renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kendisini Arkasından Vuran İnsan

Uzaklar

Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir.
Franklin D. Roosevelt

Kavgamın ön safında ol, çıkart elbisenden geçmişin izlerini ve doğrult silahını /gözlerini / ufka!

Bilirsiniz, insan kör olmadan da karanlıklara, zindanın buğusunda kaybolan mahkuma dönüşebilir. Kör olduğu halde maviye özlemini göklere resmederek kuş da olabilir, kanat çırpar yüreğini yeşerten coğrafyalara… Kurak yüreklere su götürebilir, filizlendirebilir kurak gönülleri…

Gelin kanat çırpalım semalarda, yitik uzletimizi arayalım. Su taşıyalım taşıyabildiğimiz kadar.

Öncelikle her şeyden evvel sorunu belirleyelim. Su taşımayan insanın, bırakın su taşımayı suya ihtiyacı olan insanoğlunun sorunu neydi ki bu hallere düştü?... Sorun “ben”de. İnsan kimlik bunalımı karşısında ne yapacağını şaşırıyor. Kendisinin karşısına sorun olarak kendisini çıkartıp, kendisiyle kavga ediyor. Kendisi ile kavga ederken, kendisini arkadan vuruyor! Bu ne yaman çelişki!

Önce mahzenimize bir darağacı kurmalıyız. Her kavga ettiğimizde “ben”imizi darağacına getirmeli ve kavganın öznesini, failini darağacına çıkartmalıyız. Babam ve Oğlum filmini izlemişsinizdir. İdealleri uğruna şehre kaçıp yuvasız kalan insan, kendisi ile kavga etmesi sebebiyle yuvasızlığın felaketini anlayıp tekrardan yuvaya dönerek, oğlunu yuvaya emanet etme gereği hissetmiştir. Oğlunun da kendisi gibi yuvasız kalmasından korkarak, oğlunun başını sokabileceği bir çatının altına götürme ihtiyacı nereden gelmiştir dersiniz?... Elbette hayatta tecrübe ederek insan anlayacak olayları, lakin tecrübelerde işe yaramıyorsa ne olacak? Başı buyruk hareket ediyorsa insanoğlu, buna ne demeli?...

Akıl, mantık kâr etmiyor, bir noktadan sonra bıçağı alıp saplamak geçiyor “ben”e. Hayallerin öldürülmesinde, düşlerin gerçekleşmemesinde suçlu biz oluyoruz. Dünyada /imtihanda/ olduğumuz gerçeğini unutarak, her düşün her hayalin gerçekleşmesini umarak gereksiz arayışlara giriyoruz. Gerçekleşmeyince de suçu yine kendimizde arama ihtiyacı sarsıyor yüreğimizi. Yaşamanın bahtiyarlığını anlayamadan dünyadan çekip gitmek ne kötü, ne hazin bir son olsa gerek… Düşünsenize bir kere, insanın dünyaya yaratılış amacını öğrenmeden kabre girmesi, diğer yaratılmışlar gibi ahirette muamele göreceğini zannetmesi, insanın en büyük pişmanlığı, en büyük kabusu, /belki cehennem azabından daha büyük bir azap¹/ olmaz mı? Dünyada tiksindiği bir sümüklüböcekle aynı muameleyi göreceğini düşünmesi dahi, insanın “ben”iyle ne kadar çelişkili olduğunun göstergesidir.

Susturamıyorum duvarları geceleri, aynalar karşımda kavganın failini gösteriyor. Suçlular olarak ortalıkta gezerek suçlu arıyoruz pervasızca… Niçin hâlâ başımızı duvarlara vurduğumuz halde, kurtulamıyoruz hafakanlardan? “Ey insanoğlu, seni kerim olan Rabbine karşı aldatan nedir?”² sorusuna niçin cevap vermekte zorlanıyoruz?...

Evet, insanoğlunun omzunda dağların taşıyamadığı bir yük var. Yolu uzun ve kavisli. Her an yoldan çıkma, yoldan kayma tehlikesinin bulunduğu bir yol… İnsanın mayası sağlamsa, yoldan kaydığında bir daha geri dönemeyebiliyor. Batıda birçok filozofun Allahsız hayat tasavvuru inşa etmeye kalkışmasını örnek olarak verebiliriz. Aynı şekilde yolundan kaymış mayası sağlam bir insan da, yola tekrar döndüğünde, Rabbinin sevgisini tekrardan kazandığında yolda yürümüyor, koşuyor adeta! Rabbiyle vuslatına koşar gibi yaşıyor hayatının geri kalanını… Hz. Peygamberin “iki Ömerden birisine hidayetini mahzar kıl” diyerek dua etmesi bunun içindi.

Mayanın sağlam olmasını, insanın ruh haliyle, iradesiyle, tevazusuyla, ahlakıyla ve elbette kendisiyle barışık olmasıyla bağlayabiliriz. İçinden çıkamadığı sorunları olmamalı Müslümanın. Ruhundaki metanetle sabretmeli, direnmeli çelişkili gibi görünen düşünce karışıklıklarına, aldanmamalı suyun üzerindeki köpüklere…

Ve Bir duruşumuz olmalı…

Karanlıklardan korkmadığımızı kanıtlamalıyız semaya. Hafakanları korkuttuğumuz belli olmalı duruşumuzla. Loş çığlığımızı en kuytu karanlıklara saklamamalı, haksızca korkutulan kuşları şefkat kafeslerinde /avuçlarımızda/ besleyebilmeliyiz…

Bir duruşumuz olmalı…

Ağlayan güllerin mehveş süveydalarını ve solgun yaprakların ümitsizliğini ılık bir titremeyle bahara adamalı. Kıyam gününe hazır bekletilmeli güller ve yapraklar… Her acıyla filizlenen çiçeği, her aşkıyla pembeleşen gülü ekmeli gamzelerimize… Ve ardından göğü mesrur kanat çırpınmaları kaplamalı… Duruşumuzla ölüme hazır olduğumuzu anlatabilmeli kainâta!...

Bir duruşumuz olmalı…

Asiliğe asillik içerisinde cevap vermeli ve ardından kapanan kapılara aldırmamalı. Acımalı fakat her zaman münzevi duyguların arasında kalmalı… Mütedeyyin olmalı, mütebessim olmalı…

Bir duruşumuz olmalı…

Havanın kaprislerine güneşin secde etmeye gidişi de eklenince bir mum gibi aydınlatmalı karanlıktan korkanları. Elimizde çomak, yüreğimizde aşk ile yol almalı dervişçe çöllerde…
Sevgiyle çağırmalı bulutların ağlayışlarını... Ve toprağa düşen cemrelerce hissetmeli yangını yüreğimizde…

Yazıyı Mustafa İslâmoğlu’nun Sebe suresi 46. ayetinin tefsiriyle bitirmek istiyorum:

”Deki, size bir tek öğüdüm var. İster tek başınıza, isterseniz de başkalarıyla beraber olun ama sakın ha sakın Allah’ın huzurunda olduğunuzu unutmayın, Allah’ın huzurunda esas duruşunuzu bozmayın.”

1) Kuran'da cehennem azabının bu manevi yönü dikkat çekici bir şekilde vurgulanarak, "kalpleri yakan bir ateş"ten söz edilmektedir:

"Hutame"nin ne olduğunu sana bildiren nedir?
Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir.
Ki o, yüreklerin üstüne tırmanıp çıkar.
(Hümeze Suresi, 5-6)

2) İnfitar Suresi 6. ayet

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

İnsan...

Merhaba Yunus bey kardeşim, Kalemin dert görmesin güzel bir insan tablosu çizmişsin zevk verdi yazın... İnsanoğlu için "kendi sıfat ve tavırlarının çocuğudur" derler. Onun iyi veya kötü vasıflarından hangisi yenerse o da, o türden vasıf ve davranışlar göstermeye başlar. Bazen canavar duygulu bir insan haline gelir; haberlerde takip ettiğiniz gibi 8 kişiyi hiç yoktan üç günlük dünya malı için kardeşini, canlarını, daha kötüsü, aile efradını gözünü kıprmadan kurşun yağmuruna tutabilir... bazen ay yüzlü bir Yusuf'a dönüşür, zindanları aydınlatır ve cennet koridorlarına çevirir. Bazen öyle melekleşir ki, ruhanileri bile gıptaya sevk eder. Bazen de şeytanları utandıracak şirretlikler sergiler. Mevlâna: "Bazen melekler bizim nezahet ve inceliğimize imrenirler; bazen de şeytanlar küstahlığımızdan ürperirler" derken, zannediyorum, insanoğlunda birbirinden çok uzak bu iki yakanın, aynı zamanda ne kadar iç içe olduğunu vurgulamak istemişti...

Afâkîlikten sıyrılıp kendi içine eğilemeyen, ruhundaki derinliklerin yanında, mahiyetindeki çukur ve boşlukları göremeyen ve her gün kendini yeniden bir kere daha inşa edemeyen iradesizler, hep mesafe almadan bahisler açsalar da iç alemlerinde sürekli yerlerinde sayar, hatta kımıldadıkça biraz daha bataklığa batarlar. Ömür boyu, gözlerini-kulaklarını, dillerini-dudaklarını, ellerini-ayaklarını kendi egolarının esaretinden kurtaramamış böyleleri, hep tutsak olarak yaşayıp tutsak olarak ölür giderler de bunun farkına bile varamazlar. Doğrusu, hayvani tabiatlarının esiri haline gelmiş bu insanlar acınacak durumdadırlar. İnsanlığını koruyup geliştirmiş olanlara karşı sevgi ve alâka onların hakkı; berikilerine karşı gösterilecek muhabbet ve alâka da onları fena duygu ve tutkuların esaretinden kurtarma şeklinde olmalıdır. Böyle bir tavır, Allah'ın mükerrem olarak yarattığı insana karşı sevgi ve O'ndan ötürü alâka duymanın ifadesidir... ve insan sevilmek için yaratılmış bir varlıktır... Hak insanın gerçek duruşunu bizleri resetleyerek ilham etsin inşallah ne diyelim...

“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”

Esas duruş

Kalemine,yüreğine sağlık Yunus kardeşim.Yazını beğenerek okudum.Tefekkür ikliminde seyahat ettirdi beni.Allah razı olsun.Mustafa İslamoğlu Hoca'nın esas duruş ile alakalı sözü de çok anlamlı bu vecizeyi de senin yazınla okumuş olduk.Sağolasın

"Hayat iman ve cihaddır."

Bu iklime bu rüzgâr

Doğrusu bu iklime bu rüzgâr çok yakışmış. Tam tavında bir hatırlatma.
İlla manevi ortam mı bekleyeceğiz dememeli insan. Rüzgârı kaçırmadan harmanı savurmak gerek.
Şimdi kalplerimiz yumuşayacak ve yeniden en güzel şekli alacak inşaallah. Açlık ve susuzluk kalmayacak yanımıza.
İçimizdeki uyaranlara kulak verme zamanı. Bu duruş uyarısı , darmadağınık zihinlerimizi toplamalı ve halledemem sandığımız bazı meselelerimizi halledecek kıvama getirmeli .
Bu esas duruşu yakalama isteği edinmeliyiz önce. Esas duruşu tesis çalışması başlatmalıyız. O en güzel kıvama yaklaşıp yeise düşmemeliyiz. Sonra en üstün olduğumuz bilinciyle üzülmeden , gevşemeden yaşamalıyız. Sadece ona kulluk etmeyi aklımızdan çıkarmadan ve sadece yardım kapısı olarak O'nu görerek.
Allah yar ve yardımcımız olsun.

Allah ın dinini dert edin!

Allah razı olsun. Çok istifade ettim.
Bİr hadisinde Peygamberimiz(sav) "Siz Allah'ın dinini kendinize dert edinirseniz, Allah da sizin özel sıkıntılarınızı satın alır" buyurmuşlar. Güzel bir pazarlık değil mi? :)) O vakit hedefe nişan almış olacağız inşallah.

Yürü, yürü yollar senindir

Böyle olmaz, böyle olmaz
Haydi kalk, haydi kalk!
Gafleti at, korkuyu at
Söküp at.
Sen gitsen de yeşil kalsın bu bahçe
Haydi tohum at.

Yürü, yürü yollar senindir
Zulmü kaldırıp atacak eller senindir

Böyle kalmaz, böyle kalmaz
Gün doğar, gün doğar
Boğar güneş, boğar zulmeti boğar
İman bizde, sabır bizde, aşk bizde
Fidan boy atar.

yusuf sancısı

...... ,bir sancı düşmeli önce düşlerimize ve daha sonra gerçekliğin tam üzerine .Bir bomba gibi düşmeli ,bendeye vurulan perçin tarihin bütün aort damarlarına vurmalı ;yüksek tansiyonu olmalıyız hastalıklı bir vucudun bütün günahlardan sonra yakabilmeliyiz gemilerimizi, samimiyet dağına sırtımızı dönerek ,ve evet şubattan kalma ağırlıklarımızı bir kenarıya bırakıp sararmış yapraklarımızı dökmesini bilmeliyiz çünkü, bilirizki şubatlar tek mevsim , diriliş her mevsim ,sancısını çekmeli gök, sancısını çekmeli yer ve her anne ağlamalı geçeler boyu ,her baba saçlarından bir ak yolmalı .insan adına insan yoluna ,

ve bir gün ufuktan doğan güneş yusufun gömleğiyle çıkar gelrise ve çağların kör gözüne sürerse edebi, elbet açılır gökler elbet açılır gözler

Güzel ve onurlu bir yazı okudum .dua ile

Biteviye üşümek, özünü anlarcasına…

Yorum yazan, konunun daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayan tüm arkadaşlara teşekkür ederim.

Kendisini Arkadan Vuran İnsan'ın en önemli özelliği sancısının olmaması... Gayesiz, hedefsiz, hayatını başıboş yaşayan insan kendisini arkadan vurmuş demektir.

Daha önceden yazdığım kısa bir yazıyı buraya aktarmak istiyorum, buyrun:

Sancı çeken lal bir dilin aforizmaları içerisinde, yüreğe nâmütenâhî tohumlar ekercesine azat etmek; hikmetin vesilesiyle kana kana içmek ab-ı aşkı… Bir seremoni eşliğinde izlemek güneşin secde etmeye gidişini /eşyanın hakikatini/ ve yağmur sularında ıslanıp kavuşabilmek toprağa…

Topraktan yaratıldık, toprağa dönmenin arzusunda tutuşmak… Söz yaşlarımızı akıtmak hikmete, hüzün huzmesinde çiğ taneleri olmak…

Peykânların süveydalara ilerlemesiyle aşkın şâhikasına varmak, yakarmak yakarmak…

Biteviye üşümek, özünü anlarcasına…

selamlar/sevgiler

ulvî ukdenin câm nedâmeti

-- http://tenkafesi.com --

"bir gün konuşturacağım üstüme üstüme gelen bu duvarları..."

sevgili yunu emre kardeşime, benim için bir yazı kaleme almasına duyduğum mutluluğu bildirmek ve teşekkür etmek istiyorum.

"beni bir sen anladın, o da yanlış anladın" derler ya... öyle...
yine de böyle güzel bir yazıyı okumaktan zevk duydum... Allah kalemine mukavemet versin... duruşunu güçlendirsin... Allah seni sevsin, sevdirsin...
böyle ayetlerle harmanlanmış bir yazıyla muhatap olmak güzel.

Allah ellerimizi bırakmasın! (amin)

_________________________________________________
tefekkür kalbin kandilidir, o giderse karanlıkta kalırsın.-mustafa kutlu

ağlamadan, dillerim dolaşmadan...

yazınız ismet özelin bir şiirini hatırlattı, yazmadan geçemedim..

ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum..

hayra yoruyorum

ve mücadele etti insan. bildi ve bilmesiyle secde emri verildi meleklere, eşref-i mahlukata.
biz biliyoruz ki hiç bir insan bu dünyadan hak davayı duymadan göç etmeyecek.kulakları hakkı işitmeden göç etmeyecek.insan çelişik bir yaratık.
belki de bizi bu çelişkiden kurtaran bir duruşumuzun olması.
duruş.
hak dava duruşu.
yunus emre kardeşim, aşk ile yola devam...

İnsan

Ve insan bu mücadelesine dönemediği ölçüde hep kendi gurbetini yaşamaya esir hayat sürecektir. Seninde belirttiğin gibi öze dönüş insanın kendisine ve kendisini yaratana yaptığı dönüştür, kendi özgürlüğünü kazanmasıdır. Yüreğine sağlık güzel kelimelerden ve düşüncelerden oluşan yazı kaleme almışsın.

Duruşumuz olmalı

Çağın büyük muzdaribinin dediği gibi "Bir baharı olan şu dünyada insan ya yeşerecek, ya da çürüyecektir." Bizi kendimiz olmamak çürütür, Allah’ın verdiği fıtrattan uzaklaştıkça, kendimize yabancılaştıkça çürürüz. Fatır olan Allah’tır, fıtratları düzenleyen ve fıtratlara uygun vahyi gönderen O dur; İtminansız yürekle, arınmamış nefisle, oturmamış zihinle yeşer yeşerebilirsen. Bize yol gösterecek deniz fenerlerine ihtiyacımız var, ama içimizdeki fener sönmüşse yolumuzdaki fenerlerin bize faydası olmayacaktır. Hayatı ruhsuz olarak güzelleştirmek mümkün müdür? Allah razı olsun!...

Hikmeti bilmek hikmet gerektirir.DİNLEYİCİ SAGIRSA MÜZİGİN ANLAMI YOKTUR!