renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

KENDİYLE KONUŞMALAR (2)

'Bir adamın, benden başka herkes aldanıyor demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa, o ne yapsın!'
Daniel de Foe.

Güç olanı sevdiğimi söyleyemem size.. ama öykünmediğimi kim iddia edebilir ki!.. Telaffuzu zor bir şarkıdır bahsettiğim. Kimi zaman hüzzam, kimi zaman saba kıvamında. Hatta ahenkli bir makamı olduğunu dahi söylemek zor. Notaları karışır çoğu kere birbirine. Ama derinlerine nüfus edenler için ortaya öyle bir senfoni çıkar ki, dudaklarına bengisu değmiş hiç kimse dinledikten sonra eşlik etmekten alıkoyamaz kendini. Acı verdiği için herkesin söylemeye cesaret edemediği bir şarkıdır bu. Girift notalarının arasına örselenmek pahasına dalmayı kim göze alabilir ki. Bu dalışlar sırasında sayrılanmak da cabası. Ateşli bir hastalığa tutulmuşlar gibi sayıkladığının sanılması sonra. Uzaktan bakanlar için böyle tabi.. göremeyenlerden bahsediyorum aslında. Gördüğü rutubeti okyanus zannedenlerden. Ağzını, yüreğinden ziyade kullanan; dilinin dizginlerini ham aklının pervasız ellerine tutuşturanlar onlar. İçine girmeyenin bilebileceği bir şey değil bu. İtibar edilmeyişi, kerih görülüşü de bu yüzden olsa gerek. Dışlanmanın, tahkir edilmenin, hor görülmenin ve yalnızlaşmanın azab-ı mukaddesine kim katlanabilir ki. Göz ardı edilmemesi gereken bir ihtimal sadece. Aşk deyince gevşemeyin hemen. Erostan bahsetmiyorum ben. Bir de hep pohpohlanan satatükocu konformistlerin tatlısı aşıklığı değil kastettiğim. El üstünde tutulmayan, itibar görmeyeninden bahsediyorum ben.. güç olanından.

Güç olanı sevdiğimi söyleyemem size.. ama öykünmediğimi kim iddia edebilir ki! diye başlamıştım söze. Kimse sevmez güç olanı ve kerih görür bunu kendi nefsine. Oysa çokluk, bizim kerih gördüklerimizin içindedir cevher. Böyle söylediğim için kızmayın bana. Çoğu kere kendisine deli gözüyle bakılan, hor görülen kimse o çıksın karşıma. O konuşsun benimle.. o cevap versin. Bir adam, çıkıp da benden başka herkes aldanıyor demez elbet. Bu denmez. Ama onun böyle söylememesi, ondan başka hemen herkesin aldanmıyor olduğunu da göstermez. Sözlerine herkesin güldüğü, meczup olduğu zannı ile kendisine itibar edilmeyen çok kimseler gördüm ben. Hatta bu serencama iptida edişimde, böyle bir vakıaya şahit oluşumun payının ziyadeliğini itiraf etmeliyim. Şahit olduğu tenakuzlardan ve dahi kimsenin göremediklerinden yana müşahitliğinden ötürü nasihatleri hakaret, sözleri sayıklama kabul edilen birini ilk kez fark ediş anımdan bahsediyorum. Cezbine yakıştırılan meczupluğunun nice zoruma gidişi.. kendisine bir deli gibi muamele edilişi de cabası. Anlattıklarımdan pek bir şey anlamadıysanız ya da sözlerimde bir ahenk, bir mantıklı bulmadıysanız şayet, hani o nice beğendiğiniz 'Gül Yetiştiren Adam'ın hikayesini ve hikayenin nihayetinde başına gelenleri hatırlatmak isterim. Yumuşak karnınıza dokunmamak için Hallac'dan, Bistami'den dem vurmayacağım. Kaybettiği kalbine sahip olmak için kalabalığı terk edip, itibar gören aklından bir süreliğine istifa eden Gazali kâfi gelsin şimdilik.

Her ne kadar bana hoş gözlerle bakmadığınızı biliyor olmama rağmen, size anlamayacağınız şeylerden bahsederek, hakkımda; aleyhime delil teşkil edecek şeyler söylemek istemem. Bu kerteden sonra 'Allah'ım gömleğim önden yırtıldı' demekten bîtap düştüğüm için her ağzına geleni aşikar etmekten imtina ediyorum artık. Ve işte tam da bu nedenle, 'benden başka herkes aldanıyor' demem güç.. ama imkansız değil. Çoğu kere fikirlerime katılmadığınızı ve bazen beni kınadığınızı biliyorum. Yüreğimdeki hüzne, kaygılarıma ve dahi pek çok fikrime muhalefet halindesiniz. 'Hiç' diyemesem bile, bu durumun benim için çok önemli olduğunu söyleyemeyeceğim size. İçinde hayır bulunduğu ve hakikatin ta kendisi olduğu halde kerih görmenizi doğal karşılıyorum ama. Çoğunluktan haz etmediğimi ima etmiştim daha önce zaten. Cumhur da değilsiniz ki, sözünüze binaen durup da şöyle uzun soluklu bir düşüneyim. Hakikat olana çoğunluğun iltifat ettiği nerede görülmüş ki. Hem hakikat üzere olacak, hem genel taktire değer bulunup hem de çoğunluk ile hem fikir olacaksınız. Bu tür bir beklenti; ya hamakat ve cehaletten, ya hamasetten ya da insanın ben diye içinde beslediği itten gelir. Varsın dokuz köyden kovulsun hakikat üzere olan. Gurbette olanın yurdu mu olurmuş ki.

Zaten öykündüğüm siz ve bana karşı muhabbet besleme ihtimaliniz değil. Dolayısı ile, bu husustaki fikirleriniz beni pek fazla ilgilendirmiyor doğrusu. Şayet ilgilendirseydi, kalemime sizin için raks etmesini ve kulağınıza hoş gelecek şeyler fısıldamasını söylerdim. Aramız pek iyidir nitekim. Benim inandığım için mırıldandığım bir şarkım.. ve yazmaya çalıştığım bir hikayem var oysa. Ve bu ikisi ile aramızda cereyan eden, çilesine baştan lades denmek zorunda olunan bir muaşaka. Bu muaşakanın gözlerimi kör ettiğini söyleyebilirsiniz bana. Böyle söylemeniz gücüme gitse bile darılmam. Darılmamam, kırılmıyor olduğum anlamına gelmez eme. Artık yavaş yavaş alışıyor olduğumu söyleyebilirim sadece. Şarkıma karşı duyduğum muhabbeti anlamanızı beklemiyorum sizden. Bu sebeple, şarkımın notalarını kerih görüyor olmanızın ve gerçeklere bakan gözümün kör olduğunu ifade etmenizin fazla bir ehemmiyeti yok benim için. Hem böyle söylemekte haklı bile sayılırsınız. Çünkü aşkın; gerçeklere bakan gözü kör ettiği doğrudur. Ama hiç aşık olmadığınız için sadece bu kadarını bilirsiniz siz. Gördüğünüz sadece aşıktır, aşk değil. Bir mana veremediğiniz için körlükle suçladığınız aşığın halleridir sadece. Aşık, şarkısına ve hikayesine duyduğu muaşakadan ötürü iki gözünün kör olmasına razı olduğu için hakikate açılan üçüncü bir göze sahip olan kişidir oysa. Oradan baktığında neler gördüğünü bildiğinizi iddia edebilir misiniz! Sakın yapmayın bunu. İşte bu öfkelendirir beni. Ve siz bir şarkısı, dolayısı ile de bir hikayesi olanın kör olduğunu iddia ederken, kendinizin görüyor! olduğunu zannedebilirsiniz. Hayır! Bu doğru değil. Sadece uyanık halde ve görüyor olduğunuzu zannediyorsunuz.. ve ben uyanık geçinenlerden hiç haz etmem doğrusu. Siz de benden haz etmiyorsunuz zaten. Karşılıklı duygular beslemek ne güzel. Hayır.. bu sefer hiç de öyle değil.

Karınca'nın hikayesini bilir misiniz siz? Aklınıza hemen tembellik eden Ağustos Böceği'nin, kapısına gittiği karıncanın hikayesi gelmiştir muhakkak -diyordu bir zat-ı muhterem. Karıncanın hikayesi deyince aklıma geldi- . Gerçekler diyerek, ikircikli duygular içinde bocalayıp duruyorsunuz.. İşte uyanıklılığınızın ispatı! Aslında kurnaz demek istiyorum. Yani tilki gibi zeki ve sinsi. Neden böyle yaptığınızı anlayamıyorum. Aslında anlıyorum ancak bir türlü içime sindiremiyorum işte. Ben Kâbe yoluna düşen karıncadan bahsediyorum oysa. Hepimizin bildiği hikayeler var. Öykünerek hikayesini hikayesi edinmek istediği karakterler. Benimki de bu işte. Bazen bu sebeple acı çektiğim doğru. Ve siz bu acıdan, kendinizin haklı oluşuna dair pay çıkarmak istiyorsunuz. Bu da benim için tedirgin edici bir durum elbet.

Karınca'nın hikayesini bilip bilmediğinizi sormuştum size. Hayır, hayır! yine söylüyorum bakın. Bir şarkı söylediği için aç kalan Ağustos böceğinin muhtaç olduğu değil. Hep aynı yere gidiyor aklınız. Bir şarkısı olmak yerine, hani genelinizin yaptığını gibi hep çalışan, hep biriktiren değil. Kabe'ye varmak için çıkınını omzuna alıp yola düşen karıncadan bahsediyorum. 'Varamazsın' denilerek, kendisi ile gülünüp, alay edilen karınca. Haydi! Siz de gülsenize. Ne duruyorsunuz ! Hiç kimse yok yanınızda. Peh! Hepinizin......, Tedirgin oldum yine. Evet genelde tedirgin ve kaygılıyım.. ve siz bunu aleyhime delil olarak kullanmak için can atıyorsunuz. Siz neden tedirgin değilsiniz pekala? Hesap günü sizin için de değil mi yoksa. Çevrenizde üzerinizde hakkı olan insanlar cirit atıyor oysa? Karşı komşun bu gece aç uyudu. Burnunun dibindeki insanlar diğerlerinin refahı için katlediliyor. Senin bayat olduğu için yemediğin ekmeği bulamadığı için ölenler var hâlâ. Hemen her şey çıkar üzerine kurulmaya başlamış. Dostlarının, kuyunu kazdığını görüyorsun bir süre sonra. Rüşvet almış başını yürümüş ve ve ve ve ve. Sen ise sadece kendisi için gelecek endişesi taşıyan bir mütevekkilsin öyle mi. Sadece somut örnekler bunlar, ya soyut olanlar. Onlardan bahsetmek istemiyorum. Neden mi? kendinize sorun.

Yaşadıklarımın bir anksiyete olduğunu söyleyebilirsiniz.. depresif bir durum. Ya da mütevekkil biri olmamakla suçlayabilirsiniz beni. Peki ben size bunun bir vecd hali olduğunu söylesem ne diyebilirsiniz ki bana. Kalbimi mi görüyorsunuz. Tedirginliği yaşayan ben, kalpleri hisseden sizsiniz öyle mi! Hah hah hah..Ancak böyle söylemeyeceğim, merak etmeyin. Yaşadıklarım hususunda Plotin'e sığınacak değilim. Cümlelerime dikkat ederseniz şayet aşık olduğumu söylemedim.. sadece öykünüyorum dedim. Demagojinize karşılık misillemede bulundum sadece. Kierkeegard'ın iç titremelerini mi yaşıyorum bilemiyorum. Hangi ikisi, bunu söylemeyeceğim. Herkesin ulu orta söyleyemediği özel hususları ve sırları vardır. Bir his bu.. hislere sonuna dek güven olmaz zaten. Uyarılarınız için teşekkür ederim. Ancak benim gibi kaygılı birini ikna etmek o kadar kolay değildir. Gerine gerine konuşan ve ciddi bir tasası olmayanlardan ne haz ederim ne de sözlerine fazla ehemmiyet veririm ben. Sadece yeterince. Onların da doğru gördüğü olmuyor değil zahir. Kendi özeleştirimi kendim yaparım ben. Bazen iyi bir şeye yönelirsiniz.. onu araç edinmek için çabalarsınız ve farkında olmadan kullandığınız araç amaç haline dönüşebilir. Ya da onun tarafından kuşatılabilirsiniz. Söylediğiniz şarkının bir kısmına takılıp kalabilirsiniz mesela. Mesajındaki bütüncüllüğü kaybedebilirsiniz. Ya da bir mısrasında takıldığınız için kısır döngüye içinde devinebilirsiniz. Dilinizde dolanan şarkının yüreğinizdeki aksini de yitirebilirsiniz. Bunları çoğaltmak mümkün elbet. Sadede gelelim hemen. Bir şarkıyı ömür billah söyleyebilmek için bir kaygı taşımak gerek lakin dostlar. O kaygı ki, farkında olmadan sizi kuşatıp şarkının ana mesajından uzaklaştırabilir. O zaman birileri sizi uyarmalı.. uyandırmalıdır. Karınca dendiğinde, şarkı söyleyip tembellik eden Ağustos böceğinin hikayesini akıllarına getirenlerden dinleyecek fazla bir şeyiniz olmayabilir. Olsun.. nasihat nasihattir. Kimden olduğunu fazla önemsemeden kulak vermek gerek. Gazali'den öğrendim bunu ben. Nasihatlerine mukabil olarak onlara teşekkür etmeniz gerekir o halde. Yaşadığım kaygı ve yüreğimdeki hüzün sebebiyle kaygılandığınız! için teşekkür ediyorum size. Nihayet sizi kaygılı vaziyette görmek ne hoş!

Evet dostlar, bu güne değin benden başka herkes aldanıyor demedim. Açıkçası bunun kulağıma hoş geldiğini dahi söyleyemem. Ancak şunu da ifade etmeliyim. Telaffuzu zor olan bir şarkıyı.. hele de zor bir zamanda söylemeye çalışmak bir kaygı taşıyanların işidir. Kaygınıza sahip olamazsanız, o size sahip olur. Bu doğrudur. Çoğalttığı kaygısı tarafından kuşatılmak ne kadar tehlikeli ise, olması gerekene sahip olmamak daha da bir tehlikelidir lakin. Biz ne söylesek boş. Bir şarkınız varsa şayet; hüzün ve kayınız da var demektir. Haydi hep beraber Kuran'a müracat edelim;

'(Hesap gününde Rableri'nin rızasına nail olduğunu öğrenenler) Dediler ki; Bizden (hayattayken taşıdığımız) hüznü (tasayı, kaygıyı) gideren Allah'a hamdolsun' Fatır 34

- İç ses-Yine kendine uygun bir ayet buldun. Neden böyle yapıyorsun anlamak mümkün değil. Hem bütüncüllükten bahsediyorsun hem de parçaların içinde boğuluyorsun.

-Ben istikametin kendisiyim demiyorum ki.. tuzu kuru olanlara söylenecek birkaç sözüm var.. sadece bu

-Kendi meselelerini hallettin de başkalarına laf yetiştiriyorsun

-Laf yetiştirdiğim falan yok. Elden geldiğince bundan uzak durduğumu biliyorsun

-Nereden biliyor muşum?

-Bana bak yine canımı sıkma. Tamam! bazen yüreğimdeki hüznün içinde boğulduğum doğru.. bunu inkar etmedim farkındaysan. Sadece tuzu kuru olanların hüznüme laf etmelerinden pek haz etmediğimi ve etkilenmediğimi ifade ettim. Önce taş taşı.. ya da elini taşın altına koyup sıkıştığını hisset, sonra bana laf anlat dedim. Bunu söylerken nasihatlerinize karnım tok da demek istemiyorum. Sadece bir farkındalık oluşturmaya çalışıyorum

-Ne diyorsun sen Allah aşkına

-Ya yine asabımı bozuyorsun. Ban bak! Henri sen neden buradasın diyerek, durduğum yerden dolayı katlanmak zorunda olduğum sıkıntılara burun bükenlere, Valdo sen neden burada değilsin diye karşılık veriyorum. Yaptığım sadece bu işte.

-Durduğun yerde mutlu musun pekala?

-Sana kaç kez mutlulukla aramda bir soğukluk olduğunu ifade ettim. Neden anlamak istemiyorsun bunu! Al mutluluğu başına çal. Mutluluktan geber. Sevip neşelen.. yoksa yanarsın senin şarkın olsun. Söylerken dişlerini göstererek sırıt ve ne kadar budala biri olduğunu alenen göster. Beni hazımsız olmakla suçlarken kendinin mütevekkil olduğunu iddia etmek kolay. Sen daha tevekkül ile gamsızlığın, hüzün ile kederin ayırtına bile varamamışsın. Şayet bir parça da olsa hakiki mutluluğu tadabiliyorsam bu ancak akıllılardan yüz çevirip deliliğe yaklaştığım ölçüdedir. Akıllı olduğunu söyleyenlerin yaptığı ve öğütlediklerinden yüz çeviriyor olmam suç mu? Sen onların nasıl hareket ettiklerinin ve çevrende olup bitenlerin farkında değil misin. Hangi birini anlatsam ki sana! Görmediklerin olabilir, ancak bir çoğunu görmezden gelmekle avutuyorsun kendini değil mi değil mi. Nereye kadar sürecek bu pek.. nereye kadar kaçacaksın hakikatlerden.

-Demogoji yapma bana. Hani mutlulukla işin olmadığını ve bunun yerine huzuru yeğlediğini söylüyordun. Huzurlu musun pekala!

-Bazen olmadığım doğru. Bana bak kahrolası! Asıl demogoji yapan sensin. Dürüstlüğümden istifade edip kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorsun benimle. Eşit şartlarda değiliz. Daha fazla devam etmesine müsaade edemem bu durumun. Tuzun kuru senin. Bir kere dürüst bile değilsin. Dünyevileşmişsin sen. Aradığın tek şey günü kurtarıp, hayatını yaşamak. Biraz dinin emri, biraz nefsinin. Sonra neymiş efendim, mutlulukmuş, huzurmuş! Sen ne kadar huzurlusun acaba! Yalanın ve kaypaklığın envai çeşidi var sende. Daldan dala atlayan mutlu kuşu oynuyorsun. Zoruna giden emre kulaklarını tıkıyorsun. Samimiyetine güvenmiyorum senin. Oynuyorsun. Kendine bile saygın yok ki. En azından bende bu var. Ne ise onu söylüyorum. İnsan kendine karşı saygılı olmalı en önce. Endişeliyim tamam mı! Neden pekala? Çünkü senin gibi kendine dahi saygısı olmayanlarla muhatap oluyorum. Deniz kenarlarına da senin gibi sığlardan sığınmak için gidiyorum. Sen neden burada değilsin he! Bunun cevabını verebilir misin bana. Neymiş! Burada yaşamak zormuş. Konformistin tekisin sen. Hem siyasi hem de nefsi. Zor olanı ve çoğu kere yalnızlığı tercih ettiğim için sana göre uyumsuz delinin tekiyim öyle mi! Sırada bu mu vardı söylenecek.. sen söylemeden ben söyleyeyim. Hakkımda istediğin gibi düşünebilirsin.. her sözün benim için iltifat sayılır. Yaptıklarınızdan haz etmiyorum ve siz de benden. Bu hususta elimden bir şey gelmez. Haydi itiraf et. Böyle olduğun için aslında kendinden utandığını.. kaygısı olanların yanında eksik ve zayıf yanlarını gördüğün için böyle davrandığını söyle.. utanma. Her şeye rağmen takdir ederim bu hareketini.

-Evet öyle diyecektim.. sen delinin tekisin.

-Bu sefer oyuna gelen sen oldun işte. Ayete mi sığınmıştım az önce.. Neden burada olduğumu sorguluyorsun öyle mi! işte şimdi de bir hadis, '... şayet onlar sizi görselerdi, bunlar deli mi derlerdi'. Aldın mı ağzının payını şimdi. Kaygılıymışım.. içinde boğuluyor muşum! Sen kendi hovardalığına, pervasızlığına yan.

-Hani az önce, hatanı kabul etmiştin. Ben istikametim demiyordun!

-Seninle dürüst bir şekilde mücadele etmek ahmaklıktır

-Dürüst olduğunu söyleyen sendin.. ben değil.

-Benim durduğum yere gel.. ondan sonra konuş.

-Köşeye sıkıştın değil mi!

-Köşelerle uğraşmak sana göre bir şey.. bana göre değil.

-Hadi sana iyi geceler

-Bana bak pis pis sırıtma.. yine uyku tutmasın diye mi yapıyorsun bunu !

-Sen ehl-i tevekkül birisin.. neden uyku tutmasın ki

-Ben böyle bir şey söylemedim tamam mı.. Sen var ya sen. Allah seni bildiği gibi yapsın.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Çeşmeden su içme sırası...

Sevgili Selim,
Bir mektuba girer gibi oldu. Kasıtlı değil aslında ama böyle olsun madem. Derdim bir yorum eklemekti ama yazarına mektup gibi oldu. Elim böyle gitti. O halde mektuba devam.
Nasılsın iyi misin? İyi olmanı Cenab-ı Hak'tan niyaz ederim. Bizleri soracak olursan Allah'a hamd olsun iyiyiz. Sağlığımız yerinde. Annem nasip olursa hacca gidecek bu yıl. Heyecan içinde koşuşturuyoruz. Allah cümlesine nasip etsin.
İlginç bir şey anlatayım, annem bahsetti.
Hac için bilgilendirilmek üzere bir camiiye seminere gidiyorlar. Bu camiye üç-dört yıldır her seminere katılan yaşlı bir kadıncağız varmış. Ancak yaşlılık, parasızlık vs hiç gidemiyormuş. Biz bu yıl haberdar olduk ancak bu yıl da hiçbir kaydı olmadığından yardım edilse de gidemiyor. İşin tuhafı yaşlı kadın her seminerde en çok soru soranlar arasında yer alıyormuş. Annem dün anlattı. Düşünsene kadın her sene seminere katılıyor, sorular soruyor, hac farizalarını ezberliyor ama gidemiyor.
Karıncadan söz etmişsin ya işte sana karınca...
Senden başkalarının aldanabileceği konusuna gelince. Bak kardeş bu mümkün elbette. Hatta senin mütevekkil yüzünle ilk karşılaştığımda bu metafizik yalnızlığı okudum diyebilirim.
Ondan mı hiç yabancılamadık birbirimizi?
Yalnızların iştiyaklı sarılmaları böyle mi olur?
Ama diğerlerinin aldandığı fikri inan bana korkunç ağır bir yük. Ben bundan korkarım aslında. Hakikate bekçilik etmek kimin haddine. Hallac'ın başına geleni duydun değil mi?
Köyün birinde insanlar sırayla delirmeye başlamış. Gün geçtikçe birisi daha aklını yitiriyormuş. İnsanlar çaresizlik içinde olayın sebebini aramaya koyulmuşlar ama nafile...
Deliren delirene...
Sonra adamın biri köyün hemen dışındaki çeşmenin suyunun insanların aklını aldığını fark etmiş. Delirmenin nedeni çeşmenin suyu diye heyecanla insanları uyarmaya başlamış. Gel gör ki kimse kulak asmamış sözlerine. "Hadi canım suyun delirttiği görülmüş şey midir? mübarek su işte" deyip adamı dinlememişler.
Gel zaman git zaman köyde akıllı bir tek bizim adamcağız kalmış. Hayat öylesine içinden çıkılmaz bir hal almış ki ne yapacağını bilememiş bizimki.
Bir sabah, namazı müteakip çeşmenin başına gitmiş.
Uzun uzun oturmuş sonra eğilip kana kana içmeye başlamış.
Bunca delinin arasında akıllı kalabilmek de çok anlamlı değil sonuçta..
Çeşmeden içmenin sırası kimde?
Mektubuma burada son verirken tekrar tekrar selam ederim.
Sağlıcakla kal.
Kardeşin Tarık

Merhaba kardeş,

Merhaba kardeş,

Rabbi Zül Celal'e sonsuz kere hamdolsun. Gördüğün gibi şükründen bile aciziz işte. Bir kerelik nefes alıp vermenin şükrünü kim eda edebilmiş ya zahir. Bile deyişimiz dahi gafletimizin nişanesi oldu gördüğün gibi. Biz hepimiz iyiceyiz mâ aile.. sizlerin iyi olmanıza da inan çok sevindim.

Tarıkça yaz tabi. Ben de sana Selimce yazabilmiştim.. başka türlüsü mümkün olmuyor bazen.. olmasın da zaten. Validanım geldiğinde ellerinden öpmeye geliriz inşallah. Ne mutlu.. Bizim Valide Sultan da iki hafta kadar önce geldi Umre'den. Ben de özledim ya.. niyetim var kısa bir süre sonra.. dua et inşallah. Hz Ömer ra la yumurta tokuşturmaktan bahsediyordu Paşalı :) Yok abi, bizim gibilere kapılarında göz yaşı dökmek büyük lütuf. Yok yüzümüz bu kadarına. Validanım pek bi sevinçliydi.. ağladığına göre öyledir. Gitmiş Resulullah efendimizi ziyarete. Bir kalabalık, bir kargaşa. Görünce sinmemiş içine. Ben bu ahvalde ziyaret etmekten hicap duyarım demiş, oturmuş kenara. Durup beklemiş.. ruhuna çekidüzen vermek için oturup zikretmiş. Uyuyakalmış bir ara. Resulüllah efendimiz gelmiş rüyasında yanına. Hoş geldin etmiş. Ne kadar sevinmiş bilemezsin.

Bahsettiğin Teyze var ya. Dediğin gibi kaç kere Hacıdır O kim bilir. Kabe dediğin taştan duvardan ibaret değil mi zahir. Ne varsa ateşte var. Gönül yandıktan sonra, ister yanından tavaf etmişsin ister uzaktan. Varmak denilen ne ki, yolunda ölmeyi göze almadıktan kere. O Teyze'me büyük ihtimalle nasip olur gitmek. Barat Hacı'nın hikayesini hatırlarsın. Allah cc böylelerinin en büyük arzusunu yerine getirmeden almaz canını genelde. Yâ Tarık ne varsa eskilerde mi var, yoksa bana mı öyle geliyor. Hani O genelimizin burun büktüğü ihtiyarlarımız. En cahillerinin dahi derin bir yanı vardı sanki. Yanlarına vardım mı adam gibi iki çift samimi laf ederdin. Ya da hep iyileri mi hatırlarız biz.

Ne yalan söyleyeyim, şu hikayenden dolayı tedirgin oldum biraz. Çocukken uzaktaki kuyulardan çok su taşıdım ben. Devam etsek diyorum hani. Taşıma suyla değirmen dönmez derler ama bilirsin Karınca'yı, imkansıza talip olmaktır tek mutluluğu. Hakkat! Duydun mu, varmış mı Kâbe'ye! Yok abi kendimizi kandırıyoruz biz. Hem varmak dediğin ne ki diyoruz, hem de varmış mı diye merak ediyoruz.

Yazmana sevindim.. buralarda olduğunu bilmek güzel. Allah'a emanet ol.

Selametle..
kardeşin

Mit merhaba ebi...

Mit merhaba ebi..
Bizim Siirt'te böyle söylerler Selim. Merhaba dedin mi "bin merhaba baba" diye cevaplarlar.
Ne kadar özlemişim anlatamam. Valide Sultan'ın umresini de tebrik ederim.
Bizim valide hanım da hacdan döndüğünde beklerim elbette...
Hurmaydı, zemzemdi filan, yeriz dua ederiz inşallah.
Eskiler sahiden bir başka. Ömer isimli Hristiyan bir seyyah (Ömer Hayyam'dan etkilenerek babası ismini koymuş, sanırım Kuzey Avrupa'lıydı) bir tekkeye girmek isterken kapıdaki adam almamış. İsim müslüman ama sende bereket eksikliği var demiş. (kim anlattı bunu yahu?İnsan yayınlarının bir kitabından alıntılamıştı)
Eskiler böyle bu bereketi fark ediyorlar.
Biz de kalmış mıdır bu bereket aziz dostum?
Bir parça olsun kalmış mıdır?
Allah her daim bereketli kılsın hayatını..
selamlar...
kardeşin Tarık

"Gül dalında idam iftiradan da hazin... "

bir şiir:

HAZİN
İftira atılmış birisine bir zaman,
Demişler: "idam olacaksın hazırlan..."
Gül yetiştiren bir bahçevanmış mahkum,
Demiş: "Yok Allah'tan başka kimseden korkum!"
Bağlamışlar elini arkadan, takmışlar yaftayı,
Tam bahar mevsiminde bir nisan ayı..
Götürmüşler onu bir bahçeye,
"Yürü bakalım alçak!" diye diye..
Tam bahçenin ortasında darağacı,
Ve yanında sağır dilsiz celladı...
O aldırmamış yürümüş cesaretle,
Varınca bakmış salınan ipe..
Demişler: "ip sağlamdır korkma!
Bir anda olup biter ürkme!"
O kendisi çıkmış sehbaya,
Bakmış gökteki dolunaya..
Sonra demiş: "Bu darağacı,
Duruşu hüzünlü, duruşu acı..
Ne ağacından bu hele bir deyin?"
Demişler: "Gül ağacından merak etmeyin..."
Adam o anda değişmiş, yüzü sararmış,
Demişler: "Bak senin de ölümden korkun varmış..."
Adam hiçbir şey söylememiş üzülmüş,
Gözlerinden birkaç damla süzülmüş.
Sormuşlar: "Son isteğin nedir?" diye bahçevana,
O hüzünlü gözlerle bakmış sorana...
Demiş: "Ben yıllar yılı güller büyüttüm,
Onlar için tükendim onlar için bittim...
Son isteğim, kabrime şöylece yazın:
'Gül dalında idam iftiradan da hazin...' "
Ali Yıldız

bir söz :

Bende öyle bir güç var ki"
"elimi bir oynatsam kıyameti koparabilirim. Parmağımı oynatsam dünyayı sallarım." ... (bir şizofren)

/yoruldum mu ..
daha yaşamaya başladım mı ki../

Gül yetiştiren adam.. Deli/Veli

"Bende öyle bir güç var ki;
elimi bir oynatsam kıyameti koparabilirim. Parmağımı oynatsam dünyayı sallarım." ... (bir şizofren) -demiş Dahfa-

Bakınız şimdi güzel kardeşim, benim bahsettiğim mubarekler var ya, onlar sizin şizofren gibi değil. Dertleri gül dalında asılmak da değil. Ne peki? Gül dalında asılamamak.

Nereden mi anladım bunu! Çünkü halk kendisine ver yansın edip linç girişiminde bulunurken, dostun biri iltifat ve destek olsun deyu gül atmış da, tek ağır gelen bu olmuş nefsine. Niye mi? biri bana iltifat etti diye.

Bir de, hani bilmediği için merak eden olur diye bir haber edeyim dedim. Benim bahsettiğim "Gül Yetiştiren Adam" hikayesinin müellifi Rasim Özdenören Hoca'mızdır. Hikayesindeki kahramanın Elmalılı Hamdi Yazır rh.a olduğu söylentileri kulağıma geldi. Ne kadar doğru bilemiyorum. Bu vesile ile kitaptan küçük bir alıntı yapmak isterim.

Gül Yetiştiren Adam, torunu ile sohbet ediyor;

" Şu çiçekleri görüyor musun? Kurumuşlar. Bunların renk renk açıldığı mevsimi hatırlıyor musun? Şimdi yok işte onlar, ama sahiden yok mu?

Öyle mi oluyor diye bakar çocuk.

Gününü değerlendirmeye bakacaksın.. günün nasıl değerlenir, bak anlatayım: şimdi ömrünü bitmiş say, ömrün bitmiş de sen yalvarmış, yakarmışsın. Sana gözyaşların için cabadan bir gün daha vermişler.. işte şu anda da o bir tek son günün içinde bulunuyorsun. İşte o son günde ne yapacaksan, her gün onu yapacaksın.

O zaman bu bahçede gezinmem ki, der çocuk
Ne yaparsın ya?
*Ağlarım*

... Dede pırıl pırıl yanan gözleriyle torununun kafasını okşuyor.

Evet diyor çocuğa, bu senin dediğini anlamak için bütün bir ömür harcamak gerekir. Ağlamak.. yalnız gözyaşı dökebilen insan anlayabilir bazı şeylerin hikmetini

Ama insan her zaman ağlayamaz, diyor çocuk.

O zaman da ağlar gibi durmak gerekir.

Biz, hüzün peygamberinin ümmetiyiz diyor dede.. ağlayabilenler ağlar, ağlayamayanlar ağlar gibi yapar.

Ne güzel, diyor çocuk dedesinin başı üzerinde gezinen kuru parmaklarını yoklayarak.. ve ağlar gibi durup, dedesine bakarak "

Gül yetiştiren adam/Rasim Özdenören

Kırın zincirleri ...

bazen "kocaman" yazılar okuyorum ve bu yazıları kocaman adamlar yazıyor zan'ıyorum ...
onlarında oyunlarda sürekli mızıkçılık yapan küçücük çocuklar olduğunu unutuyorum...

eskiden bu kadar edebsiz deildim,sonradan oldu...

"Kedinin fareyle oynadığı gibi.."

Güzel bir farkındalık oluştu ,teşekkürler...
"Kaçma Paranoyası/Şehrayin " yazısında içsesime 'kedi' ismini koymuştum.
burda da yarım kalan parça tamamlandı...İlginÇ..
"Dürüstlüğümden istifade edip 'kedinin fareyle oynadığı gibi' oynuyorsun benimle" ifadenizle artık 'ben'ime de bir ad bulmuş oldum.
"kedinin fareyle oynadığı gibi"
fare 'ben' oluyorum' ... :)

dua ile

/hayat bir gemi
yürüt onu göreyim seni/

Kati gerçekçilik yeterli midir

iyi ki içinden geçeni her önüne gelen yazmıyor,okurken boğuldum bir ara,bir ara nefes almayı kaybettim gidip arayıp buldum...geldim iki cümle yazayım diye...kendi kendimi çok harap ettiğim zamanlarda biri dinlese ne 'hale geliri'bana anlatan bir yazı olmuş...

eğer bir tek sen öyle düşünüyorsan sen yanlışsın diyen sözü anımsadım.ki bir dünyaya yayılmış insan kitlesine seslenen insanlardan birinin sözü bu,küçük bir çemberin içindeki bir kişinin söylemesi arasında öyle büyük bir fark var ki...

ben yine gülümseyeyim ve diyeyim kiii...

-Katı gerçekçilik yeterli mi?Hayalcilik daima hayal kırıklığına mı yol açar?

:)))

...

Kendiyle konuşan bir adamı muhatap almanız dahi büyük bir incelik; onun sözlerini yüzeysel olarak değerlendirmeniz ise büyük bir hata. "Beni" demiyorum, çünkü o sadece yabancıladığı kendiyle konuşan biri. Kendinle değil.

"Bir dünyaya yayılmış insan kitlesine seslenen" zât-ı muhteremin ifadesine değinecek olursak. Muhakkak ki, o da istisnaların kaideyi bozmadığını ve sözü; söylenenin şart, ahval ve dahi asli maksadının ne olduğunun önemsenmesi gerektiğini bilenlerdendir.

Mutluluk tabirine dahi tahammülsüzlük gösteren ve onu budalalık olarak değerlendiren kahramanımıza, " bir dünya adam " nitelemesi ile yaklaşmanız/tevessül etmeye çalışmanız ise ayrı bir hata değil mi hem. Adam, çoğunluk denen olguya karşı belli ki anti pati duymakta. O, " insanların çoğunluğunun sapkınlık üzerine olduğunu ve dalalete çağırdığını söyleyen " ulvi bir sese kulak vermiş belli ki. Ancak, ben yine de hüsn-ü zan ederim ki, bu sözü söyleyen kişi hakkında yanılan yine siz olmalısınız.

Metin vesilesi ile içine düştüğünüzü halet-i ruhiyeyi değerlendirirken, edebi bir ürün ile karşı karşıya olduğunuzu göz ardı etmemelisiniz.

Sevgili Olcay, hayalciliğin karşısında konuşlandırabilmek için için, gerçekçiliğin başına katı takısını yerleştirmenizi anlamak mümkün, lakin bu yolla hakikati yok kılmaya çalışmanızı teessüfle karşıladığımı ifade etmeliyim. Sanırım bu yazıyı okurken sizi hataya sevk eden ana unusurda, bu hatalı paradigma ve yargının payı büyük.

Saygılarımla kardeşim.