
Doğu kültürü ve devlet örgütlenmesi üzerine düşünüldüğünde militarizm, geçmişten günümüze yaşamsal bir gerçekliktir. Silah ve onu kuşanan güçlü bilekler geri kalmış dünyada devlet olarak toplumsal bir güven unsuru olmuş ve birey de kolektif yüklemelerin eziciliği altında devletiyle varlığını anlamlandırmıştır.
Avrupa’nın dışındaki toplumların devletlere olan gereksiniminin bireysel noksanlıklardan dolayı devam etmesinin nedeni askeri yetersizlik, ekonomik imkansızlıklar ve en önemlisi eğitim sorununun çözülememesidir. Avrupa ile karşılaştırıldığında eğitimdeki geri kalmışlılık yönetim anlayışlarına yansımakta, demokratik yönetim bu ülkelerde arzulanır bir yönetim olarak görülmemektedir. Batı karşıtlığı ya da taraftarlığı bile halkların temsil edildiği zannedilen devletleri üzerinden yapılmaktadır.
Osmanlı’nın modernleşmesi şimdilerde de bütün doğu toplumlarında karakteristik özelliğini gösteren şekilleriyle iktidarlarla zorlanmış, modern olana entegrasyon halk hareketleriyle değil kadro hareketi ile gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Tanzimat’la başlayan süreçte geleneksel kadro ile modern olana entegrasyonu isteyen kadro arasındaki savaş halklardan kopuk gerçekleşmiş ve devlete sahip olmak istemiyle çatışmaları beslemiştir. Bu çatışmalardaki güç istemi bireysel özgürlük alanlarının genişletmek değil, devlete sahip olarak oradan topluma bakabilmektir.
Batılılaşma taraftarları geleneksel kadrolardaki güç alanlarına yerleşirken öncesinde yetiştirildikleri yerler batı standartlarında eğitim veren okullardır. Geleneksel bilgiyi aktaran okullar ile modern olanı aktaran okullar arasındaki farklılık ve ontolojik ayrışmanın getirdiği çatışma başlangıçta bilginin aktarıldığı bu kurumlar üzerinden yapılmıştır. Bu çatışma yeni devletin kurulması ile sonlandırılmaya çalışılmıştır.
Osmanlı devletindeki batıcı aydınların her türlü halk tepkisine rağmen devlet kadrolarında konuşlanmaları ve devlet üzerinden modernleşerek mücadele vermek istemeleri, toplumsal yapının demode cemaatçi bir anlayışla var olması ve bilginin halk kitlelerindeki yoksunluğundan kaynaklıdır. Aydın gelenekçi ya da batılı da olsa gözü halk kitlelerinde değil ona komut veren devlettedir. Çünkü devlet geleneksel olandan modern olana geçerken bile değişmeyen güçlü olma şeklidir ve doğru diye sunulanın dayanağıdır.
Cumhuriyetle birlikte halkın batılı anlamda eğitilmesi pozitif bilimle sağlanmaya çalışılmış ancak tevatür kültürü ile kendini var eden bir halk üzerinde istenen başarı sağlanamamıştır. Halkın üniversite mezunu oranı batı ile karşılaştırıldığında 1/30, orta öğretim mezunu oranı 1/10 civarındadır. Hatta bölgelere göre düşünülürse okuma-yazma bilmemenin fazla olduğu bölgeler ve bayanlarda bu oranın daha korkunç boyutlarda olduğu bir realite vardır. Kadınların erkeklere oranla eğitim serüvenine katılımının az olması ve çocukların kadınlar tarafından yetiştirilip topluma kazandırıldığı düşünülürse, tevatür kültürünün toplum olarak kişilikler üzerinde etkili olduğu görülebilir. Böyle bir toplumda doğal olarak devlet eliyle istenilen gerçekleşmemiş ve toplumda eğitimsizliğin getirdiği çaresizlikle devlete mecburiyet pekişmiştir.
Devlet kurumlarının kapısında arzuhalcilerin iş tuttuğu, dilekçe yazmanın bir başkasına bırakıldığı bir ülkede devletin işini üstlenmek ne kadar gerçekçidir. Okuma-yazma bilmeyenlerin büyük bir oran oluşturduğu, eğitim seviyesinin gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında çok düşük olduğu bir ülkede örgütlülük bu anlamda zor değil imkansız gibidir.
Bu realiteden Fethullah Gülen’e ve devlet kurumlarındaki bahsedilen gizli yerleştirmelerine bakıldığında, tehlikeyi gören ile tehlikeli görülenin aynı sosyolojik tespiti yaptığı anlaşılır. Halk, her iktidar karşısında yalnızdır. Bu iktidar geçmişten bugüne en muntazam örgütlenme ise bunun karşısında herkes güçsüzdür. Çünkü güç kendisini örgütlenerek gösterir. Halkta da bu güç yoksa, tek güç örgütlülüğü ile devlet olacaktır.
Osmanlı Devleti modern bilincin inşasını kendi içinde açtığı okullarla gerçekleştirirken, bu okullarda yetiştirdiği aydınlarla otoriter yapısını korumuştur. Modern düşünceli aydınlar iktidara geldiklerinde savaştıkları devlet geleneğinden daha fazla halk karşıtı eylemleri ile devletin güçlülüğünü determine etmişlerdir. Yani sistem, kendisinin yetiştirdiği aydınlarla kavga ederken, aynı zamanda onlar tarafından da işgal edilmiştir. Doğal olarak bu yöntem sistem karşıtı hareketlere bir yol sunmakta ve toplumun doğulu tarafı ile örtüşmektedir.
Fethullah Gülen hareketinin de benzer şekilde sonuç alacağı düşünülmektedir. Okullarında yetiştirdiği beyinlerle örgütlü güce sızacak ve onun tasarrufunda bulunan devleti ele geçirecektir. Bu tehlikeli durumda da halkın geçmişte olduğu gibi bir tepkisi olamayacaktır. Çünkü halkın demokratik refleksleri eğitimsizlik ve sonucu olan devlete zorunlu itaatinden dolayı oluşmamıştır.
Cumhuriyet Gazetesi’nin tehlikenin farkında mısınız, diye afişe ettiği sloganda ki vurgu, halkın zihinsel dönüşümü değil devlet içindeki militarist örgütlenmenin benzer bir örgütlenmeyle el değiştirmek için fırsat kolladığıdır.Yani korkulan bir karşı darbedir.
Karşı darbeler Türk toplumun sosyolojik gerçeğinden dolayı geçmişteki sol aydınlar ve taraftarları tarafından da düşünülmüştür.
Türk Devlet geleneğinde devletin bekası demek, devleti kuran gücün elindeki yetkiyi kaptırmaması demektir. Bu yetki tarihsel süreçte hiçbir zaman demokratik bir tavrın sonucunda ortaya çıkan halk hareketleriyle ele geçirilememiştir. Eğitimli kadroların, karşı darbe taraftarlarının safında yer alarak dünyada ki yükselen duyarlılığın estirdiği rüzgarla devleti ele geçirmesi, rejimin halk hareketlerinden daha fazla korktuğu şeydir.
Fethullah Gülen ve ekibinin düşündürdüğü, yetiştirilen eğitimli kadrolarla halkın taleplerini tatmin edecek bir iktidarı ele geçirmek istemesinin sanılması, tarihsel realitenin tezahür edebileceği kaygısıdır.Yani şimdiye kadarki iktidar değişimlerinin yenilerine bir yöntem sunuyor olabileceğidir.
Yorumlar
İşte Budur
Salı, 18/03/2008 - 12:14 — cemile aksoyYazınız geçmişten günümüze,devlet yapılanmasını tüm gerçekliğiyle ortaya koyuyor.Bu yapılanmanın karşı darbelerle nasıl eldeğiştirdiğini,bu anlamda yöntem bakımından değişen birşeyin olmadığınıda çok net anlatıyor.
Bir zamanlar,"siz en iyisimi sosyolojik analizler yapın" dememde ne kadar haklı olduğumu da gösterdiniz.
Gönüllüler Hareketi
Salı, 18/03/2008 - 12:15 — Mehmet BeydemirFethullah Gülen Hocaefendinin amacı ne devleti ele geçirmek,ne de makam ve mansıplara talip olmaktır.Onun tek amacı, ülkesinin ve dünyanın yıllardır beklediği,yıllardır arzuladığı sevgi ve hoşgörüyü tüm yüreklerde yeniden yeşermesini sağlamaktadır..Umulur ki böyle sevdası olan birine leke atmak,ona ait olmayan söylemlerle ademe mahkum etmek isteyeceklerdir.
Özellikle her türlü yasa dışı olaylarda,olmayan bağlantılarla Sayın Gülen'le bağlantılıymış gibi gösterilerek,ülkemizin insanlarını bu harekete karşı tavır almayı,karalama kampanyalarına teşvik etmeye çalışılmaktadır.
Gülen ve gönüllüler hareketinin fertleri asla ve asla atılan iftiralara kulak asmamakta,dünya insanlığına hizmet etmek için canla,başla çalışmaktadırlar.O,teşvikçisi olduğu Türk okullarında;Türkiye sevdalısı gençler yetiştirilmekte kalmıyor;islam hoşgörüsünün,islam ahlakını tüm insanlığa aşılamaktadır.
Rabbim Fethullah Gülen ve gönüllüler hareketinin fertlerine hizmetlerinin karşılığını ukbada kat kat versin.Amin..
Yapmayın ya
Salı, 18/03/2008 - 19:06 — cemile aksoyFetullah Gülen hareketini siyasi duruştan yoksun sadece bir barış elçisi gönüllüleri hareketi olarak görmek bu camia için haksız küçümseme olur.siyasi bir duruş bir inançla bir taraf olma halidir ki,bu harekatda bu anlamdaki net duruşuyla taktir edilmelidir.
kafamızı karıştırdın
Salı, 18/03/2008 - 17:02 — rüştü hacıoğluYazının içinde birçok ilginç unsur yan yana gelmiş, insanın kafası karışıyor ister istemez.Bazı bağları güzel kurmuşsun ama bazıları pek oturmuyor sanki.
Mesela, militer yapılanmanın sebep ve etkileri iyi olmuş ama batının bunun dışında bir model geliştirmiş olduğunu düşünmen beni şaşırttı açıkçası.
Şöyle dersek: 'demokrasi' kavramıyla birşeyler ifade edilmeye çalışılıyor ancak tam olarak belirsizliklerden arındırılmış sahih bir ne istediğini bilme durumu barındırmıyor bu kavram. Militarizm dışı bir sivil örgütlenme hayalini içerse de çağrışım olarak; kavramın, hayal edildiği biçimi gerçekleştirebilecek ayakları kolları kısaca aparatları yok.
Demokrasi kavramı hala her tür yoruma açık laiklik gibi, belirsizlikten arındırılıp yerli yerine oturtulabilmiş değil batıda dahi.(demokrasi demokrasi ama insanlar için daha özgürler için çingeneler ve zenciler için değil sanırım)
Evet, batıda bazı insanlar mesela bu küreselleşme ve kapitalizm karşıtları bir araya gelip '' bunun dışında bir dünya olmalı, sivil bir dünya '' diyorlarsa da, bunun nasıl olması gerektiğinin bilgisine sahip değiller. Yani, şimdilik ne istemediklerini 'militarizm' biliyorlar; ama bunu nasıl gerçekleştireceklerine dair bilgiden yoksunlar.
Tabi bu böyleyse eğer,sizin bazı ifadelerinizin de ayakları yere basmıyor olur; batıda işlerin yolunda olduğu algısı gibi, hani kıta avrupasıyla sınırlı olsa dahi; ki ben buna katılamıyorum, aksine aynı militer kurgu içinde işlediğini düşünüyorum herşeyin doğuda varsaydığınız gibi.
Mesela şöyle ifade edeyim:militer zihin hayatı ve bireyi bir piramit içinde tanımlıyor, doğuda da batıda da. Sorunu eğitim olarak sunarken, piramidi oluşturan taşların aynı biçimde yontulmuşluğunu kastediyor. Yani, herkes nurcu olursa sorun kalmayacak sanmakla, herkes kemalist olursa sorun kalmayacak algısı aynı militer kurgunun farklı varyantlarıdır: GS FB gibi. Ana mentalite modernleştirici-gelenekleştirici, piramidal yapılanmış güç odaklı yukarıdan aşağı sınıflı-seçkinci bir yapılanma.
Sultanlar, sultalarını ayakta tutmayı insanlarını bilgisizleştirip kimliksizleştirerek köleleştirerek sağlıyorlardı, modernleşmeci rönesansçılarda yeni bir bilgisizleşme kimliksizleşme ve köleleşme yöntemi buldular koyunları ağıla toplamak ve iktidarı kontrol için; ancak dikkatle bakılırsa alttaki insanlar için hiç birşey değişmiş olmuyor. Efendicilik-seçkincilik bitmiyor; isim kıyafet sekil değişikikleri ile aynı zalim yapısını ilelebet payidar kılmanın yolunu arıyor.
Mesela, osmanlının zulmü ile osmanlı paşalarının osmanlıyı yıkıp iktidarı ele geçirmeleriyle yeni zalimler olmaları bakımından, zulme uğrayan halk için ne değişti?
Militarizm=firavunizm=faşizm=kapitalizm=komünizm yada osmalıcılık....bakın ortak özelliklerine hepsi seçkinci piramitçi emperyalist=sömürücü yayılmacı...
Bizim site biliyorum biraz osmalıcı, bazı kardeşlerin canı sıkılıyor osmanlıyı da aynı kefeye koyunca ama işse kişinin ainesi propagandasına bakılmazsa, bizler de atalar sevici propaganda kelimelerimizi bir yana bırakıp; kitabımızdan öğreneceğimiz yatay örgütlenmeyi merkezinde odağında HAK ADALET ALLAH olan aynı Hacc daki gibi hayatın içine taşımalıyız. Yoksa, ha laik türkler iktidar olmuş, ha şaman çingeneler yada osmanlıcı sünniler yada irancı şiiler; diğerleri, yani piramidin tabanı için bunun ne önemi var?
Selamünaleyküm
anlamadım
Çar, 19/03/2008 - 11:14 — Ümit Demirsevgili okan şahin, bir diğer yazında yaşar nuri'yi, zekeriya beyaz'ı aydın olarak vasıflandırmanı anlayamadığım gibi burda da sistemi fethullah gülen'in hasmı olarak sunmanı anlayamadım.
şu an kitabın adını hatırlayamayacağım ama bir kaç sene önce yayınlanan cemaate aid kitaba göre demirel'den, özal'a; ecevit'ten aliyev'e kadar pek çok kişinin övgüsünü alan bir harekettir bahsedilen hareket. ecevit sistem değilse, demirel sistem değilse, aliyev sistem değilse o zaman sistem nedir, kimlerden oluşur?
ha, şunu diyebiliriz sistem içinde bu tip ılımlı harekete dahi tahammülü olmayan marjinal gruplar vardır. abd'de nasıl şahinler, güvercinler, bıldırcınlar..vs. varsa ve bunlardan kimisi savaşarak elde edelim derken kimisi daha yumuşak yoldan elde edelim dediği gibi bizde de sistem içinde fanatik, faşist, marjinal çeşitli gruplar ya da ılımlı gözüken gruplar vardır elbet.
mesela ak partiye karşı açılan davanın sebebi olarak ergenekon çetesinin içindeki sol grup gösteriliyor. ki ergenekonun kimleri, birbirine zıtmış gibi duran çeşitli grupları bir arada topladığını gün geçtikçe öğreniyor ve de şaşıyoruz.
velhasıl, daha yaşarken adına dünya çapında sempozyumlar yapılan, pek çok ünlü dergiye konu olan, dünyanın her yerine sorunsuzca okullar açan bir hareketten ve liderinden bahsediyoruz. ve bu durumu sen sistemin içine sindiremediğini söylüyorsun. sistem sindiremediğini dışarı atmaz mı bir şekilde? anlayamadım ben bunu okan şahin! mantıklı bir izahı var mıdır acaba?
muhabbetle,
umarım bu anlamaya yönelik sorularım bir tartışmanın başlangıcı olmaz. hamasetten ziyade aklı ön planda tutarak cevap yazarsa yazacak arkadaşlar sevinirim.
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
o yazıya tekrar baktım
Çar, 19/03/2008 - 11:46 — okan şahino yazıya tekrar baktım medyatik aydınlar demişim. ki o yazıda da bu tipleri olumlamadım. sistemin içindeki duruşlarını eleştirdim. aydın diyerek övmüş mü oluyorum? tamam aydın olmasınlar.
fethullah güleni ve hareketini neden korku saldığını açıklamaya çalıştım. belki yalnış düşünüyorum. ecevit, demirel sistem mi sence. demirelin bir sözü var, "bakanlar kurulu siyasi bir kurum, MGK devlettir" diye.
hasta olduğum için daha fazla yazamayacam, özür dilerim.
selamlar
halkın "iktidarı"ndan kim kuşku duyabilir?!
Per, 20/03/2008 - 14:08 — sina yasirdevlet, güç, sistem, v.s. üzerine yapılan tespitlere katılmamak mümkün değil.
halk... ne söylesek, en nihayet sözü tozu yola yayan sürmekten başkası olmayacak.
başı halk olan sözün sonunu kestiremeyiz. bir an için bu "halk" dediğimiz heyulanın cumhuriyet tarihi boyunca neylediğine biraz bakınca takatimizin kalacağını sanmıyorum. daha öncelere gidersek hepten kör kütük yere düşeriz.
"ey halkım, unutma bizi." vari şarkıları kim söyletiyor dersiniz? en diktatöryel düzenlerde bile esas iktidarda olanın halk olduğunu teslim etmemiz gerekir. bu yüzden demokrasi v.b. yönetim biçimlerinin halkın isteği veya ihtiyacı sonucu oluştuğunu düşünmek hiç de akıl kârı değil.
eğer varlığın dört cihetinden kendine siyasal teori,ideolojik mevzi edinme becerisi göstermişse politik-insan, dostunu da düşmanını da halka borçlu. kim ki siyasetin ister sağından solundan, ister önünden arkasından görünüyor, ancak halk kuklası olarak görünebiliyor. neymiş: halk için... halka rağmen halk için... halka hizmet hakka hizmettir... eni sonu halkın iktidar hikayesi.
halk varlığını halkalanmaya borçlu, bilumum yönetim şekilleri arada bir halka kırar o kadar. halk, seyrine devam eder, zevkten dört köşedir her zaman. "ah şu halk olmasaydı..." yollu alık sesler bir nevi teatral repliklerdir, icap ettiğinde söyletilecek ağız bulunur.
akıl sır erdilemeyen tek şey, madem "kalabalıklar müennestir", bu kadar "iktidar" neyin nesidir?!
fethullah gülen'li "gönüllüler hareketi" de bir halk icadı olsa gerek, başka ne olsun. yüce tevazusunu, mükemmel kibrine borçlu bir naçiz sevgi insanı ve etrafında halkalanmış sevgililer. modern siyaset-sevgi masalı ancak bu kadar/halkın kararınca olur. aşkolsun deyip, şapka çıkarılmalı. "karşı darbe" türü tanımlamalarla bu masalı kirletmemeli(!)
halka bakınca gözlerimiz kamaşıyor!
son söz halkın:
* allah'tan acil şifalar. selametle.
Gülen Hareketi ve Darbe Kavramı
Cts, 22/03/2008 - 00:02 — leyla turanYıllar önce M. Ali Birand'ın 32. Gün programında izlediğim sahneler düştü zihnime. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki okullar gezilmişti. Bir tane rus veli vardı. Söyledikleri ilginçti. Çocuğum bu okula başladıktan sonra o kadar değiştiki kirli kıyafetlerini bile katlayarak getiriyor hafta sonları diyordu. Ahlak aile saygı üzerinde çok duruluyor vb. Şimdilerde okullarda yaşadığımız en büyük sorunlardan biri değil mi bu. Gençlerimiz çocuklarımız ahlaki değerlerden saygıdan çok uzak yetişiyorlar...
Bence önemli olan yaptıkları işi iyi yapıyor olmaları. Onların bu işi iyi yaptıkları konusunda sanırım hemfikiriz. Gerisi çokmu önemli.. Bence değil..
Allah iyi insanların yanındadır... Ve onların ellerini bırakmaz...
Amerika da Gülen'in komşusu bir ailenin otistik bir çocuğu varmış. Hiç kimseye tepki vermeyen bir çocuk... Bir gün yolda karşılaşırlar. İlk defa tepki verir ve Hocaefendiye gülümser. Doğru yada yalan... Ama Fethullah Gülen denildiğinde çoğu insanın zihninde hüzünlü bir gülümseme oluşuyor. İnsanı gülümsetiyor.
Darbe kavramı insanı korkutan bir kavramdır. Her nedense gülümseme ile korkuyu yan yana koyamadım ben kendi dünyanda. bence hiç şık durmuyor... Gülen ve darbe... cıksss
taraf olmak
Cts, 22/03/2008 - 13:32 — serkan şafakne diyebilirim ki popülist bakış kör etmiş hepimizi bu hareket bir gönüller hareketi ise kurumsal yapısının bu kadar ön plana çıkmaması gerekmetedir.
ülkemizdeki cemaat hareketlerinin esas problemide burdadır . birey odaklı olmaktan çok toplum ve iktidar odaklıdır. her defasında 3 kıtaya hükmetmiş atalarımız ile başlayan fevaranlarımızın sosyolojik alt yapısında bu yatmaktadır. zamanın tüm silahlarını medyayı bankayı eğitimi vesaireyi kuşatmış böyle bir organizasyonun gönüller hareketidir diye lanse edilmesi idealist bir temenniden ibarettir. öyleyse doğru değerlendirme yapmak bugünü okumak geleceğe adım atmak için önemlidir.
ideal olan şudur bu polemiklerden kaçınarak esas gönüller harektini gönlümüzden başlatmak Kuranın bize neler yüklediğini ve karşılığında neler vaadettiğini anlamaktır.KURANIN SÖYLEDİĞİNİ VE SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİ EN AZINDAN KAVRAMAKTIR .gerisi antitez olmaktan öteye gitmez. laikliğin solculuğun faşizmin yada diğer bir görüşün karşısında yanında veya arkasında olmadan durabildiğimiz ölçüde müslümanca durmaktan geçer.
cemaatler bu bilinci oluşurup oluşturamayacağı bir kitap konusudur ama bu kısacık yorumda en azından bunu önemseyen insanların bu soruyu kendilerine sormalarını kendileri veya varsa cemaatlari için ne yapabileceklerini ya da nerde yanlış yaptıkarını düşünmelerini sağlayabiliriz diye düşünüyorum
bu arada okan kardeşimede başarılı tahlili için teşekkür ediyorum