renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

düş vakitleri

İştah A/çı-cı/lar

Değiştir şarkıyı bayım
Bu bizim bildiğimiz türkü değil
Yola çıktığımız orman bu değil
Şu duvar ağladığımız duvar değil
Korktuğumuz karanlık bu karanlık değil
Bu kâbus sarmalına nereden geldik!

Çok da karanlık değil bu akşam. Yalpaladığımız uçurum rüzgârları kadar değil bu rüzgârlar. Ennihaye derecesini öğrendiğimiz acılar oldu. Dünyanın kansız dönmediğine şahit olduk.

Kopuk Sayfalar III

Kale kapısına vuruşlar

Yanlış adreslere bırakılmış mektupların yalnızlığında gece. Bir çift göz: dokunuyor, aynanın kurak toprağına. Kelimelerin pusuya düştüğü karanlık. Meydan savaşında kırılan kılıca küsmüş er bakışı. Kalkan olsun bana tebessümüm. Ey, kutlu hilal!

Kütüphane Ruleti

‘Kütüphane Ruleti!’ dedi, bir mucit sevincini, muzaffer komutan bakışına karıştırarak.
‘Raf ve Sıra. Yazar ya da kahraman... Seçim sizin.’

Islak Pabuçlu Kadın

Issız bir sahil kıyısında, hayal kapılarımı hır-gür zorlarken, gözümden düşemeyen,içimden akamayan damlacıkların kelimelerde seyridir bu… Şimdi, kalemi bir ileri bir geri oynatırken, denize yürüyüp gittiğimi düşünüyorum. Ayakkabılarımı çıkartmadan, suya iz düşmekten aciz adımlarımla, bir deniz üzerinde,yürüyüp gittiğimi… Biliyorum, böyle adım adım kıtalar aşsam dahi, içimdeki miadı dolmamış hüzünler, ıslak pabucuma saklanıp, okyanus rengi gün ve geceler boyu benimle yürüyüp gelecekler… Onları dünyanın öbür ucunda, hiçbir şey söylemeden yürürken, bir deniz üzerinde,gemilerin geçip gitmesini beklerken, rotamı kaybettiğim biçareliklerde arayıp bulacağım.Ve gitmemeleri, ıslak pabuçlarım içinde benimle kalmaları için dua edeceğim.

Tedirgin Ruh Halleri

Soğuksa gece eller buz kesiyorsa
kalem titrekse ve kelimeler yayılıyorsa fütursuzca
nereden başlanır ki yazılmaya tedirgin ruh halleri

yürümüştü karanlığın içinden istikamet çizip
bineceği vesait gözünün önünden geçip giderken
neden bu kadar rahattı ki…

Mâvera Yazgı

Damla

Güneş ışıklarını yeryüzünün kalbi olan dağlardan çekerken, kara bulutlar rahmet yağdıracağının müjdesini veriyor kâinata. Kuşlar ağızlarında taşıdıkları yiyeceklerle dönüyor yuvalarına, yavrular ağızları aç bekliyorlar annelerini. Suyun şavkı vuruyor dimağlara, yüreklerde hissediliyor kıyametine yaklaşan kâinatın uğultusu…

Yine güz mevsimi... Yerlerde suya varma sevdası ile gezinen solgun yapraklar, gözlerden süzülen zemherilerdeyse ıslanan ekşi hatıralar…

Üç Günlük Hatırat

Kadın

Bir kadını nasıl sevebilir ki insan? Yoluna düşüp O’nu beklemekten başka…

***

Günün aynı saati Cengiz Çıkmazından sokağa çıkmış, gelişime doğru gidiyordu. İnce topuklu önden bağlamalı siyah ayakkabısı, dizinden biraz uzun mahcupça açılıp kapanarak davetiye çıkran evaze eteğiyle, üzerine eğreti alınmış omuzlarından sarkan siyahça şalını sıkıca tutuyor; randevulaştığımız köşe başına doğru hızlı adımlarla ilerliyordu.

Mağara Gözlü Adam

- Gözlerine mağara oymuş adam, sıra sen de. Haydi, acele et, ölüm mangasındakiler tüfeklerini bilediler, kurşunlar sırasını bekliyor.
Hırçın dalgaların gözbebeklerine vurduğu yerde kuruyan çöller duygularımı geremez, acele et diyorum, daha mangaya dizilecek altı milyar gönüllü var.
Ah, siz gönülsüz gönüllüler, hep böyle yapıyorsunuz. Ruhunuzun bakiyesinde karalanacak yer kalmamışken, nazlanmak neden! Gelin ve ölün... Korkmayın, biz krallara layık ölümler hazırladık gölgelerinize.

Aşk Ateştir / Allah Gidilmek İstenen Yolun En İyi Klavuzudur

Bu göğsüme yerleşen gül kokusunu taşıyamıyor kalbim. Ya sabır gerekli ya sefer.
Biliyorum ki sabrı öğrenmek için sır bağışlayan bi kapıya yüz sürmeliyim önce, bir sefere çıkmalıyım;
bir seferden dönmeliyim. Rahmet yağmurları gülü sularken hicran belasının derdini,
dermanını talep etmeliyim. Neden haz ve keder böyle içi içe?
Gülzarda sevgiliyi seyrederken bu ikilik de neden?

Düş Taşı

Düşler… Fecrin onulmaz yaralarına sürülen güneş ışığı merheminin, insanın da düşlerine sürüldüğü vakit başlar fırtına azra sahralarda. Kahramanımız kuyularda arar âzurde yaşları, eleğimsağma hüznün renklerini sunar mehlikaya…

Hayallere gidiş yolunu törpüleyen, zemberek hayat kırıntılarını toplar kanamış avuçlarıyla.

Aksak Zaman Geçitleri

-a/

kızıl bir hançer ilişiyor bedrin on dördüne. kisra’nın on dördüncü sütununun altında cebelleşiyor âfil dimağlar. dördüncü katında nihan bir avaze feleğin. petrus üçüncü inkarında... yuda, yanaklarından öpmeye yelteniyor isa’nın. yılanlar taşıyor kadehlerden. kleopatra sırıtıyor karşısında üryan bir mir’at. henriette ‘’seninle ölmeye varım!’’ diyor kleist’e. İki kere iki küstahlık ediyor dostoyevski’nin kaleminde ve bela-yı aşk ile aşina kılınıyor fuzuli. mihri hatun’un ilenci dönüyor kendine. yusuf’un gömleğinde kan lekesi,kenan’da bekleyiş çilesi... ipince eğiriyor ipliğini meryem. yazgısına al al düşüyor ‘sır’.

İçeriği paylaş