Kaybettiniz Bayan!
Hayat böyledir işte. Senelerce bina etmeye çalıştığınız onca şey bir anda yıkılıverir gözünüzün önünde. Hayat budur belki de. Siz hayatın anlamını herkesi iyiye doğruya güzele hakikate çağırmak olarak algılarken birileri sizi bu algınızdan dolayı aşağılar durur. Durmaz hayatı lanet çelişik aklıyla sorguladığını zanneder. Onca şey kelimelerde yıkılır gider. İnancın, ahlaki değerlerin hiç bir anlamı olmaz. Hayat budur onun için. Hayat böyledir işte.
"Kaybettin"
Sen ki herşeyi olduğu gibi algılamayan, para tanrılarının kahvaltılarını bir gün zehir edeceğini söyleyen, herkes özgür olmalıdır diyerek nara atarak en modern cinnetleri hiçe sayıp hayata direnen muhayyel insan, bayan. Ne olmuş da sen kaybetmişsin ve ne olmuş da bizler sevmeyi bilmiyoruz da sen biliyorsun. Sevmek bizim için birinci eylemdir. Yaratılışın birinci eylemi. Evet, acı duymak ruhun, sevginin fiyakasıdır; evet, zahmetsiz rahmet olmazdır ve evet ki bizler sevgimizi karakterimize sirayet ettirmişizdir. Bunlar bizim gurur verici af edersin onur verici durumlardır.
"Evet, kaybettin"
Şimdi çık yola işe gitmek için. Otobüsün peşinden koş. Şoföre küfür et. Yolculara küfür et sonra. Hayatı böyle önemsediğini göster. İnsanlardan nefret ederek onlardan, onların yapaylığından kaçtığını söyle. Siyasetten anladığını zannet. İslamla siyaseti ayır. Konu Hz. Muhammed(sav)'e gelince onun zamanı başkaydı de. O'nun gibi biri daha gelmez de. Bu söylediklerinle gerçekçi olduğunu düşün. Sonra evlen. Kocana hizmet etmediğin için ona sevgini göstermediğin için kendini çağdaş zannet. Hayattan tad alma. Kaybet bayan, kaybet.
Sana bu dünyanın hiçbiryerinde hiç bir şey yok. Çünkü sen yoksun, evet evet yoksun sen. Ramazan müslümanlığınla ortadoğuyu basitleştiren cümlelerinle, verdiğin 5 kuruşluk sadakayla kendini üstün kabul ederek, kaybettin bayan! Hiç kusura bakma ama kaybettin.!
Cinsel çağrıcılık yapan vücudunu açtıkça kendine herkesi hayran bıraktığını zannet. Erkeklerin ağzı aka aka sana bakmalarına bir anlam vereme. Senden daha dirayetli olan başları örtülü, ayaklarının altı öpülesi o üstün insanları küçümse dur.
"Kaybettiniz Bayan!"
Kendi hayatına bile özne olamayan şu çelişik halinizle, kaybettiniz. Selim ışık gibi tutunamayan olmak bile bir özneliktir, harekettir. İşte şu lanet hareketsizliğinizle kaybettiniz!
Hayatımda böyle insanlara asla yer yok ve olmayacak.
Kaybeden ve kaybettiğini kabullenen insanları sevmiyorum.
Burası dünya ve sizi görmek istemiyorum bayan, istemiyorum...
- muhammed cemal ünal yazıları
- yorum yap >giriş/kayıt
- gönder





Kaçma, terketme, davet et.....
Merhaba . Adı güzel insan...
Sende bencil , kural tanımaz, özgürlükçü,savaşçı, erkek çiçekleri ezen (vah vah!!) böceklere tahammül edemeyenlerdensin sanırım.Gelenekçi ve dindar birçok erkeğin duygularına tercüman olmuşsun da ! İşin bir de tebliğ kısmı var değil mi?
Bak Tarık tufancığım pazar günkü yazsınıda ne yazmış?? Senin tarif ettiğin dişi prototipin hayat çeşitlemesine ve bu sarı renkli böceklerin örümcek böceklere yönelik yagırgamışlığı, garipsemişliği karşısında KUTSAL TUFAN ! senin yaptığın gibi bir terkediş ile değil de dine yeniden çağırış hoşgörüsüyle Ayşe Armanı kabul buyurmuş .
Ne kadar güzel ve hümanistçe bir yaklaşım.(TARIK TUFAN'A DA MESAJ: DİN TÜM KİMLİKLERDE KARŞILIK BULABİLİR SADECE ELİT KIZLARINDA DEĞİL).
Ben dindar erkeklerin sosyal kadın yaşayışı ve kadın -erkek ilişkileri hususunda yumuşak ve bilinçli bir üslub sergilemelerini daha şık buluyorum.(lütfen geleneklerin baskısında kalmayın beyler!!!)
SEVGİYLE....
halifelik!
ne kadar da etkileyiciydi görmek istememeyişinizi izah edişiniz!
ama gelenekçi dindar erkeklerin tarafında değil de geleneği aklılla birleştirmenin taraftırıyım...
nas ekolü ile rey ekolünü birleştirme taraftarı içinde eylemlerimizin tozunu ayarlayabiliriz, değil mi?...
adı ister ılımlı islam olsun ister hümanizm olsun ne olursa olsun; adı önemli değil... lakin önemli olan neyi, niçin yaptığımız gerçeğinin farkında olmaktır...
hani Hz. Ali bir kafiri öldüreceği sırada kafir Hz. Ali'nin yüzüne tükürünce Hz. Ali kafiri öldürmemiş, kafir de sonra bunun hikmetini öğrenince müslüman olmuş meselesi varya... Bilmem, anlatabildim mi?...
unutmayalım, insan yeryüzünde Allah’ın halifesidir…
selamlar/sevgiler
ulvî ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com/ --
''nas ekolü ile rey ekolünü birleştirme taraftarı...''
selamun aleyküm
yunus emre bey bu ''birleştirme taraftar''lığını nasıl yapıyor yada yapacak anlamadım. hangi ilkelerde anlaşmış bu ekoller acaba? veya hangi ilkelerin derin uçurumundan birbirlerine el sallıyorlar. eşari mektebi ile mutezili-maturidi mektebi ayrı dünyaların talebeleri. birileri aralarındaki farkın veya farkların önemsiz olduğu yalanını söylesede (sözüm cemaat dışı) kitablar öyle söylemiyor.
sünni, eşari, hadis ehli mektebinin kısırlaştıcı köleleştirici dünyasından mutezili-maturidi mektebinin tevhid ve adalet isteyen devrimci dünyasına yelken açalım.
perde arkasına bakmak
birleşme taraftarı dediğim İmam-ı Azam gibi hareket etmek, olayları eylemleri yorumlarken aklı/mantığı/niyeti/amacı arka plana atmayıp göz ardı etmemektir. Örneğin misvak kullanımın amacına baktığımızda dişlerin temizlenmesi gerektiğinin olduğunu görürüz. ve dişlerimizi pekala diş fırçası ile de temizleyebiliriz. lakin "sırf peygamber efendimiz misvak kullandığı için ben de misvak kullanacağım" derseniz o ayrı...
açıkçası olayların arka tarafına, özüne, niçin yapıldığına bakmamız, idrak etmemiz gerekir.
ben yazıyı olayın perde arkasına bakılmadan yazıldığını fark ettim. düşünün bir kere Allah insana nefes verdiği müddetçe insandan umudunu kesmezken, bizler kalkıp da "kaybettiniz bayan, artık iş işten geçti" deme hakkını nereden buluyoruz?!...
insanların kaybettiğini söylemek bizlere düşmez ki, bizlerde beşeriz... Kaldı ki, bizim kaybetmediğimiz ne malum?...
Eğer biz kaybettiysek, O zaman bizim kaybettiğimizi kim söyleyecek?...
selamlar/sevgiler
ulvî ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com/ --
hümanizm ne kadar insancıl...
Sevgili Zübeyde Kavak Hanımefendi...
Hala mı kafamızda kavramsal çıkmazlar söz konusu... Onca kıyımdan sonra nasıl hümanist kelimesini böyle güzel bir sunumda kullanabiliyorsunuz, şaşırıyorum...
Ve böylece sunumunuzla ilgili başka tek bir cümle kurmak istemiyorum...
Merhaba
Merhaba
Hümanizm; genel itibariyle tüm dünya insanı'nı kucaplayıp,insanı hayata en güzel şekliyle sunma gücü kazandıran bir kavram zannımca.Herşeyin merkezinde insan olduğunu ve insan'ın her yönüyle değerli bir varlık olduğunu hatırlatır bana.
Biz bile yaratılmışı severiz, yaratandan ötürü derken........
Sevgiyi ve insanlığı telkin eder,iyiliğe davet eder.Ben bu özel sözcüğü bu yönüyle algılayıp, ifade ettim.Farklı düşünce sahipleri tarafından başka yönleriyle de tariflendirilebilir.
Kullanmam gereken ifadeyi soru işareti yoluyla belirttim.Ama! Önce insan olmayı,sevgiyi özümsemeyi,tüm dünya anlayışlarını perspektifimizin süzgeçlerinden geçirebilme hoşgörüsüne sahip olmalıyız.
haklısınız!
kesinlikle haklısınız. fakat inanın (siz de yapmışsınızdır) çok deniyor insan.tebliği düşünüyoruz ve bunu düşündükçe tepki gösteremediğimi gördüm. artık tepkiliyim. belki tarık ağabey gibi davranmak daha iyi olabilirdi. ama yapamıyorum işte. kaybetmediler mi sizce de?
Bu Haksızlık
Bu görmek istemediğinizi söylediğiniz bayanda, emin olun sizi görmek istemiyor.Bu tahammülsüz bakışınızı kınıyorum, içtenlikli de bulmuyorum.Böyle bakışların arkasında hep bir ikilem gözlemledim.Kapalı bayanları kutsarken, gözünüzün öteki bayanda kaldığını sizde biliyorsunuz. Kendini koruması gereken tarafın, neden hep bayan olması gerektiğini de anlamıyorum. Modern yaşamda, kaybedenin sadece bayan olduğunu idda etmek, erkeği her davranışında mübah görmek, çok iptidai bir yaklaşım.
Oysa bizin geleneğimizde insan kutsaldır ve sevilmeye değerdir.
eyvallah.
eyvallah.
cemile hanım siz de lütfen kaybeden erkeklerle ilgili bir yazı yazın da biz de feyz alalım.
bu arada murat menteşin genç dergisinde başörtülülerle ilgili söylediği şeyler onları neden kutsadığımı da tebarüz etmektedir.
yine de teşekkür ederim.yazım açıktır.kaybeden her kadın değildir.kaybeden yazımda olan kadınlardır.
ilginize teşekkürler.
Aslında her şey hoşgörü ya.......
Türkiye’nin en modern erkekleri kimdir deseler? Cemaat.com erkekleri diyesim gelecek şimdi.Tepkili,önyargılı cevaplar beklerken sabırlı , bilgi dolu insanlar görmek hoşuma gitti şimdi.Ben biraz gelenek kavramı üzerinde duracağım.
Yunus bey ’in akıllı gelenek anlayışını önemsiyorum fakat ekollerin birleştiriciği beni ilgilendirmiyor.Bu konuda Murat bey le de ihtilaf'a düşmüş zaten.Eylemlerimizn dozunu akıl ve vicdan birlikteliğini kullanabildiğimiz ölçüde ayarlayabiliriz.
Geleneklerimiz insanın her aşamasında belirleyici ve düzenleyici rol oynamıştır. Toplumsal yaptırım gücünün etkili olmasından dolayı birçok katkıları da vardır.(inkar edilemez) Fakat
Bugün anayasa bile insanlar’ın ihtiyaçlarına cevap veremez duruma gelmişken, Yüzyıllardan günümüze , atalarımızın nerdeyse din kuralları gibi uyguladığı geleneklerin sağlıklı işlemediğini ya da menfi çıkarlar doğrultusunda gelenek gelenek (töremiz yaww!) diye pelesenk olduğu da aşikardır. Artık bu noktada değişimin zorunluluğunu dile getirmek gerek Biz muassır arzulayan! gençlerin ihtiyaçlarına karşılık bulamayışı normal.o halde değişim şart!!
Gelenek tutkusunu aşamamış insanlar akli ölçüler koymayı başaramıyorlar maalesef. Bu ülke de Yunus gibi insanların sayısı az. Ya da dillendirilen idealist yaşam akıl tavsiyeleri de şihafi formatta kalıyor.
Bu yorum konusu için de şunu dile getirmek istiyorum ki,Birbirimizi dışlayan, eleştiren, soyutlayan kavramlar kullanmaktan vazgeçelim.Empati diyeceğim ama çok ağır kaçacak ! Lütfen şu hayat anlayışları konusunda tepki vermeyelim artık.....
Senin yalnış ve günah tanımlamaların onun hayat anlayışının kaçınılmazları olmuş olabilir. Yapacak bir şey yok, varsa eğer o da anlatmaktır.Onun ötesi iç savaştır.
Eğer biz özgürlük ve saygı istiyorsak, evvela onu göstermekten başka şansımız yok muhammedciğim...
Cemaat.com erkekleri ???
Şu popüler kültür ağızlarını bıraksak nasıl olur ?
eve dön/ şarkıya dön/ kendine dön kadın
kadın ki mimar/ imar eden, kuran, yuvayı koruyan, ben kadınım ve eve dönmek yarım kalan şarkıya dönmek, kendime dönmek telaşındayım
ama şair gibi soruyorum hangi yolla?
biz bu biçilen kılıfı istemedik para telaşı geçim kaygısı, erkeksi haller
ama doğrudur gelinen nokta vahim
kadın kendine dönmedikçe
biz kadınlığımızı hatırlamadıkça
ne erkeklere ne çocuklara
ne topluma eski hali
geri gelecek
ey kadın
eve dön!
kadınlığını
hatırla
ama hangi yolla?
Direksiyona geçen kadınlar, sollanan erkeklik!
"Moderen telakkilere" zihniyetini kurban edip, erkekle kadını aynı kefede-eşitmişcesine değerlendiren, her fırsatta erkeklere sataşan ve geleneği beğenmeyen “akıllılara” ne demek lazım? Bunlar, küçümsediklerine göre, gelenek deyince 1400 küsür yıllık kadîm birikimi değil de, “geleneklerimiz göreneklerimiz" çerçevesini anlıyor olmalılar. Ah şu gelenek yok mu, tüm aksaklıkların müsebbibi zorba gelenek!
Halbuki, eli kalem tutan-feminist-türbanlı-aşktan yana dertli(aslında cahil) kadınların gazına geldiler. Geldiler ama balonlarını söndürmek hiçte zor değil… Şimdi, “erkek ve kadın nedir?” sualini başa almadan ve cevaplamadan yapılacak değerlendirmelerin ya eksik veya tümden isabetsiz olacağını söyleyip birkaç noktaya temas edelim:
Kadın keyfiyeti
“Allah’ın rızası ve muradı dışında herhangi bir cinsi taltif veya tahkir etmek zulümdür.”
Fıtrat ve hakikat; kadının erkeğe nisbetle, tâli, edilgen, ikincil yaratılışta olduğunu söylüyor. Varlık alanı, makbuliyeti ve faydasının tam da burada olduğunu ekleyerek! Öyle ya; erkeğin kaburga kemiğinden yaratılan kadın değil midir? Kocasına itaati farz olan, her başarılı erkeğin “arkasında” var olan cins-i latif değil midir?
Bakın, batı tefekkürüne bile geçmiş iken... Mesela André Maurice şöyle der:
“Kadın da erkekteki iş ve hareket ihtiyacını iyi anlamaz. Erkeğin esaslı vazifesi girişmek, avlanmak, kurmak, mühendis, duvarcı veya muharip olmaktır. O, evliliğin ilk haftalarında, henüz âşık olduğundan, bu aşkın hayatını dolduracağını sanmak ister ve kendi sıkıntısını tanımak istemediğinden ona sebepler arar. Ne istediğini bilmiyen, daima uzanmak ihtiyacını duyan bir hasta ile evlenmiş olduğundan sızlanıp durur. Kadın da yeni arkadaşının bu rahatsızlığından acı duyar. Sinirlenmiş genç kocanın otel odasında bir aşağı bir yukarı dolaşması, balayı seyahatini her zaman bilinen klasik sahnelerinden biridir. Kabul edelim ki birçok hallerde bu anlaşmazlıklar önemsiz şeylerdir ve işi biraz şakaya almakla, biraz da sevgiyle pek çabuk önlenebilir. Fakat bunun için de yuvayı kurtarma arzusu daima hazır, bu hususta verilmiş olan sözün de mütemadiyen yenilenmiş olması şarttır.”
…
“Erkek, usuller, nazariyeler bulur. O riyaziyeci, filozof, metafizisyendir. Gerçeğin içinde yaşayan kadın ise, bu usul ve nazariyelerle ya sevgisi yüzünden (bunlar sevdiği adamın ise) veya ümitsizliği yüzünden (hoşuna giden adam onu ihmal ediyorsa) meşgul olur. Madame de Staél’in şu cümlesini alalım: Kadın için felsefe bir sevginin gizli matemidir. En kadın olan kadınların konuşmalarını hikâyeler, karakter incelemeleri, insanlar hakkında ince gevezelikler veya gerçek tafsilatlar ve nihayet yemek tarifleri doldurur. En erkek olan erkekler ise hikâyeden kaçar genel fikirler peşinden koşarlar...”
Her basiretli insan bunları farkeder, fıtratıyla yüzleşebilen her kişi, er kişiler muhakkak farkeder! Farkı, farkedemeyecek kadar iz’ansızlar ise mukaddes ölçüleri okusa yetecekti:
...Erkekler kadınlar üzerine hâkimdir(idarecidir). Çünkü Allah Teâlâ onların bazısını bazısı üzerine tafdil buyurmuştur(üstün yaratmıştır).
(Nisa Sûresi, 34 )
Direksiyona geçen kadınlar, sollanan erkeklik
Aslında “muktedir kadınlar” üzerine uzunca bir bahis gerekiyor; bu kadınların “direksiyon sallama” hevesinin ardında-dibinde yatan “erkekleri sallamama ve sollama” hırsından uzun uzun bahsetmek lazım(belki de, forumun selameti adına hiç girmemek lazım), zira ıskalanıyor... Şu, ciplerin içinde, kara gözlüklü, blucinli, türlü türlü türbanlılar var ya... Ne çirkin, ne bayağı, ne kadar küstahça bir manzara Yarabbim!
Bu sonradan görmeler bilsinler ki; adam gibi adam -veya sahiden mümin bir erkek-, tepesinde ki bir kadına asla tahammül edemez. “Direksiyon başında” bir erkekleşmişi haysiyetine yediremez, mümkün değil bu(kadınsılar bahsimiz dışında). Kadınlar, haddini ve yerini bilmelidir; yeri ancak ve sadece yuvasıdır. Zaten Allah Resûl’ü de tasdiklemiş:
“Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla iflah olmaz.”
(İbni Hanbel Müsned 5/43,50; Tirmizi Fiten:75 Nesai Kudat:8; Buhari Fiten:18)
En geniş manasıyla(Bazıları için yafta hazır olabilir; uydurma!)…
Kadınlar, okuyupta “adam” mı olacak
Hep deniyor ya; “müslüman kadın doktorlar lazım.” Lazım evet, başka?.. Mühendis, mimar, avukat, spiker, sekreter, hemşire ve hostes te lazım mı(son üç meslek grubuna ayrıca dikkat!)? Pek çok işsiz erkek varken bunlar neme lazım ha? Artık, kadın-erkek ihtilatının olmadığı neredeyse bir tane –lafta- İslamî(!) müessese dahi yokken neye lazım? Hem, Çin de bile olsa aranması gereken ilim, rejimin üniversitelerinde mi saklı? Yoksa farz-ı ayin olan hendese ilmi midir, yoksa ilm-i siyaset mi? Veya “ İslami(!) müesselelerin vitrinine nasıl süs olunulur”un talimi çok mu önemli?
Gayri meşru yerlerden diploma dilenciliğinde bir kutsallık mı var yoksa? Zen kutsal olmayan ne kaldi ki, her tür eylem kutsal, şakşaklar kutsal, aşk kutsal, ne varsa yani(haşa)! Ya karısını çalıştıran adamlar ne çeşit bir acziyetin kölesidir? Kadınlarından ne umuyorlar(şu ana kadar gördüklerim içinde sahiden dindar hiç yoktu)? Cündioğlu, bunlar için şöyle yazmamış mıydı(sanırım hiçbirimiz kendisinden daha “alim” değiliz):
“Erkekler sorumluluklarını yerine getirmeyip gezek (kazak) olunca, kadınlar ister istemez onların yapmaları gereken vazifeleri de yaparlar; hayatla "erkek gibi" mücadele ederler ve kadınlıklarını askıya alıp erkeğin gezekliğinden doğan boşluğu kendileri doldurmaya çalışırlar. Kadın olgun davranıp erkeğinin ihmal ettiği sorunlara göğüs gerdiği için erkekleşir; tıpkı başörtüsü konusunda mücadele veren kızlarımız gibi. Onları mücadelelerinden dolayı, yani erkek gibi davrandıklarından ötürü alkışlamayı adamlık sananlar, meselenin trajik yönünü görmeyi beceremiyorlar; kendi gezekliklerinden utanacaklarına "Aferin size, bakın bizim yapamadığımızı yaptınız, erkek gibi mücadele ettiniz" diyorlar. Boks veya karate maçında galip gelen kadını alkışlamak adamlık değil! Dolayısıyla kadınları mücadelelerinden(erkekleşmelerinden) dolayı alkışlayan gezekler, ancak eteklikle dolaşmaları halinde ciddiye alınabilirler.”
Gel de anlat!.. Kadınlar rejimin üniversitelerinde okumamalı, tesettürsüz(veya türlü türlü tesettürlü!) asla okumamalı, hele ki erkeklerle karışık(bulaşık) şekilde katiyyen okumamalı! Unutmayalım; haremlik-selamlık ölçüsü 1400 yıl öncesine ait bir hurafe değil(gelenek düşmanlarından bunu da söyleyecek “akıllıllar” çıkacaktır belki).
Hz. Hatice “iş kadını” mıydı?
Haşa!.. “Moderen” anlamda asla değildi. Öyle ya; ticaret yaptığı sırada yeryüzü İslam’la nurlandırmış mıydı? Kullî emir ve yasaklar vaz’olunmuş muydu? Bırakın, Efendimiz’le evlenmiş miydi(sonra kendisine devrediyor malum)?
İştigali, -muhtemelen- keyfî değil, zaruret icabıydı. Sosyalleşmek için değil, geçim içindi. Hatta bilfiil değil belki bilvesile idi, hizmetçileriyle yani... Hoş, bazı zaruretler haramı helal de edebilir(zaruretler miktarınca tayin olunur), öyleyse bu büyük şahsiyetlerin adını batıl telakkileri takviye için kullanmayalım.
Her nimetin külfeti veya muvazene
İslam’ın ölçülerinde, fevkalade bir nimet-külfet dengesi görüyoruz. Erkek ve kadının varlık alanlarının çok farklı olduğunu bize söyleyen bu dindir,, lisan-ı haliyle tasdikleyen de fıtrattır. Nasılki, kocanın, karısından, itaat ve sadakat bekleyebilmesi için, yuvasını sahiplenmesi gerekiyor. Aynı şekilde, maddi yükünü erkeğin omzuna atan kadın da, eşine itaate mecburdur. Evli kadın, erkeğini takviyeyle, en geniş manasıyla “yataklık etmekle” mükelleftir. Zıtların birliği ve ahengi, vazife taksimi tamamen böyledir. Üstelik, kimse kimseyle evlenmeye mecbur değil, beğenmiyorsan evlenme ama oyunun kuralı bu! Uyarsa…
Erkek şöför, kadın muavindir...
Erkek dışarda, kadın içerdedir...
Erkek rızık toplar, kadın yuvayı toparlar...
Erkek fail, kadın müfaildir...
Erkek efendi, kadın köledir(Müspet anlamda; zira efendimizin de kölesi vardı ama asla zülmetmemişti)...
Erkek akıl, kadın hissiyattır…
Erkek savaşçı, kadın geri hizmettir...
Erkek yapar, kadın yaptırır(her anlamda)...
Erkek sert, kadın yumuşaktır...
Erkek bulur, kadın muhafaza eder…
Erkek adalet, kadın şefkat kahramanıdır...
Erkek öteleri, kadın dünyayı temsil eder...
Erkek kaşif, kadın hedeftir...
Erkek fatih, kadın kaledir…
Adilane taksim budur! Zalim nefsimize payandalar aramayalım, anlayalım!
…
Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış,
yuvalarına dönmeli. Mimsiz medeniyet, taife-i nisayı
yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış,
mebzul metaı yapmış.
Şer’i İslam, onları rahmeten davet eder eski yuvalarına..
Hürmetleri orada, rahatları evlerde, hayat- ı ailede..
Temizlik zinetleri.
Haşmetleri; hüsn-ü hülk,
lütf-ü cemali; ismet,
hüsn-ü kemali; şefkat, eğlencesi evladı.
Bunca esbab-ı ifsad, demir – sebat kararı lazımdır, tâ dayansın..
(Bediuzzaman)
ÜÇÜNCÜ MES'ELE: Rivayette var ki: "Âhirzamanın müstebid hâkimleri, hususan Deccal'ın yalancı cennet ve cehennemleri bulunur." bunun bir tevili şudur ki: Hükûmet dairesinde karşı karşıya kurulan ve birbirine bakan vaziyette bulunan hapishane ile lise mektebi, biri huri ve gılmanın çirkin bir taklidi, diğeri azab ve zindan sûretine girecek diye bir işarettir.
Bediuzzaman((5.Şua'dan)
Merhaba!! İlk Bingo Tepki
Erkekle kadın farklı farklı özelliklerle donatılmış, bezenmiş, farklılıklarının neticesinde sosyal kimlikleri de ayrı ayrı kodlanmış cinslerdir. Günümüze kadar süregelen bu yaşayış tarzını, tarzımızı ‘’hadi ya değiştirelim, olmaz böyle. Bizler, moderen kadınlarız ya! farkımız olsun değil mi?? Ha ha ha ‘’ tabirinde kesinlikle değiştirelim demiyorum.
Kadın pek tabi toplumunun ve ailesinin ona yüklediği görevlerinin bilincinde olmalı, tıpkı erkeğin olduğu gibi. Ve bu yüzden kadın ve erkek mukayeseleştirilmemeli. Sizin deyiminizle aynı kefeye konmaya çalışılmamalı. Bizler bu nokta da gelenekleri baz alıp konuşmalar yapıyoruz , yalnışlıkları vurguluyoruz, toplumun sosyal bir inşa geçirmesi gerektiğini söylüyoruz ama asıl referans almamız gerekene bakmıyoruz keşke baksak da, karşılıklı hoşgörünün sağlandığı zeminlerde buluşabilsek . Radikal gelenekçilerden gelen bağırışmalara cevap verdiğimiz için karşı adreslerimiz hep gelenekçiler ve gelenek oluyor.
Ben geleneklerin toplum üzerindeki faydasını belirtmiştim yazımda. Bu gerçeği yadsıyamam. Ama iş biraz değişim noktasına geldiğinde gelenekler dogmatik kurallarcasına ezber edilerek dayatılmaya çalışılıyor sorun bu.
Kadın’ın keyfiyeti konusundaki ifadelerinizle 'itaat' sözcüğünün kullanım alanını biraz daha genişletip, karşılıklı anlayış ve uyum noktasında tariflendirseniz daha barışçıl olmaz mı? Yaratıcı’nın huzurunda da kadın-erkek farklılığından kaynaklan bir muamele ile karşılaşmayacağımıza göre tek üstünlüğün TAKVA olduğu gerçeğini itiraf etmeniz daha uygun değil mi?
Kadın ve Erkeği karşılaştırmadan benzeştirmeden şunu da ifade etmek istiyorum ki; bir bayan daha çok çalışmayı göze alıp bir beyefendi mesleğine göz dikti diye de senin alanın şu kadar metrekare bu kadar konuşabilirsin... hımmmm ..sus bakayım... diye sıkıştırmakta ne derece insani.
Hepimiz insanız ve bir kadın çıkıpta ben inşaat mühendisi olmak istiyorum talebinde bulunabilir. ''Bakın bakın aramızda erkekleşmeye çalışan bir dişi var '' yaklaşımıyla dışlamakta çok özgüvensizce bir hareket. Şunu da belirtmeliyim ki kadınlar erkeklerin yapabildiği her işi yapabilir gibi yalan, boş, feminen bir laf etmek de çok hatalı. Ben sadece olaya talep noktasında yaklaşıyorum.
Günümüzde dış iş gücü sağlamayı talep eden bayanların sayısı arttıysa neden bunu potansiyel bir tehlike olarak görmeye çalışıyorsunuz.
Sayın ergüden kardeşim NİSA süresinin 34. ayeti kerimesini daha iyi incelemenizi isterim ya da ifade ettiğiniz üzere ‘’ Çünkü Allah Teâlâ onların bazısını bazısı üzerine tafdil buyurmuştur ifadesini açıklarsanız, aydınlatırsınzı biz cahil kadınları memnun olurum TÜM cahil kadınlar adına.
Benim kaynağım KURAN ve sünnetlerdir.
Direksiyon bahsine gelince de kadın veya erkek adab ve edeb sınırları içinde trafik kurallarını ihlal etmeden, hareket ediyorlarsa bunda da bir sorun aramamak gerek. Ben her gün küfreden ormanımsı erkekler görüyorum ama hiç de sizin bahsettiğiniz bayanlarla karşılaşmadık daha olabilir, görebilirsiniz. Gözlemlediğiniz birkaç örnek de sizin kadınlar üzerinden bir paye çıkarıp köşeye sıkıştırmanız anlamına gelmiyor...!!! Yoksa siz de kadın sürücü görmeye tahammül edemeyenlerden misiniz ?? İfade etmişsiniz zaten!!!!!!
''Kadınlar okuyup da adam mı olacak'' başlığınız içinde şunu söylüyorum ki;
Siz bu siteye maksatlı girenlerdensiniz sanırım. Kadını bir birey olarak göremeyen cesareti ve yürekliliği erkeklik olarak tanımlayacak kadar erkek fetişisti birisiniz. Bu konuda örnek verdiğiniz topluluğu dile getirmeniz de sizin yaşadığı gibi konuşmayan biri olduğunuz hissi uyandırıyor bende.
Birey Olmak
Sevgili dostum Fatih Mutlu hemen her konuşmamızda şu cümleyi kuruyor: "Abi bağnazlıktan başka çıkış yolumuz yok"
Batılı martavallara o kadar kaptırmışız ki kendimizi, ne yana dönersek dönelim o ilk kaynağın harikuladeliğine ulaşma şansımız yok. Çünkü ondan uzaklaştı zihinlerimiz.
"Müslüman olmak" vardı o ilk kaynakta, "insan olmak" vardı. Şimdi peşine düşülen sadece "birey olmak."
Birey olmak ise batılı bir martavaldan başka bir şey değildir. Birey dediğimiz ucube istatistiki bir bilgidir. Sayılabilir alanlar için geçerlidir. Oy verendir birey, alışveriş yapandır, televizyonların seyredilme istatistiklerinde bir nüvedir, meslek odaları üyesidir, potansiyel tüketicidir, bu yüzden sayılması gerekir. Yoksa kapitalist dünya kime ne mal satacağını bilemez. Birey asla -ne kadar uğraşılsa da asla- insan kelimesinin muhteşemliğinin yerini alabilecek bir kelime değildir.
Müslüman erkeklerin bir çoğu bireyleşti. Müslüman kadınla onlardan geri dururlar mı? Durmazlar. Dururlarsa şişerler.
İşte bu lanet olası martavallara bulaştığımız için şeriat mayolarımız var, tesettür otellerimiz var, kuaförlerin tesettürlü bölümleri var, marka eşarplarımız, lüks mağazalarımız var. Erkeklerden hiç bahsetmeye bile gerek yok onlar çoktan çıktılar yoldan. Bir nebze anlaşılır ama erkeklerin durumu. Çünkü dışarıda olmak "zorundalar".
Kadınlarımız birey olmak için evden çıkmasalar idi tesettürlü tüketiciler haline gelmeyeceklerdi. Makyaj setlerinin kölesi olmayacaklardı. Nefes almamıza bile engel olacak parfümleri kullanmayacaklardı.
Kadınlar dışarıda olmayı talep "etmemeliler". Edemezler demiyorum dikkatinizi çekiyorum etmemeliler diyorum. Çünkü buna mecbur değiller. Çünkü bundan sorguya çekilmeyecekler. Erkeklere sorulacak ailenin rızkını nereden kazandın diye kadınlara değil.
Kadınlar diyordu bir yazısında Engin Ardıç, "karı" olmayı bıraktılar. Karı olmayı aşağılayıcı bir ifade olarak görmeye başladılar. Bu topraklarda konuşulan türkçede erkeğin karısı, kadının kocası olur. "Eş" kelimesi sadece hayvanlara aittir.
"sözgelimi ben, kendim
hiç hayıt ağacı görmemişim
görmeden ölürüm diye korkum da yok"
diyor İsmet Özel de. Yapmasanız da olur bazı şeyleri. Ölmezsiniz. Hiç merak etmeyiniz, olamadığınız iş kadınlığı yüzünden hesaba çekilmeyeceksiniz. Hesaba çekilmeyeceğiniz şeyler yüzünden günahı/günaha girme potansiyelini arttırmaya hiç gerek yok. İşte takva da budur. Caiz olan en alttaki sınırdır. Kadınların sokağa çıkmasının caiz olmasından, yapılması gereken şeyin bu olduğu anlamını çıkarmak aptalcadır. Yapılması gereken değil, izin verilen en alt sınırdır bu çünkü. En altta olanı tercih edip üstüne de takvadan bahsetmek abesle iştigaldir.
Müsvedde
Balık Baştan Kokar...
Kardeşim tamam,kabul,kadınlar vazifelerinden çok uzaklaştılar.Vazifelerinden ve bilhassa dinin onlara emrettiklerinden.Ben de katılıyorum,tesettürün asla kabul etmediği pekçok şeyi yapıyor malesef ki birçok -kapalı-kadınımız.Feministleştiler de...hepimiz farkındayız.
Erkeklerin de nasıl değiştiğini siz de kabul ediyorsunuz belli.Amma velakin niye kadınların değişmesinden,vazifelerini unutmalarından daha fazlaca dem vuruluyor,ben bunu anlayabilmiş değilim.
Kadınlarımızın pekçoğunu bu hale getiren bizzat erkeklerin ta kendisidir.Dindar olduğunu,Allahın emirlerine riayet ettiğini iddia eden erkeklerimiz niçin tesettürlü ama çalışan,tesettürlü fakat kapalılığı fazla abartmayan kızlarla evlenmek tercihinde bulunuyorlar.Ya da ta en başından açık bir kıza tutuluyorlar.-BURADA ASIL NİYETİMİN TESETTÜRLÜ,TESETTÜRSÜZ AYRIMI YAPMAK OLMADIĞINI HATIRLATIRIM.-
Ya da özellikle son yıllarda karısını eve kapatıp kendisi gencecik,süslü püslü kızlarla nikahlanan erkekler.
Tüm bunlara ne demeli.Çok yazıkki,ifade ettiğiniz davranışlar etkinin tepkisidir.
Erkekler takılmadıklarına üzüledursunlar ama şöyle de bir hallerini kontrol etsinler derim.Madem hükümdar onlar,eee...balık baştan kokar...
Suç Hâlâ Kadınların
Kadınların değişmeyen/bozulmayan müslüman erkeklerle evlenme şansları var. Ama evlenmiyorlar. Peki neden?
Çünkü bu arkadaşların çağcıl tabirle "karizma"ları olmuyor. Yüksek makamlar işgâl etmiyorlar ya da doktor, avukat vs olmuyorlar/olamıyorlar.(Doktor yada avukat olanlar daha açık tabirle iyi para getiren işlerde çalışanla bozuktur demeye çalışmıyorum.) Ortalamanın üstünde gelir düzeyine sahip değiller. Çünkü bozulmayan müslüman erkeklerin derdi para kazanmak değil. Karizma sahibi olmak değil. Makam işgal etmek değil. Onların tek derdi adam gibi yaşamak. Bu halde olan kaç tane müslüman erkek tanıyorum. Hepsi bekar ve evlenecek kız bulamıyorlar. Gönüllerine düşen müslüman kızlar onlara dönüp bakmıyor bile. Yani kendilerine hükmedecek erkekler yerine. Kendilerini rahat ettirecek, Gelenekten çok batılı yaşam tarzını benimseyip kendilerini rahat bırakacak, karizmatik olup hava atmalarını sağlayacak, çalışmalarına "birey" olmalarına ses çıkarmayacak erkeklerin peşindeler. İşte bu yüzden "baş" kadınlardır. Artık kokuyor mu kokmuyor mu orası sizin yorumunuza kalmış.
Müsvedde
Tencere Yuvarlanıp Kapağını Bulur!
Siz de haklısınız kardeşim ne diyeyim!Biz çoğunluğun halini kastetmiştik!Herneyse yorumum hala öyle...Yorumum genel için değil çoğuluk için geçerli.
Ama Allahtan dileğim erkeklerden de kadınlardan da halis niyetlilerin en kısa zamanda karşılaşmasıdır.Hiç merak etmeyin! Tencere yuvarlanıp en sonunda kapağını bulur.
...vesselem....
Cemaat.com erkeklerine
Cemaat.com erkeklerine yönelttiğim latife tarzı iltifatlardan dolayı özür diliyorum.Bu üslup birçok babacan'ı rahatsız etmiş ki bana doğru gülyabani yüzleriyle şahlanıvermişler bir anda.
Birey kavramı üzerinde örnekler verip niteliksel göstergeleri ifade etmede kullanılan bir kavramı kullanmamı eleştirmişsiniz ! peki !!!Bu kavram kimi işaret ediyor ?? Bir canlı yı değil mi? Bu canlı'nın bir cinsiyeti var mı? Aslında sizi yadırgayamıyorum çünkü kadınlar hayatımızda sistemler tablosunda,araştırma verilerinde,tablolarda her yerde işte.... yer almadığı için hep erkeği işaret ettiğimiz için '' bu da nerden çıktı şimdi ?'' garipsemeleri yaşıyoruz.
Kadını arkadan gelen biri gibi ya da 'şişmesin bari' ifadelerini yakıştırıp kullanıyorsak eğer, daha kafadan kadını ikincil bir varlık olarak görüp kabul ediyoruz anlamına geliyor bu durum.
Yüce Yaratıcı bile böyle bir ayrıma girmezken biz kim oluyoruz ????
Dışarı da aile rızkının teminini sağlamak evdeki bayana (HEY ARKAMDAN GELEN KARI ) demeyi gerektirmiyor açıkcası.Kadına söylenecek o kadar sevimli,estelik,ifadeler varken neden karı ifadesi??????
Burada kadın erkek hakları yarıştırması da yapmak istemiyorum. Çok da önemli değil aslında! Çünkü her yargının muhakkak karşı bir duruşu vardır.
Adil olmayı beceremiyoruz HEY erkekler !!bari işinizi sevgiyle yaptırmaya çalışın Çünkü kadınların anladığı en iyi dil budur.(onlar duygusaldır)
Halinizi Garipsemiyorum
İfadeleriniz tamamen önceki yorumda bahsettiğim batılı martavallara tutulmuşluğun göstergesi. Geri dönemeyecek kadar battığınızın farkındayım. Anlamak istemeyeceğinizin farkındayım. Nefsinizin bütün bunlara izin vermeyeceğinin farkındayım.
Nisa-34: Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Müsvedde
Ben de İtaat İsterim.... Yaaaaa
Evvela kadın ve erkeğin yaşamlarındaki tercihleri defaatle ''batı kaynaklı kopyalar bunlar'' demek gibi bir hakkımız olmadığını, herkese verilen akıl ve irade ölçüsünde kendilerine sunulan yaşamsal verileri (her şey) yorumlama gücüne haiz olduğunu, artık bu konularda yargılayıcı değil anlatıcı konumlardan seslenmemiz gerektğini düşünmekteyim.
Nisa 34. ayette Erkeğin bugün tanımlanmakta olduğu rolünün, ne olduğu açıklanıyor. Bu konuda hemfikiriz. Önceki yazılarımda kadın ve erkeğin hayatın neresinden aile 'yi sahiplenmesi gerektiğini ifade etmiştim.
Ben beylerin koruyuculuğunu, bakıcılığını inkar etmiyorum. Zaten kadın ve erkek biyolojik ve güçsel farklılıklarından dolayı hep birbirlerine gereksinme duyarlar. İşte bu mecburiyet zemininde varlığımıza yakışır biçimde, hoşgörü, saygı (İTAAT), sevgi değerleriyle bezenmiş bir birliktelik kurmak gerektir diye düşünüyorum.
Sizlerin İTAAT kavramınız ast-üst ilişkisine dayanıyorsa işten eve geldiğiniz vakit ''KARI !!- CIĞIM bugün metregarende neler yaptın bakam?? Aman yaww...siz de akşama kadar oturuyonuz. bi şey yaptığınız yok ya.. hadi yemeğimi hazırla'' gibi ifadelere ''tamam kocacığım'' kabilinden bir beklentiyse çok yalnış algılamışsınız İTAAT sözcüğünü.
Ben itaat'i eşlerin evlilik kurumuna gösterecekleri saygıyı karşılıklı paylaşma olarak tanımlarım.
Batmak mevzusuna gelince de neyi anlayamadığımı bilebilirsem memnuniyetle batacağım sözcüklerinizin içine.
İstemekte Serbestsiniz
Her şeyi istemekte serbestsiniz. Hatta istediğiniz dine inanmakta da serbestsiniz. Ve lakin Allah'ın ayetlerini eğip bükmemenizi salık veririm. Sizin keyfinize göre yorumlanmıyor ayetler, hatırlatırım. Yani sizin ne anladığınızın zerre kadar kıymeti yok. Ayet de açıktır kullanılan kelimelerin anlamı da açıktır. Bilmiyorsanız tdk'nın sözlüğüne müracaat edebilirsiniz.
Sahip olduğunuzu sandığınız irade külli iradenin önüne geçmeye başlamış.
İş sahibi olup, sizden daha yüksek bir mevkide bulunan bir şahsa para için itaat etmek kocanıza itaat etmek kadar zorunuza gitmiyor. Para mı kıymetli, koca mı, Allah'ın emri mi? Sormaya gerek yok gerçi. Siz kararınızı çoktan vermişsiniz. Allah affetsin.
Müsvedde
Cahil kuldan bir soru!!!!
Sayın Karaoğlu;
Bana TÜRK TARZI itaat örnekleri sunar mısınız?
Biz kadınlar itaat sözcüğünden ne anlamalıyız. Erkeklerimizi koşulsuz sorgulamama durumu mu? Kadınların ne anlaması gerek??
Teşekkürler...
vahyi keyfe ayarlama suçlaması harici bir suçtur
selamun aleyküm
yani benim anladığım gibi anlamazsan vahyi diyor edip bey keyfine inşa etmişsin anlamış saydığın kıymetsiz zerreyi. niye sizin gibi anlayalımki. sizin gibi veya sizin anladığınız şeyi anlayıp asırlardır metinlerde pimi çekilmiş bomba misali hazırda bekletilen 'şey'i niye anlamak zorunda kalalım. birilerinin vahiyden anladığını vahyin yerine koyanlar ne yapmak istiyorlar. eğer ayet açık ise onu kapatan kimler ki ortalık süt liman değil. ortada olupta anlaşılan ancak anlaşılan şeyde mutabakata ulaşılamayan bir mesele var. ve bu şimdi yani modern zamanların mutabakatsızlığı değil.
irade meselesi ise yine kadim bir meseledir ve itikadi ve de fıkhi mezheplerin ilk anlaşmazlıklarındandır.
kadınlar erkeklere itaat etmezler. insanlar yoldan çıkmamak için yolun sahibinin sesine kulak verirler ve sözün mutlak egemenliğini değil yolun mutlak doğruluğuna sarılırlar.
ayrıca ''...(hafifçe) dövün...'' diye çevrilen vahye hz.peygamber ve sahabilerden kim uymuştur? benim bildiğim buhari'de ve diğerlerinde iyi davranın, merhametli olun, dövmeyin diye seslenen bir peygamber varken ''... (hafifçe) dövün...'' diyen kim acaba? söylediklerinin zerre kadar kıymeti olmayanlar mı? onlar insanların iradesini ellerinden alıp sultanların iki dudağına teslim eden sünni atanmışlar olmasın? ne dersiniz?
Çok Biliyorsanız Kendiniz Çevirin
Mealleri beğenmiyorsanız kendiniz tercüme ediniz. Tercüme edecek kapasiteye sahip olmanız kaç yıl sürer orasını bilmiyorum. Ben kendi çevirilerime sahip olmadığım için vahyi kendine göre değerlendirmek suçlamasını saçma buluyorum.
Aynı ayetin diğer kaynaklardan çevirisini buyrun.
Diyanet Vakfı Meali:
Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için saliha kadınlar itaatkardır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
Abdülbaki Gölpınarlı'nın meali:
Erkekler, kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları bir çok şeylerde kadınlardan üstün etmiştir, çünkü onlar, kadınları, mallarıyla geçindirirler, doyururlar; iyi kadınlar da itaatli olurlar ve Allah, onların hakkını nasıl korumuşsa onlar da, kocaları yanlarında olmasa bile, iffetlerini korurlar. Kadınlarınızın serkeşliğinden korkunca onlara öğüt verin, onları yatakta yalnız bırakın, dövün onları. Fakat itaat ettikleri takdirde de aleyhlerine bir sebep araştırmayın, şüphe yok ki Allah çok yüce ve büyüktür.
Ali Bulaç'ın meali:
Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah’a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın meali:
Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarfetmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce'dir, Büyük'tür.
Elmalılı Hamdi Yazır'In meali:
Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Ömer Nasuhi Bilmen'in meali:
Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Muhammed Esed'in meali:
ERKEKLER, kadınları, Allah'ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah'ın koru[nmasını buyur]duğu mahremiyeti koruyan sadık ve itaatkar kadınlardır. Kötü niyetlerinden korktuğunuz kadınlara gelince, onlara [önce] nasihat edin; sonra yatakta yalnız bırakın; sonra dövün; ve bundan sonra itaat ederlerse onları incitmekten kaçının. Allah gerçekten yücedir, büyüktür.
Bunlar gibi sayabileceğim 15 meal daha var. Eğer isterseniz. Edip Yüksel ve Yaşar Nuri Öztürk dışında kalan herkes ayette geçen kelimeyi dövün olarak çevirmişlerdir. Çok istiyorsanız onlara iman edebilirsiniz. Dediğim gibi istemek serbest.
Bu da bonus olsun. M. Pickthall'ın meali:
Men are in charge of women, because Allah hath made the one of them to excel the other, and because they spend of their property (for the support of women). So good women are the obedient, guarding in secret that which Allah hath guarded. As for those from whom ye fear rebellion, admonish them and banish them to beds apart, and scourge them. Then if they obey you, seek not a way against them. Lo! Allah is ever High Exalted, Great.
Müsvedde
''çok biliyorsanız...'' ''fe eyne tezhebun''
selamun aleyküm
mesele mealleri beğenip beğenmeme değil. mesele bir zihniyetin sürekli gündemde tutularak insani olan tüm gayretlerin boğulmak istenmesi. peki neyle yapılıyor bu. tabi vurucu güç olarak kullanılan vahiyle. ayet çevirilerini alt alta sıralamakta odur. çok biliyorsan sen yap demek müslümanların dillerinden düşmeli artık. yani düşmeliydi ama habire yerleşmek istemesi kimin işine gelmektedir?
''Bunlar gibi sayabileceğim 15 meal daha var. Eğer isterseniz. Edip Yüksel ve Yaşar Nuri Öztürk dışında kalan herkes ayette geçen kelimeyi dövün olarak çevirmişlerdir. Çok istiyorsanız onlara iman edebilirsiniz. Dediğim gibi istemek serbest.'' edip bey ben meallere iman etmem. iman'ın ne olduğu ve nasıl olması gerektiğini biliyorum. iman pazarlama müesseseside yoktur ayrıca. birde soruyorum siz mealleremi iman ediyorsunuz?
çeviri bombardımanına gerek yok. onlar bende fazlasıyla mevcut zaten. ihsan eliaçık'ın çalışmasınıda ben eklemek istiyorum buraya. birde m.esed'in çevirisini verirken açıklamalara bakalım. ve bakıpta görelim neyin ne olduğunu. ayrıca ''bonus''a gerek yoktur. adalet ve tevhid merkezli salih amellerle inşa edilen bir dünyanın inkişaf etmesi umuduyla...
allah'a emanet...
Yumuşatılmış Bir Dine Hayır
Mesele meal meselesi deği. Mesele İslam'ın sadece hoşgörü dini olarak gösterilmeye çalışılmasında. Rahman isminin yanında duran Muntekim ismini gizlemeye çalışmaktır mesele. Rahim isminin yanında duran Kahhâr ismi görmemekte mesele. Âyet açıktır. Bir suçun karşılığında yapılacak eylem anlatılır. "nasihat edin; sonra yatakta yalnız bırakın; sonra dövün" diyor açıkça. Âyeti eğip bükmeye çalışmanın, hoş göstermeye çalışmanın bir anlamı yok. Suç varsa cezası da olacaktır.
Canınız sıkıldıkça karılarınızı dövün demiyor âyet. Bir suçu beyan ediyor ve arkasından verilmesin gerken cezayı anlatıyor. İlla karınızı döveceksiniz de demiyor. Ama bunun bir yöntem olarak sunulmadığını söylemek insanı küfre kadar götürebilir.
İslam kendi ceza sistemine sahip bir dindir. Batılılarca "vahşi" olarak nitelenen cezaları mevcuttur. Ne yazık ki bu tip görüşler "çağcıl cezalar" uygulanması gerektiğini söyleyen müslümanların sayısını da arttırdı. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin bu din böyledir. İnanmamak gibi bir tercihiniz var ama dini eğip bükmenize izin verecek de değiliz.
Ben kesilen bir kurbana bakamam diye çıkıp kurban olmasın deme hakkına sahip değilim. Ben bir insanın recmedilmesini seyredemem, ben bir insanın elinin kesilmesini seyredemem, bir insanın kırbaçlanmasını seyredemem, yapım böyle. Ama bunlar İslam'da yoktur diyemem. Dersem, biliyorum ki bu beni küfre götürür. İşte bu sebepten âyetlere yorum getirirken dikkatli olmak gerekiyor. Allah insanları -özelde müslümanları- hak yoldan sapmaktan korusun.
Müsvedde
İtaat
Evet çeviri itaat diyor. Biz Rabb'e de itaat ediyoruz.Aynı manaya geliyor değil mi burada söz konusu kelime aynı kullanıma sahipler yani?Kocam da bana, orada bir cihat sürüyorken evde oturup hiç bir işe yaramamamı "emrederse" sorgulamadan "itaat" edeceğime emin olabilirsiniz..En nihayetinde dinim bana cihada katılmayı şart koşmuyor, evimde oturup başka şeylerle ilgilenmek gibi görevlerim varken değil mi efendim?...
Kaybettirme Bey'im!
bu kaybettiler denilenlerin arasında belki benim annem var, belki dayımın kızı var, belki yengem, belki komşum var! ve ben onlara kendi rahat koltuğunda oturan bir müdür gibi, biraz da içinden oh der gibi "kaybettin bayan" diyemem! diyemem çünkü benim kazandığım daha belli değil ki onun kaybettiği belli olsun. sınav devam ediyor, maç hâla doksan dakika! nerden biliyorsun bir köpeğe verdikleri bir yudum su onları son nefeste imanlı gidip kazanmalarına sebeb olacakken senin müjdeleyici olman gerekirken sünnete muhalif bu tavrın senin imtihanı kaybetmene yol açacak! nerden biliyorsun Allah aşkına desene bana, bize, onlara!
şefaate inanıyorsanız "benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenlere" buyurmuş sözünün üstüne söz olmayan! büyük günah işleyenler siz kaybettiniz, dememiş. aksine "hayır, sizin elinizden ben tutacağım, kurtulacaksınız, demiş.
Allah aşkına bırakın şu kadın erkek namelerini de! imanın var mı gardaş, imanını koruyan ibadetin, fikrin zikrin var mı gardaş! erkek halinle bir meryem, bir asiye, bir hatice, bir aişe, bir rabia, bir nene hatun olabiliyor musun! olamıyorsan erkek olmanın da bir özelliği kalmıyor demek ki! çocuklara dahi "küçük insan" gözüyle bakmaya çalışıyorum ben. kaldı ki onların büyümüş halini erkek kadın diye niye ayırayım? teferruatlara takılıp kalmayalım. ana gaye eğer inanmışsak, "ey iman edenler" hitabına muhatab isek Allah'a kulluk ve Onun rızasını kazanmak olmalı. maddî olarak erkeğin güçlü kadının güçsüz olması, takva yarışında kadını geride başlatmaz ki! ne kadar takvan varsa o kadar Allah'a yakınsındır demek. ve ne kadar Allaha yakınsan o kadar güçlüsündür! rabiayı hatırlayın. üzerine ordular gönderilseydi kim kazanırdı?
ve kadınlar... her işte erkekle aşık atmaya kalkan/aşık attırılmaya çalışılan kadınlar... her türlü bahane bulunabilir sokağa çıkmanıza, çalışmanıza. şer'an da haklıdır belki çoğu da! lakin takva cihetinden en iyisini kalbinize danışın. eğer ana gaye inanmışsanız, "ey iman edenler" hitabına muhatab iseniz Allah'a yakın olmak, Onun rızasına ermek olmalı değil mi? kendini ispatlamak, senin yaptığını işte ben de yaparım düşüncesi bunların önüne geçmemeli eksik fikrimce. siz bilirsiniz sonuçta. imtihan sahibi olan sen, ben, siz, biz, hepimiz!
ayrıca yazıyı, bir cümleyle de olsa dile getirdiği örtülü örtüsüz ayrımcılığı sebebiyle oldukça tehlikeli buluyorum. şekil bütünü tamamlamaya yarar, ama asla herşey değildir. şekil kurtarıcı olsaydı şeklî ibadetlerden olan namaz tek başına yeter, veyl... ile başlayan bir ayet inmezdi. ben nice tesettüre riayet edemeyen ama Allah deyince gözleri yaşaran bayan biliyorum. yine tesettüre riayet eden ama gıybet ile, zan ile ölmüş kardeşinin etini yemeyi kendine adet edinen nice bayan da biliyorum. şekli ön plana çıkarmak ancak insanların gönlüne husumet eker. her şey gibi tesettür de ahlâkı tamamlamak üzere vardır. ahlâkın miktarı nisbetinde de Allah'a yakınlık arz edersin. biz Allah'ın kelamının ve resulünün emrettiği tesettüre iman ettik. ama ben sadece şeklin, insanların önüne put gibi çıkarılmasını doğru bulmuyorum. bu yüzden çeşitli nedenlerle tesettürünü sağlayamayan bayanları rencide ettiğinizin umarım farkına varmışsınızdır.
yazı sisteme uyum sağlayan bayanlardan ziyade sisteme, sistemin devamını sağlayanlara ve de bile bile bu sisteme destek olan erkek bayan tüm insanlara olsa idi daha makbule geçerdi. bu haliyle merhametten ve şefkatten oldukça uzak bir hâl arz ediyor.
ve emin olun o tip kaybettiğini söylediğiniz bayanlar sizin her daim hayatınızda olacak! artık ne yüzle bakarsınız bilmiyorum...
mevla hayırlarla dopdolu geçen bir ömür nasib eylesin hepimize,
muhabbetle
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Elmanın İki Yarısı...
Söze son noktayı koydunuz sanırım.Amaç Allahın rızası.Yaşadıklarımıza,olup biten herşeye çok da güzel bahaneler,kılıflar uydurabiliriz pekala.Bizimle yatıp bizimle kalkan,sürekli yanımızda gezdiridiğimiz-çoğumuzda-vicdanımız var oysa.O neyin doğru neyin yanlış olduğunu çok da açık dile getiriyor her bir yeni günün bitiminde...
Kadın-erkek sürekli mücadele içinde yaşasın diye gönderilmemiş elbette yeryüzüne.
Şöyle bir silkinip kendimize gelelim,bizler elmanın iki yarısıyız sadece,örtüyüz birbirimize.Rabbimiz bize birlikte sesleniyor,"Mümin erkekler ve kadınlar,gözlerinizi haramdan koruyun!"diye.
Hayırlılarla karşılaşmak duasıyle...
uyarıyorum!
evet,ben kaybettin diyerek uyardığımı düşünüyorum.bak bunları yaparak kaybettin.bunları sakın yapma diyerek.
şimdiki konumu kaybetmek olan kadının kazanması muhtemeldir elbette.yaptığım sadece alınan yolu göstermek.endişenizi anlıyorum ümit bey.ama bu kaybedenler arasında akrabalarınız varsa,aman hemen gidin ve uyarın.çünkü böyle davranmaya devam ederlerse kaybedecekler sanırım.
cenneti ya da şefaati kaybettiklerini de söylemiyorum bu arada.kaybettikleri benim.beni kaybettiler.yazımın sonunda da bu açıkça görülüyor.
duanız için de sonsuz kere amiiiin diyorum.
hürmet, muhabbet,vesselam.
ilimsiz, irfansız ve hikmetsiz olmamamız dileğiyle!
esselam muhammed kardeşim,
İnsanları yaptıkları yanlışlarından, uzaklaştıkları Rabbinden dolayı uyarırken, insanların karşısına geçip de "kaybettiniz bayan" demekle ne kadar usul açısından, hikmet açısından yoksun bir tebliğ(!) olduğunu umarım yazılan yorumlarda anlayabilmişsinizdir...
Peygamber efendimizin bir kerecik dahi olsa "Kaybettin artık ebucehil..." gibi bir lafını duydun mu?/okudun mu?
Tebliğ usulunu iyi okumak gerekir. İnsanlara kaybettiğini söylemek hiç bir insana düşmez.
Daha önceki yorumlarda da yazdım. Ama önemine binaen cümleyi tekrardan yazacağım:
Birincisi biz insanlardan umudu kesme hakkını nereden alıp da insanlara "kaybettiniz..." diyebiliyoruz? İkincisi Allah insana nefes verdiği müddetçe insanoğlundan ümidini kesmez iken, biz nasıl ümit kesebiliyoruz, ümit kesip de karşılarına geçip "kaybettiniz..." diyoruz?
Eylemlerden eyleme islamı hatırlayan insanlardan duyduğum bir cümle: "açık bayan görünce çok sinirleniyorum, onlara otobüste yer vermiyorum." gibi cümlelere benziyor "kaybettiniz" ile başlayan cümleler...
ilimsiz, irfansız, hikmetsiz işler yapmamamız, sözler söylememiz dileğiyle...
ulvî ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com/ --
Benim anladığım
Bu yazı;"Bu devirde aç susuz kalmakla ibadet olur mu" haleti ruhiyesiyle sinesini çökertmiş,hayatını yumurtadan çıkınca piliç olacağını ve kızartılıp yeneceğini zannedenler için yazılmış .Her şeyi para ile satın alabileceğini düşünüp,salyalarla etrafa göz gezdiren karşı cins için aynı" kaybetmek" geçerli olsa gerek.Eğer bu inançsızlıktan vazgeçilirse iman edilirde içinde ki bu günah derdi ile bir gün kurtulacağını ümit ederse "kaybettin" sözü çok gelir.
Günah ve fitne' nin kadın üzerinde yoğunlaştığı günümüzde "Dinle alay edenin" ayeti kerimine muhatap olanların dışında(Allah cc bizi muhafaza etsin) ,açığı ile kapalısıyla,gözü kayanıyla kaymayanıyla hepimiz hesabımızı vereceğiz.
Derdimiz ayetleri yanımıza alarak hangimizin üstün olacağını isbatlamak olmasın.Allah cc bizim takvamıza bakacak.Herkesin bir annesi var.
Boşanmak Allah cc 'un hoşuna gitmeyen bir helalse,Karı koca arasındaki geçimsizliklerin telafisinde tavsiye edilen yollar,hele dövmek ,nekadar hoşuna gider Allah cc 'un size bırakıyorum.
Bendenizden bir açıklama daha!!!
Merhaba
Öncelikle bilgilerini bizimle paylaşma ve doğrularını anlatma çabasında olan tüm arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum. İnanın, yazdıklarınızı okurken ‘’şimdi ben ne cevap vereyim bunlara’’ bakışıyla değil de farklı solukların seslendirilişini merak eden bir arkadaşınız gibi, dikkatle okudum yazdıklarınızı.
Şu ana kadar sarfettiğim tüm ifadeler de kadının yeri ‘’nerede’’ ve ‘’ne olmalı ‘ları’’(istekleri ölçüsünde) anlatmaya çalışırken; ayetlere müdahil olmak gibi görünmek, toplumsal düzlemde kemikleşmiş kadın kimliklerini bozmak, rencide etmek gibi bir niyetim yoktu.
Tekar tekrar vurgulamak istiyorum ki ne nisa süresine ne de edip kardeşimin kısmi açıklamalarına ‘’yanlışsın yanlış’’ vurgusu yapıyorum.
Kişisel ihtiyaçların, beklentilerin , ideallerin vb… dini ,toplumsal ve sosyal alanlarda da farklılıklar ve değişimlerle harmanlanıp , uygulanabilirliğini sorgulamak istedim sadece .
(Sizce bir kadının idealleri ne olmalı? )
Nisa süresinin ne kadar adil ve gerçekçi biri tarafından bizlere sunulduğu da ortada. Şükürler olsun !!
Keşke bazı beyler bu ayetteki (görevleri ve kadına yaklaşımları husundaki) sıralamaya göre rivayet etseler..!!!! (murat arkadaşımında değindiği üzre)
Ben kendi dünyamdan itaati seslendireyim mi arkadaşlar!!!!
Bir akid ‘e (izdivaç) evet deyip, başından, geldiği noktaya kadar hayatı , birbirlerine yakın duruşlarla yaşayıp, birbirlerinin kişilik,haysiyet ,onur vb …, değerlerini önemseyen, itirazını,anlaşmazlığını makul sebeplerle ortaya koyabilen, adil,iyi niyetli,toplumsal çıkarları ( ne derler? ) aile kavramının önünde tutmayan, insanını gerçekten bir değer olarak görüp, öyle davranan bir beyefendi’nin
Ellerinden de öperim!!! Saygıyla da eğilirim önünde.
unutmayın
sayın hanımefendi her koyun kendi bacağından asılır diye bir söz vardır.işte bu sözün bizim dinimizde yeri yoktur.müslümanlar kardeşim demek zorunda oldukları müslüman kardeşlerine karşı sorumludurlar.bu sorumluluk her konuda vardır.evlilik müessesesinde ise sorumluluk dinen evin reisi olan erkektedir.eşinin namusu rızkı herşeyi onun sorumluluğundadır.ahirette erkekler eşleri için sorgulanacak ya mükafat alacak yada ceza alacaktır.kadının ise erkeğine dini çerçeve içerisinde itaati söz konusu ise, yanlış karar bile vermiş olsa erkek, bir sorumluluğu olmayacaktır kadının.
bir kadın cehenneme giderken yanına 4 erkek istermiş.beni bu duruma bunlar getirdi beni engellemedi diye.bunlar;
babası,büyük abisi,büyük oğlu ve KOCASIdır.
erkek eşinin fikrini dinlemeli ona göre karar vermelidir.kadınsa son kararı erkeğin vereceğini asla unutmaması ve saygı göstermesi gerekir.
umarım birşeyler anlatabilmişimdir.yazımdaki yanlışlıklardan dolayı özür diler saygılarımı sunarım.
her ruh bir gün Rabbine geri dönecektir...
Sayın ceylan
Sayın ceylan
''Ahirette erkekler eşleri için sorgulanacak, ya mükafat alacak ya da ceza alacaktır''
Bu ifadelerinizi destekleyecek bir ayet-i kerime geçer misiniz lütfen?
tevbe /71 : İnanan erkekler ve inanan kadınlar birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdır. İyiliği emrederler, kötülükten men ederler, namazı kılarlar, zekât verirler, Allah'a ve Elçisi'ne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir...
2/187 : ...Onlar (kadınlarınız) sizin için birer elbise, siz de onlar (erkekleriniz) için birer elbisesiniz...
Bu ayeti kerimeler ikisininde birbirlerinden sorumlu olduğunu, değer ve hak açısından eşit olduğunu gösteriyor .
cevaben
muhterem hanımefendi...
Yeni Ümit Dergisi'nde Kur'ân Penceresinden Ailede Erkeğin Konumu isimli Doç. Dr Mesut ERDAL ın yazısında güzel açıklamalar var. Ben linkini buraya aktarıcam yazı uzun olduğu için fazla yer işgal etmek istemedim kopyalayıp yapıştırarak. Sadece bir bölümü dikkatinize çekmek isterim.sanırım benim yazılarıma temel olabilecek yerlerdir buraları.
“Kocalar eşleri üzerinde yönetici ve koruyucudurlar (kavvâm). Bunun sebebi, Allah’ın bazı insanlara bazılarından daha fazla nimet vermesi ve bir de kocalarının mehir verme, evin masraflarını yüklenmeleri gibi malî yükümlülükleridir. O halde iyi kadınlar: itaatli olan ve Allah kendi haklarını nasıl korudu ise, kocalarının yokluğunda, onların hukuklarını koruyan kadınlardır.” (Yıldırım, 2001)
Ayette geçen kavvâm kelimesine “hâkimdirler” (Davudoğlu, 1982; Atay-Kutluay, 1973) , “destekçisidirler” (Doğrul, 1947) , şeklinde anlam veren mealler de mevcuttur. Râğıb el-İsfahânî ise kavvâm kelimesine gözetmek ve korumak anlamını vermiştir. (Râğıb, 1986)
Kocalar yönetici ve de kadınlarda kocalarına uymak zorundalar ise erkekler tıbki devlet başkanlarının tüm halktan hesaba çekilecekleri gibi eşlerinden hesaba çekilecektir.benim naçizane demek istediğim buydu. Yazının tamamını;
http://www.yeniumit.com.tr/konular.php?sayi_id=72&konu_id=444&yumit=bolum2
adresinden okuyabilirsiniz.saygılarımı sunuyor yazım hataları için özür diliyorum.
her ruh bir gün Rabbine geri dönecektir...
mutsuz
Kadin-erkek ayrimi bir suru meselede bir suru sebeple anlamli bir ayrim olabilir. Lakin mesele muslumanlarin sikintilarini konusmaksa bu ayrimin tartismayi goturecegi yer Sabah Sekerleri'nin bizi goturecegi yerden farkli olmaz. Cocukca birseydir. Muslumanca yasama meselesinin formalizasyonunda yeri yoktur kanimca. Dahasi bu yazida gecen"kaybeden kadinin" angaje oldugu iddia edilen dunyanin pek hosuna gidecek bir yaklasim bicimi gibi gelmekte bana.
Biraz kopuk da olsa hazir bu tartisma burdayken sunu soylemem lazim: musluman kadinlar musluman erkeklerden cok daha mutsuzlar, cok daha umutsuzlar. Cok basit gibi mi geldi bu gozlem size ? Belki de en temel gozlem olmali bu. Erkekler bence buradan baslamali dusunmeye. Bu neden boyledir, yasadigimiz hangi tuhafliklarin sonucu ve/veya sebebidir bu durum, erkeklerin bu isteki payi/sorumlulugu nedir ? Benim verdigim cevaplar bir erkek olarak benim yuzumu kizartmakta.
vesselam.
Mahcub
Mutlu olalım mı artık????
Merhaba
Bugüne değin kadınlarımız, gelenek şartnamesi hedefine uygun, sözde dini farzlar tehditliğinde basık, güçsüz, ''son söz kocanındır! kes sesini sen, sen kimsin?''.....dayatmalarıyla , aşağılanmalarıyla karşılaştığı için, garibem; günümüze değin erkek eseri kadıncağızım tarzında sürüklenip, orta kuşağın en verimli Akdeniz ülkesi, canım Türkiye'min müteşekkil varlıkları olarak metrekarelerinde yaşamlarını devam ettirmeyi sürdüyorlar (TÜRLERİ HALA YOK OLMADI DEĞİL Mİ???) Bu türleri erkekler yok etmez gerçi (max .erkek başarısı işte ya..!.)
Çok derin mevzuların sahibi anlı şanlı efendilerimiz, daha modernlerini görünce sokakta,sinema da,iş ortamında,aktif olan her yerde işte... ''bunlar da nerden çıktı yahu? Şimdi bunlar bizimkilerinde aklını çelerler!! Ne bu görünürlük kardeşim? Siz hadi bakayım kendi dünyanıza. bizim kamusal alanımızda ne işiniz var be? Boşuna çırpınmayın ha! sizi devlet baba bile almıyor!! Ne haber?? hadi hadi !! ? marş marş..metrekarenize gibilerinden baskılamalarıyla kadını hapsedicekler kendi dünyalarına kendilerince.
Kadıncağızım ne yapsın? Ürkek, korkak ,alıngan yetiştiği için, haşmetlilere karşı duramıyor tabi. Dursa ne olcak?
İşte bizim bileği kuvvetli delikanlılarımız o yüce NİSA süresinin 34. ayetinin kerimesinin ( NİSA !! SENİ SEVİYORUM) son fırkasını uygulayacaklar hemen .(işte onlar gerekçeli erlerin ta kendisi yaa...!!!!!! )
Kadınlarımız mutsuzluğun pençesinden sıyrılıyorlar artık.Çünkü daha aydın beylerimiz ve idealist kadınlarımız var.Onlar hayatın müşterek olduğunu biliyorlar.Tıpkı peygamber efendimizle eşlerinin arasındaki uyum gibi.
Sevgiyle..
abartılı bir yaklaşım
sayın hanımefendi sürekli size cevap verdiğim için özür dilerim.ama yeni olduğum için bir yere takıldım kaldım sanırım.
gelenek ve göreneklerimizde kadının aşağı bir yerde olduğunu ima ederek sizin ve sizler gibi beyinlerin(new generation)bu ilkelliği yıkan aydınlatan birer güneş gibi göstermeniz hiçte doğru değil vede üzücüdür.
türkler islamiyetten önce bile kadına hakettiği saygıyı vede hürmeti göstermiş bir millettir.islamdan sonrada bu dahada yerine oturmuştur.sadece biraz daha içine kapanık bir hayata dönmüştür kadınlarımızın yaşamı.bu kapanıklıkta asla ve asla birbirlerine karşın değil erkeklere namahremlerine karşıdır.
ama ne yazıkki dini kötüye kullananlar tam olarak bir din eğitimi almamışların aklını çelmişler ve kadınları d3diğiniz seviyeye getirmişlerdir.kadınlarımızın erkelerimizin eksikliği sokağa çıkmak şık bir şekilde giyinip toplantılara partilere gitmek değildir.eğitimdir eksikleri.dini vede ilmi eğitim.sakın olaki kadınlar modern toplumun birer parçasıdır onlarda bu topluluğa katılmalı açılmalıdırlar demeyin.kadına sadece türkler avrat der.arablar avrat demez.ve avratın manası örtünmesi saklanılması lazım olan şey demektir.bizim için kadınlarımız avrattır.yok kendilerini eğitime adamışar onun için başlarını açııyorlarmış ben buna karşıyım çok özür dileyerekten.yüce Rabbimiz bize ilim öğrenmeyi farz kıldı.ama gidin baaşınızı açın üniversitelerde okuyun demedi.yada kendinizi feda edip başınızı açın üniversitelerde tebliğ yapın demedi.
tekrar özür dilerim hem yazım hatalarından hemde kırıcı olduysam.ama benim görüşüm bu.ve nice başörtüsü mağduru bacımın görüşüde bu.mağdur derken direnişten vazgeçmeyip başlarını açmayanlardan bahsediyorum.
her ruh bir gün Rabbine geri dönecektir...
Pek sayın Mustafa bey
Pek sayın Mustafa bey kardeşim
Satırlarıma başlamadan evvel özrünüzü ‘Estağfirullah efendim! Hoşgeldiniz aramıza lafı mı olur !!' ile karşılayıp, takıldığınız yerden sizi çekip almayı ve sizi kurtarma görevini de bana tevdi etmenizden dolayı da ayrıca onur duyduğumu ifade etmek isterim efem.!!!!! (aydınlanmak ve aydınlatmak güzel!!!!)
Bu konuda o kadar çok geleneğe dair ifadelerde bulundum ki ‘gelenek gelenek ah!! o zorba gelenek’ diye tutturduğum için ağır abilerim az sonra beni aforoz edecekler siteden.( suküt suikastına bile uğramışımdır belki de neyse! ) bu konuda daha az konuşmaya özen göstererek son kez şunu ifade edeyim efemmmmm ....
Eğer daha evvelki yazıları sabırla okudunuz ise, gelenek konusunda neler düşündüğümü bilirsiniz sanırım.
Kadın ve erkek dini emir ve toplumsal vazifeleri dahilinde ‘nerede olmalıları’ başarılı bir şekilde ifa ettikten sonra, kendi yetenekleri ve eğilimleri ölçüsünde muhtelif faaliyetlerde de bulunabilirler.
Gelenekleri ya da dini emirleri kendi istekleri yönünde beyan ederek, tek seçenekli bir hayatı sunan,barikat koyma emirganlığındaki tarzlara karşıyımben.Bazılarının ‘hey!! beyler bakın! bizim mahallenin kızları başkalaşmış yaww !!! vurun .k..) demesini yadırgıyorum .
Avrat sözcüğü avretten türemiş olarak kullanılmış.Yani Araplardan Türklere geçmiş bir kullanımdır. Örtmek algısı kadını saklamak , gizlemek olarak değil de. Dinen mükellef konumuna gelmiş bayanların el ve yüzleri dışındaki, diğer kısımların örtünmesi, gizlenmesi için kullanılmıştır.
İlmi ve dini eğitimlerin uygulanılabilirliği yerlerin daraltılması görüşüne katılmadığımı da belirtmek isterim.
Bir şeyi merak ediyorum da kadını gizleyen zihniyet hanımını, annesini ya da kızkardeşini düğün, dernek ya da toplantı gibi yerlerde nasıl temsil edebiliyor. (aile büyüklüğünde) ya da bayanlar bu tarz zaruri toplantılara iştirak ediyorlar mı?
Kadın bir aile’nin vazgeçilmezlerindense, ailesini, temsil etme gücü neden erkekle beraber verilmez?
Başörtüsü meselesine gelince de o kadar hassas ve derin bir acı ihtiva eder ki dünyamızda!! Hayata karşı çok elim mecburiyetleri olan bayanların neler hissedebileceğini tasavvur edemezsiniz. Başörtüsü yüzünden okuyamayan kardeşlerimi de saygıyla selamlıyorum. Ama herkesin direnci aynı değildir. Bazı insanlar daha güçsüzdür......
Size göre başörtüsünden taviz verip okuyanların öbür dünya da ‘sizin işiniz çok zor çok’ gibi gelse de inanın! onların bu dünya da da işleri çok zor ?? (okurken başlıyor dışlanmışlıkları, kampüs de azarlanmışlıkları..) Bir de vicdanlarının, onları böyle bir ikilemde bırakma mecburiyetine zorladığı (okumalısın!! devam et – hayır sen bir günahkar haramzadesin! saçlı kız seni! ) duygusu çok kereler kahretmiştir onları. İnanın ! bana göre onlar yorgun savaşçılardır. Size göre yenilmiş savaşçılardır. Ne diyelim???
Bu gidip-gelmeler onları uzunca bir süre sancılandırıp, her hafta dersten çıktıktan sonra psikolojik tedavi almalarını ya antidepresan kullanmalarına neden olabiliyorsa işleri hiç de kolay değildir arkadaşlar!!
Demem o ki, rabbim bizlerin niyetlerine (kalplerine) bakar inşallah. Eğer kalbimizde bu durumdan kaynaklanan bir suistimal olmuşsa da, onun hesabını verecek olan o gene bizleriz. Allah affetsin.
Sevgiyle.......
hep aynı sözler
sayın hanımefendi nedense hep aynı kafadan insanlardan aynı sözler duyuyoruz.bunun nedeni ruhsal bağlantı mı yoksa toplu beyin yıkama mı?helal daire içerisinde başka çözümlerde varken harama yönelmek ne kadar doğru bunu size sormak istiyorum.ve bu başörtüsü konusunu çokta uzatmak istemiyorum.çünkü tecrübelerimden bildiğim kadarıyla ne siz pesedeceksiniz nede ben.ayrıca dediğiniz gibi kardeşlerimizin bir kısmı dicem çok sıkıntılar acılar ikilemler yaşıyorlar.peki değdi mi diyemedim birini bulup.değdiği kendinizi harap etmenize.
gelelim diğer konuya.bir toplumu toplum yapan en önemli şeylerden biride gelenekleridir.şu ahir zamanda başımıza gelen ne varsa dinsizlikten,dinsizlikte geleneklerimize sahip çıkmadığımızdan gelir.bizim geleneğimizde gençler ata sözünden büyük sözünden dışarı çıkabilir mi?
bizim geleneğimizde kızlar yalnız başlarına sokaklarda dolaşabilir mi?
bizim geleneğimizde Kuran kutsaldır dokunulmazdır.saygı gösterilir.nerde şu zamane gençlerinde saygı sevgi
ve son nokta.kadın gelenklerine vede dinine göre yaşamalıdır.kendini modern dünyanın kölesi yapmamalıdır.modern dünyaya ayak uydurun dediler kadınlarımızı elimizden alıp köleleri yaptılar.kadınları topluma karıştırdılar ve nefislerine eğlence yaptılar onları.bir kadın ne kadar ben dikkat ediyorum namusumla çalışıyorum desede ne namussuz erkekler varki gözleri sizin üzerinizde.hatta eskiden kapalı kadınlara dönülüp bakılmazdı utanılırdı.onlar Allah ın emrini yerine getiriyor günah bakmayın derlerdi.bu gün nasıl ya şu çarşaflının içinde hiçbirşey yoktur diyor namussuzlar(çok özür dilerim kötü sözler için)
siz bu fitnecilerin islam düşmanlarının oyunlarına alet olmayın.kadının yeri kocasının yanıdır.kadının yeri evidir.
kadının bu dünyadaki cenneti evidir sözü boşa söylenmemiştir.
kocanıza itaat edin ve evinizde oyurun sizin için en hayırlısı bu.
saygılarımla.yine aynı şekilde yazım yanlışları için özür dilerim.
her ruh bir gün Rabbine geri dönecektir...
siz ''gelenek'' değil ''mezelik'' evreni istiyorsunuz
selamun aleyküm
sizin yorumunuzu okurken müslüman kadından mı yoksa başka bir yaratılmıştan mı bahsediyorsunuz anlamadım.
''bizim geleneğimiz'' deyip duruyorsunuz. nedir sizin geleneğiniz. hangi ''yol''un hangi ''söz''ün renklerini taşıyor.
benim bildiğim ''gelenek''te (rey-maturidi mektebi) nikah kıyma eylemine karar verme yetkisi olan ''kızlar'' neden yalnız başına sokakta gezemesin? sokak kimler için caiz de ''kızlar''a yasak ve kimin eli hangi taşı atmakta asırlarca. atılan taş kimin başına çorap örerken kimin eline ve diline derebeylik makamını bahşetmekte.
kur'an' DOKUNULMAZ'dır. aman dokunmayın, okuyup anlamayın, sıkı sıkı naslara sarılın amma ''allah'ın ne demek istediğini'' es geçin. es geçerseniz olacak olan şey '' kadınlarımızı elimizden alıp köleleri yaptılar'' mızmızlığı olsun. sizin elinize kadınları veren bir merci yok, vahiyden bir esintide yokken elinizin kendine yazık etmesinin sebebide olmamalı. kimse modern dünyanın kölesi olmasın. köle olmak istemeyenleri kendilerine ''itaat''e çağıranlar kimin efendiliğine soyunmak arzusundalar.
iffetine, şerefine sahip çıkan her İNSAN çalışır. namussuz yaratıklar evde, işyerinde, sokakta, çarşıda pazarda, okulda, köyde, yolda yok mu? ne yapalım yani namussuzlar yüzünden namuslu kadınlar dört duvar içinde ''namussuz korunması''mı oynasınlar. bu mu yani müslüman kadının portresi.
''kadının yeri kocasının yanıdır, kadının yeri evidir, kocanıza itaat edin evinizde oturun.'' EMREDERSİNİZ.
''her ruh bir gün Rabbine geri dönecektir...''
her ruh bir gün rabbine dönecekse...
her gün rabbini bilmeli.
her gün rabbine itaat etmeli.
her gün sorumlu olduğunun bilincine varmalı.
her gün duvarları yıkmalı.
her gün teslim olmalı ki itaat etmeyi sadece allah'a yapmalı.
her gün köle üretim merkezlerinin ''dil''ini es geçmeli.
her gün evde, sokakta, meydanlarda, okulda, pazarda, işyerinde iffet ve şeref dağı olmalı.
okumalı, yazmalı, konuşmalı, gülmeli, ağlamalı vs.vs.
ve bir gün rabbine döndüğünde rabbinin ''yol''unu ve ''söz''ünü kendisine çok görenlere...
Muktedir kadınlar, iktidarsız erkekler!
“Yani siz bu hayatta diyelim ki Mâiz b. Mâlik (r.a)'ın zina ettikten sonra gidip "Yâ Rasûlallah beni temizle" demesini, günümüzde herhangi bir Müslümana çok kolay izah edemez, kabul ettiremezsiniz. Özellikle hadler modern insan için çok temel, önemli bir problem… Bunu kabul edemiyor modern Müslüman… Dolayısıyla bu zihniyetini oluşturan modern değerlerle çatışmayan bir İslâm kabul etmeye, böyle bir İslâm tasarlamaya kendisini zorluyor… Bununla çatıştığı anda rivâyetse reddediyor, âyetse tarihsellikle niteliyor… Yaşadığı hayatı esas kabul edip nassları ve ilkeleri buna göre yorumlamaya zorluyor kendisini. Aslında yaşadığımız hadise bunda ibaret.”
http://www.darulhikme.org/soylesi/esifil_sdemirel.htm
…
Edip Ozan Bey neredeyse yazdıklarımı yazmış, aklın yolu bir, akl-ı selimin…
Muktedir kadınlar, iktidarsız erkekler!
"Ümmetimin sonunda bir takım kadınlar olur ki, onlar tıpkı erkekler gibi eğerlerin üzerine binerler(arabalar?) ve mescidlerin kapılarının yanında bineklerinden inerler. Onlar elbiselidir ama hakikatte çıplaktırlar. Onların başları üzerinde zayıf develerin hörgücü gibi şey bulunur(sıkmabaşlar olmasın?). Onlara lanet ediniz, çünkü onlar mel'un kadınlardır.
(Ahmed(2/223) Taberani Evsat(9/131) Taberani Sağir(2/257) İbni Hibban(Mevariduz Zaman-1/351) Berika (5/346) Dümeyri Hayatül Hayevan(s.133) Ramuzül Ehadis(3764))
Kadınlar, zaruret olmadıkça sokağa çıkamazlar, çıkınca da yolda değil, ancak kenardan yürüyebilir.
(Taberani)
Kadınlarınızı süslü giyinmekten men ediniz! Beni İsrail kadınları süslü giyinip camiye gururlanarak yürüdükleri için lanetlenmişlerdir.
(İbni Mace)
Kadin bir avrettir. Disari cikti mi seytan onu gözetler. Kadinin rabbinin rahmetine en yakin oldugu hal, evinin icinde bulundugu vakittir.
(Tirmizi ve Ibn Hibban)
“Bir meclis-i ihvana güzel karı girdikçe riya ile rekabet, haset ile hodgâmlık debretir damarları"
(Bediüzzaman)
"Evet, erkek üstündür ama keşke erkek olsaydım!" diye çemkiren tesettürlü bir kıza şahit olmuşluğum var; üstelik tasavvufa da yakın biriydi; ah zavallım, vah zavallım… Evet, direksiyona geçmek bir remiz, tıpkı reçel yapamamak gibi bir nişane. Ha araba kullanmak, ha “müdüraanım” olmak, ha pantolon giymek, ha çarşı pazarda arz-ı endam etmek, hepsi aynı kapıya çıkar. Kadının varoluş misyonunu zedeleyici, erkeklerin rolünü üstlenici her türlü eylem batıldır; evet bütün” moderen kölelikler” reddedilmiştir, itirazı olanlar Rabbine havale olsun… Mümin bir erkek karısını sever ve sayar, hürmet eder, merhamet eder... Eder elbette; hiyerarşide altta olduğu, “bir adım geride olduğu”, yani “her başarılı erkeğin arkasında” olduğu müddetçe. Aksi halde, ya acılklı bir acımanın, ya da acı nefretin hedefidir(mecburiyet icabı çalışmak zorunda kalan kadınlar bahsimizin dışında)!
Erkekler kadınlaşırsa kadınlar erkekleşir diyordu Bediüzzaman; denklem böyle yani, kural bu! Yani bu kötü gidişatın startını verenler “erememiş erkeklerdir” desek yanılmış olmayız. Olmayız çünkü kadınların ipini kopartıp sokağa mahkum eden bu heriflerdir. Sosyalleştiren, bürolara, ofislere, sıralara mahkum eden bu talihsiz soydan adamlardır! Baksanıza velete; “kutsal kariyerine” halel gelmesin diye “açık karı” istiyormuş. Belliki yukarı çıkarken(yani esfel-i safiline inerken), namus, haysiyet, gayret, ahlak ve iz’an; ne varsa ezebilecek!.. Kariyeri baki nasıl olsa! Ha bir de, bizim cemiyetin bazı budalaları, kadınsı erkekleri aşağılarken “erkeksi kadınları” pohpohlayıverir... Tezatlarımızdan biri de bu olsa gerek.
Moderen/muktedir/iki soyadlı kadınlar genellikle mutsuz… Çok mutsuz oldukları için her fırsatta erkeklere sataşıyorlar. Halbuki suçun cinsinden cezalarını çektiklerini bir bilebilseler, basiret yok ki… Cilalı aydın beylerle evlenmeselerdi ya, kendileri istemedi mi? Hem nalına hem mıhına vurmak var mı? Hani nimet/külfet dengesi?
Biz bir sefil zihniyeti işaretliyoruz, bu noktaka kadın veya erkek farketmiyor yani; al birini vur ötekine!
- Ben de eve para getiriyorum, sen de bulaşıkları yıka!
- Off, çocuğun altını da değiştireyim bari! Emzireyim hatta!
- Evet, bi de çocuk doğurabilseydin tam eşitlenecektik! Sahi neden doğuramıyorsun? Sakalın bıyığın zaten yok!
- Bu arada çocuğun kreş taksidine zam yapmışlar, haberin olsun! Ben de para azaldı da…
Adalet ve merhamet
“Peygamber Efendimiz (asm) bizzat, kendisini sebbedenlerin, hakaret ve istihzada bulunanların öldürülmelerini emrederek başlarının kesilmesini ve bu habislerin temizlenmesini ferman buyurmuştur. Bu kimselerden bazıları şunlardır: 1) Ka’b b. Eşref: Bu habis Yahudilerin reisi idi. Hiç durmaksızın peygamberimize hakaret eder, ettirirdi. Nebiyy-i Ekrem (sav) bizzat başının kesilerek huzuruna getirilmesini emretti. Muhammed b. Mesleme (ra) beş kişi ile beraber başını keserek Peygamber Efendimizin (sav) huzuruna getirdiler. 2) Ebi Afk-il Yahudi 3) Ebu İzze Amr b. Abdullah 4) Muaviye b. Muğire 5) A’ma bir zat Peygambere söven kendi hanımını öldürüp, gelip Peygamberimize (sav) durumu bildirdi. Peygamber Efendimiz (sav) “Siz şahit olun, bana hakaret eden bu kadının kanı hederdir. Hiçbir hakkı yoktur” buyurdu. (Kaynaklar: 1- Mevsuat-el Fıkhiyye 2- Siret-i İbn-i Hişam 3- Siret-i Zeyni Dehlan)”
(Burhan Bozgeyik)
Allah her hak sahibine hakkını vermiştir, amenna!.. Öyleyse mahlukat arasında ki hiyerarşiyi kabul etmeye mecburuz. Önce hakları ve vazifeleri tayin edelim, sonra dileyen, dilediğini, dilediği gibi hoşgörsün. Pek çok misali verilebilir bu meseleye… Borçlundan alacağın hakkındır; lakin hibe edersen ahirette daha çok alırsın… Zekatını vermeye mecbursun lakin sadakanı da veriyorsan rıza makamında daha bir yükselebilirsin… Çocuğunu katledenin öldürülmesi hakkındır ama affedersen yüce himmetlilerden olmaya namzetsindir belki… Mehir de kadının hakkıdır; fakat kocasına bağışlarsa kendi âli cenaplığından sayılabilir… İşte bu ince farkları anlayamamak, ilimden de, basiretten(çok önemli!) de nasibimiz olmadığına ve aslında demogoji yaptığımıza işaret oluyor.“Karım beni aldatsa, bi daa olmasın hayatım!” der geçerim… “Babamın katilinin kulağını çekebilirim, cısss!” Alacaklım, paramın üstüne her yatışında kredisini daha da artırırım” diyorsanız o sizin hoşgörünüzdür; o sizin boşgörünüzdür…
Evet, ne yerinde doğru olanı genelleştirilmeli ve ne de geneleşince yanlış olan hepten yanlış saymalı. Hoşgörü de, şiddet te mutlak değildir, aslolan adelettir!
Ve son olarak şu soruların cevapları nedir bir durup düşünülsün:
1- Hz. Havva, niçin Hz. Adem’den sonra ve kaburgasından yaratılmıştır?
2- Kızların niçin kızlık zarı mevcuttur?
3- Erkeklere cennette niçin huriler verilir(evli bile olsa)?
4- Erkeklerin birden fazla evlilik hakkı vardır da kadınların niçin yoktur?
Kutsal itaat mi? Kovulmuş kibir mi?
Kadının üzerinde en büyük hak sahibi kocasıdır, erkeğin de anasıdır. [Hakim]
Eğer bir kimsenin bir amseye secde etmesini emretseydim, erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde etmelerini emrederdim.
Tirmizi, Rada, 10/1159; Ebu Davud, Nikah 40/2140 Ahmed b. Hanbel, Müsned VI, 76; İbn Mace, Nikah 4/1852
Erkekler, kadınlara itaat ederlerse mahvolurlar.
[Hakim]
Taşlar bitkilerin, bitkiler hayvanların, hayvanlar da insanların makamını kıskanabilir mi? Fakirler zenginlere(helal kazançsa tabi) kin duyabilir mi? Çirkinlerin, güzellerin yüzüne kezzap dökme hakkı var mı? Çehresi, kara bir üzüm tanesi gibi olsa da, ulu-l emre isyan edilir mi? Ya, kadınlar erkeklerle aşık atabilir mi?
Hikmetinden sual olunmazdır; itiraz hakkımız yok! Mümin isek; gerçekten inanmış isek, “işittik ve itaat ettik!” demeye mecburuz! Taksimata ve nasibimize razı olacağız(moderen tabirle; kendimizle barışık olacağız) Biz, hadiste de işaret edildiği gibi en başta annelerimize iyilikle mükellefiz, onlara asla “uf!” bile diyemeyiz. Erkekler annelerine, kadınlar da kocalarına itaate mecbur olduğuna göre, kadınlar kayınvalidelerine de itaate mecburdur(şaka şaka)! Evet, Allah katında takvalı olan üstündür, bunda şüphe yok ama evli kadının takvası da kocasına itaatine nisbetle... Öyleyse ey kadın milleti, sahiplenilmek, sevilmek, sayılmak, sakınılmak istiyorsanız itaate mecbursunuz. Eğer küstahca dil uzatırsanız o dil yuvasına sokulur ve tabi güzelim yuva da yıkılır. Yazık olur…
Şeytanı alçaltan kibri değil miydi dostlar? Moderenlerin, fıtratı hiçesayan, “sözümona eştlikçi” rol dağımını niye sineye çekiyoruz? Biz bunu yıkmaya memur değil miydik? Biz, mevcut durumu ancak bir “geçiş durumu” olarak kabul edebiliriz, zihniyetimizi mevcut verilere göre inşa edecek değiliz. Hem fikrî, hem amelî planda, bunların kökünü kurutmak vazifemizken…
Bilinizki; bu türedi kadınları fikirlerini duyan “ağır ağabeylerin” dudaklarında herdaim müstehzî bir gülümseme vardır; tıpkı bir çocukla konuşuyormuşcasına…
Ve asla mesud ve bahtiyar olamayacaklar!
…
Bediüzzaman da, kadın erkek arasındaki mühim farklara eserlerinin değişik bölümlerinde işaret ediyor(mesela Tesettür Risalesi muhakkak okunmalı):
[Dördüncü Hikmet] Malûmdur ki; kesret-i nesil herkesçe matlubdur. Hiçbir millet ve hiç bir hükûmet yoktur ki, kesret-i tenasüle tarafdar olmasın. Hattâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: "İzdivaç ediniz; çoğalınız. Ben kıyamette, sizin kesretinizle iftihar edeceğim.” Halbuki tesettürün ref'i, izdivacı teksir etmeyip, çok azaltıyor. Çünki en serseri ve asrî bir genç dahi, refika-i hayatını namuslu ister. Kendisi gibi asrî, yani açık-saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır, belki fuhuşa sülûk eder. Kadın öyle değil, o derece kocasını inhisar altına alamaz. Çünki kadının -aile hayatında müdür-i dâhilî olması haysiyetiyle kocasının bütün malına ve evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan-en esaslı hasleti sadakattır, emniyettir. Açık-saçıklık ise bu sadakatı kırar, kocasının nazarında emniyeti kaybeder, ona vicdan azabı çektirir. Hattâ erkeklerde ki iki güzel haslet olan cesaret ve sehavet kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadakata zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar. Fakat kocasının vazifesi, ona hazinedarlık ve sadakat değildir, belki himâyet ve merhamet ve hürmettir. Onun için, o erkek inhisar altına alınmaz. Başka kadınları da nikâh edebilir.
...
İşte, Risale-i Nur'un bu mealdeki cümlelerinin mânâsı budur ki: Bu zamanda aile hayatının ve dünyevî ve uhrevî saadetinin ve kadınlarda ulvî seciyelerin inkişafının sebebi, yalnız daire-i şeriattaki âdâb-ı İslâmiyetle olabilir. Şimdi aile hayatında en mühim nokta budur ki, kadın, kocasında fenalık ve sadakatsizlik görse, o da kocasının inadına, kadının vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, aynen askeriyedeki itaatin bozulması gibi, o aile hayatının fabrikası zîrüzeber olur. Belki o kadın, elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışmalıdır ki, ebedî arkadaşını kurtarsın. Yoksa, o da kendini açıklık ve saçıklıkla başkalara göstermeye ve sevdirmeye çalışsa, her cihetle zarar eder. Çünkü hakikî sadakati bırakan, dünyada da cezasını görür. Çünkü nâmahremlerin nazarından fıtratı korkar, sıkılır, çekilir. Nâmahrem yirmi erkeğin on sekizinin nazarından istiskal eder. Erkek ise, nâmahrem yüz kadından, ancak birisinden istiskal eder, bakmasından sıkılır. Kadın o cihette azap çektiği gibi, sadakatsizlik ithamı altına girer, zaafiyetiyle beraber; hukukunu muhafaza edemez.
Elhasıl: Nasıl ki kadınlar kahramanlıkta, ihlâsta, şefkat itibarıyla erkeklere benzemedikleri gibi, erkekler de o kahramanlıkta onlara yetişemiyorlar. Öyle de, o mâsum hanımlar dahi, sefahette hiçbir vecihle erkeklere yetişemezler. Onun için, fıtratlarıyla ve zayıf hilkatleriyle nâmahremlerden şiddetli korkarlar ve çarşaf altında saklanmaya kendilerini mecbur bilirler. Çünkü, erkek sekiz dakika zevk ve lezzet için sefahete girse, ancak sekiz lira kadar birşey zarar eder. Fakat kadın sekiz dakika sefahetteki zevkin cezası olarak, dünyada dahi sekiz ay ağır bir yükü karnında taşır ve sekiz sene de o hâmisiz çocuğun terbiyesinin meşakkatine girdiği için, sefahette erkeklere yetişemez, yüz derece fazla cezasını çeker.
Az olmayan bu nevi vukuat da gösteriyor ki, mübarek taife-i nisâiye, fıtraten yüksek ahlâka menşe olduğu gibi, fısk ve sefahette dünya zevki için kabiliyetleri yok hükmündedir. Demek onlar daire-i terbiye-i İslâmiye içinde mes'ut bir aile hayatını geçirmeye mahsus bir nevi mübarek mahlûkturlar. Bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar! Allah, bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhafaza eylesin. Âmin.
...
İkinci esas: Medeniyet, taaddüd-ü ezvâcı kabul etmiyor; Kur'ân'ın o hükmünü, kendine muhalif-i hikmet ve maslahat-ı beşeriyeye münâfi telâkki eder.
Evet, eğer izdivaçtaki hikmet, yalnız kazâ-yı şehvet olsa, taaddüt bilâkis olmalı. Halbuki, hattâ bütün hayvânâtın şehadetiyle ve izdivac eden nebâtâtın tasdikiyle sabittir ki, izdivacın hikmeti ve gayesi, tenasüldür. Kazâ-yı şehvet lezzeti ise, o vazifeyi gördürmek için rahmet tarafından verilen bir ücret-i cüz'iyedir. Madem hikmeten, hakikaten, izdivaç nesil içindir, nev'in bekası içindir. Elbette, bir senede yalnız bir defa tevellüde kabil ve ayın yalnız yarısında kabil-i telâkkuh olan ve elli senede ye'se düşen bir kadın, ekserî vakitte tâ yüz seneye kadar kabil-i telkih bir erkeğe kâfi gelmediğinden, medeniyet pek çok fahişehâneleri kabul etmeye mecburdur.
...
Şu da okunabilir:
http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=8183
kaburga, tevrat (tekvin, 2:18-24), israiliyat
selamun aleyküm
bir insanın bir insandan üstün görülmesinin ya da cinsiyetinden dolayı itaat etmeye mecbur bırakılmasının vahyin ve sünnetin soluğuyla irtibatlandırılıyor olması adalet ve tevhid şiarına aykırıdır.
bir din düşünün ki ona inananlar arasında en üstün olanı takvalı olanlar olsun. haysiyetine, şerefine, onuruna, aklına, kalbine sahip olup ahlakın ve salih amelin yoldaşı olanları kim cinsiyetinden ötürü ötekileştirip köleleştirme hakkına sahiptir. bunu yapmayın allah aşkına. öyle uzun uzun iktibaslarla olmaz bu işler.
adem'in kaburga kemiğinden havva'nın yaratıldığını söyleyen tevrat'tır (tekvin, 2:18-24). kur'an ise ''sizi bir tek nefisten yaratan o'dur'' diyor (6/98). israiliyat almış başını gidiyor ve bu arada birileri birilerini geride bırakıp itaat etmeye zorluyor. ne adına yapılıyor bütün bunlar. din adına, islam adına, kur'an adına, tevhid adına yapıldığı söyleniyor. peki bu konuda söz söyleyenlerin kaynağı ne? kaynak kur'an değil tevrat'tır (tekvin, 2:18-24). acaba haberleri var mı?
'' Erkekler, kadınlara itaat ederlerse mahvolurlar. [Hakim]''
soruyorum herkese bizi hangi kadınlar yönetti, yönetiyor, hangi kadınlara itaat ettik, ediyoruz da ümmetin toprakları işgal ediliyor, halklarımız soykırıma tabi tutuluyor, medeniyetimiz yağmalanıyor, işbirlikçi sultanların hangisi kadın, müstekbirlere İTAAT edip ülkesini talan ettirip halkını boğazlatan hangi insan cinsiyeti acaba? yani olan biten bunca zulmün birinci adresi müstekbir kafirler ise ikinci adres olan işbirlikçi münafıklar hangi cins insan evladıdır. siyasal, sosyal, kültürel günahları işleyip ve sürekli hale getirenler ''büyük günahlar'' batağına saplananlar mahvolmamıza sebebiyet vermiyormu yani? ne farkeder erkek ya da kadın olduğu? önemli olan ahlaklı ve salih amellerle adalet ve tevhid ''yol''undan yürümek değil mi?
erkekler annelerine itaat etmeye mecbur değildir. anne ve babalarımız bizi tevhid'e ve adalet'e davet ettiği oranda davete icabet eder, sapkınlığa davet ederse onlara ''selam'' der doğru ''yol''un değişgen ''söz''üne tabi olmaya devam ederiz. buradan kadınlarda kocalarına itaate mecburdur hükmü çıkarmak ancak ve ancak dış kapının tokmağı resmini kopyala yapıştır mantığıdır ve o mantık zulüm dağıtır.
''Evet, Allah katında takvalı olan üstündür, bunda şüphe yok ama evli kadının takvası da kocasına itaatine nisbetle... Öyleyse ey kadın milleti, sahiplenilmek, sevilmek, sayılmak, sakınılmak istiyorsanız itaate mecbursunuz. Eğer küstahca dil uzatırsanız o dil yuvasına sokulur ve tabi güzelim yuva da yıkılır. Yazık olur…'' uzatılan dilin yuvaya sokulması meselesi çok erkekçe. amma hiç islami bir usul değil. dil sahibi olmakla konuşma hakkına dahil edilenlerin sözünü erkekçe püskürtmek ancak pazuların verdiği kuvvetle olur. ne vahiyden ne de sünnetten size seslenen bir ''söz'' bulamazsınız. bulmuş olduğunuz şey er meydanında kadın dövmekten övünmektir.
''güç''e tapınmakla ''güç''e taptırmayı savunanlar ne ''gelenek''ten haberdarlar ne ''yol''dan ne de ''söz''den. anladıkları tek şey ''kitapta var'',... ama hangi ''kitab''ta, hangi ''yol''da hangi ''söz''de.
allah'a emanet
Murat Kavak'a.....
Ve hâlâ inatla yaratılışa karşı çıkıp, dini kişisel menfaatler açısından düşünen insanların olmasından korktuğum kadar şeytanın kendisinden korkmuyorum. Kelamın olduğu anlaşılmasının önüne geçmeye çalışmanın müslümanlık açısından hoşgörülebilir bir tarafı olduğunu nasıl düşünebiliriz?
İslami ilimler söz konusu olduğunda derin bir yetkinliğe sahip olmaksızın konuşmak -daha önce de söylediğim gibi- insanı küfre götürmesi muhtemel bir davranıştır.
Yapılan yorumların içinde bulunan âyetleri görmemeye çalışmak nasıl açıklanabilir?
İsrailiyatı külliyen reddetmek tefsir ilmi konusundaki bilgi eksikliğinden kaynaklanır. İsrailiyat hiçbir tefsir alimince külliyen reddedilmemiştir. İsrailiyat kaynaklı yorumların bir çok konunun anlaşılmasında yardımcı olduğu da aşikârdır.
Nisa Sûresinin ilk âyetini görmeksizin En'am Sûresinin 98. âyetini anlamaya çalışmak nasıl bir zihnin ürünü olabilir?
"Ey insanlar, sizi tek nefisten yaratan ve "ondan" eşini yaratıp ikisinden bir çok erkek ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun"(Nisa Süresi:1)
Bu meali de beğenmeyeceksiniz muhtemelen. "Ondan" kelimesinin yerine kullanabileceğiniz bir şeyler kesinlikle mevcuttur. Meal sahibi kesin o kelimeyi yanlış anlamıştır. Hatta derin arapça bilginizle bize kelimenin kökünü anlatabilirsiniz. Topraktan(ya da siz neyi uygun görürseniz ondan) var edilen tek insan Hz. Adem'dir. Hz. Havva "Ondan" yaratılmıştır. Kur'an'ın hiçbir yerinde Hz. Havva'nın, Hz. Adem gibi yaratıldığına dair bir delil bulamazsınız.
"Sizi tek nefisten yarattı, sonra "ondan" eşinizi meydana getirdi.(Zümer Sûresi-30)" Ha kaburga kemiği ha burun kemiği ne farkeder?
Buradaki bütün mesele Kur'an'ı tahrif edip satır aralarında kadınlara hoş görünme çabasıdır.
Her şeyi "apaçık" olan kitapta bu konu ile ilgili âyetler de mevcuttur.
Casiye Sûresi:18- Sonra (Ey Muhammed) seni din hususunda apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma.
Geleneğe karşıtlığınızı destekleyecek "apaçık" delilleriniz yoksa konuşmayınız. Bunlar bağnaz, bunlar barbar, bunlar israiliyat demek kolaydır. "Kitapta var"sa buyurun yazın. Yoksa hoş görünmenin yolu kelamı bozmak değildir.
Müsvedde
hoş görünme, kelamı bozma...
selamun aleyküm
''ey insanlar! sizi bir tek (can)lıdan yaratan, ondan da eşini yaratan...''
''klasik müfessirlerin çoğu, nefs terimine yüklenen pek çok anlam içersinden -can,ruh, akıl,canlı varlık, canlı, insan, şahıs, kimlik (şahsi kimlik anlamında), insanlık, hayat özü, temel ilke ve diğerleri- ''insan''ı tercih ederler ve bu terim ile burada hz.adem'in kastedildiğini kabul ederler. ama muhammed abduh bu yorumu reddeder (menar IV, 323 ve diğerleri) ve onun yerine, insan soyunun ortak kökenine ve kardeşliğini vurguladığı için (ki yukardaki ayetin amacı da budur) ''insanlık'' karşılığını tercih eder; ayrıca bunu hz.adem ile hz.havva'nın yaratılması konusundaki kitabı mukaddes'in tasvirlerine yersiz şekilde bağlanmaz. nefs'i bu bağlamda ''canlı'' olarakta çevirmemin mantığı da aynıdır. zevceha (''eşi'') ifadesine gelince, zevc (''bir çift'', ''çiftten biri'' veya ''bir eş'') terimi, canlı varlıklarla ilgili olarak bir çifttin veya bir ikilinin hem erkek hem de dişi tarafı için kullanıldığından, insanlarla ilgili olarak da hem kadının eşini (kocasını) hem de kocanın eşini (karısını) ifade eder. razi'nin naklettiğine göre, ebu müslim ''ondan (minha) eşini yarattı'' ibaresini, ''onun kendi cinsinden (min cinsiha) eşini (karşı cinsini) yarattı'' anlamında yorumlar ve böylece muhammed abduh'un yukarda işaret edilen görüşünü destekler. minha'nın lafzen, ''ondan'' şeklinde çevrilmesi, metin ile uyumlu olarak, her iki cinsin ''bir tek canlıdan'' türetildiği biyolojik gerçeğini yansıtır.'' (m.esed, kur'an mesajı, 4/1 dipnotu)
ayrıca ihsan eliaçık'ın yaşayan kur'an meal tefsir adlı çalışmasınada bakılabilir.
gördüğünüz gibi ''kitapta var'' edip bey.
sağı solu kelam'ı bozmakla itham edenler ''ha kaburga kemiği ha burun kemiği ne farkeder'' derlerse bu dediklerini hangi kitaba göre söylediklerini de açıklamak zorundadırlar. ayrıca ''heva ve heveslerine uyan''ları bir iki kemikle ''yol''a getireceğinizi düşünüyorsanız ''yol''unuz açık olsun demekten başka ne diyebiliriz.
Allah razı olsun kardeşim
Allah razı olsun edip kardeşim.bende burda yazmaya başladığımdan beri bayanlara bunu anlatmaya çalışıyordum.ama şimdi birde erkekler çıktıki kadın koruyucuları aynen sizin dediğiniz gibi desteksiz desteksiz atıyorlar.bir yazımda demiştim modern toplumun köleleri olan günümüz modern kadınları işte bu sözlerle kandırılıp dine isyan içindedirler.
kadınlar biz kendi paramı kendim kazanayım bu erkelere güven olmaz yarın beni aldatır boşar diyorlar.sanki rızkı veren Allah değil haşaa.
işte bu ve buna benzer şeyler bizim kadınlarımızı kaybetmemize neden oluyor.
asıl sorunsa dinimize sahip çıkmamamız.dinine sahip çıkmayan kadınlarına nasıl sahip çıksın
yazımdaki hatalar için özür diler saygılarımı sunarım.
her ruh bir gün Rabbine geri dönecektir...
zengin eş arayan erkekler
zengin, babası varlıklı maaşlı kadın arıyan islamcı erkeklere neden bir şeyler demiyorsunuz.? evlenmenden önce bankamatik tartışması yapan maaş kartını ben alırım, paralar bende toplanır diyen ve evleneceği kadının başını çalıştığı işyerinde açmasını sorun etmeyen müslüman! islamcı errrkekkkkkler yok mu? birazda bunlara kafa yorsanız? merak ediyorum bunlara neler diyeceksiniz?
Allah belalarını versin
tek bir cümle yazmak istiyorum bu dediğin için kardeşim.
Allah belalarını versin öyle erkeklerin ki o erkekler kendi eşlerinin namuslarına sahip çıkmamakta onları maddiyat için satmaktadırlar.
her ruh bir gün Rabbine geri dönecektir...
Senin Derdin Ne??
isteyen İstedigi gibi çalışır.Kadınları bitirdiniz şimdi erkeklerin iradesine mi sıra geldi.kadın istedigi gibi çalışır, erkek nasıl çalışıyorsa ,,
çalışmak edepli dürüst seviyeli olunca neden sakıncalı bulunulsun ..
ne ya bu derdiniz ne allah aşkınna
ben başörtülü bir hanımım, çalışıyorum, evime de eşime de saygılı bir hayat sunuyorum.
ne burnum büyük ne aşağılamalarım var, evin giderlerine yardımcı bile oluyorum..
allahım bütün bayanları korusun..............
Mesaj Fasilitesi
Tartışmanın patlak verdiği geçen hafta ana sayfadaki 10 yazının 9'unda ortalama 2 yorum vardı. Ancak bu yazıda aklımın almayacağı şekilde 40'tan fazla yorum görünüyor. Kadınlar söz konusu olduğunda ortaya çıkan bu tablo çok manidar. Nedir yani mesaj fasilitesi yeniden aktif hale mi getirilsin? Bu mudur isteğimiz?
Bence çok gereksiz bir sertlik
Bence çok gereksiz bir sertlik var üslubunuzda, insanları yargılamak hiçbir insanın haddine değil.
Niye birbirine tahammül edemez ki insanlar?
Durumları uçlaştırmaya gerek yok ki bu kadar. Birbirimizi iğneleyer ve yargılayarak ne geçecek elimize? Ben başörtülü biriyim ama bunu tercih etmeyenleri tutup bu şekilde ayrık otu yapmanını hiçbir gereği olmadığını düşünüyorum.
Selametle.
Ayla K.