renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

soruşturma

İletişim Çağı Dedikleri

İçinde bulunduğumuz çağın pek çok isminden biri de iletişim çağı. Lakin insanlık bundan önce hiç bir devirde şu içinde bulunduğumuz “iletişim” çağında yaşadığı türden bir “iletişimsizlik” ya da "yanlış iletişme" hastalığına giriftar olmadı sanırım. Bundan ötürü içinde yaşadığımız çağın "iletişim" değil "iletişim araçları" çağı olduğunu düşünür oldum son yıllarda...

Modernizmin diğer yalanları gibi iletişim çağı yalanı da bizi aldattı, aldandık.

Cesetlerle Düşünce Analizi Yapma Devrindeyiz

Yalnız düşüncelerde hapsolan fikirler kalmadı artık! Fikirlerin, asi bir çocuk gibi bildiğini söyleme devridir. Kapıyı çarpan fikrin baskıcı sesi, ev sahibini de tetiklemelidir. Önce fikir doğmalıdır insanın düşüncesine ama her fikrin bir Öncüsü vardır ve her insan şekillenirken birilerinden etkilenir. Bu etki kendini bulmak noktasında yerini bilmeli ve sessizce değil, ferde fark ettirerek çıkıp gitmelidir. Giderken bıraktığı iz, en fazla ansiklopedi tadında olmalıdır. Bilgiyi yüklenirken hafızayı yormalı düşünceleri değil! Ergenliğe geçiş gibi çocuğun insan olmasındaki bütün emarelerini tatmalı ama leke bırakmamalıdır.

FİLİSTİN (1) / HAMAS: Mağdur Halkın Mağrur Seçimi

Hamas

"Filistinliler neden Hamas'ı seçti?"

Genelde İslam Ümmeti ve özelde Türkiye Milleti olarak bu soruyu sormaya, cevabı düşünmeye ve değerlendirmeye ihtiyacımız var.

Hatta yalnız bizim değil tüm yerküre sakinlerinin de ihtiyacı var.
Zira bir süreden beri bu gezegende oy vermek denilen eylem hiç de öyle masum bir demokratik hak kullanma aracı olmamaya başladı!...

Şehir Mezarlığından Yükselen Ses: Bizi de Alkışlayın!

Hat

Hepimizi bir meta haline dönüştürüp, yığınlaştıran modern dünya, hayatı mânâ şekliyle algılamamıza da müsaade etmiyor. Yaşadığımız şehirler, biz birbirimizin celladı olalım diye kurulmuş değil. Herkesi düşman görmemiz, şeytansı bir mutluluk hazzı veriyor bize. Hayatı adlandırma hususunda zorluk çekiyoruz. Neyiz, neciyiz ve necisiyiz bu şehrin… Modern bir tecride uğramış durumdayız. Elimiz kolumuz bağlı. Dünyamızı, ülkemizi, şehrimizi, modern bir hapishane olmaktan kurtarmalı! O halde ne yapmalı? Bütün mesele de bu değil mi…

Yüzleşmek Soruları Cevaplamakla Başlar

Gül

Peygamberi seviyormuşsun!?

Bu soru “seviyor musun, seviyor muydun…” tarzında sorulsaydı cevabım evet olabilirdi. Ama bu soru istihza ve şüpheyi demleyip sunuyor insana ve kişi evet dediği zaman bu istihza ve şüpheye de evet demiş oluyor.

Peygamber sevgisini bir fotoğraf karesi gibi dondurup duvara asmak mümkün olsaydı eminim her evin duvarında bir tane olurdu. Ama sevmek yaşayan bir eylemdir. Ne bir kareye sığar ne de üç boyuta…

Sorularla Bir Muhasebe

Önemsiz şeylerle ömrümüz geçer. Onları beklemekle, onlar için heyecanlanmakla. Uğraşmakla. Zaman öldürmekle.

Bir incir çekirdeğini doldurmayan uğraşlarla ömrümüzü doldururuz. Ardımızda bir iz olmamasının bir sebebi de bu.

İşin kötüsü bunun farkında olmamıza rağmen hal yolunu bulamıyoruz. Hayatımıza doluluk verecek gerçeklerle uğraşamıyoruz.

Fetihle Esirleşmek

Gittiler hepsi ve tümü.

Bir fırtına esti. Boran. Uzak diyarlardan. Ülkelerden. Okyanuslar ötesinden. Sertçe. Ve hepsi onunla berhava oldu. Şimdi onlardan tek tük nişaneler kalmış. Şurada burada. Son nişaneler. Onlar da yakında gidecekler. Ve bütün renkler ölecek o zaman. Tek renk, tek bir renk kalacak. Gri. En baharsız renk...

Yetim gibiler artta kalanlar. Öksüz gibiler. Utanır gibiler. Her an gidecek gibiler.

Edebî Olan Çok Satar mı?

Kitap

“Sanat ne kadar uzun Tanrım, hayat ne kadar kısa!” der Goethe. Haklıdır da. Şimdi, ardından bakıldığı zaman bu sözü tecrübe mahiyetinde altına hayatıyla imza atmış bir adama yalan isnat edemeyiz. Toprağı bol olsun.

Sanatın uzunluğu, köşe başından basit bir hareketle dönülen noktada son bulur. Bu benim kanaatim tabii ki. Hani deriz ya, “Köşeyi döndün!” Köşeyi dönecek kadar ömrü olan bir yazar, şâir ya da hepsine külliyet kesbeden sanatçı, belki çok satabilir. “Edebî” olma vasfı şarttır.

"Beyaz Adam"ın Düşündürdükleri

İngiliz esirlerinin yayınlanan görüntülerine uzmanları ile bakan beyaz adamın vatandaşları başörtüsünü gurur yaparken; kapılarına tekmeleri ile giren askerlerinin görüntülerine hangi psikolojik dürtüyle bakabildiklerinin kare kare sorgulamasını da yapabilecekler midir bir gün?

Amerika'nın Irak işgalinin ilk görüntüleri televizyonlara düşmeye başladığı zaman; Beyaz adam, Kara insanın gözlerindeki korkuyu, kadınların çocuklarına sarılışını, babaların kollarına vurulan kelepçelerin çocukların zihindeki travmayı görmeye başladığı an, başörtülü asker vatandaşına acıdığı gibi biraz olsun acımış mıdır acaba?

Gerçekten Kardeş miyiz?

İçeriği paylaş