renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kepazeliğin Bu Kadarı/28 Şubat'ı Hortlatmak

Kanalım CHP’nin emrinde
Tuncay Özkan

“CHP Gençlik Kolları tarafından düzenlenen "AK Parti’nin 3 Yılı" konulu panel, ilginç konuşmalara sahne oldu.

İstanbul İl Başkanlığı’ndaki panelde konuşan Kanaltürk Televizyonu’nun sahibi Tuncay Özkan, AK Parti’nin iktidardan uzaklaştırılması için kanalının CHP’nin emrinde olduğunu söyledi.

Gençlere “Artık yer altından yer üstüne çıkın” tavsiyesinde bulunan Özkan, “Kongreye kadar sokak organizasyonları yapmazsa gençlik kolları başkanını devirin. Sokaklara çıkıp sesinizi duyurmalısınız. Televizyonumun kameraları sizin yanınızda.” dedi. Bir an önce seçime gidilmesini isteyen Özkan, erken seçimde CHP’nin iktidara geleceğinden emin olduğunu dile getirdi.

Aynı zamanda Kanaltürk Genel Yayın Yönetmeni olan Tuncay Özkan, önceki gece yapılan toplantıda iktidara ağır eleştiriler yöneltti. AK Parti'nin Kürt devleti kurmak istediğini, bu yüzden Kuzey Irak konusunda birçok taviz verdiğini iddia eden Özkan, bölgedeki bütün hastane, yol, havaalanı gibi tesislerin Ankara'dan izin alan müteahhitler tarafından yapıldığını belirtti. Sınır savunmasında da sıkıntılar yaşandığını iddia eden gazeteci Özkan, “Önceden sınır savunmamızı Zaho ve Dahok'tan başlatıyorduk. Şimdi Diyarbakır'ı savunmak için Sivas'a kadar çekildik.” ifadelerini kullandı. Gazeteci Özkan, Gürcistan'daki iki askerî üssün kapatıldığını savunurken, Eduard Şevardnadze'ye sırt dönülerek Rusya yanlısı Mihail Şaakasvili'nin desteklendiğini vurguladı. Tuncay Özkan, daha sonra CHP'li gençlerin sorularını cevapladı. Özkan, “AK Parti, Amerika'ya verdiği tavizlerin karşılığında bir İslam devrimi sözü almış olabilir mi?” sorusu üzerine “Bu, Türkiye gibi ülkeler için çok zor bir çaba. Yalnız, AK Parti'nin İsrail ve Amerika'dan aldığı destek yüzde yüz. Çok zor ama İslam devrimi sözüne kanmış olabilirler.” diye konuştu. “Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın AK Parti iktidarına karşı kurtarıcı olarak darbe yapması nasıl olur?” sorusuna ise Özkan şu karşılığı verdi: “Biz kendi sorunumuzu kendimiz çözmeliyiz. Türk Silahlı Kuvvetleri vatanı korusun yeter. Onun ötesinde gölge etmesin. Türkiye'nin çıkarları ve insanların onuru darbe dönemlerinde ayaklar altına alındı.” (Posta kutuma düşen bir haber işte böyleydi)

28 Şubat'ın yıldönümlerinden birine tekabul eden şu günlerde, pek bir manidar geldi bu malumat bize. Mükerrer aralıklarla sahnelenen filmin, aşina olduğumuz fragmanlarına ne kadar da benzemekte değil mi!? Oyunun gidişatını beğenmeyince, kuralları kendi lehine göre yorumlayan ya da değiştirmek isteyen yönüyle kendilerini hatırladığım mızıkçı çocuklara sanırım bir özür borçluyum. Pedagoji ile psikoloji arasında seviye farkı olduğunu göz önüne almak gerek nitekim. Çokluk olarak mürekkep yalamışlardan müteşekkil olduklarını tahmin ettiğim zevata hukuk dersi falan önermeyeceğim. Ortaya koydukları ilkesizlik, zorbalık ve kepazeliklerin tedavisi hususunda, acilen bir psikologdan yardım almalarını tavsiye etmek doğru tercih olsa gerek. Hitler de okumuş adamdı nitekim!

Artık tarihe karışması gereken rejim ve eğilimlerden ilham alanların, burnuma taşıdığı pis kokulardan duyduğum rahatsızlıktan ötürü kullandığım müstehzi ifadeler için kimseden özür dilemeyeceğim. Asıl, bu tür çıkışlara karşı tepkisiz kalmasının özrü gerektiren bir -tavır ve aslında- tavırsızlık hali olduğunu düşünmekteyim zira. Ve elbette.. mazereti olanlar müstesna!

Kanal Türk, CHP'nin emrindeymiş! CHP demokrat ve hukukun üstünlüğüne inanan bir parti değil mi yoksa!. Hayır hayır! yapılan, kirli ittifak triosuna minik bir katkıdan ibaret sadece. Özkan'ın buram buram ideoloji kokan ifadeleri, son günlerde ivme kazanmaya başlayan yeni ve antidemokratik komploların peşine düşüldüğünün emareleriyle bezeli çünkü. Alakasız şekilde -klasik- vatan hainliği yaftasıyla soslanıp, hezeyan dolu faraziyelerle servis edilmesi bunun en bariz göstergesi. Siyah adamı hedef aldığı için demokrasinin icabı gereği bu kepazeliği makul karşılayanlara, engin denizlerin sığ sularında rastlamak mümkün olabilir elbet. Bunun için, zifir kıvamındaki camlarıyla, muhafazakar ya da dindar olan her adamı siyah tenli, dolayısıyla, yaptığını kötü gösteren ideoloji gözlüklerine sahip olmak; eşantiyon meraklılarının dağıtarak buradan bakmalarını sağlamak işe yaradığı tecrübe edilmiş psikolojik savaş metodlarında biri olsa gerek. O zaman, masallara teşne olduğu için zihinsel ve fiziki yaşı müsait olanlara, kırmızı başlıklı kızı kırmızı örtülü; kurdu ise demokrasi şovalyesi olarak dahi yutturabilirsiniz elbet. Hukuk denilen sosyolojik olgunun üstünlük ve işlevselliğinin, rant, ihanet ve ideolojik nedenlerle yap boz tahtası olmanın ötesine on yıldan fazla geçebildiği görülmüş bir şey değil nitekim bu ülkede. Hukuksuzluk ve ilkesizlik, sonu bir türlü getirilmeyen! anomik dönemlerin makulü ve vazgeçilmezi değil mi! Minareyi çalan kılıfını hazırlayacaktır elbet. Beyaz adam yaptığı için bunların hiç biri suç olmamalı ve ortaya koydukları ilkesizlik ve kepazelik ve ve ve…. olarak nitelenmemeli ilkel dürtüler aşkına.

Ve işte tam da bu sebeple bir anekdot olarak, (bir hafta kadar önce) ‘Anayasa mahkemesi, sol görüşlerin emrindedir’ diyen ve türban hususunda ideolojik yanlı kararlar alındığını eden Prof. Dr. Mustafa Erdoğan'ı iki ayrı davadan altmış bin YTL para cezasına çarptırarak haddini nasıl bildirildiğini hatırlatmak isterim. Bu karar, siyah adamın yanında olan ve beyaz adama yan gözle bakanlara verilmek istenen gözdağından öte bir şey ifade eder acaba?

Hükümet, Kürt devletine hizmet eden vatan hainlerinden müteşekkilmiş! PKK’ya kimin sahip çıktığını ve kimlerin hangi yanlış mücadele usulleriyle yayılmasına sebebiyet verdiğinin farkında olmayacak kadar ahmak mı zannediyorlar bizi. Peki ya ABD’den şeriat rejimi için söz alınmış olabileceği ihtimalinin gündeme getirilmesine ve dincilere –sloganik hafif meşrep ibaresi- hizmet hususundaki iddialara ne demeli. La Fonten’den masallar! Şu ana değin dindarların gasp edilmiş hangi hukuki hakları geri alınabildi. Tüm bunlar, beyaz adamın ayrıcalıklı olmak ve gasp ile elde edilmiş ayrıcalıklarının idamesini talep etmenin ötesinde neyi ifade eder acaba?

Neyi ifade eder? İşte tam da burada, zencilere karşı ittifak triosunun harekete geçtiği hususundaki görüşlerimi yeniden dikkatlerinize arz etmek isterim. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaştığımız ve işgal ettikleri makan ve mevkileri.. ve dolayısı ile rant endişeleri tavan yapanların; son günlerde neşvü nema bulan ve yirmi sekiz şubat mürekkebine batırılarak telif edilmiş köşe yazılarına, konusu ve konukları özenle seçilmiş açık oturumlara ve bültenlere sıkıştırılmış maksatlı haberlere karşı teyakkuzda olmanın tam zamanıdır derim. Bkz. Kirli ittifakın bir kaç ay ve hatta bir kaç hafta içindeki icraatlarına;

Van Üniversitesi rektörünü kalabalık bir güruh eşliğinde hapiste ziyaret ederek gövde gösterisi yapmak.

Benzeri pek çokları gibi usülsüz ya da liyakatsiz şekilde YÖK vekilliği koltuğunda oturan Prof Eşme'nin, demokratik usüllere göre seçilip hareket eden hükümeti mürtecilik nitelemesiyle yurtdışına şikayeti.

Anayasa Mahkemesi'ni türban hususunda yanlı ve ideolojik kararlar aldığı hususunda eleştirdiği için için Prof. Dr. Mustafa Erdoğan'nın 60.000 YTL para cezasına çarptırılarak münevverlerimize gözdağı verilmesi.

Bir öğretmenimizin, -halkımızın dinin inancının gereği olan- başörtüsünü okul dışında takıyor olmasının kötü örnek teşkil ettiği ve eşi örtülü olan bir M.E.B mensubunun yurtdışında görev almasının sakıncalı görülmesine dair kararın Danıştay'ca onanması.

Hususen YÖK mensuplarının ve bir takım medyada köşe başını tutan zevatın - hususen son dönemde- hayali hususlarda hükümet aleyhine harıl harıl telif ve sözlü beyanlarda bulunması.

Gergin zamanlarda PKK'nın! şehir merkezlerine düzenlediği bombalı eylemlerdeki artış.

Kamuyu tedirgin etmek maksadıyla, her şeyin kötüye gittiğine ve bunun tek sorumlusunun hükümet olduğu kanaatini oluşturmaya yönelik yayın ve beyanlar.

Şemdinli vb. olaylar. Küre Operasyonu ve son olarak da Süleyman Demirel'in bir televizyon programında 28 Şubat'ta olanlardan dem vurarak hükümete ve Cumhurbaşkanlığı'na dair talebi olanlara ve dahi halkımıza sunduğu manidar tavsiyeleri.

Ne diyeyim.. bakalım daha neler göreceğiz. Allah sağduyu sahiplerine sabır versin.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Dua edelim

Dua edelim de şu mezhep çatışmaları buralara sıçramasın. Bizim milletin içinde önünü göremeyen çok insan var . Dönem öyle bir hale geldi ki sağı solu arkayı her yanı görmemiz gerekiyor. Baksanıza hükümet Nükleer Santral peşinde sizce bu güne kadar Türkiye'nin enerji sıkıntısı yok mu idi. Hükümete güveniyoruz ama ya güvenmediklerimiz güvendiklerimizi etkisi altına almışsa. Bu nükleer enerji işi bana pek manidar geliyor.
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!...
-Boğamazsın ki!
-Hiçolmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
H

28 Şubat nedir?

Benim gündeme taşımaya çılıştığım mesele, 28 Şubat zihniyeti ve son kontjonktürde bu zihniyeti meşrulaştırma temayülü içinde olup, aba altından sopa göstermeye çalışan eğilimlerdir. Şu an için abartılı ve son derece absürd feveranlarla temayüz etmeye çalışan bu zihniyetin asli hedefi halini almış -zenci metaforunu yakıştırdığım- siyah adamın yanında görünüyor oluşum bu yüzdendir. Dün öğlen üzeri meşhur tezkere onayı için karşısılarında oluşum ve belki yarın akşam üzeri yine karşılarına geçecek olma ihtimalim bu sebepten olmuştur ve olacaktır.

Yeni haberdar olduğum Kenan Evren demeçlerinin, ülkemde siyah adama karşı psikolojik bir savaş başlatıldığı iddiamı perçinlediğini kendi adıma söyleyebilirim. Evet tamtamına psikolojik ve maniple üzerine kurulu bir savaş. 28 Şubat'ın aslen ne olduğunu herkesin yeterince anlayabildiğini sanmıyorum. 28 Şubat yumuşatılmış bir ihtilal, bir kargaşa bastırma metodu değildir. 28 Şubat dindar ve muhafazakarlara karşı açılmış profan ağırlıklı bir savaş ve rant kavgasıdır. Konjonktür 1980'lerle ayniyet unsurları taşımadığı için Kenan Evren'in 28 Şubat'ın yıldönümüne yakın bir zamanda alınmış demeçlerinin ince ayarlı bir maniple olduğunu dikkatlerinize sunmak isterim.

Şu nükleer meseleden haberim yoktu. Demirel ile oturum düzenleyen ekibin yeni mevzuu olduğunu öğrenmem yine manidar oldu. Mesele hakkında malumat sahibi olmadığım için bir şey söylemeyi kendi adıma doğru bulmuyorum. Ancak şunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Bu ülkede, kendine özgü ve bağımsız bir dış politikaya da yakın zamana değin ihtiyaç duyulmuş değildi. Mezhep çatışmalarının buraya sıçrama ihtimaline değinmenize ise pek bir anlam veremediğimi söylemeliyim.

28 Şubat bir "fitne" idi

28 Şubat bir "fitne" idi

"28 Şubat, vitrinlere taş attı. Vitrinlerin camı çerçevesi inince, herkesin gerçek "değeri" ortaya döküldü." Sami HOCAOĞLU

28 Şubat hakkında Sami HOCAOĞLU'nun yazısı mutlaka okunmalı diye düşünüyorum.Zira yaşanan o günler hakkındaki tespitleri dikkate değer.Söz konusu yazı için bakınız:
http://www.yenisafak.com.tr/shocaoglu.html

28 şubat mı hadeee

arşım
O günler geldi ve geçti hepimizden bir şeyler aldı götürdü.
Ancak ;
o bizden gittiği söylenenşeyler o kadar fazlasıyla o kadar erken bizlere dönüp meyveleriini veriyorki ogümleri yapıp orhanizasyonu gerçekleştirenler bile yaptıklarının sadece boş işler olmadığı anlaşılmasın diye hala sağda solda geyik ve kahvehane sohbeti şeklinde(adları forum panel v.b katılanlar başkan sorumlu v.b ünvalar taşısada) kendi mevki ve makamlarınıın devamı için sıcak tutmaya çalışıyorlar.

Eğer onların dediği gibi olsaydı şimdiye kadar çoktan olurdu.
Neden olmadığı ve olmayacağını çok iyi bilirler ancak krallık iki günde olsa krallıktır deyip devam ediyorlar.

ha bu arada biz onların ne ve kim oldukları gayet iyi bilirizdeonlar bizim bilmediğimizi aptal olduğumuzu sanırlar.

AMA BİZLER APTAL DEĞİLİZ.........

"Ey yiğit!Savaştan önce yiğitlik yoktur."

Mevlana , Hz.Peygamberin sözünden hareketle "Sarhoşlar savaş lafı sırasında köpürürler. Savaş koptuğunda köpük gibi hünersizdirler."der.
Böyle imtihanlar olmasaydı çok samanı dene sanırdık. Her imtihan bir harman vaktidir. Ayırır birbirinden dene ile samanı...
En önemlisi de "Er yarın Hak divanında belli olur" var ya işte o...
Ah kendi ellerimizle hazırladığımız çetin sorular. Arap saçı gibi oldular. Ben çözemiyorum çoğunu. Bilen anlayan var ise insaniyet namına bana özel ders versin. Geceniz hayr olsun.