Hatırla beni hayat, istersen nefret ederek !
Uzun süredir göremediğim eski bir dostla karşılaşıyorum. Görüşemediğimiz zaman zarfında feleğin farklı yerlerde duran çemberlerinden geçtiğimizi anlamam uzun sürmüyor. Hayat hakkında konuşup dedikodusunu yapıyoruz biraz. Çaktırmadan içleniyorum, içerliyorum. Hayatın, bir araya getirmekte güçlük çektiğim yakalarıma yeniden yapıştığını hissediyorum. Yine aynı gün, yeni tanıştığım bir arkadaş " yazılarınızdan hayatı pek ciddiye almadığınızı anlıyorum " diyor. " Evet haklısınız, biraz öyle " diye karşılık verirken, kendisine karşı olmayan kızgınlığımı içimde göğertip " acaba ne tavsiye ederseniz " sorusu ile gardımı alıyorum. " Estağfirullah " gibi mutevazı bir mukabele ile karşılaşınca bir nebze de olsa gevşiyorum. Tüm bu konuşmalar içimde durağanlaşan birikimin üzerindeki tortuyu çalkalayınca, tabir-i amiyane ile şapkam yere düşüyor ve kelim bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriliyor.
Kimseye kızgın değilim hayattan başka. Hayata kızılır mı diyebilirsiniz. Yeni fark ettim bunu, kızgınmışım meğer. Ne mutlu size ki benim gibi eğrisini, doğrusunu ortalara döken açık sözlü birine sahipsiniz. Hayır sahip değilsiniz, bu kadarına müsaade etmem. Ben sizin içinizde olan bir yalnızım sadece, kaldıramazsınız beni. Denedim bunu, çok kereler denedim ama aranızda olma durumum çok da uzun sürmedi. " Yine dene, yine yenil " gibi biraz da laf kalabalığı nev'inden metotlara baş vurabilirsiniz. Ne diyebilirim ki, başka bir şey yaptığım söylenemez zaten.
Evet fazla ciddiye almıyorum hayatı, onun beni ciddiye almadığını fark ettiğim günden beri. Her şeyimi verdim ona, canımı, kanımı, yüreğimi, o ise her seferinde ihanet etti bana. Hayatı fazla ciddiye almaya değmez diyorum evet. Yanıldığımı mı düşünüyorsunuz !. Zindana girmeyin demek istiyorum sadece. Sanki sen neredesin diyebilirsiniz. Bu farklı bir durum, çünkü kendi seçimim.
- Kendin mi seçtin ! yalan söyleme !
- Ben yalan söylemem, bunu bilmiyorsun sanki
- Yanılmaz mısın peki
- Yanılırım, bunu kaç kez söyledim sana. Benimle doğru dürüst konuşacaksan devam edelim yoksa defol git başımdan.
- Kaçıyorsun değil mi
- Kaçmadığımı biliyorsun.
- Kuyudan kaçtın ama
- Evet kaçtım, neler çektiğimi bilmiyormuş gibi konuşma. Hem bu durum bir istisna. Dürüstlüğümü kullanıp üzerime çullanmaya hakkın yok.
- Tamam tamam! Daha fazla üzerine gelmeyeceğim.
- Hayatı ciddiye almadığın doğru mu
- Tam olarak değil, sadece korunmaya çalışıyorum
- Bence kaçıyorsun
- Evet böyle de denebilir, bazen yapıyorum işte. Kovalamaca oynamaktan yoruldum, yetişemiyorum ardından
- Kendini saldın mı yoksa
- Şu sıralar için öyle de denebilir belki, yine toparlarım ama, aynı şeyi kaç kez yaşadığımı biliyorsun. Hayatı ne kadar ciddiye aldığımı da biliyorsun ama değmezmiş. O kendi bildiğini okuyor. Sen ciddiye aldıkça üzerine geliyor, verdikçe daha fazlasını istiyor. Sonunda anladım ki " baş edemezsin benimle " demek istiyor. Hayatı ciddiye alanları da gördük hem. Salma kendini diyenlerin halini biliyorsun. Evden işe, işten eve. Sonra ya sonra. Hayatı ciddiye almak buysa ben almıyorum deyip kestirip attım sonunda.
- Tembelsin sen
- Bir avuç cüssemle ne işler yaptığımı hatırlasana. Sadece şu sıralar böyle görünüyor. Hem zihnimin nasıl çalıştığının farkındasındır sanırım. Herkesten çok yoruluyorum. Geceleri seninle nasıl didiştiğimizi bilmezmiş gibi yapma. Çalışmak demek, her zaman para kazandıracak şeylerle uğraşmayla eşdeğer mi sanıyorsun? Ben böyle davranarak hayatı protesto ediyorum.
- Hayatla baş edebileceğini mi sanıyorsun
- Demek istediğimi anlıyorsun ama inadına üstüme geliyorsun değil mi ! Az önce anlatmaya çalışmıştım bunu. Kastettiğim hayatın kendisi değil, içerisi, içindekiler. Hayata tutunduğunu zannedip içinde tutsak olmaktan bahsediyorum ben. Evine, arabasına, işine, malına, mülküne tapmak. Bana hizmet etmesi gerekenleri sırtıma yüklenir olmaktan. Daha önce hepsi ayaklarımın altında demiştim hatırlasana.
- Belki doğru olanın onlar yapıyordur. Hem bazı iyi insanlar da aynı şekilde davranıyorlar görmüyor musun.
- " İyi insanlar, iyi atlara binip gitti " dediklerinde, " kimsenin bir yere gittiği yok, insanlar yüz deve gibidir " sadece demiştim. İçinde has olanlar pek de azdır. Bana çoğunluğu işaret etme sakın, seçkin azınlıktan bahset. Ne demek istediğimi çok iyi anlıyorsun. Kalabalıkların içinde varmış gibi yaparak yok olacağıma kendimle olmayı tercih ederek modern hayata karşı pasif direnişte bulunuyorum ben.
- Hayata karşı direnip protesto ederek insanlardan intikam mı alıyorsun?
- Kimin umurundayım sanki. Bunu bilmediğimi mi sanıyorsun. Farkında olduğum bir çok şey gibi bunun da farkındayım. Hayattan kaçtıkça üzerime üzerime nasıl geldiğinin de farkındayım. Hayatın elindeki hançeri ensemde hissediyorum bazen. Ben ondan korkmuyorum ve bu yüzden hi çbir şey yapamaz bana bunu biliyorum.
- Sana bir haller oldu son zamanlarda, herkes böyle söylüyor.
- Cinlendin, kafayı yedin deseydin yine deşaşmazdım. Doğru istikamette olduğumu anlayıp sevinirdim hatta. Bozuldun değil mi! Seninle baş edemeyeceğimi mi zannediyorsun. Herkes gibi ben de farkındayım, benim herkesin farkında olduğum gibi. Ne beklediğimi tam olarak bilmiyorum. Aslında bir şey beklediğim yada beklediğim için burada durduğum söylenemez. Devam ediyorum ama, sadece eskisi gibi değil. Biraz sinirli ve tahammülsüzüm olduğumun da farkındayım. Her zaman onların istediği gibi olamam. Onlar da benim arzuladığım gibi değil zaten. Kimse kimsenin istediği gibi olamaz. Belki bu güne kadar fazla önemsiyordum her şeyi. Ama artık böyle değil. Onlar memnun değilse, ben de çok memnun değilim. Memnun olmak yada memnun etmek için yaşayamam.
- Kendini kandırma, bu durumu içine sindirmekte zorlanıyorsun, bunu çok iyi biliyorum
- Evet, eveeeeeeeet ! Kahretsin ! bunu ben de biliyorum Sonunda en zayıf noktamı yakaladın ama insanlarla beraber olmayı özlediğim kadar özlemiyorum eski halimi. Başkalarının hayatını yaşamak istemiyorum sadece.
- Schopenhauer'e benzemeye başladın
- Saçmalama, insanları severim ben. Asla küçük görmem. Sadece cılkı çıkan bazı şeyleri kaldıramıyorum artık. Hem neden kendi kültürümüzden birileri değil de Schopenhauer !. Ye'se düşürmeye çalışıyorsun beni değil mi ?
- Hayata kafa tutuyorsun o zaman
- Üst üste sorduğun sorularla kafamı karıştırıp açığımı yakalamaya çalış bakalım. Bunun farkında değilim sanki. Hayata kafa tutacak kadar yemedim daha kafayı
- Hayatın gerçekleri olarak görülmeye başlayan bazı şeyleri içime sindiremiyorum sadece. Sindirdiğim zaman işimin biteceğini de biliyorum. İşte bunlara kafa tuttuğumu söyleyebilirsin, hatta Donkişot'luk yapmakla da suçlayabilirsin beni. Saygı duyuyorum ben o adama. Kazanmak yenmekle eş anlamlı değildir.
- Gerçeklerle savaşmak mantıklı bir şey mi sence
- Hakikatle çelişiyorsa eğer neden olmasın. Kirliliğe gerçek adı verildiğinden beri mantığı buruşturup çöpe attım ben. Kirlenmiş gerçeklerin akıllısı olmaktansa, pak hakikatin delisi olmayı tercih ettim. Tercih meselesi bu.
- Sen şimdi kafa tuttuğun bu hayata daha ne kadar tutunabileceğini zannediyorsun. Cambaz mısın sen ?
- Aklımın içinde olsan da kalbime müdahale edemeyeceksin. Bu hayat benim ve bahşedeni çok iyi bilmekteyim. Kuralları başkaları koyuyor olsa da sonuna kadar direneceğim. Mızıkçılık ediyorsam eğer, malup olmam tasarlanan bir oyunu oynamak istemediğim için bu. Hayır, sadece inceldiği yerden kopsun diyorum o kadar, var mı itirazın. İyi bir ata binip iyi insanların yanına gitmeyi kafaya koymuşsan eğer, inan ki buna değer. Yine çelemedin değil mi aklımı? Kuyruğunu kıstırıp defol git. Son sözümü senin anlayabileceğin şekilde söylüyorum işte " Hayat fazla ciddiye alınmayacak kadar önemlidir "
Yorumlar
. . .
Pzt, 12/04/2004 - 23:28 — Elif Kırmızıhayat...
belkide
bir zan'dan ibarettir....
Hayatın neresi zandır. İçindekiler mi, kendisi mi.
Çar, 14/04/2004 - 10:18 — Selim SevkiogluSiz de kaçak güreşip, sıyrılmaya çalışmışsın işin içinden :) sanki. Yok mu Promet gibi kaçak güreşmeyecek başka Pehlivanlar. Bütün foyamı ortaya çıkarmış. Nerden evime soktum. Koynumda yılan beslemişim meğer. Aaaa son sözümü söylesem dahi, söylenecek başka sözlerim de, sizi bekliyorum.
Zan Altında
Per, 15/04/2004 - 19:42 — E.Fatih BilgeKaçtığını düşünmüyorum ama açıklama yapmamış. Aktör burada sanki "zan" altında. Hayatı önemsemiyor ama hayatın zan olduğunu da biliyor. "Schopenhauer'e benzemeye başladın". Schopenauer'i yargılamaya gerek yok. Tamam O da zan altında ama onun bulunduğu devre bakmak gerekir. Kaybolan umutlar, sosyalizm kapitalizm çatışması vs. Tanrı Öldü düşüncesi yaygın. Yani yaşamak için elde var sıfır. Sonra gerçeklerle savaşmanın mantıksızlığı falan. Bunlar aktörün yaşadığı zannın birer ifadesi değil midir?
Sorunsallık
Çar, 14/04/2004 - 00:49 — E.Fatih BilgeAktörün (yazıda rol yapıldığını düşündüğüm için özne olarak aktörü seçiyorum.) zihninin karışık olduğu kurulan cümlelerden ve sorulan sorulardan açık. Her ne kadar bütün olarak bir anlam ifade etse de, cümleleri tek tek değerlendirdiğimiz zaman mevcut karışıklığı göstermek isterim.
Aktör hayatı ciddiye almadığını söylüyor ve bunu yazının farklı yerlerinde dile getiriyor.
" yazılarınızdan hayatı pek ciddiye almadığınızı anlıyorum "
" Evet haklısınız, biraz öyle "
Ancak, buna rağmen hayat dediğimiz saltanatın ciddiyetini aslında çok iyi biliyor.
"Hayatın, bir araya getirmekte güçlük çektiğim yakalarıma yeniden yapıştığını hissediyorum."
"Kimseye kızgın değilim hayattan başka. "
Hayatı ciddiye almadığını söylüyor ama kafasından ikinci bir argümanı da öne sürüyor. -Kafası karışık ondan olsa gere- Ama demezler mi neden rol yapıyorsun? Gardını düşük seçmiş anlaşılan!
"- Hayatı ciddiye almadığın doğru mu
- Tam olarak değil, sadece korunmaya çalışıyorum"
İkinci argümanı korunmaya çalışmak.
Bir bakıma köşeye de sıkışmış. Soruları yönlendirmeye ve kendisinden uzaklaştırmaya çalışıyor. Çok zekice!
"-Kendin mi seçtin ! yalan söyleme !
- Ben yalan söylemem, bunu bilmiyorsun sanki"
"Kendin mi seçtin?" sorusunu geçiştiriyor ve kendisi yönlendiriyor. Biraz acelecilikte var sanırım.
Duygusal birisi ve kabullenilmek de istiyor. Belli ki ilgiye ihtiyacı var.
"Demek istediğimi anlıyorsun ama inadına üstüme geliyorsun değil mi?"
Hayata kafa tutacak kadar kafayı yemediğini söylüyor ancak buna karşın sorguluyor bir çok şeyi. Hayatın gerçekleri olarak görülmeye başlayan şeyleri içine sindiremiyor.
Kafasının karışıklığını ve anlamsız düşüncelerini son sözünde tamamen başka bir yöne çekerek işin içinden sıyrılıyor:
"Hayat fazla ciddiye alınmayacak kadar önemlidir"
Teşekkürler Promet.
Çar, 14/04/2004 - 05:15 — Selim SevkiogluKıymetli Cemaat'in diğer üyelerinin değerli yorumlarını bekleyip, hakkında bir şeyler söyleme işini sonraya bırakmayı daha uygun görüyorum.
Edebiyat biraz da aktörlük gerektirmez mi ?
Per, 15/04/2004 - 08:23 — Selim SevkiogluEvet, özne burada bir parça aktörlüğe soyunmuş. Zira bu aktörlük durumu bence edebiyat sanatının gerektirdiğinden fazla değil. Şahsa aktörlük yakıştırmasında bulunmanızı, yakini olarak olmasa bile kendisini tanımanıza bağlıyorum zira seçeneklerin içinden " Edebiyat " başlığının seçilmiş olması durumunu değerlendirmeye tabi tutmanız gerekiyor.
Buradan yola çıkacak olursak aktörlük tespiti bir bakıma doğru bir bakıma ise yanlıştır.
Şimdi bloğu yazarın kendisi anlatsın; Yazar, hikayedeki olayları bütün olarak bir anda olmamasına ve abartarak sunmuş olmasına rağmen genel olarak yaşamış. O gün belirttiği iki şahıs ile görüşmüş ve bilinçaltındaki birikim depreşmiş. Zihninde, hayat olgusu ile alakalı can sıkıcı bir farkındalık durumu hasıl olmuş. Gününün yarısı bu farkındalığa sebep olan diyalok ve akabindeki zihin egzersizleri içinde geçince, ister istemez sıkıntılı bir duygu yoğunluğu neşvu nema bulmuş.
Hayatın içerisinde olmasına ve her yanı ile onu kuşatmasına karşın, hakkında konuşma zorluğunu çektiği hususlardan biri hayat olgusuymuş. Hasıl olmuş zihni ve duygusal yoğunluğu bu yüzden fırsat bilmiş ve hakkında konuşmaya zorlandığı hususu, bir kısmı gerçek olan bir senaryo ile satırlara dökmeye karar vermiş. Yazar benzeri konuşmaları (kendiyle) yapmıştır yapmasına ama bu durum sunulduğu gibi bir anda değil muhtelif dönemlerde cereyan etmiştir.
Yazar burada daha ziyade, hayat hususunda düşünme ile beraber düşündürmeyi amaçladığı için tutarlı olmak gibi bir endişeyle hareket etmemiştir. Ancak obsesif, biraz kırılgan ve zannedildiğinin aksine biraz da tedirgin bir yapıya sahip olduğu için sanki bu yazıda tümü ile kendi düşüncelerini ve mutlak doğruları anlatıyormuşçasına aslı fuzuli olan savunma cümlecikleri yerleştirmiştir.
Aslında bu duruma, yazarın yazıya özne olarak kendini koymak zorunda kalması sebep olmuştur. Şayet özne kendisi değilde bir başkası olsa idi. Yani bir başkasının düşüncelerini dillendiriyormuş gibi bir kurgu ile sunabilse, idi bu sorunu yaşamak zorunda kalmayacağını da çok iyi bilmekte idi. Gerek " O gün üst geçitte çocuktu hüzün ", gerekse mevzubahis yazı için bunu yapmak istemesine rağmen başarmakta zorlanacağını farkederek vazgeçmişti.
Evet, yazar hayatı kensinlikle ciddiye alıyor. Hayatı ciddiye almadığını söylemesi tamamen tepkisel. Hayatı ciddiye aldığını söyleyip, ciddiye alınması gereken asıl kısmını ciddiye almayanlara karşı tepki göstermek, ilgi çekmek, düşündürmek için seçtiği bir yol bu. Hayat, hayatı ciddiye almanın kriterleri, kirlenmeden ayakta kalmak ve gibi olguları irdelemek istiyor aslında.
Hayata karşı kızgın olduğunu söylerken bunun absürt bir durum olduğunun dahi bilincinde. Bunları söylerken vicdanı rahat ve sakin olmaması buna işaret ediyor. Tepki gösteriyor. Neye Alttaki parağrafta anlatacağım. İçinde depreşen yoğunluk sebebi ile abartılı sözler söylemesine karşın, yabana atılır nitelikte olmadığını da biliyor. Hemen her cümle, yazarın zihni tasavvuru içerisine girilip derinliğine irdilendirildiğinde yoğun ve tutarlı manalar ifade ediyor.
Korunmaya çalışmak; Korunmaya çalışmak durumu insanlara ve saldırılarına yönelik bir ifade değil. Hayatın dayatmaya çalıştığı yanlışlarına karşı korunmak için bazen (bazen kelimesinin altını çiziyorum) marjinal görünmeyi mübah ve doğal görüyor. Burası önemli. Marjinal gelen söz ve eylemlerinin kendisini kirlenmekten koruduğunu ifade ediyor.
Evet, son cümle çok önemli. Şayet tepkisel yaklaşımı yanlış anlaşılmaya sebep olmuş ve istemeden birilerini yanlış bir yöne yönlendirmiş ise bu cümle ile önlem almaya çalışıyor ve son cümleyi Darkred son derece kısa ve özlü bir şekilde şerh ediyor. "Hayat fazla ciddiye alınmayacak kadar önemlidir " diyor.
Son söz babından; Sevgili F.Bilge'un değerlendirmelerini " korunma " kısmı hariç tamamen isabetli buluyorum, maksadım savunma yapmak değil konuyu ve yazıyı açmaya çalışmaktı.
Korunma kısmı bana ait değil
Per, 15/04/2004 - 19:37 — E.Fatih BilgeKorunma kısmı bana ait değil zaten, aktörün kendisi korunmaya çalıştığını söylüyor.
11 YIL OLMUŞ YAZALI...DEĞİŞEN HİÇBİR ŞEY YOK...
Çar, 14/04/2004 - 16:49 — Yusuf ArmağanDÜŞ(ÜN) VAKİTLERİ
I
susun ve uzatın ellerinizi
gözleriniz bir çift yeşili bulsun
her gün batımı yeniden tercüme edin bana kendinizi
ki geceye ak gireyim
kulak zarımın zaferini dillere dikilen mumla kutlamak ne güzel
II
şehre tepeden baktığımda anlıyorum mağlup olduğumu
"herşey sahte
gül sahte bülbül sahte"
"anlayamadıklarına ağlıyor
ağlayamadıklarını anlıyorlar"
bir omuz başı bir omuz başında tam yirmiyedi baş
bir eş, bir aile birkaç dost ve arkadaş
III
İntikam alamadan öleceksin maziden
ne yokuşlarda ince sorgulamalara tutulacaksın
ne sis kalacak ne yara
yani öldüğünde intikamın alınmış olacak.
hayat var ya.... fazla cid
Per, 15/04/2004 - 00:02 — Elif Kırmızıhayat var ya....
fazla ciddiye alınmayacak kadar geçici
ve
ciddiye alınmaya mecbur kılacak kadar önemlidir..
zira tektir...
neler yazarım neler yazarım da...
kaçak güreşmeyi pek sevmem efendim açık açık konuşmayı severim... bilenler bilir açık açık yazarım genelde ama bu yazı...
yazabileceğim o kadar çok şey var ki... yazmıyorum. sırf bu yüzden...
-KİM OLDUĞUNUZUN,NE OLDUĞUNUZUN, NEREDE OLDUĞUNUZUN VE ASLINDA NEREDE OLMANIZ GEREKTİĞİNİN AZAMİ BİLİNCİNDE YAŞADIĞINIZ GÜNLER DİLERİM-
Yorumunuzu son sözüm
Per, 15/04/2004 - 07:11 — Selim SevkiogluYorumunuzu son sözüm üzerine bina ettiğiniz için teşekkür ederim. Açıkçası, böylesinin işime geldiğini söylemek de mümkün :)
Nasıl derler onu.
Bu mudur ? Budur işte! denecek kadar açık, kısa, anlamlı ve isabetli.
Ama bu yazı ! Ne gördünüz bu yazıda ?
Sıkıntılı birini görüp de, üzerine gelmeyi mi uygun mu bulmadınız. Yoksa birbiriyle çelişen cümbüşün arasına girmeye gerek mi görmediniz. Çelişen yanlar olsa bile, o kadar da abartılı değil iddia edildiği gibi ya. Yazı hakkında daha detaylı değerlendirmeyi F.Bilge'un yorumuna iliştirmeyi düşünüyorum.
öleceğiz ; müjdeler olsun
Per, 15/04/2004 - 07:11 — Mahmud Zahidbugün bir e-posta geldi jpeg formatında
bir kabristan resmi ve alt köşesinde ufak puntolarla şöyle yazılı
"oyun sonunda şah da piyon da aynı kutuya konulur"
bu yeterli mi hayatın önemsizliği ya da -o kutu içinde yaşanacakların sebebi olması hasebiyle -önemi için ?
her insan kendi çağından sorumludur