renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

uçuk-kaçık

Siz

İsterseniz Yunan dostlarımızla birer bardak "iyi ilişki” şarabı içelim İnebahtı’nın ulu anısına. Ancak içilen şarap illa ki “inebahtı” olsun.
Ya da Kankam Thedorakis’i çağırayım da iki şarkı patlatalım şöyle bol yosunlu, bol 12 adalı.
Ya da Kıbrıs’tan asla vazgeçmeyelim stratejik önemine binaen. Belki olurda yan gelip yatanların inadına oturur bir liman kayalığına tüfekle İsrail denizaltısı vururuz.
Yahut balonlarla su taşımaya devam ederiz “yavru vatan” a.

Sadece 112

Gözümü kapayarak İspanyolca şarkılar dinliyorum otobüste. Ağlamamak için kendimi zor tutuyormuş yahut içerde büyük bir yaram varmış da çok acıyormuş gibi kaşlarımı çatıyorum. Ben, tıpkı benim gibi birini görseydim ne hikayeler uydururdum kimbilir. Her an ölecek diye kadın ( kadın dediğim benim yerime koyduğum şahıs, neden erkek değil sahi, ıstırap çeken bir erkeği hayal etmesi çok zor da ondan sanırım) cep telefonumu alırdım, ellerim de 1 ve 2 tuşlarında olurdu. Her şartta, her yerde sadece 112 aranabilir, içinde sim kart olmayan telefonlardan bile, o kadar ulaşılır bir şeydir ambulans. Oysa otobüsteki kadın ölmek üzeredir.

Bilinçaltı-Rüya-Kompleks

--uyku ile uyanıklık arasında seyrederken seyir defteri--

Tüm adımlar ceplere doldurulup geçildi yeryüzü boşluğundan demir boşluğuna…

Durdu makine... düşündü… taşınmadan hareket etti…

Yine yolculuk (n-1) ölüm öncesi durak…

Çocuğunuzu Bir Şempanze Büyütüyor!

Dikkat! Dizi Film “Şempanze” Çocuklarınızı Eğitiyor!

1. Gün: Maymun bir sopa aldı
2. Gün: Maymun uzunca bir sopa aldı eline
3. Gün: Maymun uzunca bir sopayı eline gerçekten aldı.

Dediler; Eylül'ün Canı Çok Sıkkın!

Bir adam vardı canı sıkılan...

Aylardan Ağustos günlerden Cuma, 1071, Malazgirt, Anadolu, hey Anadolu, Müslüman Anadolu, Konstantinepolisten İstanbul doğuran Anadolu, halt etmiş bay rektör Emin Alıcı, ne güzel söylemiş Tarık Tufan; "Keşke siz Anadolu'da olmasaydınız!"

İnce İnce Özdemirce!

Bizim edebiyatımızda İslam’ın doğduğu memleket olan Arabistan’dan geldiğinden dolayı mıdır bilinmez nazım her zaman ön plandadır. Şairler ve şiirler en kıymettar bir meta idi. Osmanlı’ların divan edebiyatı kültürü muhteşemdir. Her padişahın iyi ya da kötü manzum eserlerine rastlamak mümkün.

Osmanlı şairlerinin siyasete karışmadığı ise koca bir yalan. Özellikle Mustafa Armağan beyin “İnsanlığın Son Adası: Osmanlı” ve devamı niteliğindeki kitapları okuduğunuzda Osmanlı’daki inanılası güç iktidar-muktedir mücadelelerine bakıp şaşacaksınız.

Sloganlarımı Seviyorum

1978 senesinde ilkokul son sınıfta okuyordum. Evimizin bulunduğu mahalle, solcular tarafından “kurtarılmış bölge” lerden birisiydi. Birkaç yüz metre ilerimizde Fevzi Çakmak Lisesi vardı ve curcunanın tam beşiği sayılırdı. Okul çıkışlarında solcuların okulunda okuyan ülkücü öğrenciler, toplu halde ve sloganlar atarak, kendi “kurtarılmış bölge”lerine kadar yürürler, bu yürüyüşleri esnasında istisnasız her gün bir arbede, taşlı sopalı meydan muharebesi yahut silahların konuştuğu “savaş” yaşanırdı. Biz zamane çocukları, kömürlük damlarının üzerine oturur ve yolu gören boşluktan biraz sonra yaşanacak olayları, beleş maç seyreden kimselerin duyduğu haz ile seyre hazırlanırdık. Ne vızırdayan kurşunlar ne ağzı yüzü kan çanağı içerisinde kalan “ağabeylerimiz”, işin açığı, fazla enterese etmezdi bizi.

Bütün Mesele Olmak veya Olmamak mıdır?

Copyright © by Ali EfeNedir meselemiz? Ne için yaşamaktayız? İnanır mıyız, inanmaz mıyız? Sever miyiz sevmez miyiz? Düşünür mü düşünmez mi? Bilir mi bilmez miyiz? Ne yaparız biz?...

Tanrı mefhumu üstünde debelenmek vasıtasıyla tepinmek çokların tarak kemiklerini fosilleştirdiği gibi, nice Niçe’leri nicelik ve nitelik yoksunu bıraktığından, kişi O’ndan konuşurken ellerini baraj kuran futbolcuya iktidaen tutması lazımdır, derim.

Karalamalar-2

quia.com
Hayatlarını zevk almak adına yaşayan o kadar çok insan var ki, hiçbir inancın bağlayamadığı bu insanlar zevk almak için verdikleri “tatlı mücadele” de birçoklarının ayağını kaydırmakta bir sakınca görmüyorlar. her şeye saygılı geçinen bu insanların kendi çıkarları uğruna yapmayacakları şey neredeyse yok gibi. Birinci tekil şahıs eklerine sahip eylemlerden(yaptım, ettim…) büyük haz alan bu insanlar bizim kendimize geçerli kıldığımız kurallardan muaflar mı ki?

Karalamalar- 1

Öyle zamanlar var ki hayatta, insan ne tür yalanlar söylerse söylesin karşısındaki insanı istediği gibi yönlendiremiyor. Bu söylediği yalanın yetersizliğinden değil, karşısındaki insanı hafife alışından kaynaklanıyor. Bu yüzden her ne olursa olsun, kendisine ve de karşısındaki insana saygı duymayan insanların "foya"sı eninde sonunda açığa çıkıyor.

İçeriği paylaş