okumalar yapmak lâzım ki, Allah'ın izniyle yanılmayalım. Oyuna gelmeyelim. İşte o yüzden yani ağbi.:)

Pek çok anlatım var ama, bakalım yani, kadını nasıl anlatmış, meselâ, üstad Sezai Karakoç.. meselâ ondan bir şeyler yazayım ben biraz:

"Çoculuktan çıkarken, cennetten kovulan ve Havva ile yeniden dünyayı aşıp cennete ulaşacak olan Âdemdir insan," diyor üstad, ne güzel tanımlamış..

Ne diyor üstat "Kapalı Çarşı"da:

"Onlara anlat yağmur karşılıklı yağar
Ruhların içindeki müzikle karşılıklı"

"Köşe"deydi, ne diyordu üstat:

"Fabrika dumanlarında resmin
Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun
Hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi
Aşka veda etmiş topraklarda doğmuşsun"

Nasıl sesini yükseltiyordu üstat, "Hızırla Kırk Saat"te:

"Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz"

Ahh işte söylenecek söz mü yok, "Gül Muştusu":

"Leylâk, kadından düşen şafak
Ve kadın, Anneden çocuğa akan
Bir şelâle belki, dünya kayalıklarından
Ta... cennete dökülecek"

Şimdi şu dizelerden, şiirden düşünce almak isteyen insanlar olmalı:

"Bir kadını al onu yont yont anne olsun
Her kadın acıma anıtı bir anne olsun"

Ben yazamam ama, bu dizeleri okuyunca sayfalarca yazı yazılmaz mı? Ne anlatıyor, medeniyeti kadını anneyi çocuğu babayı...

"Samanyolu'nda Veba"dan yazmasam olmaz, madem başladık:

"Önceden bilen ölüş şartlarını çocukların
Elleriyle değen koklayan hazırlayan âdeta
Sebebine ermeden erişmeden
Korkan ilerdeki korkularla
Noldu zarif latif anneler noldular"

yusa ırmak ağabey, son olarak şu mısralarla bitireyim:

"Sonra Kur'an okudular ayrıldık
Öyle aydınlandık ki
Doğudan da batıdan da
Birden gün doğmuştu sanki
İki güneş dörrt ay dede
Birden doğmuştu sanki
İşte o vakit kadınlar belirdi
Hepsinin adı Meryem'di
İlk defa evlendiler bizimle"

Bu mısraların içinde ne çok-yoğun fikir, his ve hayat var. Dirilişin hayatı...
Allah hepimizi İslâm eri kılsın. Amin.

Ali Düz | Çar, 29/11/2006 - 00:17

Son kez "Kadın"

Evet son kez yazıyorum kadın ile ilgili bu yazıyı. Zira söylenecek çok şey var fakat farklı manaların çıkmasına ve çıkarılmasına da gönlüm el vermiyor bu yüzden sukut etmek istiyorum. Kadın konusu bu tatda kalsın isterim güzel şeyler söylendi çok olumlu ve hakkaniyet ile güzel konular araştırıldı YORUM YAPAN HER KALEME ayrı ayrı teşekkür ederim. Seni de takdir etmek lazım Ali kardeşim, güzel söyledin hak söylettirdin... Evet Kur’an ifadelerinde yüceleşen, Peygamber hadislerinde kudsileşen anne olarak, islam Dininde kadına verilen değeri, kelimelerin dar kalıpları içerisinde ifade edebilmek cidden kolay değildir zannımca. Kadın, anne olarak -Allah’a isyan hususundaki emirleri hariç- kendisine her şekilde itaat edilmesi, saygı duyulması gereken aziz bir varlıktır diyorum. Ona saygı, Allah’a itaat ve saygıdır. “Cennet annelerin ayakları altındadır.” (Ahmed bin Hanbel, Nesai, İbn Mace; Keşfu’l-Hafa, hadis no: 1078) buyuran Peygamberimiz, Kur’an’ın Allah’a ibadet ölçüsünde emrettiği anne sevgi ve saygısını İslam Dinine imanın gereği olarak tavsif etmiştir. “Allah size, annelerinize itaatsizliği ... haram kıldı.” (Buharî, Edeb 4).

Allah resulunun yanına gelen bir adam: ‘Ey Allah’ın Rasulü, iyi davranış ve hoş sohbette bulunmama en çok kim hak sahibidir? Güzel geçinmeme, güzel bakmama en layık olan kimdir?’ diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Annen!” diye cevap verdi. Adam: ‘Sonra kim?’ dedi. Rasûlullah (s.a.s.): “Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar: ‘Sonra kim?’ dedi. Rasûlullah yine: “Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: ‘Sonra kim?’ Rasûlullah bu dördüncüyü: “Baban!” diye cevapladı. (Buhârî, Edeb 2; Müslim, Birr 1). “Allah’a yemin ederim ki, eğer annene yumuşak ve güzel söz söylersen, ona yemek yedirirsen, büyük günahlardan sakındıkça, muhakkak cennete girersin.” (Buhârî, Edebu’l-Müfred Terc. 1/12)

Bu ölçüler ışığında düşünelim: Kız çocuğu olarak yetiştirilmeleri Cennet mutluluğuna iletecek olan; zevce olarak hakları kutsallaştırılıp ilgi ve şefkat gösterilmeleri, sevilmeleri ibadet olarak vasıflandırılan; anne olarak kendilerine saygı gösterilmesi, Allah’a ibadet şeklinde değerlendirilen ve Cennet, sevgi ayakları altında kabul edilen kadın, hiç bir düzende bu kadar saygı değer değildir ve olamaz da... Bunlar bilinsin istedim... Allah razı olsun birde özel olarak Alişan Demirci bey kardeşime yorumu için teşekkür ederim. Onun yazdığına ikinci bir cevabı yazmak kelime israfı olacaktı Nevin hanım a yazmış olduğum cevap o kardeşim içinde geçerli olacaktı... Hakk'a emanet olun inşallah

yusa ırmak | Çar, 29/11/2006 - 02:21

Ülkeleri kadınlar özgürleştirir

Kadınlar, fethedilebilecek en güzel ülkelerdir ve bir ülkeyi de ancak kadınlar özgürleştirebilirler. İç içe geçmiş anlam dünyalarıdır kadınlar ve ülkeler. Bir erkek için, kadın ve ülke birbirinden ayrılmaz dünyalardır.

devamı şurada...

medine dogan | Paz, 26/11/2006 - 21:44

Tek Cümle

"Bir ülkeye aşık kadınların önünde hiçbir ordu duramaz."

misafir | Pzt, 27/11/2006 - 00:10

bu güzel haber için teşekkür..

İyi ki Bugün'de yazıyor Tarık. Alem yazı görsün. Eğilip bükülmeyen yazarlar görsün. Medya'nın içinde olup da medyanın iğrençliklerine söven adamlar görsün.

Yaz Tarık yaz.. bizim için yaz.. anan için yaz..
..
Allah için yaz
Allah için, yaz!

Selim Sevkioglu | Pzt, 27/11/2006 - 02:28

çok fazla sevinmeden önce;

Tarık Tufan'ın bu muhteşem yazısından sonra, bayan okuyucular özellikle, öyle sanıyorum ki bayan oldukları için epeyi mutluluk duymuşlardır :) :)
fakat yavaş olun biraz, bir de Dücane Cündioğlu'nun
"Kadın(lar)dan 'aşık' olur mu?" yazısını okuyun. :)

Zeyd GÜLESİN | Çar, 29/11/2006 - 00:37

yaziyi okudum

yaziyi okudum ama uzulecek birsey bulamadim, aksine Tarik Tufan in yazisini tamamlamis.

medine dogan | Çar, 29/11/2006 - 02:20

eyvallah

kesinlikle öyle, yorumumdaki ":)" işaretleriyle de latife olduğunu anlatmaya çalıştım ve bu arada dücane'nin de güzelim yazısına dikkat çekmiş olduk. eyvallah,

Zeyd GÜLESİN | Çar, 29/11/2006 - 02:44

Ben Jonson(1572-1637)

''Kaçar bir gölgenin peşinden gittiniz mi,
Ama kaçtınız mı da gelir peşinizden;
Kadınlar da kaçar onları sevdiniz mi,
Ama yüz vermeyince ayrılmazlar sizden.
Gelin o zaman, ne olursunuz, söyleyin,
Gölgesi değil midir onlar erkeklerin?''*

''Follow a shadow, it still flies you;
Seem to fly it, it will pursue:
So court a mistress, she denies you;
Let her alone, she will court you.
Say, are not women truly, then,
Styl'd but the shadows of us men?''**

______________________________
*Çev: Şavkar Altınel
(Kuzeyde Bir Adadan/Ortaçağ'dan Yirminci Yüzyıla Elli İngiliz Şairinden Elli Şiir)
Şiirin ismi ''The Shadow'' olmakla birlikte Sayın Altınel ''Ancak Gölgesidir Kadınlar Erkeklerin'' şeklinde çevirmeyi tercih etmiştir. Bunun yorumunu uzmanlık alanı çeviri ve şiir olanlara bırakıyorum.
**Belirli bir döneme ait şiirleri orjinalinden okumak ilginin ötesinde bir bilgi gerektirse de, elde bir çevirinin oluşu okumayı kolaylaştırıyor. Şiirin orjinal dilindeki musikisini duymak isteyenler için de bir imkan...

U.Ali Birkardeşler | Pzt, 25/12/2006 - 23:14

Tam yerine rastgeldi.

(Bilmeyenler için bir fıkra [Değişik versiyonları da var ama en iyisi kadın için olanı])

Adam 80 den sonrasını önemsemediği yaşlarda sihirli bir lamba buluyor. Cinsiz sihirli lamba olmadığından cin çıkıp adama tek bir dilek hakkın var ne dilersen dile diyor.
Yaşlı adam zaten bir ayağım çukurda kendim için birşey istesem sefasını süremeden ölüp gideceğim bari insanlığa bir faydam olsun diye düşünmüş ve
- Burdan Japonya'ya kadar bir otoyol yap demiş. Cin;
- Sen ne istediğinin farkında mısın? Yüzlerce dağa tünel açmak gerek binlerce ırmağa köprü. Okyanusa tüp geçit yapan deli çıkmadı bu güne kadar. Çok zor başka birşey iste demiş.

Peki demiş yaşlı adam bu adar ömür yaşadım kadınları anlayamadım. Benim kadınları anlamama yardımcı ol. Cin;

-Otoyol kaç şeritli olsun?

Tekin Karagöz | Per, 28/12/2006 - 10:58